Reklamlar

Archive for the ‘NASİHAT’ Category

Nefis Muhasebesi

İçerisinde bulunduğumuz zilhicce ayı bir senelik amel defterlerimiz kapanıp yenileri açılacağı, hicri senenin son ayıdır.
İdrak sahibi her Müslüman geçip-giden ve bir daha geri gelmeyecek olan kısa dünya ömrünün daima muhasebesini yapmalıdır.
Ayet-i Kerime ve Hadis-i şerifler, bizleri bu muhasebeye davet eder.
Haşr suresinin 18.ayetinde mealen şöyle buyrulur:
”Ey iman edenler; Allah’tan korkun ve herkes, yarın için, yani ahiret hayatı için, önceden ne(gibi ameller) göndermiş olduğuna bir baksın. Allah’tan korkun; çünkü Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”
Hadis-i Şerifte ise sevgili peygamberimiz (sas) şöyle buyuruyor:
“Akıllı kimse, kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için hazırlayan kimsedir. Aciz kimse ise, nefsinin isteklerine tabi olan ve Allah’tan olmadık şeyler isteyen kimsedir.” (Tirmizi, Kıyame 25)
Yüce İslam dini bizler için hem dünya hem de ahret saadetini vaat ediyor.
Bunun için de Hz. Allah’ın nimetlerinden istifade ederken, nimetin sahibini unutmamamız, nankörlük etmememiz ve bizlere olan emir ve yasaklarına uymamız yeterli olmaktadır.
Cenabı Hakka karşı kulluk görevlerimizin başında İman gelir.
Amentü’de ifadesini bulan İman nimeti ile şereflenen kimseleri Cenabı Hakk, Cennetine davet etmektedir.
Bunun için de evvela farzları yerine getirmek, haramlardan sakınmak,
Peygamberimiz (sas)in sünnetine uymak gerekir.
Bütün bu güzelliklerin yanında; bizi Hz. Allah katında en çok sıkıntıya sokacak ve bütün iyiliklerimizi yok edebilecek olan tehlikelerden de sakınmak gerekir.
Bunların başında kul hakları gelir.
İslam dini kul hakkına o kadar önem vermiştir ki; ancak ödenerek veya o kul tarafından helal edilerek kul hakkından kurtulacağı beyan edilmiştir.
Onun için kul hakkı Allahımızın hakkından daha zorludur.
Çünkü Cenabı Hak zengindir, kendi hakkını affedebilir; ama kullar ihtiyaçlıdır.
Haklarını almak isterler.
Ebu Hüreyre Hz.’nin rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resulullah (s.a.s) efendimiz ashabına hitaben; “Müflis kimdir, biliyor musunuz?”  diye sorar. Ashab-ı kiram;“Bize göre müflis, parası ve malı olmayandır.”diye cevap verirler.
Bunun üzerine Resulullah (sas)efendimiz şöyle buyurur;
“Ümmetimden gerçek müflis, kıyamet günü (dağlar gibi ameli ile)namazla, oruçla, zekâtla gelir. (Fakat,)Şuna sövmüş, buna iftira etmiş, bunun malını yemiş, şunun kanını dökmüş, bunu dövmüştür. Buna şu iyiliğinden, şuna şu iyiliğinden verilir. Eğer iyilikleri (verilmesi gerekenlere) yetmeden tükenirse, borçlu olduğu kimselerin günahlarından alınır ve ona verilir. Sonra da (bir
yığın günahla, yüzüstü) cehenneme atılır.” (Müslim-Tirmizi)
Görülüyor ki kul haklarına riayet etmeyen kişiyi yaptığı ibadetler kurtaramıyor.
Bu hususta bütün insanlar eşittir.
Hatta; Müslüman olmayanların hakları Müslümanların hakkından daha tehlikelidir. Onlarla ahirette helalleşmek mümkün olmayacağı için haklarını sonuna kadar almak isterler. Onun için İslam alimleri gayrimüslimlerin haklarına daha fazla hassasiyet göstermişlerdir.
İslam tarihine baktığımızda görüyoruz ki;
Geçmiş ve gelecek günahlarının tamamı bağışlandığı müjdelenen Sevgili peygamberimiz(sas) başta olmak üzere; Ashab-ı kiram, Büyük âlimler ve Allah dostları, sürekli kendilerini hesaba çekmişler, yanlış yapmamak için son derece dikkat göstermişler. Başta kul hakları olmak üzere, bil umum hayvan ve bitki haklarına dahi riayet etmişlerdir. Çünkü Cenab-ı Hakkın adaleti kesindir.
Her hak sahibine hakkını sonuna kadar verecektir.
Zerre miktarı iyilik de zerre miktarı kötülük de İlahi terazide görülecektir.
(Saadet asrından bir misal vermek istiyorum:
Sevgili peygamberimiz(sas),vefatlarına yakın zamanlarda ashabını toplayıp; ”Kimin bende hakkı varsa söylesin, ödeyeyim” buyurur, Ashabtan Hz. Ukkaşe de Resulullahın bir seferden dönerken kendi sırtına kırbaçla vurduğunu söyler ve kısas ister.
Ashab-ı kiram Resulullahın yerine bize vur diye adeta yalvarırlar; fakat o kabul etmez. Nihayet ashabın göz yaşları arasında o kırbaç getirilir, efendimiz mübarek sırtını açar, fakat Hz.Ukkaşe; ”Ya Resulallah ben senin mübarek sırtındaki peygamberlik mührünü görüp,onu öpmek için bunu istemiştim.” diyerek, onun mübarek sırtındaki nübüvvet mührünü öper.
Bu hadise, Fahri kâinatın kul haklarından ne kadar sakındığının açık delillerindendir.
Kâinatın efendisinin bu kadar hassasiyet gösterdiği bir hususta bizlerin ne kadar dikkat etmemiz gerektiğini hepinizin yüksek takdirlerinize arz ediyorum.)
Resulullah Efendimiz (sas) buyuruyor ki:
“Nerede olursan ol Allah-ü Teâlâ’dan kork, yaptığın bir hatadan sonra hemen onu telafi edecek bir iyilik yap, İnsanlara da rıfk ile, yumuşaklık ile muamelede bulun.”

