“De ki : Eğer Allah’ı seviyorsanız, …

de-ki

ŞEYTAN NASIL ALDATIR?

Şeytân-ı laîn, âbid bir zâta “Âdemoğlunu nasıl yoldan çıkaracağımı öğrenmek ister misin?” deyince, âbid zât “Evet, öğrenmek isterim. Âdemoğlunu hangi şeylerle idlâl ediyorsun, yoldan çıkarıyorsun?” dedi. Şeytan:

“Üç şeyle onları yoldan çıkarırım: Aşırı cimrilik, öfke ve sarhoşlukla.” dedi ve şöyle devam etti:

“İnsan aşırı cimri olunca onun gözünde malını az gösteririm. Böylece malın hakkını vermez olur ve başkalarının mallarına rağbet etmeye başlar.

İnsan sarhoş olduğu zaman, koyun kulağından tutulup götürüldüğü gibi, biz de onu istediğimiz her kötülüğe götürürüz.” diye cevap verdi. 

İnsan çok öfkeli olduğu zaman çocukların topla oynadığı gibi biz de onunla aramızda oynarız, onu döndürürüz. Duâsıyla ölüleri diriltecek biri bile olsa ondan ümidimizi kesmeyiz. Bir kelime ile yıkılır, yok olur.

Öyleyse öfkelenen kişinin, şeytanın esiri olmamak için sabretmesi ve amellerini mahvetmemesi lazımdır. (Tenbîhü’l-Gâfilîn)

/ FAZİLET TAKVİMİ Perşembe-13-Haziran-2019

Reklamlar

“… Beğenmediğin Her Şey İçin…”

İbadetin Özü Dua

DUALARIN KABUL OLMASI İÇİN

DUA HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

Kur’an-ı Kerimden Dualar

Dûa Etmek, Duaların Karşılığı

KUL HAKKI VE DUA

Şer Bilinen Hadiseler ve Duaların Sonucu

DUÂNIN ÂDÂBINDAN

Dua Eden Adama Hazreti Musa’nın Acıması ve Hazreti Allah’ın Hazreti Musa’ya Cevabı

Demircinin Büyük Makama Ulaşmasının Sırrı

Bedevinin Duası

FIRINCININ DUASI

VAKIA DUASI, MANASI VE VAKIA SURESİNİ OKUMA USULÜ

 

Yaz Tatili, Dinlenme Zamanı mıdır?

Tatiller; her ne kadar dinlenme zamanı gibi olsa da, günümüz şartlarında şuur sahibi Müslümanlar için, Sevgili Peygamberimiz (sas) in, onun emaneti olan yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ve dinimizin güzelliklerinin çocuklarımıza öğretildiği, küçükten kalplerine nakşedildiği, manevi açlık ve susuzluklarının kısmen de olsa telafi edilmeye çalışıldığı zamanlardır.

Bu hizmet, her dönemde öncelikli olarak mühimken;  içerisinde bulunduğumuz dönem ve özellikle çocuklarımızın maruz kaldığı ağır fitne düşünülünce bu işin ehemmiyeti ve önceliği daha da artmaktadır.

Öyle ki, her şeyin madde ile ölçüldüğü, İslami edep ve terbiyenin yok sayıldığı, özellikle sosyal medya ve sanal dünyanın hiçbir sorumluluk ve ürperti duymadan dini değerlerimize saldırıp kalplerimizdeki imanı hedef aldığı bir devirde, Kuran-ı Kerime sarılmak, onun hükümlerini öğrenmek, sonra da terbiyesi ile memur olduğumuz çocuklarımıza öğretmek hepimizin kurtuluşudur.

Nitekim,Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir gün ashabına hitaben şöyle buyurdular:

“Muhakkak ileride zifiri karanlık geceler gibi fitneler olacak.” Eshâbı Kiram, “Ey Allah’ın Resûlü ondan kurtuluş nasıl olur?” dediler. Efendimiz (S.A.V.) buyurdular ki;

“Yüce Allah’ın kitabıyla ki, onda sizden öncekilerin haberleri, sizden sonrakilerin haberleri ve sizin aranızdaki mes’elelerle ilgili hükümler vardır. O bir eğlence vâsıtası değildir. Hak ile bâtılı ayıran ilâhi bir kelâmdır. Kim onu kibirlenerek terk ederse Hz.Allah onun belini kırar. Kim de doğru yolu ondan başkasında ararsa, Allah onu sapıklığa düşürür. O Allah’ın sağlam bir ipidir. Apaçık bir nurudur. Hikmet dolu sözleridir. Dosdoğru bir yoldur. Yine O öyle bir kitaptır ki, onun sâyesinde insan sapıtmaz, bâtıl fikirlere kanmaz. O İnsanları doğru inanç ve sâlih amellere götürür. Âlimler ona doymaz, takva sahiplari ondan usanmazlar. Onun ilmini bilen ilerler, onunla amel eden sevap kazanır. Onunla hükmeden âdil olur, ona sımsıkı sarılan doğru yolu bulur.” (Müsned C1 Sh. 91 & Elmalı C. 1 Mukaddime)

Hadis-i Şerif’te şöyle buyruluyor:

“Sizin en hayırlılarınız Kuranı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” Diğer bir Hadis-i Şerifte de şöyle buyrulmaktadır: “Sadece şu iki kimseye gıpta edilir: Biri Allah’ın kendisine Kur’an’ı verdiği ve gece gündüz onunla meşgul olan kimse; diğeri de Allah’ın kendisine mal verdiği ve bumalı gece gündüz Allah yolunda harcayan kimse.”

