Archive for the ‘MÜBAREK GÜNLER’ Category

Mevlid Kandili

Bu akşam; Sevgili Peygamberimiz, şefaatçimiz, efendimiz (sav) in dünyamızı şereflendirdiği Mevlid kandilidir. 

Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa (sas),

Miladi 571 yılında Rebiul Evvelin 12 sine rastlayan bir Pazartesi sabahı;

Mekke-i Mükerreme’ de dünyayı şereflendirdi.

(Efendimiz (sas) in vefatı da yine Rebiul evvelin 12’si pazartesine rastlar.)

Onun dünyaya şeref verişi, dünya tarihinin en önemli olayıdır.

Bu sebeple o gece yeryüzünde nice harikulade olaylar meydana geldi.

Anlayanlar için bunlar çok önemli işaretlerdi. Dedesi Abdülmuttalib, torununun doğumunu haber alınca son derece sevindi.

Bir ziyafet tertip ederek Kureyş’ in ileri gelenlerini davet etti. Misafirlerine torununun doğumunu haber verip ona Muhammed” ismini verdiğini açıkladı.

Bu mübarek isim, Abdülmuttalib’in soyundan hiç kimsede yoktu. Onun için kendisine bu ismi vermesinin sebebi sorulduğunda şu cevabı vermişti:

“Onu, gökte meleklerin yerde insanların çok öveceğini umuyorum, bu sebeple ona bu adı koyuyorum.”

(Muhammed, ziyadesi ile övülen demektir ki, Resul-i Ekrem’in en meşhur ismidir.

Bu isim Kuranı kerimde de 4 defa zikredilmiştir.)

Cenabı Hak ilk önce onun nurunu yarattı. Sonra o nur’dan bütün kâinatı yarattı. Yaratılmışların ilki odur. Mahşerde ilk diriltilecek de odur.

 (Büyük İslam âlimi imam-ı Rabbani hz. Peygamberimiz (sas)den bahsederken;

”Ben Hz. Muhammed (sas) i methetmeye kadir değilim. Ancak ondan bahsetmekle kendi sözlerimi süslemiş olurum” mealinde bir beyit nakleder ve devamında hadis-i şeriflerin ışığında şöyle buyurur:

”Muhakkak ki Hz. Muhammed (sas), Allahü taalanın Resulü ve Ademoğlunun efendisidir. Kıyamette insanların kendisine en çok tabi olacağı zat odur.O önce ve sonra gelen insanların içerisinde Allahü Teala katında en mükerrem şahıstır. Kabri ilk açılacak olan; kendisine ilk şefaat izni verilecek olan;Cennetin kapısını ilk çalacak olan ve Hz. Allahın kendisine kapıyı ilk açacağı kişi yine odur. Kıyamet günü Hamd sancağını o taşıyacaktır.”( Mektubat-ı İmamı Rabbani; C.1, M.44) )

Ayeti kerimede Yüce Mevla’mız, Sevgili habibini bize şöyle anlatıyor: “Andolsun! Size kendi içinizden öyle şerefli bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”(Tevbe s.128)

Bu ve bunun gibi pek çok ayet-i kerimede üstün sıfatları anlatılan sevgili Peygamberimiz (sav) i bizim, günahkâr ağızlarımızla anlatmaya cüret etmemiz elbette haddimize değildir. Ancak biz onunla bereketlenmeye, onun mübarek ismi anılınca inen rahmet-i ilahiden istifade etmeye çalışmaktayız.

 Efendimiz (sas)de Hadis-i şeriflerinde; ”Ben ancak (Allah tarafından) hediye olunmuş bir Rahmetim.” buyurmaktadır. (Darimi, Beyhaki-Şuabul iman)

Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurur:

“Ben (öğünmek için söylemiyorum)İnsanların en faziletlisiyim. En iyi ailedenim. Kıyamet günü, herkes sustuğu zaman, ben konuşacağım.

Kimsenin kımıldayamadığı vakitte, onlara şefaat ediciyim.

Kimsede ümit kalmadığı bir zamanda, müjde vericiyim.

O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir.

Livâ-ül hamd benim elimdedir. İnsanların en hayırlısı, en cömerdiyim.

Kıyâmet günü, bütün Peygamberlerin imâmı, hatîbi ve hepsinin şefaatçisiyim.