“…Baban o elmayı ısırmasaydı…” tıklayınız…

Reklamlar

ACELENİN ZARARI, SABRIN FAYDASI

Ebu’l-Leys Semerkandî (rah.) Hazretleri buyurdular: Öfkelendiğiniz zaman sabırlı olunuz, acele etmekten sakınınız. Zîra acele etmekte üç zarar, sabretmekte de üç fayda vardır.

Öfkelendiğinde acelede üç zarar vardır: 

Sonunda pişmanlık. İnsanların yanında rezil ve rüsvay olmak. Allâhü Teâlâ katında da azab ve cezaya uğramak.

Sabırda ise üç fayda vardır:

Kalbinde sevinç olur. İnsanlar nazarında övülmeye lâyık olur. Allâhü Teâlâ’dan sevab ve mükâfat bulur.

Yumuşak huyluluğun ve tahammülün evveli acı, fakat sonu tatlıdır. (Tenbîhü’l-Gâfilîn) 


			

MÜSLÜMAN BİR TOPLUMU ÇÖKERTMENİN EN KESTİRME YOLLARI

1. Müslüman Bir Toplumu Çökertmek İstiyorsanız..
Önce ev hanımlığını ve anneliği değersizleştirin ki evde ana kalmasın.
Evde ana kalmayınca nesiller televizyonun ve internetin emzirip büyüttüğü ruhsuz, kimliksiz ve merhametsiz nesiller olarak yetişsin.
[analı babalı yetimler ve kimsesizler olsunlar..]

