“De ki : Eğer Allah’ı seviyorsanız, …

de-ki

O’na(SAS) benzeyebilmek.

Ayakları şişerdi, o öpülesi ayakları. Ama bizim gibi sabahlara kadar gezmekten değil, sabaha kadar ibadet etmekten. Az yerdi, ama bizim gibi rejim yapmak için değil, fakirliği seçtiğinden. Gece gündüz ağlardı, o ağlayınca meleklerin gözleri dolardı ama bizim gibi pembe diziler yüzünden değil, mevlaya olan aşkından. Ne kadar farklıyız değil mi Allah rasülünden. Mevla bütün amellerimiz ve niyetlerimizle ona benzemeyi nasip etsin. Amin.
Hayırlı cumalar.

Mevlid Kandili

Bu akşam; Sevgili Peygamberimiz, şefaatçimiz, efendimiz (sav) in dünyamızı şereflendirdiği Mevlid kandilidir. 

Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa (sas),

Miladi 571 yılında Rebiul Evvelin 12 sine rastlayan bir Pazartesi sabahı;

Mekke-i Mükerreme’ de dünyayı şereflendirdi.

(Efendimiz (sas) in vefatı da yine Rebiul evvelin 12’si pazartesine rastlar.)

Onun dünyaya şeref verişi, dünya tarihinin en önemli olayıdır.

Bu sebeple o gece yeryüzünde nice harikulade olaylar meydana geldi.

Anlayanlar için bunlar çok önemli işaretlerdi. Dedesi Abdülmuttalib, torununun doğumunu haber alınca son derece sevindi.

Bir ziyafet tertip ederek Kureyş’ in ileri gelenlerini davet etti. Misafirlerine torununun doğumunu haber verip ona Muhammed” ismini verdiğini açıkladı.

Bu mübarek isim, Abdülmuttalib’in soyundan hiç kimsede yoktu. Onun için kendisine bu ismi vermesinin sebebi sorulduğunda şu cevabı vermişti:

“Onu, gökte meleklerin yerde insanların çok öveceğini umuyorum, bu sebeple ona bu adı koyuyorum.”

(Muhammed, ziyadesi ile övülen demektir ki, Resul-i Ekrem’in en meşhur ismidir.

Bu isim Kuranı kerimde de 4 defa zikredilmiştir.)

Cenabı Hak ilk önce onun nurunu yarattı. Sonra o nur’dan bütün kâinatı yarattı. Yaratılmışların ilki odur. Mahşerde ilk diriltilecek de odur.

 (Büyük İslam âlimi imam-ı Rabbani hz. Peygamberimiz (sas)den bahsederken;

”Ben Hz. Muhammed (sas) i methetmeye kadir değilim. Ancak ondan bahsetmekle kendi sözlerimi süslemiş olurum” mealinde bir beyit nakleder ve devamında hadis-i şeriflerin ışığında şöyle buyurur:

”Muhakkak ki Hz. Muhammed (sas), Allahü taalanın Resulü ve Ademoğlunun efendisidir. Kıyamette insanların kendisine en çok tabi olacağı zat odur.O önce ve sonra gelen insanların içerisinde Allahü Teala katında en mükerrem şahıstır. Kabri ilk açılacak olan; kendisine ilk şefaat izni verilecek olan;Cennetin kapısını ilk çalacak olan ve Hz. Allahın kendisine kapıyı ilk açacağı kişi yine odur. Kıyamet günü Hamd sancağını o taşıyacaktır.”( Mektubat-ı İmamı Rabbani; C.1, M.44) )

Ayeti kerimede Yüce Mevla’mız, Sevgili habibini bize şöyle anlatıyor: “Andolsun! Size kendi içinizden öyle şerefli bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”(Tevbe s.128)

Bu ve bunun gibi pek çok ayet-i kerimede üstün sıfatları anlatılan sevgili Peygamberimiz (sav) i bizim, günahkâr ağızlarımızla anlatmaya cüret etmemiz elbette haddimize değildir. Ancak biz onunla bereketlenmeye, onun mübarek ismi anılınca inen rahmet-i ilahiden istifade etmeye çalışmaktayız.