Bunları (asla) öğünmek için söylemiyorum.” (Tirmizi, İbni Mace)

Böyle Yüce bir Peygambere ümmet olmak ne büyük bir nimettir.

Onun içindir ki tarih boyunca peygamberler bile ona ümmet olmak istediler.

O’na ümmet olma bahtiyarlığına eren bizler de bu nimetin büyüklüğünü idrak ve şükrünü edaya gayret etmeliyiz.

Bunun için Mevla’mıza kalben ve lisanen şükrün yanı sıra,fiili olarak da üzerimize düşen vecibeleri yerine getirmeye çalışmalıyız.

Bu cümleden olarak; onun en büyük mucizesi ve emaneti olan Hz. Kurana sahip çıkmalı, inancımızda, ibadetlerimizde, hatta günlük yaşayışımızda bile Resulümüzün sünnetine uymayı en öncelikli prensip kılmalıyız.

İmamı Rabbani Hz.nin buyurduğu gibi; “Yaptığımız işlerin kıymeti onun sünnetine uymakladır. Ona uyarak yapılan az bir amel, onun dışında kendi kafamıza göre yaptığımız çok daha fazlasından kat kat kıymetlidir.”  (Mektubat,C.1.M.77)

İşlerimizi ayarlayıp akşam erkenden Camilere koşalım.

O’na ümmet olmanın şuurunu ve sevincini iliklerimize kadar hissetmeye çalışalım.

Bu gece için tavsiye edilen tesbih namazı hatm-i enbiya gibi nafileleri yaparak,

O’nun hürmetine Hz. Allahtan af, mağfiret ve hidayet dileyelim.

 Allaha giden yol, sevgili habibinden geçer. Dualar, en çok onun hürmetine kabul olur. Maddi ve manevi ikramlar onun şefaatiyle verilir.

Bu dünyada ona hakiki bir ümmet olarak yaşayıp, (mahşerde hamd sancağı altında toplanmak, şefaatine nail olup havzu  kevserinden kana kana içmek ve)

Cennette ona komşu olmak, en büyük nimet, en büyük saadettir.

Ve her mümin  için hayat boyu en büyük arzu ve hedeftir.      

Günlerin Efendisi, Müminlerin Bayramı Cuma Günü

            Cuma Mesajları

Bilindiği gibi Resulullah (sav) efendimizin Mekke-i Mükerreme döneminde İslamın beş şartından kelime-i şehadet ve beş vakit namaz farz kılınmıştı.

Medine-i Münevvere ye hicretinin son günlerinde de Cuma namazı farz kılındı. Yahudilerin kutsal saydığı Cumartesi, Hıristiyanların Pazar gününe karşılık Cenabı Hak, Müslümanlara onlardan daha üstün Cuma gününü vermiş, bu günü bereketli kılmış, bu gün öğle vaktinde bütün Müslümanları Yüce Allahın huzurunda toplayan Cuma namazını İslam’ın, İmanın alametlerinden saymıştır.

Hadisi şerifte; Üzerine güneş doğan en hayırlı gün Cuma’dır…” buyrulur.

Okuduğum Cuma suresinin 9.ayetinde şöyle buyruluyor:

“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman,

 hemen Hz. Allah’ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın.

 Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.”

Bu ayeti kerimeden ve hadis-i şeriflerden anlıyoruz ki akıllı, baliğ, hür, mukim

(yani seferi olmayan) her Müslüman erkeğe Cuma namazı farzdır.

Kendisine Cuma namazı farz olan kişilere de bayram namazları vaciptir.

Seferilik gibi mazereti olan kimselerin de Cuma namazındaki muazzam tecelliyattan mahrum kalmamak için imkânlarını zorlayıp Cuma kılmaları, akıllıca bir harekettir. Kadınlar için zorluk olduğundan onlara farz değildir. Ama kılmış olsalar kabuldür.  Ayrıca Cuma vakti girdiğinde Cuma namazına gelecek kişilere alışveriş gibi dünyalık işlerle uğraşmak da bu ayeti kerime ile  haram kılınmıştır.

Cumayı bir bayram havasında kutlamak, o gün için  hususen hazırlanmak; yıkanmak, misvak kullanmak,  yeni ve güzel elbiseler giyinmek, güzel kokular sürünmek müstehaptır.

