EHLİ SÜNNETE UYMAK

Yüce Mevla’mız; ”Âlemlere Rahmet”, ”Işık saçan bir kandil”, ”Müminlere çok düşkün, şefkat ve merhametin sahibi” ve daha birçok üstün vasıflarını Kur’an-ı Keriminde bildirdiği Sevgili Habibine tam manası ile itaat etmeyi, tabi olmayı, onu kendimize her hususta numune almayı bizlere emretmiştir. Dünya ve ahiret saadetinin temeli, O yüce Resule her hususta itaat edip tabi olmaktır.

Nisa suresine; ”Kim Resul(as)a itaat ederse, gerçekte Hz.Allaha itaat etmiştir.”(80.ayet) buyrulurken, Muhammed suresinde,

“Ey İman edenler Allaha itaat edin, Resulüne de itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın”(33.ayet) şeklinde ikaz vardır.

Bu ve benzeri onlarca ayeti kerime bizleri hep aynı merkeze yönlendirir.

Resulullah (sas)’e tabi olmanın ne olduğunu, birkaç başlıkta hatırlamaya çalışalım: Evvela Ehli sünnet ve’l cemaat üzere inanç ve itikada sahip olmak ve bunu diğer yanlış akımlardan korumak gerekir. Çünkü inanç işin aslıdır.

Ehli  sünnet inancı, Resulullah (sas)’in ve onun ashabının inancıdır.

Abdullah İbni Amr (R.Anh) ın bildirdiğine göre Efendimiz (sas) birgün ashabına ileride zuhur edecek ayrılıkları haber vermişler ve devamında, ”Kurtuluş, benim ve ashabımın yolu üzere olanlardadır.” buyurmuşlardır.

Bu Hadis-i Şerifin izahında İmamı Rabbani hazretleri de şöyle buyurmuşlardır:
“Peygamber efendimiz(sas), kendini söyledikten sonra, Eshab-ı kiramı da söylemesine lüzum olmadığı hâlde, bunları da söylemesi, (Benim yolum, Eshabımın gittiği yoldur. Kurtuluş yolu, yalnız Eshabımın gittiği yoldur) demektir. Eshab-ı kiramın yolunda giden, Ehl-i sünnet vel-cemaat fırkasıdır. kurtuluş, yalnız bunlardadır.” (C. 1, m. 80)

Ayeti kerimede şöyle buyrulur:

“ And olsun ki Hz. Allah, müminlere kendilerinden, onlara Hz. Allahın ayetlerini okuyan, onları manevi kirlerinden arındırıp tertemiz yapan ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle çok büyük bir lütufta bulunmuştur…”(Ali İmran 164)

Bu ayeti kerimeden de açıkça anlaşılıyor ki; Cenab-ı Hakk, inzal buyurduğu Kur’an-ı Azimüşşanı; onun izahını, içerisindeki hükümleri, hikmetleri, incelikleri, ve her türlü tatbikatını -büyük bir lütuf olarak gönderdiği- Sevgili Habibine öğretmiş, onun vasıtası ile bizlere ulaştırmıştır.

Onun şerefli ashabı da hem Kur’an-ı Kerimi hem de Resulullah (sas)’in mübarek sünnetlerini en sağlam şekilde sonraki nesillere ve bizlere aktarmışlardır.

Yüce Mevla’mızın açık beyanları bizleri, daima Resulullah (sas) efendimize yönlendirirken; onu devre dışı bırakmak, sünneti üzerinde şüpheler uyandırmaya çalışmak, Kur’an-ı Kerimin onlarca ayetini yok sayarak, Kur’an-ı Kerime rağmen, ”Kuran bize yeter.” sloganı ile zihinleri bulandırıp, Kur’an-ı Kerimden sünneti ayırmak en başta Kur’an-ı Kerime yapılmış bir haksızlıktır.

Kuran ve sünnet ve onları bizlere ulaştıran mübarek ashabın aktardıkları bir kenara itilip; Kur’an-ı Kerimi, kendi kısır aklı ile, sözüm ona müsbet bilime göre ve zamanın sürekli değişen anlayışına göre yorumlamaya kalkışmak sadece gaflet değil, bir ihanettir. Ve iyi niyetten de uzaktır.

 Unutmayalım ki; her devirde baskın olan bazı anlayışlar ve doğru zannedilen bazı görüşler olabilir.

Ama bir dönem doğru kabul edilenler, daha sonra yanlış olarak görülür.

Müspet bilgiler, yapısı icabı devamlı ilerleyiş halindedir. Bundan bir asır öncesinin, hatta 20-30 yıl öncesinin bazı bilgileri bu gün çöpe atılmıştır.

Bu gün doğru zannettiğimiz pek çok şey de yarın, yanlışlığı ispatlanmış bilimsel hurafe olacaktır. Ancak, vahiyle gelen İlahi hükümler mutlak doğrulardır.

 Dün de bugün de yarın da doğru olarak kalmaya devam edecektir.

Vahye tabi kalanlar, O nurun peşinden gidenler, dünyada ahirette bahtiyar olacaklardır.

Reklamlar

“De ki : Eğer Allah’ı seviyorsanız, …

de-ki

SALEVÂT-I ŞERÎFE’NİN FAZÎLETİ

Ebû Talha el-Ensârî (r. a.) anlattı: Bir sabah Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) pek neşeli idi, yüzünde sevinç alâmetleri görünüyordu. Ashâb-ı Kirâm: “Yâ Resûlallah, bugün pek neşelisiniz, yüzünüzde sevinç alâmetleri görünüyor.” dediler. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Evet, doğru. Rabbim tarafından bir vazîfeli melek (Cebrâil Aleyhisselam) geldi ve şöyle bildirdi: 
‘Ümmetinden her kim, sana bir defa salevât getirirse Allâhü Teâlâ bu sebeple o kimseye on sevap yazar, on günahını siler, makâmını on derece yükseltir. Allâhü Teâlâ o kimseye misliyle mukâbele eder (yani kat kat mükâfât vererek rahmetiyle muâmele eder).” (M. Ahmed)

Hazret-i Ali (k.v.) şöyle rivâyet etti: “Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdular ki: ‘Muhakkak Allâhü Teâlâ’nın bir kısım melekleri vardır ki yeryüzüne sadece cuma gecesi ve günü inerler. Ellerinde altından kalemler, gümüşten divitler ve nurdan sahîfeler vardır. Onlar sadece Peygamber Efendimize (s.a.v.) getirilen salevât-ı şerîfeleri yazarlar.” (Deylemî, Müsned) 

Bu hadîs-i şerîfler, cuma gecesi ve günü salevât getirmenin çok fazîletli olduğuna delâlet etmektedir. 

/ FAZİLET TAKVİMİ Perşembe-03-Ocak-2019

Beraat Kandili Mesajları

D4Yu8YtW0AAjcXj

“Ey Rabbimiz! Beraat Gecesinin hürmetine bizi ve neslimizi her iki cihanda Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadetin nurunda daim eyle.” Hayırlı Kandiller.

 

Yağmurun toprağa hayat verdiği gibi dualarında hayat bulacağı bu gecede dua bahçesinde yeşeren fidan olmak dileğiyle. Berat kandiliniz mübarek olsun.

 

Allah’ım! Bizleri Regaip’le Sana rağbet eden, Miraç ile yücelen, Berat ile kurtuluşa eren, Kadrini idrak ederek Ramazan’ın sonunda cenneti hak eden kullarından eyle! Berat Kandiliniz mübarek olsun.

 

Allah’ın rahmeti, bereketi sizinle olsun, gönlünüzde imanınız hiç solmasın, yüzünüz nurlu olsun, kabriniz Cennet bahçelerinden bir bahçe, makamınız Firdevs, dualarınız kabul olsun. Berat Kandiliniz mübarek olsun.

 

Allah(c.c.) gönlünüzden geçen her duayı hakkınızda hayırlı ise kabul eylesin. Amin! Hayırlı kandiller…

 

Dertlerimiz kum tanesi kadar küçük, sevinçlerimiz Nisan yağmuru kadar bol ve bereketli olsun. Bu mübarek geceniz sevapla dolsun. Hayırlı Kandiller.

 

Sofranız afiyetli, paranız bereketli, kararlarınız isabetli, yuvanız muhabbetli, kalbiniz merhametli, bedeniniz sıhhatli, yüzünüz mutlu, Berat Kandiliniz mübarek olsun…

 

Bu günlerin feyzi üzerinize, rahmeti geçmişinize, bereketi evinize, nuru ahiretimize, sıcaklığı yuvamıza dolsun. Berat Kandiliniz mübarek olsun.

 

Duanız kabul, ameliniz makbul hizmetiniz daim olsun. Saadetiniz kaim olsun. Berat Kandiliniz Mübarek Olsun.

 

Ellerin semaya, dillerin duaya, gönüllerin Mevlaya yöneldiği bu mübarek geceni kutlar, hayırlara vesile olmasını dilerim. Berat Kandiliniz Mübarek Olsun.

 

Beraat kandiliniz mübarek olsun! Kalpleriniz imanla dolsun! Hayırlı İyi Kandiller… 

 

Gecenin güzel yüzü yüreğine dokunsun, şeytan senden uzakta, melekler başucunda olsun, güneş öyle bir geceye doğsun ki duaların kabul, Beraat Kandiliniz Mübarek Olsun. 

 

Bu gece kulun yalvarış ve yakarışlarını Yüce Mevla’ya sunacağı ve O’nun sonsuz affından, merhametinden, iyiliğinden bol bol yararlanacağı umut, huzur ve müjde gecesidir. Mübarek Berat Kandiliniz hayırlı olsun! 

 

Allah”ın aşkıyla yan bu gece, Mevlana gibi dön bu gece, secdeye varıp huzura erince, şu fakiri de an bu gece. Hayırlı kandiller.

 

Bu gece Beraat kandiIi.. Günahtan kurtuIuş gecesi.. Haydi dua edeIim.. TemizIensin günah defterIeri.. Hayırlı kandiller.

 

Binlerce çiçek var, ama gül başka. Milyonlarca insan var, ama dost başka. Milyarlarca gün var, ama bugün başka, Beraat Kandiliniz mübarek olsun.

 

Mevla çekirdeğe orman gizlemiş, yılanın zehrine derman gizlemiş, tahıl tanesine harman gizlemiş, mübarek gecelere cennet gizlemiş, hayırlı kandiller.

 

‘Ben, beni seven ümmetimi almadan cennete girmem’ diyen Sevgilinin (s.a.s.) ümmeti olmanın hakkını verebilmek duası ile… Berat Kandiliniz mübarek olsun.

 

Gül sevginin tacıdır, her bahar bir gül taçlanır. O gül ki Muhammed’i (s.a.s.) hatırlatır. Onu hatırlayana gül koklatır. Gül kokulu sevgi dolu nice gecelere. Berat Kandiliniz mübarek olsun.

 

BERAT KANDİLİNİN ANLAM VE ÖNEMİ tıklayınız…

 

 

:) Nasreddin Hoca Fıkrası : Hoca Çıktı Mandalar Yesin.

Hoca Çıktı Mandalar Yesin.

Nasreddin Hoca, vali ve üst düzey  bürokratlarla bir yemeğe katılır. Hocaların çok yemesiyle ilgili bir fıkra anlatılır.

“Hoca ile manda bostana düşmüş. Görenler, hangisini çıkaralım demişler. Kimileri mandayı çıkarın o çok yer demiş, kimileri de yok hoca daha fazla yer onu çıkarın demiş”

Fıkrayı dinleyen Nasreddin Hoca masadan kalkmış, bir kenara oturmuş. Masadakilerden biri Nasreddin Hoca’ya:

“Hocam, niçin kalktınız” diye sormuş. Nasreddin Hoca şu cevabı  vermiş:

“Hoca çıktı mandalar yesin.”

***

NASRETTİN HOCA
Nasreddin Hoca’nın birbirinden güzel fıkraları bize iyiliğin, dürüstlüğün ve hoşgörünün yollarını gösterir. Bilgi, görgü ve hikmet dersleri verir. Nasreddin Hoca konuşmaya başladığında herkes susup onu dinler. Fıkraları dünyanın her yerinde, duyan herkesi güldürür, düşündürür. Gerçekten bu fıkralar sadece güldürmek için değil, daha çok düşündürmek, ibret vermek için anlatılır. 13. yüzyılda yaşadığı sanılan Nasreddin Hoca,
aradan geçen yüzyıllara rağmen hala içimizde yaşamakta ve herkes tarafından sevilmektedir,
O, bütün kötülüklere düşman, bütün iyiliklere dost, samimi, dindar ve keskin zekalı bir insandır Fıkralarını okuyalım, öğrenelim: Az gülelim, çok düşünelim.

***

VAKIA DUASI, MANASI VE VAKIA SURESİNİ OKUMA USULÜ

:) Karışan Ayaklar

Üç dört çocuk ayaklarını suya sokmuş oynarlarken Nasreddin Hoca’nın yanlarına doğru geldiğini görmüşler. Bir muziplik düşünmüşler hemen:
– Aman hocam diye bağırmış birisi. Ayaklarımız birbirine karıştı. Bir türlü bulamıyoruz.
– Ya demiş, Nasreddin Hoca, ben şimdi bulurum onları.
Eline geçirdiği sopa ile başlamış su içindeki ayaklara vurmaya.
Çocuklar zıplayıp kalkmışlar sudan. Hoca gülmüş:
– Tamam mı demiş, herkes ayağını buldu mu şimdi?.

***

DİĞER NASREDDİN HOCA FIKRALARI İÇİN TIKLAYINIZ…

SALEVÂT-I ŞERÎFE MÎZÂNI AĞIRLAŞTIRIR

İmâm Kuşeyrî (rahimehullah) şöyle nakletti: Bir müminin kıyâmet günü mîzanda sevapları hafif gelir. Bu sırada Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) parmak ucu kadar (küçük) bir kâğıt çıkarır. Onu, sevaplarının bulunduğu mîzânın sağ kefesine koydurur. Müminin sevapları onunla ağır gelir. Bu mümin sevinçli bir hâlde: 

“Anam babam sana fedâ olsun, ne güzel yüzün, ne güzel ahlâkın var, sen kimsin?” diye sorar. 

Peygamberimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurur ki:

“Ben senin Peygamberin Muhammed’im. Şu sevaplarını ağırlaştıran da bana getirmiş olduğun salevât-ı şerîfelerindir. En muhtaç olduğun zamanda onların mükâfâtını sana ulaştırdım.” (Tefsîr-i Mefâtîhu’l-Gayb, F. Râzî) 

/ FAZİLET TAKVİMİ Çarşamba-03-Nisan-2019

SALEVÂT-I ŞERÎFE GETİRMENİN FAYDALARI TIKLAYINIZ…

Salavatı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye Tıklayınız…

Bizim Selim’e Söyle tıklayınız…(İzlemeyenlere önemle tavsiye ederiz)

DUALARIN KABUL OLMASI İÇİN

Hani bir sıkıntıya düşersiniz.. Maddi  veya manevi dar bir boğazdan geçersiniz. Her türlü derman arar, stratejinizi durmadan gözden geçirirsiniz.  Dua dua yalvarırsınız. Sizi ferahlığa eriştirmesi için için bildiğiniz bütün güzel lafızlarla, kapanıp secdelere ta içinizden yalvarırsınız Allah’a.

Bir hastalıktır belki, şifa dilersiniz. Bir derttir, deva dilersiniz. Bir borçtur, eda dilersiniz. Bir beladır, felah dilersiniz. Hep böyle değil midir insanın hali? Kul, derdi varken daha yaklaşır alemlerin Rabb’ine. Huzurunda daha çok kalmak ister, en samimi haliyle yalvarır. Bir de bundandır, Allah’ın sevdiği kulunu hep imtihan  etmesi.

Şimdi düşün ki büyük bir derdin var. İçin için Hazreti Allah’a yalvarıyorsun. Bir derman diliyorsun. Günlerce bir medet bekliyorsun. Belki aylar geçiyor, yıl dönüyor da sen hâlâ sabırla bekliyorsun. Şimdi desek  aylardır ettiğin o dualar var ya, işte onların hiçbiri Cenab-ı Hakk’ın katına ulaşmadı.

Şaşar kalırsın; ama öyledir. Boğulduğun o sudan çıkmaya çalışırken ayağına bağlı taşı görmezsin. Aynı taş dualarına da bağlıdır, yükselmesine manidir. Nedir ki o taş? İşte o taş, yediğin lokmadır.

Buyurur ki alemlerin efendisi Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) : “Allah yolunda sefer yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam, ellerini göklere uzatarak: “Ya Rab, ya Rab!” diye yalvarıyor. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, gıdası haramdır. Böylesinin duası nasıl makbul olur?” (Sahih-i Müslim) Boğazından geçen haram bir lokma, makbul bir duaya manidir kıymetli kâri(okuyucu).

Suçu başkasında değil de yediklerinde ara. Sabahlara kadar yalvarsan bile duana icabet bulamazsın. Değil bugün, kırk gün evvel yediğin haram lokma bile daha bedeninden çıkmamıştır. Bugün yediğin ise kırk gün daha duanı bağlayacaktır. Ashabın büyüklerinden Enes Bin Malik’e (r.a.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:

….

“Ey Enes, helal kazan duan müstecâp olur. Zira bir kimse ağzına haram lokma götürürse, muhakkak kırk gün onun duası kabul olmaz.”(Taberani, M.Evsat)

Kaynak: Helali Arama Stratejileri Sayfa 30-40

****

  1. “…Baban o elmayı ısırmasaydı…”

  2. HELAL EKMEĞİ NEDEN YEMEDİ?

  3. HELAL YEMEK

  4. Hangi Yemekte Hayır ve Bereket Yoktur?

  5. Tavuk yemeden önce okuyun!

  6. HAMAL’IN İP VE KÜFE HESABI

  7. Çocuk Eğitiminde Helal ve Haram Lokmanın Etkisi

  8. İBÂDET ON CÜZDÜR, DOKUZU HELÂL KAZANMAKTIR.

  9. EKMEKÇİ TEYZE!  (İBRETLİK BİR HİKAYE)

  10. FIRINCININ DUASI

HARAMDAN SAKINMAK

Akıllı kimse haram kazançtan ve haram yemekten son derece sakınmalıdır. Çünkü haram, maddî-mânevî cezâlara, acılara ve kıyâmet gününde de azâba sebep olur. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki: 

“Haramla gıdâlanan hiçbir vücut (cehennem ateşiyle temizlenmedikçe) cennete giremez. Haramdan beslenen her vücuda lâyık olan cehennem ateşidir.” 

Ancak Allâhü Teâlâ’ya tevbe edip hasımlarını râzı eden yahut bir şefâate nâil olan veya sırf Hazret-i Allâh’ın fazlıyla mağfiret olunan kimseler bu hadîsin şümûlü hâricindedirler.  

Âyet-i celîlede -meâlen-: “Ey insanlar! Yeryüzündeki nîmetlerin helâl, tertemiz olanlarından yiyiniz…” (Bakara Sûresi, âyet 168) buyurulmuştur.

Bu âyet-i celîle Huzâa, Sakîf ve Benî Âmir kabîlelerinin, Allâh’ın helâl kıldığı bazı şeyleri kendilerine haram kıldıkları vakit nâzil olmuştur ve Cenâb-ı Hak bundan menetmiştir. 

İbn-i Abbas (radıyallâhü anhümâ) dedi ki: 

Bu âyet-i celîle Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) yanında okundu. Sa’d bin Ebû Vakkâs (r.a.) ayağa kalkarak dedi ki: 

“Yâ Resûlallâh! Allâhü Teâlâ’ya duâ et de beni duâsı müstecâb (makbûl) kimselerden kılsın.” Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular ki:

“Ey Sa’d, temiz ve helâlinden ye, duân makbul olsun. Muhammed’in nefsini kudretinde tutan Allâh’a yemîn ederim ki muhakkak bir adam haramdan bir lokmayı boğazına atarsa kırk gün onun hayırlı ameli kabul olunmaz. Hangi kul ki bedenini haramla ve faizle beslerse ona lâyık olan cehennemdir.” (ed-Dürrü’l-Mensûr) 

Mûsâ Aleyhisselâm, gözyaşlarıyla secdeye kapanmış bir adam gördü. “Yâ Rabbi, şu kuluna rahmet etmez misin?” dedi. Cenâb-ı Hak buyurdu ki: 

“Ağlamaktan helâk olsa da ona rahmet etmem, çünkü onun yediği haram, giydiği haramdır.” 

/ FAZİLET TAKVİMİ Salı-24-Aralık-2019