 Efendimiz (sas)de Hadis-i şeriflerinde; ”Ben ancak (Allah tarafından) hediye olunmuş bir Rahmetim.” buyurmaktadır. (Darimi, Beyhaki-Şuabul iman)

Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurur:

“Ben (öğünmek için söylemiyorum)İnsanların en faziletlisiyim. En iyi ailedenim. Kıyamet günü, herkes sustuğu zaman, ben konuşacağım.

Kimsenin kımıldayamadığı vakitte, onlara şefaat ediciyim.

Kimsede ümit kalmadığı bir zamanda, müjde vericiyim.

O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir.

Livâ-ül hamd benim elimdedir. İnsanların en hayırlısı, en cömerdiyim.

Kıyâmet günü, bütün Peygamberlerin imâmı, hatîbi ve hepsinin şefaatçisiyim.

Bunları (asla) öğünmek için söylemiyorum.” (Tirmizi, İbni Mace)

Böyle Yüce bir Peygambere ümmet olmak ne büyük bir nimettir.

Onun içindir ki tarih boyunca peygamberler bile ona ümmet olmak istediler.

O’na ümmet olma bahtiyarlığına eren bizler de bu nimetin büyüklüğünü idrak ve şükrünü edaya gayret etmeliyiz.

Bunun için Mevla’mıza kalben ve lisanen şükrün yanı sıra,fiili olarak da üzerimize düşen vecibeleri yerine getirmeye çalışmalıyız.

Bu cümleden olarak; onun en büyük mucizesi ve emaneti olan Hz. Kurana sahip çıkmalı, inancımızda, ibadetlerimizde, hatta günlük yaşayışımızda bile Resulümüzün sünnetine uymayı en öncelikli prensip kılmalıyız.

İmamı Rabbani Hz.nin buyurduğu gibi; “Yaptığımız işlerin kıymeti onun sünnetine uymakladır. Ona uyarak yapılan az bir amel, onun dışında kendi kafamıza göre yaptığımız çok daha fazlasından kat kat kıymetlidir.”  (Mektubat,C.1.M.77)

İşlerimizi ayarlayıp akşam erkenden Camilere koşalım.

O’na ümmet olmanın şuurunu ve sevincini iliklerimize kadar hissetmeye çalışalım.

Bu gece için tavsiye edilen tesbih namazı hatm-i enbiya gibi nafileleri yaparak,

O’nun hürmetine Hz. Allahtan af, mağfiret ve hidayet dileyelim.

 Allaha giden yol, sevgili habibinden geçer. Dualar, en çok onun hürmetine kabul olur. Maddi ve manevi ikramlar onun şefaatiyle verilir.

Bu dünyada ona hakiki bir ümmet olarak yaşayıp, (mahşerde hamd sancağı altında toplanmak, şefaatine nail olup havzu  kevserinden kana kana içmek ve)

Cennette ona komşu olmak, en büyük nimet, en büyük saadettir.

Ve her mümin  için hayat boyu en büyük arzu ve hedeftir.      

Hayırlı Kandiller

screenshot_2019-11-08-07-37-07-872_com.whatsapp.jpg

 

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI

ÂLEMDE EN BÜYÜK VE EN ŞEREFLİ DOĞUM tıklayınız…

Mevlid Kandili ve Peygamberimizin Doğumu tıklayınız…

Müziksiz İlahi – Ey Sevgili Ey Rasûl tıklayınız…

SALEVÂT-I ŞERÎFE MÎZÂNI AĞIRLAŞTIRIR

Ashâb-ı Kirâmın Gıpta Ettiği Genç

“Bizim Selim’e söyle”

Salavatı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

RESÛLULLÂH’A ‘(S.A.V.) SALEVÂT OKUMANIN FAZİLETİ

 

mevlidkandilitebrik

gul

gul-aa

mescidi-nebevide-ki

gulll

GUL

gul

Peygamber(s.a.v.)

salevattt

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI

“Salevât-ı Şerife Okumanın Fazileti

Sevgili Peygamberimiz (sav)in ayı olan Rebiul Evvel ayındayız. Önümüzdeki Cuma günü de Onun dünyayı şereflendirdiği mevlit kandilini ihya edeceğiz. Bu nedenle o güne kadar ve ay sonuna kadar salevat okumalıyız. Salevatı şerife dilde hafif ama değerce çok yüce bir ameldir.