Hadisi şerifte şöyle buyrulur: Bir kimse güzelce abdest alarak cuma namazına gelir, hutbeyi ses çıkarmadan dinler (ve namazını güzelce eda eder) se, iki cuma arasındaki ve fazla olarak da üç günlük daha günahları bağışlanır….”(Sahih-i Müslim)

Cuma namazında önce dört rekâtlı cumanın ilk sünneti kılınır. Sonra iç ezan okunur, Hatip hutbeye çıktıktan sonra gelenler artık cumanın ilk sünnetine durmazlar ve hutbeyi dinlerler. Çünkü bu daha mühim ve daha sevaptır.

 Hutbe  okunurken konuşmak, selam verip almak, konuşmakta olan birine;

”sus, konuşma”  diye ikaz etmek bile caiz değildir.

Resulullah (sas ) efendimizin mübarek ismi anıldığında açıktan salavatı şerife getirilmez, içimizden, kalbimizden  getiririz. Hatta yapılan dualara yüksek sesle âmin demek de mekruhtur. Aslolan, hutbeyi dinlemektir.

Hutbe iki rekâtlık bir namaz hükmündedir, denilmiştir.

Hutbeden sonra, iki rekâtlık Cuma namazının farzı kılınır. Ki en mühimi budur.

Farzdan sonra kıldığımız dört rekât ise Cuma namazının son sünnetidir.

Cuma namazı on rekatla tamam olur. Cuma kılındığı zaman o günkü öğle namazı farz olmaktan çıkar. Ancak, cumanın kendine ait bazı hususi şartları vardır.

Onun için İslam âlimleri, On rekâtlı Cuma namazından sonra altı rekat namaz daha tavsiye etmişlerdir.

Bunun dört rekâtı; üzerimize borç olan en son öğle namazının farzıdır.

Şayet Cumanın şartlarından birisi gerçekleşmedi ve Cuma olmadı ise, o günkü öğle namazı yerine geçer. Oldu ise en son öğle namazımızın kazası olur. Üzerinde borç kalmış hiçbir öğle namazı yoksa da nafile olur.(Ömer Nasuhi, B.İslam ilmihali)

Son kıldığımız iki rekât ise vaktin son sünneti yerinedir.

Asırlardır İslam büyüklerinin tavsiye ettiği bu namazlar ihmal edilmemeli, üzerinde gereksiz tartışmalarla manevi dünyamızı yıpratmaktan sakınmalıdır.

Vakitlerimiz müsaitse bütün bu ibadetler ve toplu olarak okuduğumuz tesbih ve dualarla Cumamızı ve namazımızı taçlandırmalıyız.

Çünkü kıldığımız bir rekat namaza, hatta okuduğumuz bir tek tesbihe bile Allahın huzurunda muhtaç olacağımız, unutulmamalıdır.

Yüce İslam dininin en mühim alametlerinden biri olan Cuma Namazına ve Cuma gününe önem vermek imanın gereğidir. Diğer zamanlarda ibadetlerini ihmal eden pek çok Müslüman için Cuma namazı; İmanların tazelendiği,

İslami güzelliklerin kalplerde ve ruhlarda yeşerdiği bir sığınak gibidir.

Hadis-i Şerifte şöyle müjdelenir:

“Büyük  günahlardan kaçınıldığı müddetçe, beş vakit namaz ile iki Cuma ve iki Ramazan, aralarında işlenen günahlara kefaret olur.” (Riyazüs salihin, 1156-1159 )

