“De ki : Eğer Allah’ı seviyorsanız, …

de-ki

:) Size Bir Vasiyetim Var.

Nasreddin Hoca birkaç ahbabıyla oturmuş, sohbet ediyormuş. Sohbet nihayete ermek üzereyken,
“Size bir vasiyetim var.” demiş. Çevresinde oturanların ağzından, hep birlikte
“Seni dinliyoruz Hocam.” lafı çıkmış. Nasreddin Hoca herkesin gözüne teker teker bakmış ve
“Ben öldüğüm vakit, beni eski kabre koyun.” demiş. Herkes şaşkın şaşkın birbirine bakmış, kimse Nasreddin Hoca’nın bu söylediğine anlam verememiş. Kısa bir süre sessizlik oluşmuş. Derken oturanlardan biri daha fazla dayanamayıp çekingen bir sesle
“Niçin?” diyebilmiş. Nasreddin Hoca da cevaben,
“Sual melekleri geldiğinde, ben sual olundum, görmez misiniz kabrim bile eskidir, derim.” demiş.
***
Bu latifenin şerhi, kalp hazinenize sakladığınız ne ise, hazinedarın bekçileri geldiğinde, gözlerinden kaçırmanız mümkün değildir.

Diğer Nasreddin Hoca Latifeleri için tıklayınız…

NASREDDİN HOCA
Nasreddin Hoca’nın birbirinden güzel fıkraları bize iyiliğin, dürüstlüğün ve hoşgörünün yollarını gösterir. Bilgi, görgü ve hikmet dersleri verir. Nasreddin Hoca konuşmaya başladığında herkes susup onu dinler. Fıkraları dünyanın her yerinde, duyan herkesi güldürür, düşündürür. Gerçekten bu fıkralar sadece güldürmek için değil, daha çok düşündürmek, ibret vermek için anlatılır. 13. yüzyılda yaşadığı sanılan Nasreddin Hoca,
aradan geçen yüzyıllara rağmen hala içimizde yaşamakta ve herkes tarafından sevilmektedir,
O, bütün kötülüklere düşman, bütün iyiliklere dost, samimi, dindar ve keskin zekalı bir insandır Fıkralarını okuyalım, öğrenelim: Az gülelim, çok düşünelim

Müziksiz İlahi – Uyan Gel Gözlerim Gafletten Uyan

Ümmeti Muhammedin Fazileti

Mescid-i Nebevi          Sevgili Peygamberimiz (sas),nasıl ki yaratılmışların en seferlisi ise, onun ümmeti de diğer ümmetlerden hayırlı kılınmıştır.Bakara suresinde şöyle buyrulur:

         “Ey Müslümanlar, böylece sizi (seçkin, şerefli, aşırılıktan uzak) mutedil bir ümmet kıldık ki, bütün insanlar üzerine adâlet örneği ve hak şâhitleri olasınız diye. Resul (AS.) da sizin üzerinize şâhit (ve numune)dir.”  (Bakara suresi 143.ayet )

         Ayeti Kerimelerin tefsirinden öğrendiğimize göre, Ümmeti Muhammet her bakımdan diğerlerinden daha seçkin ve şanslıdır. Diğer ümmetlerin şahidi ve örneğidir. Geçmiş ümmetlerin bir ömür çalışarak kazanacağı manevi dereceler bu ümmete, kadir gecesi gibi geceler sayesinde, bir gecede ihsan edilmiştir. Geçmiş ümmetlere gelen ağır imtihanlar ve cezalar bu ümmete verilmemiştir. Yaratılmışların sonuncusu olmakla beraber cennete girenlerin de öncüsü bu ümmettir. Cennet ehlinin ekserisi bu ümmettendir. Daha sayamayacağımız pek çok şeref ve üstünlük verilmiştir. Tabi ki bunlar, kendi gayretimizin bir neticesi değil; tamamen Peygamber efendimiz (sav) in büyüklüğündendir.

          Hadisi Şerifte Resûlullah Efendimiz (sav.)şöyle buyurdular:

         “Bana, diğer peygamberlere verilmeyen dört şey verildi: Bana yeryüzünün anahtarları verildi, Ahmed diye isimlendirildim, toprak bana temiz ve temizleyici kılındı ve ümmetim ümmetlerin en hayırlısı kılındı. (Müsned-i Ahmed)                                                                                                                                                                                                                                             Ümmet-i Muhammet’den olmak öyle büyük bir nimet ki, peygamberler bile özenmişlerdir. Nimet büyük olunca şükrünü eda etmek de o derece mühimdir. Onun için daima bu nimetin büyüklüğünü tefekkür etmeli, Yüce Mevla’mıza Hamd ve şükür halinde olmaya çalışmalıyız. Bu cümleden olarak

de-ki          “Ey habibim söyle; eğer Hz.Allahı seviyorsanız,bana tabi olun ki Allah da sizleri sevsin, günahlarınızı mağfiret etsin…”(Ali İmran.31)  ayeti kerimesinde emredildiği gibi, Sevgili peygamberimize her şeyimizle tabi olmaya çalışmak da bu nimetin şükrünün olmazsa olmazıdır. İmamı Rabbani Hz. Şöyle buyuruyor:

          “Mahbûb-u Rabbul alemin olan Rasûlullah’a tâbi olmakla insan mahbûbiyet yani Allah’ın sevdiği kul  olma mertebesine ulaşır,muhabbet rütbesine kavuşur. Akıllı insan zâhiren ve bâtınen tüm gücü ile Hayrül Beşer (S.A.V)’e tâbî olmaya gayret etmelidir. Vuslat yolu budur”.( Mektubat C.1. 41.Mektup)

           Resulullah(sav)e tabi olmak ise evvela; İnançta, Ehl-i Beyt ve ashabın yolu olan Ehl-i Sünnet vel Cemaat üzere olmaktır.Bu asıldır. Bunun devamında da; beş vakit namaz başta olmak üzere ilahi emirleri yapmak, her türlü haramdan sakınmak ve hayatımızın tamamında sünnete uymaktır. Bunlarda muvaffak olmak içinse, önce bilgi eksiklerimizi gidermemiz gerekir.Ali İmran suresinin 110.ayeti kerimesinde şöyle buyrulur:

           “Sizler, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışırsınız ve Allah’a inanırsınız…(Ali İmran suresi 110)

           Bu ayeti kerimede; en hayırlı ümmet olan Ümmeti Muhammedin diğer vasıfları da iyiliği emredip, kötülüğü nehyetmek ve Allaha tam manası ile inanmak zikredilir. Bu itibarla, Her mümin tam bir imanla Allah yolunda hizmet ve Allah’ın kitabını yaymakla vazifelidir.

           Bu hizmetler yapıldıkça, müminler maddeten ve manen yücelmişlerdir.

           Dünyaya dalıp bu vazifeleri ihmal etmek ise,dünya ve ahiret sıkıntı sebebidir.

           Bir hadisi şerifte şöyle buyrulur:

            “Sizi iki sarhoşluk kaplar. Maişet,(dünyalık geçim)sevgisinin sarhoşluğu ve Cehalet sarhoşluğu. Böyle bir dönemde siz, iyiliği emredip, kötülüğü nehy edemezsiniz.(Çünkü dünyaya dalınca heyecanınızı kaybedersiniz, dini ilimleri öğrenmediğiniz için bilemezsiniz. Ve gücünüzü kaybedersiniz)

            Ancak; (böyle bir dönemde iken) Kur’an-ı kerim ve sünnet-i seniyye’ ye bağlı kalarak, onlara sımsıkı sarılıp ayakta kalanlar, dinlerini ayakta tutanlar müstesnadır. Onlar, ashabımdan Muhacir ve Ensar’ın önde giden büyükleri gibi ecir ve sevap alacaklardır. ” (Ramuz el ehadis, s.101)

            Bu hadisi şerif, İslam dünyasındaki sıkıntıların sebeplerini de gösteriyor:

          Onlar, sarhoşluk derecesinde dünyaya dalmak ve cehalettir.Buna çare ise kitap ve sünnete sımsıkı sarılıp dini ayakta tutmaktır. İnsanlara iyiliği emredip, kötülüklerden nehyedecek güç, buradan gelecektir.  Çekilen sıkıntılar Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Resulullah ile aşılacaktır.

           Hadisi şerifte ayrıca, dinin garip zamanında Kur’an ve sünnete sahip çıkanlara, ashabı kiramın büyükleri gibi derece kazanma müjdesi de verilmektedir.

            Kıymetini bilen için, ne büyük bir müjde, ne büyük bir fırsat..

MÜMİN ÖLÜMÜN ACISINI NEDEN HİSSETMEZ?

Âriflerden bir zât, Peygamberimizin (s.a.v.) ‘Müminin ruhu cesedinden, kılın hamurdan çıktığı gibi (kolayca) çıkar.’ hadîs-i şerîfini kuvvetlendirecek bir âyet-i kerîme var mıdır? diye tefekkür etmiş. Bu düşünce ile Kur’ân-ı Kerîm’i hatmetmiş, fakat bir şey bulamamış. Hatmi bitirdiği gece Peygamberimizi (s.a.v.) rüyasında görmüş ve: “Yâ Resûlallah, Cenâb-ı Hak (meâlen):Yaş ve kuru (hiçbir şey) müstesnâ olmamak üzere hepsi apaçık bir kitapta (Kur’ân-ı Kerîm’de)dir.” buyuruyor. Fakat ben sizin şu hadîs-i şerîfinizin mânâsını Kur’ân-ı Kerîm’de bulamadım.” demiş. Peygamberimiz (s.a.v.) ona: 

“Onun manasını Yûsuf Sûresi’nde ara.” buyurmuşlar. 