Salat kelimesi, Hz. Allah’tan rahmet, meleklerden istiğfâr, mü’minlerden duâ mânasına gelir. Ahzab  suresi 56.ayeti kerimede Rabbimiz buyuruyor ki: “Şüphesiz ki Allah’u Teâla ve Melekleri O nebi üzerine çok salât ederler. Ey îman edenler(Ne duruyorsunuz) Siz de ona salât-u selâm edin, tam bir teslimiyetle ona teslîm olun.”

Bu ayeti kerimeye göre her Müslümanın ömründe bir defa bile olsa Sevgili Paygamberimiz üzerine salevat getirmesi farzdır.

Her hangi bir mecliste onun mübarek adı anıldığı zaman salevat okumak vacip, tekrarında salevatı da tekrarlamak müstehaptır.

Mübarek isimlerinin devamında Aleyhisselam”,“Sallallahü aleyhi ve sellem” gibi ifadeler de ona salat etmektir. Duyanlar ise salevatın en kısası olan; “Allahümme salli ala seyyidina Muhammeddemek, veya ”Ve ala al-i Muhammed” kısmını da ilave etmek daha makbuldür.

 (Evliyaullah’ tan Sehl bin Abdullah Tüsterî hz.de bu âyet-i kerimede ki farklı bir noktaya dikkat çekerek şöyle buyurmuştur:

“Peygamberimiz Hz. Muhammet (S.A.V.) üzerine salavât-ı şerife getirmek ibâdetlerin efdalidir. Çünkü Cenâbı Hak bu Âyeti Celîle’de önce kendisinin sonra meleklerin salavât getirdiklerini zikretmiş ve mü’minlere de salavât getirmelerini emretmiştir. Diğer ibâdetler böyle değil. Cenâbı Hak kullarına emrettiği diğer ibadetlerin kendi Zât-ı İlâhî’si tarafından işlendiğini bildirmemiştir.” (Ruhul beyan C 7 Sh 224)      

Şüphesiz Allâhü Teâlâ peygamberini şereflendirmek için salât eder.

Melekler faziletini  ikrâr ve hürmet için, biz de cennette yüce makâmlara ermek için salât ve selâm okuruz.

(Bir zât ki onu Hak Teâlâ methetmiştir; bütün yaratılmışlar  onu hakkıyla methetmekten elbette âcizdir. Allâhü Teâlâ biz kullarının Resûlullâh Efendimiz’in (s.a.v.) hakkını ödemekten âciz kalacağımızı bildiği için ona salât ve selâm okumamızı emretmiştir.)

Çok salavât-ı şerife okumak, dilde hafiftir ama değerine sınır yoktur.

Her birerlerimiz için günde ortalama yüzer salevat okumak zor değil; ama değerine paha biçemeyiz.

Sevgili Peygamberimiz(sas) buyurdular ki:

“..Kim sâdık bir niyetle Allâhü Teâlâ’ya istiğfâr ederse elbette onu affeder.  Kim lâ ilâhe illallâh derse mîzânında hasenâtı (iyiliklerinin sevâbı) ağır gelir.  Kim de bana salevât okursa kıyâmet gününde ona şefâatçi olurum.”

İslam büyüklerinden bir zat şöyle buyurmuşlardır:

“Salevât-ı şerifenin semerâtına, faydalarına, sevâbına asıl muhtaç olan bizleriz. Çünkü, Rasülullah Efendimiz (S.A.V.) ;“Habibim! Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”(Enbiya s 107)  Âyetinin sırrına sâhip olmakla onun hazinesi zaten Rahmeti ilâhi ile dopdoludur.

 Getirilen salevâtı şerifeler, o dolu hazinenin taşmasına vesîle olur da birçok hayır ve bereket olarak tekrar sâhibine avdet eder.”