AŞURE GÜNÜ

Tevbe suresinin 36. ayetinde;
“Allah katında; Yerleri ve gökleri yarattığı günden bu yana, ayların adedi 12 olup bunların dördü haram yani hürmete layık aylar olduğu” ilan edilmiştir.
Muharrem ayı, bu haram aylardan olduğu gibi, İbadet takvimimizin de başlangıcı olmak bakımından ayrıca kıymetlidir.
Önümüzdeki 09 Eylül 2019 Pazartesi Aşure gününü idrak edeceğiz.
Aşure günü tarih boyunca pek çok büyük kurtuluşlara sahne olmuş; bundan sonra da olacağı haber verilmiş olan büyük bir gündür.
Bu günde meydana gelen bazı mühim hadiseler şöyle sıralanmaktadır:
-Yerlerin ve göklerin yaratılması, bu güne tekabül etmiştir.
-Hz Adem’ in yıllar süren tövbesinin kabulü,
-Nuh Aleyhisselam’ın gemisinin karaya oturması
-İbrahim Aleyhisselamın dünyaya gelmesi ve ateşten kurtulması,
-Eyüb Aleyhisselam’ın yıllar süren hastalıklardan şifa bulması,
-Yunus Aleyhisselam’ ın balığın karnından kurtulması,
-Musa Aleyhisselamın Firavunun şerrinden kurtulması,
-Süleyman Aleyhisselam’a saltanat verilmesi,
-Hz. Hüseyin efendimizin şehadet şerbetini içip, Cemal-i İlahi’ye kavuşması.
Ve kıyametin kopması da Aşurenin Cumaya rastladığı bir günde olacaktır.
İşte bu gibi hususiyetlerinden dolayı, Peygamber Efendimiz (sav);
“Aşure gününün faziletine kavuşmaya çalışınız! Çünkü o, Allahu Teâlâ’nın günler arasında seçtiği mübarek bir gündür.” buyurmuş;
bu günün bereketinden daha çok istifade edebilmemiz için bizlere de
tavsiyelerde bulunmuştur. Bunlardan bazılarını şunlardır:

1-Oruç tutmak:
(Peygamberimiz (s.a.v.) Aşure günün orucunu ısrarla tavsiye buyurmuş, ancak bu günde Yahudiler de oruç tuttuğundan,onlara benzememek\ onlardan ayrılmak için 9’ncu veya 11’nci günleriyle beraber tutmayı tavsiye buyurmuştur.)
Hadis-i şerifte şöyle buyrulur:
”Aşure günün orucu; Allah’a karşı hüsnü zannım odu ki bir önceki senede işlenen hataları örter.”
“O gün bir mümine iftar verene bütün müminleri doyurmuş gibi sevap verilir.” (Tergıp C.2 Sh. 466)

2- O gün eve ufak tefek erzak alınırsa, bir sene boyunca evde bereket olur.
Hadis-i şerifte şöyle müjdelenir:
“Kim ki kendinin ve ailesinin nafakasını Aşure günü geniş tutarsa, Canâb-ı Hakda senenin tamamında o kişinin rızkını genişletir.” (Ramûz Sh 446/5568)

3- “Aşure gününde Müslümanlardan 10 kişiye selâm veren kişi, bütün
Müslümanlara selâm vermiş gibi sevap kazanır.” (Şir’atül İslâm şerhi Sh. 217)

4- Akrabalar ziyaret edilir, sıla-i rahim yapılır, fakir fukara sevindirilir:

5- O gün gusletmek çok faziletlidir:
(“Aşure günü boy abdesti alan, o sene içinde ufak tefek hastalık görmeyeceği ve aynı zamanda günahların affına vesile olacağı” Hadisi şerifte müjdelenmiştir.)

6- 10 defa şu dua okunur: “Sübhanallahi mil’el mizan ve müntehel ilmi ve mebleğar’ rıza ve zinetel arş”
( ”Mizanın dolusunca, ilminin sonsuzluğunca, Rıza-iİlahiye kavuşuncaya kadar ve Arş-ı A’lanın ağırlığınca Hz. Allahı tesbih ederim” demektir.)

7 -Aşure gününe mahsus olmak üzere kuşluk vakti 2 rekat, Öğle ile ikindi arasında da 4 Rekat nafile namaz tavsiye edilir:
Bu namazların her rekâtında 1 Fatiha 50 İhlâs-ı Şerif okunur.

Ömür sermayemiz hızla tükeniyor. Ebedi hayattaki kurtuluşumuz için, Cenab-ı Hakkın bizlere ihsan ettiği zamanların kıymetini bilelim.
Bu günleri, başta farzlar olmak üzere; tavsiye edilen nafile ibadet, dua ve iltica ile dopdolu bir şekilde ihya edelim ve bereketlerine nail olmaya çalışalım…

 

Hicri 1441. Yılımız Mübarek Olsun.(31 Ağustos 2019 Cumartesi)

1 Muharrem 1441

(31 Ağustos 2019 Cumartesi)

***

“Yâ Rabbî, bu seneyi bizden râzı olarak ayır.