Uyanınca hemen Yûsuf Sûresi’ni okumuş ve hadîs-i şerîfin mânâsını (meâlen): ‘Ve ey Yûsuf, onların karşılarına çık, dedi. Onu görür görmez, (gözlerinde) pek büyüttüler (güzelliği karşısında hayrette kaldılar) ve kendi ellerini kesiverdiler…’(Yûsuf Sûresi, 31.)  âyet-i kerîmesinde bulmuş. 

Yani kadınlar Yûsuf Aleyhisselâm’ın fevkalâde güzelliğini görünce onu seyretmekle meşgul oldular da ellerini kesmelerinin acısını hissetmediler. İşte mümin de ölüm esnasında melâike-i kirâmı, cennetteki makâmını ve orada kendisi için hazırlanan nîmetleri görünce kalbi bunlarla meşgul olur ve ölümün acısını hissetmez.  

/ FAZİLET TAKVİMİ Pazar-24-Kasım-2019

O’na(SAS) benzeyebilmek.

Ayakları şişerdi, o öpülesi ayakları. Ama bizim gibi sabahlara kadar gezmekten değil, sabaha kadar ibadet etmekten. Az yerdi, ama bizim gibi rejim yapmak için değil, fakirliği seçtiğinden. Gece gündüz ağlardı, o ağlayınca meleklerin gözleri dolardı ama bizim gibi pembe diziler yüzünden değil, mevlaya olan aşkından. Ne kadar farklıyız değil mi Allah rasülünden. Mevla bütün amellerimiz ve niyetlerimizle ona benzemeyi nasip etsin. Amin.
Hayırlı cumalar.

Mevlid Kandili

Bu akşam; Sevgili Peygamberimiz, şefaatçimiz, efendimiz (sav) in dünyamızı şereflendirdiği Mevlid kandilidir. 

Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa (sas),

Miladi 571 yılında Rebiul Evvelin 12 sine rastlayan bir Pazartesi sabahı;

Mekke-i Mükerreme’ de dünyayı şereflendirdi.

(Efendimiz (sas) in vefatı da yine Rebiul evvelin 12’si pazartesine rastlar.)

Onun dünyaya şeref verişi, dünya tarihinin en önemli olayıdır.

Bu sebeple o gece yeryüzünde nice harikulade olaylar meydana geldi.

Anlayanlar için bunlar çok önemli işaretlerdi. Dedesi Abdülmuttalib, torununun doğumunu haber alınca son derece sevindi.

Bir ziyafet tertip ederek Kureyş’ in ileri gelenlerini davet etti. Misafirlerine torununun doğumunu haber verip ona Muhammed” ismini verdiğini açıkladı.

Bu mübarek isim, Abdülmuttalib’in soyundan hiç kimsede yoktu. Onun için kendisine bu ismi vermesinin sebebi sorulduğunda şu cevabı vermişti:

“Onu, gökte meleklerin yerde insanların çok öveceğini umuyorum, bu sebeple ona bu adı koyuyorum.”

(Muhammed, ziyadesi ile övülen demektir ki, Resul-i Ekrem’in en meşhur ismidir.

Bu isim Kuranı kerimde de 4 defa zikredilmiştir.)

Cenabı Hak ilk önce onun nurunu yarattı. Sonra o nur’dan bütün kâinatı yarattı. Yaratılmışların ilki odur. Mahşerde ilk diriltilecek de odur.

 (Büyük İslam âlimi imam-ı Rabbani hz. Peygamberimiz (sas)den bahsederken;

”Ben Hz. Muhammed (sas) i methetmeye kadir değilim. Ancak ondan bahsetmekle kendi sözlerimi süslemiş olurum” mealinde bir beyit nakleder ve devamında hadis-i şeriflerin ışığında şöyle buyurur:

”Muhakkak ki Hz. Muhammed (sas), Allahü taalanın Resulü ve Ademoğlunun efendisidir. Kıyamette insanların kendisine en çok tabi olacağı zat odur.O önce ve sonra gelen insanların içerisinde Allahü Teala katında en mükerrem şahıstır. Kabri ilk açılacak olan; kendisine ilk şefaat izni verilecek olan;Cennetin kapısını ilk çalacak olan ve Hz. Allahın kendisine kapıyı ilk açacağı kişi yine odur. Kıyamet günü Hamd sancağını o taşıyacaktır.”( Mektubat-ı İmamı Rabbani; C.1, M.44) )