Bu hayır ve bereketleri şöyle özetleyebiliriz:

En başta Allah ve Resulünün rızasına, muhabbetine ve  şefaate sebeptir. Günahlarımızın affıdır, dualarımızın ve ibadetlerimizin kabulüdür.

Maddi ve manevi sıkıntılarımızdan kurtulmaya vesilesidir.

Salevât ile  hayırlı amellerin mükâfatı kat kat artırılır.

Manevi derecelerimizin yükselmesine sebeptir, fakirliği giderir.

Salevât, Meclislerin süsüdür. Sohbet meclislerindeki hatalara keffârettir.

Kıyâmette ve sırat üzerinde nurdur.

Sâhibini sırat üzerinde Dârüsselâma -cennete- doğru götürür.

Hadis-i şerifte şöyle buyruluyor:

En faziletli gününüz Cuma günüdür. Öyleyse o günde bana çokça salevât okuyunuz. Zira okuduğunuz salevâtınız bana arz olunur.”(Ebû Dâvûd)

Diğer bazı Hadis-i şeriflerde ise şöyle buyrulur:

“Dualar, Muhammet (as) ve onun aline salat getirilinceye kadar askıdadır, ancak salavat getirilince kabule şayan olur. Ey iman edenler! Bilhassa Cuma günü bana salavat getirmeyi çoğaltın. Kıyametin korku ve dehşetinden kurtulanlar, bana çok salavat getirenlerdir. Zira Allahın Rahmeti ve meleklerin salat-ü selamı bana kafidir. Ancak Cenab-ı Hak müminlerin günahlarını affetmek ve onlara sevap ve derece vermek için salâvatı emretmiştir.”

Bu hazineden  layığı ile nasiplenenlere ne mutlu! 

***

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI

SALEVÂT-I ŞERÎFE’NİN FAZÎLETİ

SALEVÂT-I ŞERÎFE MÎZÂNI AĞIRLAŞTIRIR

Ashâb-ı Kirâmın Gıpta Ettiği Genç

“Bizim Selim’e söyle”

Salavatı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

RESÛLULLÂH’A ‘(S.A.V.) SALEVÂT OKUMANIN FAZİLETİ

ÂLEMDE EN BÜYÜK VE EN ŞEREFLİ DOĞUM

 

 

ATEŞİN YAKMADIĞI ZÂT

Asıl ismi Abdullah bin Sevb olan Ebû Müslim Havlânî (rah.) câhiliyye devrinde yaşamış, Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) hayatta iken Müslüman olmuş fakat O’nu görememiştir. Aslen Yemenli olup daha sonra Şam’a yerleşmiştir. Tâbiînin büyüklerindendir.  

Zühd ve takvâ ehli, fazîlet ve kerâmet sâhibi âbid bir kimse idi. Ebû İdrîsi’l-Havlânî ve Şam’dan diğer bazı zâtlar kendisinden hadîs rivâyetinde bulunmuşlardır. 

Ebû Müslim’in oğlu Şurahbîl şöyle anlatmıştır: Yemen’de yalancı peygamber Esved-i Ansî, Ebû Müslim’i de (rahimehullah) kendisine bîat etmesi için huzuruna çağırdı ve: “Benim Allâh’ın resûlü olduğuma şehâdet eder misin?” dedi. O; “Seni duymuyorum.” diye cevap verdi. 

“Muhammed’in (s.a.v.) Allâh’ın Resûlü olduğuna şehâdet eder misin?” diye sordu. “Evet.” dedi. 

Aynı suâlleri tekrar tekrar sordu, o da her defasında aynı cevabı verdi. Bunun üzerine Esved-i Ansî öfkelenerek büyük bir ateş yaktırıp Ebû Müslim’i (rah.) o ateşe attırdı. Fakat ateş ona zarar vermedi. Yanındakiler Esved-i Ansî’ye: “Onu buradan uzaklaştır. Yoksa sana tâbi olanları aleyhine ifsâd eder.” dediler. O da Ebû Müslim’e (rah.) Yemen’den çıkmasını emretti.

Ebû Müslim (rah.), Yemen’den çıkarak Medîne’ye geldi. Bu sırada Peygamberimiz (s.a.v.) irtihal buyurmuş, Hz. Ebûbekir (r.a.) halîfe olmuştu. Devesini Mescid-i Nebevî’nin yanına bağlayıp mescide girerek namaza durdu. Onu gören Hz. Ömer (r.a.) nereli olduğunu sordu. Yemen’den olduğunu söyleyince “Yalancı peygamberin kendisini ateşe attığı kardeşimiz nasıldır?” diye sual etti. O da “Ben Abdullah bin Sevb’im (Ebû Müslim’im)” dedi. Bu haberi alan Hz. Ömer (r.a.) çok şaşırıp ağlayarak onu kucakladı. Sonra Hazret-i Ebûbekr’in yanına götürüp aralarına oturtarak:

“Halîlullâh İbrâhim Aleyhisselâm’a yapılan ezânın aynısı, Ümmet-i Muhammed’den kendisine yapılan kimseyi hayatta iken görmeyi bana nasîp eden Allâhü Teâlâ’ya hamdolsun.” dedi. 
 

/ FAZİLET TAKVİMİ Pazartesi-18-Kasım-2019

Allah’a Yarın Ne Cevap Vereceksin?

Dihekî, bir gün Mevlana Cami hazretlerinin huzurunda kendini övüp, faziletlerini arz ettikten sonra:

“Hüsrev’e şöyle cevap verdim, Kemal’e şöyle cevap verdim, Zahir’e şöyle nazire söyledim ve sairlerine de şöyle cevaplar verdim.” deyince Mevlana Cami hazretleri şöyle buyurdular:

“Dihekî, bunlara bugün bu cevabı vermişsin amma, Allah’a yarın ne cevap vereceksin, onu söyle bakalım?”

***

HAMAL’IN İP VE KÜFE HESABI TIKLAYINIZ….

 

İman Nimetinin Değerini Bilmek

Cenabı Mevla’nın bahşettiği en büyük nimet, korumamız icap eden en büyük cevher imanımızdır. Dünya ve ahiret saadetimiz ona bağlıdır. İmanın değeri, her türlü maddi ve manevi kıymetin üstündedir. Yaptığımız bütün iyiliklerin, güzelliklerin değeri imanın varlığı ve kuvveti ile alakalıdır. O yoksa yapılan iyiliklerin de hiç bir kalıcı faydası yoktur. Bu sebepledir ki insanlığa gönderilen bütün peygamberin ilk işi, halkı imana davet olmuştur.
O halde her insan evvela iman etmek ve bu imanı âhirete götürmekle mükelleftir. Evvela İman nedir?
”İman, Peygamber Efendimiz (sav.) in Hazret-i Allâh tarafından getirip tebliğ buyurduğu hususların tamamını kabul ve kalben tasdik etmektir.” İman,bu tasdikten ibarettir.(Muhtasar ilmihal, Fazilet neşriyat)
Fakat kişinin, hayatında ve ölümünde kendisine Müslüman muamelesi yapılması için kelime-i şehâdeti dili ile söyleyip kalbi ile tasdik etmesi şarttır. Buna mazhar olan bir kul artık mümindir, Hz. Allah’ın cennetine adaydır. O kişi artık, Allah’a itaat, haramlardan korunmak ve İbadetlerle mükelleftir. Namaz, oruç, zekat hep iman edenlere farzdır. Diğerleri muhatap bile değildir. Tabi ki böyle muazzam bir nimet ile şereflenen kişi sahip olduğu bu cevheri daha iyi koruyabilmesi için, bazı hususlara dikkat etmelidir. Bunları şöyle özetleyebiliriz:
İlk olarak; İman ve İslam’la alakalı hususları, amentü’de yer alan maddeleri ve bunlarla ilgili muhtevayı sahih ilmihal kitaplarından çok iyi öğrenmeli ve yutkunmadan kabullenmelidir. Çünkü İman kalpte teşekkül eder, akıl burada yardımcıdır. İmanla ilgili bazı mevzuları şu küçük dünya aklı tartamayabilir. Onun için İslam büyükleri, ”Her şey akılla ölçülemez, aklın da bir maverası vardır, o da imandır.” buyururlar.

Diğer bir husus bununla beraber imanın devamının şartlarını ve İslami yaşayışla ilgili hususları da öğrenmektir. Çünkü cahillik dinin en büyük düşmanlarındandır. Hâlbuki bu mevzular, sayfalar dolusu karmaşık metinler de değil, akıllı her insanın rahatlıkla öğrenebileceği kadar kolay ve net bilgilerdir. Öğrenmekte farz sevabı vardır. 

Üçüncü olarak da bu öğrendiklerimizle amel etmeye çalışmak, imanımızı zayi edecek şeylerden şiddetle sakınmak ve ibadetlere de sımsıkı sarılmak gerekir. İslam âlimlerine göre,“İbadetlerimizi; yani farzlar, vacipler, sünnetler, müstehap ve mendupları yapmak ve bir de Hz. Allahın yasaklarından sakınmak, imanı koruyan kalelerdir. Îman, bu ibadetlerle çerçevelenip kale içine alınarak korunur. İmanı koruyan bu kaleleri yıkanlar yani, farzları, vacipleri, sünnetleri terk edenler ve haramlara ve kul haklarına dalanlar imanlarını kolay kolay muhafaza edemezler.(Muhtasar ilmihal)

İnandığı gibi yaşamayan gün gelir yaşadığı gibi inanmaya başlar. Bir mümin açıkça haram olan bir şeyi yaptığında önce üzülür, pişman ve mahcup olur. Aslında bu üzüntü ve pişmanlık bile affın bir başlangıcıdır. Ama bu haramı işlemekte devamlı ve ısrarlı olurca; artık o, hayatının bir parçası haline gelir. Neticede, “bundan bir şey olmaz, her günahım böyle olsun” gibi değişik tevillerle o haramı önce hafife almaya, sonra da helal görmeye başlarsa; işte bu iman nurunun sönmesine sebep olur.
Hadisi şerifte haber verildiği gibi;
“Kur’ân-ı Kerîm’in haram ettiği şeyleri helâl sayan, Kur’ân’a imân etmemiştir.”
(Sünen-i Tirmizî)
Ali İmran suresinin 102.ayeti kerimesinde ise Yüce Mevla’mız şöyle buyuruyor: “Ey iman enler! Allah’tan hakkı ile korkup (kötülüklerden sakının) ve sizler, ancak Müslümanlar olarak ölünüz.”
Şuur sahibi Her Müslüman imanını ve amellerini zayi etmeden bu dünyadan göç etmenin endişesini yaşar ve öyle olmalıdır. Peygamberler, Ashabı Kiram, büyük İslam âlimleri hep bu endişeyi taşımış, onun için Cenabı Hakk’a daima dua ve niyazda bulunmuşlardır. Bizler de; her vesile ile son nefeste kâmil bir imanla göç edebilmek için dua ve ilticadan geri kalmamalıyız.
Ayrıca Hadisi şerifte ifade buyrulan; ”Sadaka vermek kötü ölüme mani olur.” müjdesince sadaka vermeye, Allah yolunda hizmete ağırlık vermeliyiz. “Sizler nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz.” sözü hükmünce; iman, itaat, ihlas ve dua ile, daima ahireti düşünerek yaşayanların ölümleri de hep kendilerine yakışır şekilde olmuştur.
Ölürken kelime-i şahadetle, tevhitle, zikirle meşgul ve abdestli olanlar; ilim, ibadet, Allah yolunda hizmet ve hayırlı işler peşinde iken ölenler, kabirlerinden yine aynı güzellikte kalkacaklar. Ölüm onlar için korku ve hüzün değil, ebedi saltanatın bir başlangıcıdır.

İMANI İSLAH EDEN HALLER

Mecusi Neden İmana Geldi?

ÜÇ SORU VE BİR TOPRAK TEZEĞİYLE ÜÇ CEVAP

İmanın Değeri ve Onu Korumanın Önemi

“KUL NE HALDE ÖLÜRSE ÖYLECE DİRİLTİLİR”

Kadere İman