2. Bir Toplumu Yıkmak İstiyorsanız..
O toplumun babalarını borca, kredi kartı batağına, geçim derdine, işsizliğe ve açlığa mahkûm edin ki ne eşlerine, ne evlatlarına, ne de ailelerine ayıracak vakitleri kalsın. Taksit ödemekten, kirayı denkleştirme derdinden, çocuklarının okul masraflarını düşünmekten başka bir şey düşünmeye mecalleri kalmasın.
3. Bir Toplumu Çürütmek İstiyorsanız..
Evliliği; israf ,gösteriş ve abûk subûk adetlerin lüzumsuz masrafları ile pahalılaştırıp, nikâhsız birlikteliği [zinayı] ucuzlatın ki genç nesiller hayasızlık,ahlâksızlık ve haram yollara tevessül etsin. Zinayı kolaylaştırıp evliliği zorlaştırın ki nesiller, flörtün, ahlaksızlığın pençesinde eriyip gitsin. Aile politikalarıy la, nafaka kanunlarıyla, pozitif ayrımcılıkla aileye darbe üstüne darbe indirin ki toplumun çekirdeği çürüyüp gitsin…
4. Bir Toplumu İfsad Etmek İstiyorsanız..
Helal lokmayı ve helal kazancı zorlaştırın ki; midelere giren haram lokmalarla o toplumun kimliğini, özünü, ruh kökünü ve karakterini değiştirebilesi niz. Faizli esnaf kredileriyle, evlilik ve düğün kredileriyle, BESLER’le, piyangoyla, promosyonlarla bir şekilde herkesi faize ve harama bulaştırın, ayrıca haksız kazançlarla cebini,midesini ve kalbini doldurun… hiç olmazsa faizin tozuna bulaştırın ki o toplum Allah’ın yardımını ve muhafazasını kaybetsin. Midelere giren haram lokmalar, duaların ve ibadetlerin kabul olunmasına engel olsun.

5. Bir Toplumu Bitirmek İstiyorsanız..
O toplumun âlimlerini, hocalarını, imamlarını midelerinden ve ceplerinden yakalayın,baskı ile ekmeğind en olursun korkusu ile korkutun..
ve onları çeşitli şekillerde itibarsızlaştırın ki; toplumu derleyip toparlayacak,onlara rehberlik edecek, istikamet belirleyecek olan âlimlere güven kalmasın. Onları kendi aralarında birbirine düşürün, halkın önünde tartıştırın, her birine farklı bir şey söyletin ki halkın nazarında itibarları zedelensin. İmamları ve hocaları komedi filmlerinin ve fıkraların başkarakteri haline getirip gözden düşürün ki; kriz anlarında rehberlik yapıp safları tahkim edecek kimse kalmasın.
Cemaatleri, dernekleri, tarikatları asli vazifelerinden uzaklaştırıp ihale kovalama ve kadro yerleştirme derdine düşürün..
Onlarla ilgili kafalarda soru işaretleri ve korkular üretin ki toplumu irşad edecek kimse kalmasın. Gençler ortada kalsın ve geleceğiniz yıkılsın.

6. Bir Toplumu Mahvetmek İstiyorsanız..
Öğretmenleri misyonsuz ve vizyonsuz edip itibarsızlaştır ın ki; öğrencileri bile onları ciddiye almasın ve onların üzerinde hiçbir yaptırımları kalmasın. Velilerin fırçaladığı, talebesinin hakaret ettiği, yöneticisinin kıymet vermediği sıradan memurlara dönüşsünler. Sonunda ne bir nesil yetiştirebilecek heyecanları, ne kendilerini geliştirip iyileştirmeleri, ne toplumu ıslah edebilecek aşkları, ne de zorluklarla başa çıkabilecek azimleri kalsın.

7. Bir Toplumu Perişan Etmek İstiyorsanız..
O toplumu dizilerden, yarışma programlarından, yemek, evlilik ve magazin programlarından başlarını kaldıramayacak hale getirin ki; gerçek hayatla bağları kopsun. Diziler vesilesiyle ahlaksızlığı yasak aşk, zinayı seviyeli birliktelik, adatmayı sıradan bir iş olarak gösterin ki; toplumun temelleri sarsılsın. Nesep karışsın nikahsız zina nesilleri doğsun..

8. Bir Toplumu Yok Etmek İstiyorsanız..
Müslüman siyasetçilere güveni sarsın ki Müslümanlar ve İslami siyaset, toplumun nazarında bir umut ve bir alternatif olmaktan çıksın. Siyasi söylemi her daim İslami söylemin üstünde tutun ki hedefler, idealler ve yola niçin çıkıldığı zamanla unutulsun. Siyasi farklılıkları İslami birlikteliklerin önüne geçirin ki gerektiğinde toplumu tek saf haline getirecek hiçbir şey kalmasın.

9. Bir Toplumu Çözmek İstiyorsanız..
Peygamberin; sünnetini ve hadislerini inkar edenlerin önünü açın ve böylelikle resûlüllâhı dini alanın dışına itin ki halkın İslam dini yaşamamız hususunda ki yegâne örnek ortadan kalksın.
10- Sürekli bize Kur’an yeter deyin ki Peygamberin sözünün yerine kendi aklınızı koyup toplumu istediğiniz gibi yönlendirebilesiniz ve Kitap’ı kafanıza göre yorumlayabilesiniz.
11- Geleneği, geçmiş birikimi itibarsızlaştırın ki o toplumun geleceğini de yok edebilesiniz. Bidatleri ve hurafeleri yaygınlaştırın ki hakikati perdeleyebilesiniz.

12. Bir Toplumun Kökünü Kurutmak İstiyorsanız
Özellikle sakallıların, başörtülülerin, namazlıların yalan söylemesini, iftira atmasını, haksızlık yapmasını, kul hakkına girmesini, sözünde durmamasını, borcunu ödememesini, harama bulaşmasını, kirlenmesini, örselenmesini ve yıpranmasını sağlayın ki toplumun Müslüman kimliğe zerrece güveni kalmasın. Müslümanlara olan güveni de bitirebilirseniz.
Ondan sonra artık oturup rahatlıkla kahvenizi yudumlayabilirsiniz.
Çünkü hedefinize ulaşmışsınız demektir.

Bu bir alıntıdır.
PAYLAŞIN ki başta kendimiz olmak üzere değerlerimizi örseleyenleri görüp engel olalım inşââllâh

CÖMERDİN RIZKI BOL OLUR.

Zübeyr bin Avvam (radıyallâhü anh) dedi ki: Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular ki: 

Rabbiniz size ne buyuruyor, biliyor musunuz?

“Ey Âdemoğlu! İnfâk et, ben de sana infâk edeyim. (Sen insanlara karşı) genişlik göster (cömert ol) ki, ben de sana (rızkında) genişlik göstereyim…” 

“Muhakkak rızık kapısı, yedi kat semânın üzerinden Arş-ı Âlâ’ya kadar açıktır. Gece, gündüz kapatılmaz. Allâhü Teâlâ her kişiye niyeti, ihsanı (iyiliği), sadakası ve nafakası miktarınca o kapıdan rızkını indirir.”

İnfâkı çoğaltanın rızkını çoğaltır. (İnfâkı) kısanın rızkını azaltır. (İnfak etmeyip) vermeyene Cenâb-ı Hak da vermez.

Ey Zübeyr! Hem ye hem yedir. Cimri olma, sana da cimri olunur. Verirken sayma, sana da verilirken sayılır. Kısma, sana da verilirken kısılır. Zorlaştırma sana da zorlaştırılır.

Ey Zübeyr! Muhakkak Allâhü Teâlâ infâkı sever, kısmayı da sevmez. Muhakkak cömertlik îmândaki yakînden (yani, şeksiz şüphesiz, kat’î ve hakîkî îmândan) ileri gelir. Cimrilik ise (îmândaki) şüpheden ileri gelir. Yakîn sahibi olan kimse cehenneme girmez. Yakîn sahibi olmayan kimse ise cennete giremez.

Ey Zübeyr! Muhakkak Allâhü Teâlâ yarım hurma ile de olsun cömertliği sever. (İnsanlara zararlı) bir akrep veya yılanı öldürmek ile de olsa şecâati sever.

Ey Zübeyr! Allâhü Teâlâ, belâ ve musîbet anlarında sabrı, günâhı arzuladığı zaman nefsine sâhip çıkmasını sağlayan yakîni, şüpheler geldiği esnada kâmil aklı, haram ve kötü şeylerle karşılaştığında hakîki verâyı sever.

Ey Zübeyr! Din kardeşlerine saygılı ol, evliyâullâhı yücelt, seçkin (hayırlı) kimselere hürmet göster, komşularını ziyâret et. Ve günahkâr kimselerle bir arada bulunma. (Bunlara dikkat edersen) hesapsız ve azapsız cennete girersin.

Ey Zübeyr! İşte bunlar Allâhü Teâlâ’nın bana, benim de sana tavsiyemdir.” (el-Bahru’l-Medîd)

Kaynak/ FAZİLET TAKVİMİ Pazartesi-15-Nisan-2019

EVLÂT YETİŞTİRME

Ayet-i Kerime : “Mal ve evlat vermek suretiyle sizin imdadınıza yetiştik ve cemiyetinizi de çoğalttık.” İsra Suresi, 6. Ayet                                                  

Hadis-i Şerif : “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mesulsünüz.”

Yetişme çağındaki çocuklarımızın dimağlarını   Kur’an-ı Kerim’in nuru ile doldurmak, onları ve kendimizi ebedi hayata hazırlamak üzerimizde farz olan bir vazife; terk ve ihmali ise ağır bir vebaldir. Mevlamız’ın emaneti olan çocuklarımızı, içerisinde bulunduğumuz devrin hastalıklarına, nefis ve şeytanın tuzaklarına terk etmek onları ve bizleri mutlu etmeyeceği gibi Rabbimizi de memnun etmeyecektir.

Necm Suresi’nin 6. Ayeti kerimesinde Hazreti Allah; “Ey İman edenler, siz nefislerinizi ve ehlinizi (ailenizi) cehennem ateşinden koruyunuz” buyuruyor.

Hazret-i Ömer bu ayeti kerimeyi duyunca, ‘Ya Rasülallah,   biz kendimizi koruruz, ehlimizi nasıl koruyacağız?’ diye sorunca, Peygamber Efendimiz (sav); ‘Onları cehennem ateşine sürükleyen şeylerden uzaklaştırarak, helal ve haramı öğreterek’ buyuruyor.

Her anne ve baba, yaratılışından gelen bir duygu ile çocuklarını sever ve şefkatle bağırlarına basar. Onların terbiyesi ile ilgili her külfete isteyerek katlanırlar. Büyüyüp beslenmeleri ve iyi bir insan olarak cemiyete katılmaları için ellerinden gelen gayreti asla esirgemezler. Çoğu kez kendilerini helak etme pahasına da olsa çocuğunun hayat ve sıhhatini muhafaza ederler. Bu nedenlerle olacak ki Allahü Teala Kehf Suresi’nin 46. Ayeti kerimesinde şöyle buyurmaktadır;

 “Mal ve evlat dünya hayatının süsüdür.”

Şayet evlat, salih ve iyi insanların yolunda yürüyenlerden ise Allahü Teala onu da göz bebeği olarak vasıflandırmış ve gerçek müminlerin isteklerinden bahsederek, Furkan Suresi’nin 74. Ayeti kerimesinde şöyle buyurmaktadır;

“Onlar ki, ey Rabbimiz, derler; bize seveceklerimizden ve nesillerimizden gözlerimizin bebeği olacak salih insanlar ihsan et, bizi takva sahiplerine rehber kıl.”

Bu ve benzeri bir  çok ayeti kerimeler açıkça gösteriyor ki, anne ve babalar, çocuklarına karşı fıtraten bir sevgiye sahiptirler. Onlar; ancak sevgi sebebiyle çocuklarına bu kadar bağlı ve fedakardırlar. Eğer sevgi olmasaydı neslin çoğalması ve insanlığın devamı da mümkün olmazdı. Şu halde anne ve baba, insanlığın devamı için elzem olan büyük bir hayat iksirine sahiptirler. Fakat bu sevginin dozajı çok iyi bir şekilde ayarlanmadan çocuklara tezahürü de büyük felaketlere yol açabilir. Sevginin ifrat hali, çocuğu şımartıp bayağılaştıracağı gibi , tefriti veya sevgiyi esirgemek de zararlıdır. Onun için ölçüyü asla kaçırmadan hareket etmek icap etmektedir.

Hadis-i Şerif: ”Hiçbir çocuk yoktur ki İslam fıtratı üzerine doğmasın.”

Bu Hadis-i Şerifin devamında Peygamber Efendimiz (sav); ‘eğer anne ve babası Müslümansa Müslüman, Yahudi veya Hristiyansa Yahudi ve Hristiyan olur’ buyurmuş, çocukların geleceği bakımından ebeveynin etkisini beyan etmiştir. Ayrıca her anne ve babanın İslam nazarında hamileri olarak çocuklarına karşı mesul durumda oldukları da  muhakkaktır.

İşte bu eğitim ve öğretimde anne ve babaya düşen, şüphesiz her konuda olduğu gibi bu konuda da Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayeti kerime vardır. Bunlardan birisi de Lokman Aleyhisselam’ın oğluna nasihatidir. Burada Allahü Teala terbiyenin nasıl olması gerektiğini hikaye yoluyla talim etmektedir.

Rivayet edildiğine göre, Lokman Aleyhisselam’ın oğlu, (adı Sârân olup) 17 yaşında ve kâfir idi. Kendisine verilen bu nasihatler neticesinde küfründen vaz geçerek İslam’a girmiştir.  Bu nasihat Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde anlatılmaktadır;

“Hani Lokman oğluna öğüt verirken şöyle demişti; Oğulcuğum, Allah’a şirk şirk koşma, çünkü şirk elbette büyük bir zulümdür.”

Ayet-i Kerimelerin devamında ise nasihatler şöyle devam etmektedir;

“Oğulcuğum, hakikat yaptığın iyilik ve kötülük bir hardal tanesi kadar olsa, hatta kayanın kovuğunda veya göklerde yahut da yerin dibinde gizlenmiş dahi olsa Allah onu getirir, meydana çıkartır ve hesap sorar.”

“Oğulcağızım, namazını dosdoğru kıl, İyiliği emret, kötülükten de vaz geçirmeye çalış. Sonra bu emir ve nehiy sebebiyle sana isabet edecek şeylere de sabret. Çünkü bunlar kat’i surette emredilen işlerdendir.”

”İnsanlardan kibirlenerek yüz çevirme. Yeryüzünde şımarık yürüme. Zira Allah kibirlenen ve övünen hiç kimseyi sevmez.”

“Yeryüzünde mu’tedil ol. Sesini alçalt. Zira seslerin en çirkini şüphesiz eşeklerin sesidir.”

Dikkat edilecek olursa, önem sırasına göre verilen  bu öğütler,  aynı zamanda çocuğun yaş durumuna göre de bir yol göstermektedir. Çünkü çocuğun öğretimine ilk konuşmaya başladığı zamandan itibaren başlanır, anlayabileceği ifade ve şekillerle bölüm bölüm devam edilir. Ki, Rasülullah (sav):

“İlk konuşmaya başlayan bir çocuğa öncelikle Lâilâhe illallah öğretilirse onun geleceğinden korkulmaz” buyurmuş, öncelikle Allah’ın varlığı, birliği, eşi ve ortağı olmadığını öğretmekle işe başlanılması gerektiğini tavsiye etmiştir.

Lokman Aleyhisselam’ın tavsiyeleri ve bu hadisi şeriflerden de anlaşıldığı üzere çocukların eğitiminde onlara öğretilecek ilk şey; Allah’ın varlığı, birliği ve ortağının olmadığının öğretilmesidir.

Çocukta temyiz alametleri (iyiyi kötüyü ayırt etme alametleri) görülmeye başlayınca onun iyi murakebe edilmesi gerekir, diyen İmam-ı Gazali Hazretleri;

“Bunun ilk işareti de haya duygularının belirtisidir. O, ne vakit utanarak bazı şeyleri terk ederek, bu akıl nurunun onda belirdiğini gösterir, böylece bazı şeyleri çirkin , bazılarını da güzel görür” der ki, bu iyiyi kötüden ayırma çağı olan çocukluktan kurtulma çağıdır. Aşağı yukarı çocuk 7 yaş civarındadır. Bu yaş çocuğa namazın öğretilmesi gereken yaş olarak zikredilir. Lokman as da ahlaki eğitimden sonra oğluna hemen namazı öğretmiştir.

Hiç şüphe yok ki, çocuğun yaşına göre yapılacak olan bu telkinlerin sıra ve dozajı ne kadar önemli ise, eğitici durumda olan anne ve babanın konuşma tarz ve davranışlarının durumu da o kadar önemlidir.

Vaktiyle bir mahallede çok zengin bir adam yaşar. Bu adamın da çok şımarık iki oğlu varmış . Komşuları da bundan çok rahatsız oluyorlar. Yaşlı bir adam şöyle bir tavsiyede bulunuyor; ‘çocuklarına dini eğitim verirsen çok iyi olur,  sen de sevinirsin, çocukların da çok mutlu oluyorlar diyor. Ama adam buna pek rağbet etmiyor.  Aradan biraz zaman geçiyor, bir gün sofrada çocukları ile yemek yerken küçük oğlundan su istiyor, o da sürahi orda kalk iç diye cevap verince, büyük oğlu da; baba sen bu terbiyesize bakma, kalk suyu kendin al, bir bardak da bana getir, diyor. Baba bu hadise karşısında şok olur ama iş işten  çoktan geçmiştir.

Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor;

“Ahirette cennet ehlinin önünde, nurdan taç giydirilmiş kişiler gelecek ve cennet ehli onları gıpta izleyecektir. Rabbimize şöyle soracaklar; ‘Ya Rabbi bunlar peygamber midir? Rabbimiz ‘hayır’ diyecek, peki evliya mıdır? Yine ‘hayır’ diyecek, peki şehit midir bunlar? Diyecekler, rabbimiz yine ‘hayır’ deyince, peki Ya Rabbi bunlar kim? Diye sorunca, Rabbimiz şöyle cevap verecek; bunlar dünyada iken çocuklarına Kur’an-ı Kerim ve ilimlerini öğreten anne babalardır.”

Alçıyı hangi kaba koyarsak ona göre şekilleneceği gibi, çocuklarımızı da nasıl yetiştirirsek ona göre bir hayatları olacaktır.

Unutmayalım ki;

Çocuklarımız bizimle dünyaya gelirler ama bizden değildirler yani bizimle hayatlarına devam etmeyecekler, zamanla kendilerine yeni bir hayat kuracaklar. Bizimle beraber olsalar bile yine bize ait olmayacaklar. Onlara sevgimizi verebiliriz ama düşüncelerimizi değil. Çünkü kendi düşünceleri vardır… Onların bedenlerine bir ev sunabiliriz ama ruhlarına değil. Çünkü onların ruhları bizim hayal bile kuramayacağımız bir geleceğin evindedir. Biz hepimiz bir yayız ve çocuklarımız da o yaydan fırlatılan canlı oklardır. İşte onları hayatın, geleceğin içerisine fırlatırken yanlış düşüncelere, bozuk bir hayatın içerine dalmamaları için maddesi ile manası ile her hali ile çok iyi yetiştirip öyle göndermemiz lazım. Çünkü bugün her dediğimizi yapan çocuklarımız artık ileride bizi dinlemeyip , kendi düşünce ve hallerine göre hareket edecekler.

Şunu da unutmayalım ki;

Arabanızla büyük ve kalabalık bir şehrin sokaklarında seyahat ettiğinizi, daha önce hiç gitmediğiniz bir adresi bulmaya çalıştığınızı ancak kavşaklarda ve dönemeçlerde hiç levha bulunmadığını düşünün. Aradığınız adresi bulmak için kim bilir kaç kez yanlış yola girer, kaç kez kaza atlatırsınız ve belki de kaza yaparsınız.

Doğru ve kabul edilebilir davranışları öğrenmeye çalışan çocuklar için de durum aynıdır. Koyduğunuz sınırlar yol gösteren levhalar gibidir. Sınırlar sanıldığı gibi, çocukların haklarını kısıtlamak, onlara baskı uygulamak değildir. Sınırlar çocuklara korundukları, güvende  oldukları ve değer verildikleri duygusu kazandırır.

Aile içi kurallara uymalarını, iş birliği yapmalarını, otoriteye saygı duymalarını sağlar.  Sorumluluk kazandırır. Sınırlar, onaylanan davranışları tanımlayan, çocuğa hatalı davranışlarını düzeltme fırsatı veren eğitici ve öğretici bir etkiye sahiptir.

Çocuklarımıza her şeyin temelde, daha çocukken kazandırılacağını anlatan şu güzel ve bir o kadar da ibretlik hadiseyi iyi dinleyelim.

‘Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. ’Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak, demiş. Genç ilk günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış ve zamanla daha az çivi çakmaya başlamış . Nihayet bir gün gelmiş ve hiç çivi çakmamış.  Babası ona, ‘aferin iyi davrandın hiç çivi çakmadın şimdi de her kavga etmediğin gün için bir çivi çıkart demiş, çocuk zamanla çivilerin tamamını çıkartmış ama tahtanın her tarafı delik deşik olmuş. Babası demiş ki; oğlum kavga edildiği zaman kötü sözler söylenir, her kelime kalpte kötü iz bırakır, sen özür dilesen bile tahta bir kere delinmiştir, der.

Çocuk yetiştirmek de aynı böyledir. Zamanında düzgün yetişmeyen çocuklara sonradan güzel şeyler öğretilip, iyi insan olmaları için gayret edilse de illa ki eski kötülüklerin eseri o çocukların üzerinde kalacaktır. Ama şu da bir hakikattir ki; zararın neresinden dönülürse kârdır…

Kaynaklar:

  • Kur’an-ı Kerim
  • Kur’an-ı Kerim’de Adab-ı Muaşeret, Prof Dr. M. Zeki Duman, İpek Yayınları
  • Geliştiren Anne Baba, Doğan Cüceloğlu
  • Gerçek Anne, İnsan ve Hayat Kitaplığı
  • Çocuklara Söz Geçirme Sanatı, Ali Çankırılı, Zafer Yayınları…

***

Evlâdına Allâh’ ın kitâbını öğreten kimsenin sevâbı nedir?

YAKUP (A.S)’IN GÖZLERİ NİÇİN KAPANDI .

“…Baban o elmayı ısırmasaydı…”

FIRINCININ DUASI

 

İMÂM-I A’ZAM EBÛ HANÎFE HAZRETLERİNDEN BAZI HAYAT DÜSTURLARI

Her namazdan sonra Kur’ân-ı Kerîm okuyup zikrullah ile meşgul ol. 

Kabirleri ve mübârek makamları ziyâret et.

Her ayın bazı günlerinde oruç tut. 

Nefsinle mücâdele edip ilminle de amel et ki dünya ve âhirette ilminin faydasını göresin.

Elindeki dünya malına, vücûdunun sıhhatli olmasına güvenme. Onlardan hesaba çekileceğini de unutma. Ölümü de asla unutma. 

Bütün işlerinde acele etmeyip temkinli, ihtiyatlı davran.

Konuştuğun zaman sesini çok yükseltme, ancak karşındakinin işitebileceği kadar konuş. 

Günah işlenen bir yere gitme. Küfür ve bid’at ehlinden bir kimse ile bir arada bulunma. Mümkün ise onu dîne davet et.

Bir iş için danışana daima doğruyu söyle. Tamahkâr ve yalancı olma ki mürüvvetsiz olmayasın. Doğruyu yanlışa katma ki, ihânet görmeyesin. Doğruluk, düstûrun olsun. 

Dünya malı değersizdir. Değersiz olan dünya malına karşı hırslı olma. 

Yolda yürürken, sağına soluna fazla bakmadan önüne bakarak vakar ile yürü. 

İlim ehli yanında hakîr olan dünyayı alçak tut ki, Hak Teâlâ’nın yanında daha üstün ve ebedî olan devlete eresin. 

Münâzara usûlünü bilmeyen yahut sırf bir makam kapmak için insanlara türlü meseleler anlatan âlimlerle konuşma. Çünkü onlar, senden çekinmedikleri gibi seni küçük düşürmeye, mahcup etmeye çalışırlar. Senin doğruyu söylediğini bilseler bile yine sana muhâlefet ederler. 

Anne, baba ve hocalarına hayır duâ etmeyi ihmal etme. 

Halkı, Hakk’a meylettirip onlara âhireti hatırlat.

Kaynak / FAZİLET TAKVİMİ Cuma-17-Mayıs-2019

BİR İNSANI NASIL TANIRSINIZ?

Lokman Hakîm Hazretleri oğluna şöyle nasîhatte bulundu: 

“Oğlum! Üç şey, ancak üç zamanda bilinir:  Yumuşak huylu insan ancak öfkelendiği zaman bilinir,  Şecâat ve cesâretli insan ancak harp zamanında bilinir,  Gerçek kardeş de ancak ihtiyaç zamanında bilinir.” 

Bir kişi, Tâbiîn’den bir zâtı yüzüne karşı övünce o zât: 

“Ey Allâh’ın kulu! Beni neden methediyorsun? Öfkelendiğim zaman beni gördün de ağır başlı, halîm, selim biri olarak mı buldun?” demiş. O kişi:

“Hayır.” demiş.   

Yoksa benimle bir yolculuk yaptın da benim yolculukta güzel ahlaklı biri olduğumu mu gördün?” demiş. 

“Hayır” demiş. 

“Peki, bana bir şey emânet ettin de benim güvenilir biri olduğumu mu anladın?” deyince adam: 

“Hayır.” demiş. Bunun üzerine Tâbiîn’den olan zat: 

“Yazık sana! Bir kimseyi şu üç hususta tecrübe etmeden; tanımadan onu methetmek doğru olmaz.” buyurmuş. (Tenbîhü’l-Gâfilîn)