Fatır suresinin 29 ve 30.ayeti kerimelerinde Yüce Mevla’mız şöyle buyuruyor:

“Hz. Allah’ın kitabını okumaya devam edenler, namazı dosdoğru kılanlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve aşikâr infak edenler ,kat’iyyen kesat(azlık, kıtlık, yokluk, ticarette durgunluk) bulmayacak bir kazanç umabilirler. Çünkü (Hz.Allah) onların mükâfatlarını eksiksiz olarak verir. Onlara fazlından ziyadesini de verir. Şüphesiz O, çok bağışlayan, çok nimet verendir.” (Fatır suresi 29-30)

Âlemdeki ve Nefislerdeki Cümle Putları Silmek İçin

       

          …

         Nefsin hastalıklarından kurtulmayı son nefese kadar düşünmek mecburiyeti vardır.

         Âlemde ve nefislerde ne kadar put varsa cümlesini silmek için : Lâilâhe illallah Kudsî Kelimesi konmuştur. Bu güzel kelimede nefsin temizlenip islah edilmesi için pek büyük esrar ve menfaat vardır. Tarikat büyükleri nefsi temizlemek hususunda bu Kudsî Kelimeyi tatbik etmişlerdir. Nefse azgınlık gelip de ahdi bozmak cür’etinde bulunursa, bu Kelime-i Tayyibeyi tekrar ederek imanı tazelemek icab eder.

         H.Ş.’de : “ Lâilâhe illallah kelimesi ile imanınızı yenileyiniz.” Buyruluyor. Hiçbir zaman bu Kelime-i Tayyibe’nin tekrarından hâlî(boş, gafil) olmayınız. Nefs-i Emmâre, kötülükleri emreden makamda oldukça, bu Kelime-i Tayyibe onun ilacıdır.

         H.Ş.’de : “Eğer semâvât ve arz, terazinin bir tarafına, bu Kelime-i Kudsiye bir tarafına konmuş olsa, Kelime-i Tevhid tarafı ağır gelir.” buyurulmuştur.

         Kaynak : Mektubat-ı Şerif’ten Seçmeler Sayfa 20

***

         Enes b. Malik’in (r.a) rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

        “Ey insanlar! Kim Allâhü Teâlâ’nın yarattığı bir şeyden duyduğu hayret sebebiyle ‘Lâ ilâhe illallâh’ derse Allâhü Teâlâ her harfi için üzerinde dünya günlerinin sayısı kadar yaprak bulunan ve her bir yaprağın o kişi için istiğfar ettiği ve kıyâmete kadar onun adına Allâhü Teâlâ’yı tesbih ettiği bir ağaç yaratır.”

         Kaynak : Fazilet Takvimi 27 Eylül 2012

***

         EN YÜCE KELİME: “LÂ İLÂHE İLLALLÂH MUHAMMEDÜN RESÛLULLAH” tıklayınız…

         YEDİ KELİME tıklayınız…

 

 

 

Hayırlı Bayramlar

ramazantebrik

‘Şükür Bayramı’ nasıl ‘Şeker Bayramı’ oldu?

Şeker Bayramı, daha doğrusu Şükür Bayramı

ESKİLERİN her bayram tekrar ettikleri güzel bir söz vardı; “Rûzun hemîşe ıyd ola, ıydin saîd ola” derlerdi.

“Her günün bayram, bayramın mübarek olsun” demekti. 

Bugün bayram; sizlerin de her gününüz bayram gibi, bayramınız da kutlu olsun! 

Şimdi genellikle “Ramazan Bayramı” denen bu bayram, bundan 20-25 sene öncesine kadar genellikle şehirlerde “Şeker Bayramı” diye bilinirdi. 

Daha da eskisini soracak olursanız, o devirlerde “Ramazan”“şeker” yahut “Kurban Bayramı” ayırımı yokmuş; eskiler her iki bayram için de “bayram”ın Arapça karşılığı olan “ıyd” sözünü kullanırlarmış… Sohbet sırasında yahut yazıda hangi bayramın kastedildiği cümlenin siyakından, yani gelişinden zaten anlaşıldığı için ayırım yapmaya lüzum da hissetmezlermiş… 

BU SÖZ NEREDEN GELİR? 

Eski mektuplara, gazetelere, hattâ kartpostallara bakarsanız bunun böyle olduğunu, sadece tek bir ifadenin, “mübarek bayram” mânâsına gelen “ıyd-i said” sözünün kullanıldığını ama nadiren de olsa mutlaka bir ayırım yapılması gerektiğinde Şeker Bayramı’na “ıyd-i fıtr”, Kurban Bayramı için “ıyd-i edhâ” denmiş olduğunu görürsünüz.

“Kurban Bayramı”nın isminin nereden geldiği adından belli, o gün kurban kesildiği için böyle denmiş… 

Peki, şimdi “Ramazan Bayramı” olan eskinin “Şeker Bayramı”na bu ismin neden verildiğini merak etmiş olabilirsiniz; eskiden milletin bayramda birbirine şeker dağıtması âdeti falan da olmadığı halde… 

Yukarıda söyledim, eskiler Şeker Bayramı’na “ıyd-i fıtr” derlerdi; bu “yaratılış” ve “oruç görevinin tamamlanması bayramı” demekti… Kurban Bayramı da “kurban” anlamına gelen “edhâ” kelimesinden hareketle “ıyd-i edhâ” olurdu. 

Eski asırlarda, bugün de olduğu gibi Ramazan nihayete erince dinî mükellefiyetlerini yani oruç tutma vazifelerini ifa edebilenler, görevlerini yerine getirmenin verdiği memnuniyetle “Allah’a şükürler olsun, oruç ve diğer ibadetlerimizi yerine getirdik ve mübarek bir Ramazan ayını daha hayırlısı ile idrâk ettik” derlerdi. İfadede geçen “şükür” kelimesi zamanla bayramın da ismi oldu ve Ramazan Bayramı’na asırlarca “Şükür Bayramı” dendi. 

Derken, “şükür” kelimesi “şeker”e döndü ve “Şükür Bayramı” da “Şeker Bayramı” haline geliverdi! 

BİR OKUMA HATASI

Kelimenin değişmesinin sebebi, bir okuma hatasıydı… 

“Şükür” ve “şeker” kelimeleri eski harflerle aynı şekilde yani “şın-kef-rı”ile yazılırlar. Metinde geçen kelimenin “şükür” mü yoksa “şeker” mi olduğu sözün gelişinden anlaşılır ve kelime nasıl gerekiyorsa öyle okunur. 

Halkın “Şükür Bayramı” dediği eskinin “ıyd-i fıtr”ının zamanla “Şeker Bayramı” hâlini almasının sebebi, işte bu okuma hatası idi. Asırlar boyunca doğru şekilde, yani “şükür” diye okunan kelime sonraları bu hatâ neticesinde “şeker” zannedilince bayramın ismi de değişiverdi..

Kaynak : https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/1104057-seker-bayrami-daha-dogrusu-sukur-bayrami

SILA-İ RAHİM RAHMETE VE CENNETE YAKLAŞTIRIR.

Bir a’râbî, Resûlullâh’ın (s.a.v.) devesinin yularından tuttu ve: “Yâ Resûlallâh! Beni, cennete yaklaştırıp cehennemden uzaklaştıracak bir ameli bana söyleyiniz.” dedi. Resûlullah (s.a.v.), “Allâh’a ortak koşmadan ona ibâdet et, namazı kıl, zekâtı ver ve sıla-i rahim yap (akrabâlarını ziyâret et).” buyurdu.

Abdullah bin Ebû Evfâ (r.a.) anlattı: Bir arefe akşamı Resûlullâh’ın (s.a.v.) huzûrunda oturuyorduk. O sırada Resûlullah Efendimiz (s.a.v.): “Sıla-i rahim yapmayan (akrabalarıyla alâkasını kesen) kimse bizimle birlikte oturmasın; yanımızdan kalksın.” buyurdular. Bunun üzerine, halkanın en sonunda bulunan bir kişi kalkıp gitti ve fazla zaman geçmeden tekrar geldi. 

Resûlullah (s.a.v): “Halkadan senden başka kimse kalkmadı. Sen neden gittin?” buyurunca: “Yâ Resûlallah! Sizin söylediklerinizi işitince, hemen teyzemin yanına gittim. O, bana dargındı. Beni görünce, ‘Seni buraya getiren sebep nedir? Sen böyle yapmazdın.’ dedi. Ben de sizin buyurduklarınızı ona haber verdim. Bunun üzerine birbirimizden özür diledik. Birbirimiz için Allâhü Teâlâ’ya istiğfar ettik.” dedi. 

Resûlullah (s.a.v): “Güzel bir şey yaptın, oturabilirsin.” buyurduktan sonra: “Dikkat ediniz! Allâh’ın rahmeti, içinde birbirine dargın olanların bulunduğu bir topluluğa inmez.” buyurdular.

Fakîh Ebu’l-Leys es-Semerkandî (rh.) buyurdu ki: Bu hadîs-i şerîf, kişinin akrabaları ile alâkasını kesmesinin büyük günahlardan olduğuna delâlet eder. Çünkü bu dargınlık, o kimseye ve yanındakilere Allâh’ın rahmetinin inmesine mâni olur. Bunun için sıla-i rahmi (yakın akraba ile alâkasını) kesen Müslümanın tevbe etmesi, işlediği bu günahtan dolayı Allah’tan mağfiret dilemesi ve onları ziyâret etmesi lazımdır. (Tenbîhü’l-Gâfilîn)

/ FAZİLET TAKVİMİ Salı-04-Haziran-2019