Sâdır olan isyânımızı hasenâta tebdîl eyle.

Bizi mağfiret-i ilâhiyene, rızâyı ilâhîne ve hidâyet-i

ilâhine mazhar eyle. Yani açılacak amel defterimizi

rızâyı ilâhine muvâfık amel ile doldurmayı nasip eyle.

Bizi gadab-ı ilâhîne dûçâr edecek amellerden muhâfaza buyur” 

***

Hicri Yılbaşı ve Muharrem Ayı Tıklayınız…

MUHARREM AYI – AŞÛR GÜNÜ Tıklayınız…

TERVİYE VE AREFE GÜNÜ

Rabbimizin ihsanı olan çok mübarek günler içerisindeyiz.

Bu gün terviye, ertesi arefe ve sonra bayram.

Arefe gecesi ve günü, Bayram gecesi ve günü müminler için en kıymetli zamanlardandır.

Arefe günü; Hacca giden müminlerin Hacc’larının tasdik olduğu, dualarının kabul edildiği, günahlarının bağışlandığı büyük bir gündür.

Yarın öğleden akşama kadar hacılar, Arafatta Cenab-ı Hakk’a gözyaşı dökerek dua ve ilticada bulunacaklar.

Hadis-i Şerifte şöyle buyruluyor:

 “Arefe günü kadar Cenabı Hakkın kullarını Cehennem’den azat ettiği başka bir gün yoktur.” Bu çok büyük bir müjdedir.

Diğer bazı hadisi şeriflerde şöyle müjdelenir:

“Zilhiccenin ilk on gününün faziletlerinden mahrum kalanlara yazıklar olsun. Hele bir de arefe günü var ki,onun hayrı saymakla bitmez.”(Müsned-i Ahmed)

Kim ki Arefe gününde Allâh’tan  dünyâ ve âhirete âit bir ihtiyacını isterse, Hz. Allâh onu yerine getirir.”

O halde böyle bir günün manevi bereketinden daha çok istifade etmek için; mümkünse oruçlu olmalı, ibadet ve duayı artırmalıyız.

Hacca gidemeyen Müslümanlara,  Arefe günü öğle ile ikindi arası, kendini Arafat’ta kabul ederek Allah rızası için 2 rek’at namaz kılmak tavsiye edilir.

Her rek’atte 1 Fâtiha, 3 Kul yâ eyyühel-kâfirun, 10 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namaza şu niyetle başlanır: Yâ Rabbî, bugün şu saatlerde Arafat’ta binlerce müslümanın “Lebbeyk” diye ilticâ ettiği zamanda, âciz kulun orada bulunamadı. Bu kulunun rûhunu onlarla beraber kılıp, benim ilticâmı da onların ilticâsına ilhak buyur. Orada afv-ı umûmîye mazhar kıldığın kullarına beni de ilhak eyle, Allâhü Ekber.“

 Namazda sonra: 11 veya 70,istiğfar,tevhit,tekbir ve okunan hususi tesbih,fazilet takvimlerinde ve dua kitaplarımzda mevcuttur.

 Arefe ve bayram Bayram geceleri ayrıca Hatm-i Enbiyâ, Hatm-i İstiğfâr yapmak ve tesbih namazı kılmak tavsiye edilir.

Arefe günü sabah namazından, bayramın 4’üncü günü ikindi namazına kadar, bütün farzlarda selamdan hemen sonra teşrik tekbirleri getirmek, kadın-erkek her mükellefe vâciptir.

 Okumuş olduğum, Bakara suresinin 203.ayeti kerimesinde mealen;

” Ve bir de sayılı Hac günlerinde Hz. Allahı (tekbir getirerek) zikredin.” Buyrulması, teşrik günleri içindir ki bu günlerin büyüklüğünü gösterir.

Bu günlerin büyüklüğü ile alakalı Resulullah(sas) Efendimiz buyuruyorlar ki:

“Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, tevbe reddolmaz.  Bunlar: Ramazan ve Kurban Bayramı geceleri, Berat Gecesi ve Arefe Gecesi. (İsfehani )

Şeytanın arefe gününden başka hiçbir günde daha zelîl, daha hakîr, daha küçük ve daha öfkeli görüldüğü olmamıştır. Bu, arefe gününde Allâh’ın rahmetinin inmesinden ve Allah’ın günâhları bağışlamasındandır.Bir de Bedir Muhârebesi’nde  böyle görülmüştür. Çünkü şeytan o zaman, Cebrâil  Aleyhisselam’ı  (düşman´a karşı) melekleri saf yaparken görmüştü.”

(06 Ağustos2019  fazilet takvimi) (İmam-ı malik; Muvatta) (Abdülkadir Geylani; Gunyetü’t-talibin)

Bu günlerin sonunda müminler için büyük bir kurtuluş ve bayram geliyor. Bayramın en mühim vecibesi olan, Kurban ibadetinin maddi ve manevi bereketinden hem kendimiz, hem de aile fertlerimiz ve çoluk çocuğumuzun istifade etmesi için çalışmalıyız. Öyle ki sene içerisinde taksitle ancak ödeyebilecek olanların bile bu nimetten mahrum kalmamaları, İslam Âlimlerince ısrarla tavsiye edilmektedir. Çünkü; Kurbanlık temini için gösterilen her gayret ibadet değeri taşır.           

Hz. Ali efendimizden şu şekilde rivayet olunmuştur:

”Bir kimse evinden Kurbanlık almak için çıksa, o kimsenin her adımı için on sevap yazılır, on günahı silinir ve o kimseye cennette on derece verilir.

Almak için konuştuğu zaman o kimsenin sözleri tesbih olur.

O kurbanın parasını verdiğinde, her bir dirhem için yedi yüz hasene yazılır. Kurban yatırılıp kesilince, kesildiği yerden yedi kat yere varıncaya kadar ne varsa hepsi o kimse için istiğfar eder. Kanı aktığı zaman Alemlerin Rabbi olan Allah(C.C.), her damlasından on melek halk eder. O melekler kıyamete kadar o kimse için istiğfar ederler. Verdiği, ikram ettiği etin her lokması için Hak Teala İsmail (as)’ın evlatlarından bir köle azat etmiş sevabını verir.

Kaynak : Mekasidu’t-Talibiyn Sayfa 363-364

***

 Allahü Teala  öncelikle şu veya bu nedenlerden dolayı kurban kesemem bahaneleri bulmadan, nasıl  kurban keserim niyetiyle güzel kurbanlar almayı ve kestiğimiz kurbanları kabul buyuracağı kullarından eylesin. Niyetimiz kültüre, dondurucuya vs.  et doldurmak olmasın. Şuurlu müslüman dünya ihtiyaçlarından mesela buzdolabı veya çamaşır makinasını taksitle alıp ödüyorsa Allah rızası ve ahirette bineğimiz olacak kurbanını taksitle veya peşin olarak alır,  keser.

Ayet-i Kerime: “Elbette o (kurban)ların ne etleri, ne kanları Allâh’a ermez. Ona sizden ancak takvâ erecektir…” (Hacc Sûresi, âyet 37)

Hadis-i Şerif :  “Âdemoğlu, Kurban Bayramı günü Allah için kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmış olamaz.” ( Sünen-i Tirmizî)

kurban1.

Okumayanlar mutlaka okumalı!

***

KURBAN RİSALESİ

***

KURBAN HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

***

KURBAN KESENİN ALDIĞI SEVAPLAR

***

Bineksiz Kalmamak için…

***

Kurban kesilecek sığır cinsi hayvanın iki yaşını doldurmuş olması şart mıdır? Şart ise, hicri takvime göre mi yoksa miladi takvime göre mi hesap edilecektir?

Kurbanın Dini Hükümleri

Kurban; Hz. Allahın rızası için ibadet niyetiyle Kurban Bayramı günlerinde, Allah’ımızın adı anılarak belirli cins ve vasıflardaki hayvanların kesilmesidir.

Aslî ihtiyaçlarından fazla olarak 80,18 gram altın veya 640 gram gümüş veya buna muâdil paraya sahip olan kimseye Kurban vaciptir. Ancak altın ve gümüş değerleri  günümüzde birbirinden uzaklaştığı için zekatta altın, kurbanda ise gümüş nisabı tercih edilir. Ayrıca zekatta malın üreyici olması şart iken kurbanda bu şart  yoktur. Bu bakımdan kadın veya erkeklerin her birerleri buna sahip ise kurban keserler. Kurbanda akıllı ve baliğ olma şartı olmadığından, zengin olan çocuk ve deli  için de velileri kurban keserler.

Ayrıca İmkanı müsait olanların geçmişleri namına kurban kesmesi; başta sevgili peygamberimiz (sas) olmak üzere İslam büyükleri için,yani sevabını onlara bağışlayarak kurban kesilmesi güzeldir. Çünkü Efendimiz(sas) hem kendisi hem de kıyamete kadar gelecek ümmeti için yani bizler için her sene kurban kesmişlerdir. Bu kurbanın ehemmiyetini göstermektedir.

Hatta islâm büyükleri;

 “Bir kişiye kurban vâcib olmasa bile bir sene içerisinde taksitle kurban borcunu ödeyebilecek kişinin  kurban kesmesini” tavsiye buyurmuşlar,

 Ve “O böyle yapınca umulur ki Cenâb-ı Hak ona bir dahaki sefere kurban kesecek imkanı verir.” diye müjdelemişlerdir.

 Hal böyle iken taksitle birçok eşyaları alabildiği halde borçlarını bahane edip kurban kesmemek büyük bir mahrumiyettir.

kurbanEfendimiz (S.A.V) şöyle buyurmuştur. “Kim imkan bulur da kurban kesmezse bizim namazgahımıza yaklaşmasın.”

Allah için kurban edilecek hayvan sağlıklı ve semiz olmalıdır. Onun için; her iki gözü veya bir gözü kör, dişlerinin tamamı veya çoğu dökük, boynuzlarından bir veya ikisi kökünden kırık, kurban kesme mahalline yürüyemeyecek kadar topal veya hasta, kemikleri belli olacak şekilde zayıf, meme bezlerinde kopukluk olan, kulağının veya kuyruğunun çoğu olmayan hayvanlar kurban olmazlar.

En faziletlisi ise en semiz olanıdır. Bu hususta ne kadar cömert davranılsa yeridir. Hadis-i Şerifte şöyle buyrulur:

 “Kurbanların en faziletlisi, en pahalı ve en semîz olanıdır.” (Müsned)

 Diğer bir Hadis-i Şerifte ise şöyle buyrulur: “Allah katında kurbanlık hayvan için verilen paradan daha sevimli bir para yoktur.”

Demek ki burada mühim olan o fedakârlık ve teslimiyeti göstermektir.

Dikkat çekici bir diğer husus da; biraz sonra kesilecek olan bir hayvanda organların çoğunlukla tam olmasının lüzumudur. Kurbanlık besili bile olsa bazı organlarındaki noksanlık, kurban vasfına mani olmaktadır. Buradaki hikmeti düşünmeli, her azasının bizlere kefaret olduğunu unutmamalı, kurbanlarımıza hem hürmet göstermeli hem de takva üzere kesmeye dikkat etmeliyiz.

Ayet-i Kerimede şöyle buyrulur:

”Kurbanların ne etleri ne de kanları Allaha ulaşır.O’na ulaşan sizin takvanızdır” (Hac s.37)  

Kurbanlık hayvanların yaşı da çok mühimdir. Hicri sene, yani ay yılı itibarı ile; Koyun ve keçi bir seneyi, sığır iki seneyi, deve de beş seneyi doldurmuş olmalıdır. Koyun bir seneyi tam doldurmasa bile annesi kadar büyüdüyse kurban olur.

Keçi öyle değildir. Sığırda ise hicri olarak iki seneyi doldurup üçüncü seneden gün alma şartı vardır. Onun için çok dikkat etmek ve mutlaka bilen birinin yardımı ile almak icap eder. Çünkü, kestiğimiz kurbanların dinimizin emrettiği şartları taşıyıp taşımadığına dikkat etmek de bizim vazifemizdir. Ben aldım sorumluluk satıcıya aittir, demek hem kendimiz hem de satıcı için vebal olur.

Kurban için yapılan her türlü gayret ve çalışma ibadettir, derecedir, sevaptır.

Önümüzdeki Cuma günü zilhicce ayını idrak edeceğiz. Bu ayın birinden onuna kadar on mübarek gün ve gecedir. Gündüzleri oruç, geceleri ibadet, dua ve iltica ile geçirilmesi tavsiye edilir.

 Bu günleri iyi değerlendirmeli; hepimiz, maddi ve manevi müşkilatımızın halli için, gidilecek tek merci olan Cenabı Hakka daha çok yönelmeli, kulluk vecibelerimize ve duaya daha çok sarılmalıyız                                                                                                          

‘Şükür Bayramı’ nasıl ‘Şeker Bayramı’ oldu?

Şeker Bayramı, daha doğrusu Şükür Bayramı

ESKİLERİN her bayram tekrar ettikleri güzel bir söz vardı; “Rûzun hemîşe ıyd ola, ıydin saîd ola” derlerdi.

“Her günün bayram, bayramın mübarek olsun” demekti. 

Bugün bayram; sizlerin de her gününüz bayram gibi, bayramınız da kutlu olsun! 

Şimdi genellikle “Ramazan Bayramı” denen bu bayram, bundan 20-25 sene öncesine kadar genellikle şehirlerde “Şeker Bayramı” diye bilinirdi. 

Daha da eskisini soracak olursanız, o devirlerde “Ramazan”“şeker” yahut “Kurban Bayramı” ayırımı yokmuş; eskiler her iki bayram için de “bayram”ın Arapça karşılığı olan “ıyd” sözünü kullanırlarmış… Sohbet sırasında yahut yazıda hangi bayramın kastedildiği cümlenin siyakından, yani gelişinden zaten anlaşıldığı için ayırım yapmaya lüzum da hissetmezlermiş… 

BU SÖZ NEREDEN GELİR? 

Eski mektuplara, gazetelere, hattâ kartpostallara bakarsanız bunun böyle olduğunu, sadece tek bir ifadenin, “mübarek bayram” mânâsına gelen “ıyd-i said” sözünün kullanıldığını ama nadiren de olsa mutlaka bir ayırım yapılması gerektiğinde Şeker Bayramı’na “ıyd-i fıtr”, Kurban Bayramı için “ıyd-i edhâ” denmiş olduğunu görürsünüz.

“Kurban Bayramı”nın isminin nereden geldiği adından belli, o gün kurban kesildiği için böyle denmiş… 

Peki, şimdi “Ramazan Bayramı” olan eskinin “Şeker Bayramı”na bu ismin neden verildiğini merak etmiş olabilirsiniz; eskiden milletin bayramda birbirine şeker dağıtması âdeti falan da olmadığı halde… 

Yukarıda söyledim, eskiler Şeker Bayramı’na “ıyd-i fıtr” derlerdi; bu “yaratılış” ve “oruç görevinin tamamlanması bayramı” demekti… Kurban Bayramı da “kurban” anlamına gelen “edhâ” kelimesinden hareketle “ıyd-i edhâ” olurdu. 

Eski asırlarda, bugün de olduğu gibi Ramazan nihayete erince dinî mükellefiyetlerini yani oruç tutma vazifelerini ifa edebilenler, görevlerini yerine getirmenin verdiği memnuniyetle “Allah’a şükürler olsun, oruç ve diğer ibadetlerimizi yerine getirdik ve mübarek bir Ramazan ayını daha hayırlısı ile idrâk ettik” derlerdi. İfadede geçen “şükür” kelimesi zamanla bayramın da ismi oldu ve Ramazan Bayramı’na asırlarca “Şükür Bayramı” dendi. 

Derken, “şükür” kelimesi “şeker”e döndü ve “Şükür Bayramı” da “Şeker Bayramı” haline geliverdi! 

BİR OKUMA HATASI

Kelimenin değişmesinin sebebi, bir okuma hatasıydı… 

“Şükür” ve “şeker” kelimeleri eski harflerle aynı şekilde yani “şın-kef-rı”ile yazılırlar. Metinde geçen kelimenin “şükür” mü yoksa “şeker” mi olduğu sözün gelişinden anlaşılır ve kelime nasıl gerekiyorsa öyle okunur. 

Halkın “Şükür Bayramı” dediği eskinin “ıyd-i fıtr”ının zamanla “Şeker Bayramı” hâlini almasının sebebi, işte bu okuma hatası idi. Asırlar boyunca doğru şekilde, yani “şükür” diye okunan kelime sonraları bu hatâ neticesinde “şeker” zannedilince bayramın ismi de değişiverdi..

Kaynak : https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/1104057-seker-bayrami-daha-dogrusu-sukur-bayrami