Ayeti kerimede Yüce Mevla’mız, Sevgili habibini bize şöyle anlatıyor: “Andolsun! Size kendi içinizden öyle şerefli bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”(Tevbe s.128)

Bu ve bunun gibi pek çok ayet-i kerimede üstün sıfatları anlatılan sevgili Peygamberimiz (sav) i bizim, günahkâr ağızlarımızla anlatmaya cüret etmemiz elbette haddimize değildir. Ancak biz onunla bereketlenmeye, onun mübarek ismi anılınca inen rahmet-i ilahiden istifade etmeye çalışmaktayız.

 Efendimiz (sas)de Hadis-i şeriflerinde; ”Ben ancak (Allah tarafından) hediye olunmuş bir Rahmetim.” buyurmaktadır. (Darimi, Beyhaki-Şuabul iman)

Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurur:

“Ben (öğünmek için söylemiyorum)İnsanların en faziletlisiyim. En iyi ailedenim. Kıyamet günü, herkes sustuğu zaman, ben konuşacağım.

Kimsenin kımıldayamadığı vakitte, onlara şefaat ediciyim.

Kimsede ümit kalmadığı bir zamanda, müjde vericiyim.

O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir.

Livâ-ül hamd benim elimdedir. İnsanların en hayırlısı, en cömerdiyim.

Kıyâmet günü, bütün Peygamberlerin imâmı, hatîbi ve hepsinin şefaatçisiyim.

Bunları (asla) öğünmek için söylemiyorum.” (Tirmizi, İbni Mace)

Böyle Yüce bir Peygambere ümmet olmak ne büyük bir nimettir.

Onun içindir ki tarih boyunca peygamberler bile ona ümmet olmak istediler.

O’na ümmet olma bahtiyarlığına eren bizler de bu nimetin büyüklüğünü idrak ve şükrünü edaya gayret etmeliyiz.

Bunun için Mevla’mıza kalben ve lisanen şükrün yanı sıra,fiili olarak da üzerimize düşen vecibeleri yerine getirmeye çalışmalıyız.

Bu cümleden olarak; onun en büyük mucizesi ve emaneti olan Hz. Kurana sahip çıkmalı, inancımızda, ibadetlerimizde, hatta günlük yaşayışımızda bile Resulümüzün sünnetine uymayı en öncelikli prensip kılmalıyız.

İmamı Rabbani Hz.nin buyurduğu gibi; “Yaptığımız işlerin kıymeti onun sünnetine uymakladır. Ona uyarak yapılan az bir amel, onun dışında kendi kafamıza göre yaptığımız çok daha fazlasından kat kat kıymetlidir.”  (Mektubat,C.1.M.77)

İşlerimizi ayarlayıp akşam erkenden Camilere koşalım.

O’na ümmet olmanın şuurunu ve sevincini iliklerimize kadar hissetmeye çalışalım.

Bu gece için tavsiye edilen tesbih namazı hatm-i enbiya gibi nafileleri yaparak,

O’nun hürmetine Hz. Allahtan af, mağfiret ve hidayet dileyelim.

 Allaha giden yol, sevgili habibinden geçer. Dualar, en çok onun hürmetine kabul olur. Maddi ve manevi ikramlar onun şefaatiyle verilir.

Bu dünyada ona hakiki bir ümmet olarak yaşayıp, (mahşerde hamd sancağı altında toplanmak, şefaatine nail olup havzu  kevserinden kana kana içmek ve)

Cennette ona komşu olmak, en büyük nimet, en büyük saadettir.

Ve her mümin  için hayat boyu en büyük arzu ve hedeftir.      

Hayırlı Kandiller

screenshot_2019-11-08-07-37-07-872_com.whatsapp.jpg

 

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI

ÂLEMDE EN BÜYÜK VE EN ŞEREFLİ DOĞUM tıklayınız…

Mevlid Kandili ve Peygamberimizin Doğumu tıklayınız…

Müziksiz İlahi – Ey Sevgili Ey Rasûl tıklayınız…

SALEVÂT-I ŞERÎFE MÎZÂNI AĞIRLAŞTIRIR

Ashâb-ı Kirâmın Gıpta Ettiği Genç

“Bizim Selim’e söyle”

Salavatı Şerife Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

RESÛLULLÂH’A ‘(S.A.V.) SALEVÂT OKUMANIN FAZİLETİ

 

mevlidkandilitebrik

gul

gul-aa

mescidi-nebevide-ki

gulll

GUL

gul

Peygamber(s.a.v.)

salevattt

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI