Öne Çıkarılmış Yazı

“De ki : Eğer Allah’ı seviyorsanız, …

de-ki

Hz. ALİ R.A.’IN OĞLU HZ. HASAN EFENDİMİZ’E VASİYETLERİ.

CİHAN DURDUKÇA NUR SAÇAN HİKMET DOLU VASİYETLER

Gözümün nuru oğlum; Hasan’ım! Sen benim hayırlı vekilim ve şerefli temsilcimsin. Şu vasiyetimi can kulağıyla dinle ve ona göre hareket eyle. Bu sana babandan hayırlı bir nasihattir.                                                              Dünya bâzen seni arar gibi iltifat gösterir. Onun bu sahte görünüşüne aldanma! Bâzen de senden kaçar gibi yüz çevirir; döner dolaşır. Ona da ehemmiyet verme! Zira dünya bin erden arda kalan avrat gibidir; kimseye yar olmaz. Onun gelişi, aceleci ve korkak adamın hâli gibi şüpheli ve şikâyetlidir.                                                        Hayrı az, dirliği kısa, alâka ve karşılaması hudutlu, arka çevirmesi felâket ve fecâattir. Elde edilen nimetleri geçici, günâh ve vebâli kalıcıdır…

Öyle ise ömür bitmeden, kudret elden gitmeden, can sağ iken; âhiret perdesi açılmadan, müsâit zamanı fırsat, eldeki imkânı ganîmet bil de, âhiretin için hayırlı ameller hazırla. Kişi dünyada âhireti için ne yaparsa, şüphesiz orada onu bulur. Dünya âhiretin zirâat mahallidir; ne ekilirse o biçilir.

Vefâsız dünyanın hîlesi çok, bir hal üzere kaldığı yoktur. Bir tarafı düzeltir, ıslâh ederse, diğer tarafı bozar, ifsat eder. Birini sevdirse, diğerini kalbinden yaralar. Öteden beri meşrebi (gidişi) budur.

Dünyaya meyledip bağlanmak, sonra aldanıp pişmanlık duymağa sebep olur. Bu fenâ âleminde dâimî kalmak yoktur. Öyle ise ona bel bağlamak aldanmaktır.

Oğlum!

İnsanların hatırına itibar et!; hal ve sözünden kimse incinmesin. Dünya işi için çekişip uğraşmaktan sakın, ihtiyaç olmadıkça bir şeyin arkasına düşme. Yumuşak huylu ol, insanlara kolaylık ve yakınlık göster!…

Oğlum!

Sen zamanın eşsiz hikmetlisi ve büyük efendisisin. Kıymet ve vakarını güzel muhâfaza et. Ömrünü eğlencede geçirme, malını günâha sarf etme ki, dünyadan amelsiz çıkıp da huzûr-u izzete eli boş varmış olmayasın!

Güzel sözünü, güzel amellerinle birleştir ki, iyi meziyetleri, lütuf ve ihsan meyvelerini zâtında toplamış olasın. Bir de yapmayacağın şeyden bahsetme; laftan ziyâde iş görmelisin.

Şurasını da gözden uzak tutma: Her fenâlığın başı zenginliğe muhabbet, hırs ve tamâdır. Bu iki kötü huy, sâlim olan kalbine yol bulmasın!…

Allahü Teâlâ’dan kork ki; tevâzu ehli olasın. Dünya gönlünden silinip uzak bulunsun ki, fazîlet bulup, felâha eresin.

Oğlum!

İyi düşün, ihtiyatlı bulun. Nefsânî arzûlar ve dünyanın görünüşü seni aldatmasın. Dünyada her şey geçicidir. Gizli, kapalı olan şey aranır. Her şey fânî ve yok olucudur; er geç biter, tükenir. Âdemoğlunda ise yalnız kazanmış olduğu iyilikler ve günâhı kalır.

Dünya kâbuslu bir rüyâ gibidir; kendine sarılanı rûhî azapla bezdirir, huzursuz eder. Zâhirde bal gibi tatlı görünür: fakat içi zehir doludur. Zevk ve sefâsı varsa da, gam ve kederle yoğrulmuştur.

Hâsılı dünya; Sonunda nimetleri yok eden, sıkıntıları toplayan, aldatıcı, gaddar adam misâli, verir fakat verdiğini geri alır; alâka gösterir lâkin o hâlinde de bin çeşit hîle gizlidir. Görünen süslerine aldanan harap ve helâk olur.

Oğlum!

Sen başkalarına benzemezsin. Sen Hânedân-ı Nübüvvet (Peygamber torunu) kalp meyvesi, ümmetin göz nûru ve Seyitlikte baş tâcı olduğun gibi, güzel hal ve huyla da mümtaz olmalısın.

Bunun için hükmü ile amel ettiğin takdirde, yüksek kıymetini bir kat daha yükseltecek olan şu vasiyetim  hafızanda bulunsun.

Mekke…

Yaşlı bir adam ve genç bir delikanlı bir köşede oturup konuşmaktalar. Önlerinde iyi giyimli bir adam belirir. Genç olanın önüne bir kese altın koyar.Genç:
– Sağol, paraya ihtiyacım yok.

– Olsun, ben sana veriyorum, ister sen harca, ister fakirlere ver.

Genç fazla ısrar etmez. Keseyi alır hemen hepsini ihtiyacı olduğunu bildiklerine dağıtır.Yaşlı adam aynı akşam genci bir başkasından yardım isterken görür ve sorar:

– Niçin o bir kese altından kendine ayırmadın?

Genç:

-Akşama kadar yaşayacağımı düşünemezdim.

Kaynak: http://kitap.mollacami.com/dini-hikayeler/aksama-kadar-yasamak.html

ELLERİN TEMİZLİĞİ(TIBB-I NEBEVİ’DEN)

İnsanın elleri dışla en çok temas eden ve en çok kirlenen organıdır. Bir de elin yiyip içtiğimiz, ağzımıza burnumuza, kulağımıza soktuğumuz organ olduğunu düşünürsek el yıkamanın ne kadar önemli olduğu ortadadır.
El yıkamak, sağlık açısından büyük önem taşır. Peygamber (as) el yıkama konusunda çok hassas davranmış, bir şey yiyeceği zaman önce ellerini yıkamış, bir şey yedikten sonra yine ellerini yıkamış, yatmış kalkmış, ellerini yıkamış ve yıkamayı tavsiye etmiştir. En önemlisi de yıkanmamış ellerin hastalık nedeni olduğunu bildirmiştir.

***

Peygamber (as) bu konuda şöyle buyurur:
– “Yemeklerden önce ve sonra ellerinizi yıkayınız. Yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamak yemeği bereketlendirir.” (Tirmizi Et‟ime:39)
Hz.Aişe (ra): “Neb-i (sav) bir şey yemek istediğinde ellerini mutlaka yıkardı” demiştir.

***

Enes (ra) peygamber (as) bize şöyle buyurdu:
– “Evinin hayrını arttırmak isteyen yemeklerden önce ve sonra ellerini ağzını yıkasın.” (Ramuz el-Ehadis:396/9)

***

Bir defasında Peygamber (sav) Ashabına şöyle demiştir:
– “Şeytan çok hassastır. Kendinizi ondan sakındırın. Kim elinde et kokusu olduğu halde geceler, sonra da kendisine bir fenalık (hastalık) ulaşırsa o kimse kendinden başkasını suçlamasın.” (Tirmizi Et‟ime:48)
– “Yataktan kalkınca ellerinizi yıkayın. Çünkü ellerinizin gece nerelere dokunduğunu bilemezsiniz.” (Buhari, Vüdu:26)

Yıkanmamış eller mikrop taşır. Sadece insanın kendisinin hasta olmasına neden olmaz, başkalarının da hastalanmasına sebep olur. Bilhassa ilgiye ve bakıma muhtaç olan çocukların sağlığı açısından daha önemlidir.
Kaynak : TIBB-I NEBEVİ / Mustafa ÖSELMİŞ Sayfa 30

***

“Size iki şey bırakıyorum. (Bunlara tutunursanız) asla dalâlete düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve sünnetim. Bu ikisi (kıyamette) havz(ı kevserin yanın)a kadar ayrılmadan beraberce geleceklerdir.”  Veda Hutbesinden(Hâkim, el-Müstedrek, 1/93) 

***

ÂFİYET NEDİR?

HZ. ALİ’DEN (R.A.) SIHHAT DÜSTURLARI:

SAĞLIĞI KORUMAK

Böyle Ucuz Saltanat Bize Lazım Değil.

Tavuk yemeden önce okuyun!(Fiziksel olarak bozuk olan yiyecekler nasıl insanı fiziken rahatsız ediyorsa ve hayatımız söz konusu olabiliyorsa, dinimize uygun olmadan hazırlanan gıda ve içeceklerde manevi hayatımızı etkiler.)

BOŞ KONUŞMAYI BIRAK ZİKRE SARIL

İbrahim bin Edhem (rah.) dünyalık sözler konuşan birisini gördü. Hemen onun sözünü kesti ve dedi ki:

“Sen bu konuştuğun sözlerden sevap mı ümid ediyorsun?” Adam “Hayır” dedi.

“Peki, bundan dolayı azaba uğramayacağından emin mi oluyorsun?” Adam: “Hayır” deyince İbrahim bin Edhem Hazretleri şöyle buyurdu:

“Öyleyse sevâbını ummadığın, azâbından da emin olmadığın sözü niçin konuşuyorsun? Sen bu sözleri bırak, Allâhü Teâlâ’yı zikre sarıl.” (Tenbîhu’l-Gâfilin)

İHLÂS-I ŞERİF SURESİNİN FAZİLETİ

İçerisinde bulunduğumuz Receb-i şerif, Allahımızın ayıdır.Bu ayda kulluk vecibelerimize daha çok dikkat etmek; tevbe ve istiğfara ağırlık vermek, nafile namazlar kılmak ve hususen, Cenab-ı Hakk’ın zatından bahseden ihlas suresini bol okumak tavsiye edilir.Hadis-i şerifte şöyle buyrulur: Kul hüvallâhü ehad sûresi Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birine denktir.” (Terğıp C 3 sh. 433,Riyazüs salihin,1014)

İslam âlimleri buradaki müjdeyi izah ederlerken,bazıları bunu;

Kur’an-ı Kerimin muhtevasının üçte biri şeklinde de izah etmişlerdir.

Çünkü; Kur’anın ihtiva ettiği bilgiler temelde üç kısma ayrılır:

Birincisi Tevhid inancı, İkincisi şeriat(yani ibadet ve muameleler),üçüncü olarak da İslam ahlâkı. Fakat ibadet ve ahlak da evvela tevhit inancına bağlıdırlar.

İhlâs sûresi tevhidin temelini teşkil etmesi ile Kur’anın üçte birine denktir.

Bu denklik, ihtivâ ettiği ilim ve mâna derinliği ile ilgili olduğu gibi, sevabıyla da ilgilidir. Pek çok hadis-i şerif bunu müjdelemektedir.

Sadece Hz.Allah’ın zatından bahseden bu sureyi derin bir tefekkür ile okuyanlar, Cenab-ı Hakkın büyüklüğü, kudret ve azametini anlaması itibarı ile çok büyük manevi derece elde ederler. Zaten insanın yaratılış gayesi de Rabbisini tanıyıp ona kulluk etmektir.

( Bir hadisi şerifte şöyle buyrulur:

“Yedi kat gökler ve yedi kat yer, ‘Kul hüvallâhü ehad’ üzerine kurulmuştur.

 (Yani onlar, Allâhü Teâlâ’nın birliğine delâlet için yaratılmışlardır).” (Câmiu’l-Kebîr)

Bu sure-i Celile’nin (her Müslümanın bilmesi, haberdar olması gereken) yüce meali kısaca şu şekildedir:

“De ki,ey Habibim O Allah birdir.(Eşi,benzeri,ortağı olmayan tek ilahtır.)

 Allah, Samed’dir. (Yani,Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, fakat ezelde ve ebedde her varlığın Kendisine muhtaç olup, Kendisine sığındığı Zâttır.)

“O’ndan çocuk olmamıştır (kimsenin babası değildir), kendisi de doğmamıştır. (kimsenin çocuğu değildir).Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir, olamaz.”

Bu sure-i celile, Allah’a şirk koşan Mekke müşriklerine, Üç ilah iddia eden Hıristiyanlara ve kıyamete kadar gizli veya açık şirke karşı bir cevaptır.

Onun için şirkin zıddı olan tevhid ve ihlas bu surenin muhtevasında olduğundan İhlas suresi diye isim verilmiştir. Bu sureyi usulüne uygun bolca okuyanların gizli ve açık şirkten kurtulmalarına da müjde vardır.

( Ayrıca pek çok hadisi şerifte bu sure-i celilenin büyüklüğü müjdelenmiştir.

Hz.Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, bir adam:

–Ben şu “kul hüvellahü ahad” sûresini seviyorum, dedi. Peygamberimiz (sas):

“Şüphesiz ki onun sevgisi seni cennete götürür.” buyurdular.(Riyazüssalihin,1015))

Hz. Aişe Radıyallahü Anha’nın bildirdiğine göre Rasülü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz;

 Her gece yatağına geldiğinde ellerini birleştirerek avuçlarının içine; İhlas, Felak ve Nas surelerini üç defa okuyup iki eliyle vücudundan yetiştiği yere kadar üç defa sıvazlardı, bunu aynı zamanda mühim bir yere giderken de yapardı.(Buhari,Tirmizi)

Böyle yapanların günahları afv olacağı ve o gece ölürse şehitlerden yazılacağı da müjdelenmiştir.

Bu mübarek sure ne kadar okunursa fazilet ve bereketi de o kadar artmaktadır.

 (Bir gün Resulullah (sas)efendimiz ashabına hitaben; “Her kim ‘Kul hüvellâhü ehad’ sûresini on defa okursa, Allah (azze ve celle) onun için cennette bir köşk yapar.” Buyurmuşlardı. Bunun üzerine Ömer bin Hattab (r.a.) “Öyleyse ben bunu çok okuyacağım yâ Resûlallah” dedi. Resûlullah (s.a.v.) de “Allâhü Teâlâ (nın hayrı) daha çok ve daha güzeldir.buyurdular. (Fazilet takvimi, 04.04.2017)

  Hadisi şeriflerde şöyle müjdelenir:

(“Kim bir kabristandan geçer de İhlası şerifi on bir defa okur, sonra sevabını ölülere hediye ederse, okuyana kabristandaki ölüler adedince sevap verilir.”)

 (“Kim her gün elli defa İhlası şerif okursa kıyâmet gününde ona: “Ey Allâhü Teâlâ’yı medheden kişi, kalk ve cennete gir” denilir. )(Tebarani Mü’cemü’s-sağir C 2 Sh.781)

( “Kim namaz abdesti gibi kâmil abdest alıp Fâtiha ile başlayarak İhlas sûresini yüz defa okursa Allâhü Teâlâ her harf için on hasene (sevap) yazar, on derece yükseltir ve cennette o kişiye  on köşk binâ olunur.”) (Beyhakî,Şuabül İman)

(“Kim her gün İhlas sûresini iki yüz defa okursa -kul hakkı hâriç- elli senelik günahları bağışlanır.”) (Tirmizî)  (04.04.2017 Fazilet takviminden)

Hz. Ali efendimizin müjdesine göre; Cenab-ı Hakk, Ümmeti Muhammed’e azap etmek istese idi, onlara İhlası şerif suresini ve Ramazanı şerif ayını ihsan etmezdi.

Unutmayalım ki; Mevla’mızın emir ve yasakları hepsinin üstünde sevap ve  dereceye sahiptir. Bu tür nafileler ise manevi takviyedir, yardımdır.

Ayrıca; bu tür okumaların evvelinde, Kur’an-ı Kerimin anahtarı olan Fatiha-i şerife okunur. Namaz dışında okunurken her birerinde besmele okunur.

Aslında, Kur’an-ı Kerimin tamamı bizler için nimettir.

İhlas-ı şerifin değeri ise çok farklıdır. Rabbimizin bu ümmete hususi ikramıdır.

***

İhlas-ı Şerif Melekleri ile Yardım İsteğinde Bulunmak Tıklayınız…

***

RECEB’E TAZİM EDEN KABRİNDE YALNIZ DEĞİLDİR

Beyt-i Makdis’de ibadetine düşkün bir kadın vardı. Receb ayı geldiği zaman bu aya tazim kastı ile her gün 11 defa İhlası Şerifi okurdu. Kıymetli ve pahalı elbiselerini çıkarır, eski ve değersiz elbiseler giyerdi. Yine bir Receb ayında hastalandı. Eski elbiseleri ile defnedilmesini vasiyet etti. Oğlu, insanlara gösteriş için değerli kumaşlar ile kefenledi. Rüyada oğluna dedi ki:

-“Oğlum! Niye vasiyetimi tutmadın.” Kabrini kazdı, fakat mezarında bulamadı. Hayret ve üzüntü ile ağlamaya başladı. O esnada şöyle bir ses duydu:

-“Bilmez misin ki, bizim ayımız Receb’e tazim eden kabrinde yalnız başına bırakılmaz.” (Zübdet-ül Vaiz”in’den)

 

 

HAFAZA MELEKLERİNİN İŞİTMEDİĞİ AMEL

Hafaza Meleklerinin işitmediği zikir (zikr-i hafî), işittikleri üzerine yetmiş kat ziyâde olur. Denildi ki bu zikir, zikr-i kalbîdir.

Cenâb-ı Hak bütün mahlûkâtı, bütün kullarını topladığı zaman Hafaza Melekleri bütün yazdıklarıyla ve muhâfaza ettikleriyle gelirler. Cenâb-ı Hak bazı husûsî kulları için:

“(Ey meleklerim) Bakın! Bu kulumun amel defterinde başka bir şey kaldı mı?” buyurur.

Hafaza Melekleri: “Yâ Rabbi, hiçbir şey kalmadı. Biz yazılmadık hiçbir şey bırakmadık.” derler.

Melekler böyle deyince Cenâb-ı Hak, o husûsî kullarına nazar ederek buyurur ki: “Senin için benim indimde, benden başka kimsenin bilmediği bir hazîne vardır ki onun mükâfâtını ancak ben veririm.” (Feyzu’l-Kadîr)

Padişah Niçin Cennetlik, Âbid Niçin Cehennemlik Olur?

Padişahlardan birisi bir âbide sordu:

“Hiç bizi hatırladığın var mı?” dedi. Âbid :

“Evet ne zaman Cenab-ı  Hakkı unutursam o zaman hatırlarım.” dedi.

Birisini Cenab-ı  Hakk kapısından sürerse, o zavallı her tarafa koşar;  fakat birisini Cenab-ı Hakk çağırırsa onu  kimsenin kapısına koşturmaz.

 ***

İyi adamlardan birisi rüyasında bir padişahı cennette, bir âbidi cehennemde gördü.

Bu adam, hükemâdan birisine:

“Padişahın böyle âlî dereceler bulmasının, âbidin böyle çukurlara, düşmesinin sebebi, hikmeti nedir? Biz bunun aksini zannerderdik!…” diye sordu. Hakim şöyle cevap verdi:

“Padişah dervişlere muhabbet sebebiyle cennetlik, âbid padişahlara yaklaşmak sebebiyle cehennemlik olmuştur.” dedi.  

Fakirin kapsını çalan ve bunun halini, hatırını soran emîr ne güzel emîrdir.  Emîrin kapısında bulunan, ondan ihsan dilenen fakir ne kötü fakirdir.

Hırka, çul, palas, yamalı elbise ne işine yarar? Bunlar ile adam olamazsın. Allah’a varamazsın.  Eğer adam olmak istiyorsan kendini fena işlerden uzak tut! Derviş olmak için kuzu derisinden yapılmış âdi serpuşa(başlık, baş örten, şapka) hacet yoktur. Sen ahlâkça, sıfatça derviş  ol da, istersen başına  tatar külâhı koy.

Kaynak : Gülistan 83 Sayfa

Cennet Kadınlarının Efendisi Tıklayınız…