Kategori arşivi: MÜBAREK GÜNLER

Kimlerin Kalpleri Ölmez?

Mübarek Ramazan-ı şerifin sonuna geldik. Elimizin altından kayıp giden bu mübarek ayın hakkımızda şefaatçi olmasını ümit ederek, son günleri ve hatta saatleri bile değerlendirmenin gayreti içerisindeyiz.

Bu fırsatlardan  birisi Ramazanın son gecesi, yani son teravih kıldığımız gece; bir diğeri de bayram gecesi ve sabahıdır. Yani teravih kılmadığımız ve hepimizin bayram hazırlıkları ile meşgul olduğu o son gece.

Hadisi şerifte müjdelendiği üzere bu geceler Ramazan-ı Şerif boyunca affedilen, mağfiret edilen ve Cehennemden azat edilip Cennetlikler defterine kaydedilenlerin adedince, müminler bu mükafatlara nail olacaklardır. Yine; her iki bayram gecesi (yani Ramazan ve Kurban bayramlarına çıkacağımız gecelerde)yapılan dualar reddedilmez, o geceleri ihya edenlerin kalpleri ölmez. Bu bakımdan o gece ve bayram sabahı tecelli edecek  büyük Rahmet ve mağfiret sağanağından mahrum kalmamanın gayreti ve heyecanı içerisinde olmalıyız.

Bu Rahmet iklimi içerisinde, Ramazan-ı Şerifte yaptığımız bütün ibadetlerimizin eksiklerini giderecek, adeta Ramazan-ı Şerifin ve Oruçların Sehiv secdesi sayılan, kısaca fitre dediğimiz Sadaka-i Fıtır’dan da birkaç kelime bahsetmek istiyorum.

Fitre; Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî ihtiyaçlarının dışında nisap miktarı mala sahip bulunan her Müslüman’ın vermesi vâcib olan sadakadır. Fıtrat yani yaratılış sadakası demektir.

 Allâh(cc)’ın bizleri en güzel varlık olarak yaratmasına mukabil bir teşekkür; Ramazan ayına kavuşma, rahmet-mağfiret ve feyzinden istifâde etme nimetine bir şükürdür.

 Nisap miktarı ise zekâtla aynıdır. Ancak zekâtta olduğu gibi malın üreyici olması ve üzerinden bir sene geçme şartı yoktur.  Kişinin bakmakla yükümlü olduğu şahıslara da vâciptir.

         (Fitrenin Vâcib olma vakti Ramazan bayramının birinci günü fecrin doğuşundan başlayıp bayram namazından çıkma anına kadardır. Bununla beraber vaktinden evvel de verilebilir. Tabî ki efdal olan, fakir ve yoksulların ihtiyaçlarını bayramdan evvel karşılayabilmeleri için, önceden veya vaktinde vermektir.)

Fitrenin miktarı, kişinin kendi yediğinin ortalamasından, bir günlük; yani iki öğünlük yemek bedelidir. En azı camilerin girişlerinde ilan edilir. Ancak, mümkünse o miktarın da üstüne çıkmaya çalışmak akıllıca bir iştir. Çünkü sene içerisinde vereceğimiz hiçbir sadaka bunun yerini tutmayacaktır. Rahatsızlığından dolayı oruç tutma imkanı olmayanların vereceği oruç fidyeleri de aynı miktardadır.

Fitrenin veriliş yerleri zekat ile aynıdır.

 Peygamber Efendimiz(sav) bayram namazını kılmazdan evvel eshâbına sadaka-i fıtır ile emreder ve  “Muhakkak sadaka-i fıtrını veren kurtuldu” meâlindeki (A’la süresi 14.) âyet-i kerîmeyi okurlardı. Ayrıca hadîs-i şeriflerinde de fitre ile alakalı olarak şöyle buyururlardı: ”Sadaka-i Fıtır, Oruçlu için hatalı ve çirkin sözlerden temizlik, yoksullar için yemektir. Kim onu bayram namazından önce verirse o makbul bir sadakadır, kim de bayram namazından sonra verirse o sadakalardan (herhangi) bir sadakadır.”

 “Ramazan orucu, semâ ile arz arasında askıdadır. Oradan yukarı ancak sadaka-i fıtır ile yükselir.”

“Sadaka vermek malı eksiltmez. Kul başkalarının hatalarını bağışladıkça Allah’da onun şerefini artırır, Kul Allah için tevazu gösterdikçe Allah da onu yükseltir.” (Müslim, Birr 69)

Sadaka belâları defeder, ömrü uzatır, kötü ölüme mani olur.”

”Sadaka vermekte acele edin, çünkü, bela sadakayı geçemez.”

Mübarek Gün ve Geceler(Terviye, Arefe ve Kurban Bayramı)’in Fazileti

Çok mübarek günler içerisindeyiz. Yarından sonra Terviye, pazartesi Arefe, salı günü de Bayramı idrak edeceğiz. İçerisinde bulunduğumuz günler, Hac ve Kurban ibadetlerinin bereketi ile Cenab-ı Hakkın rızasının ve Cennetinin kazanıldığı muazzam günlerdir.

Bu rahmet iklimi, bayrama yaklaştıkça bizleri daha çok sarmakta, Berekat-ı İlahiye, daha çok artmaktadır. Terviye; yani yarın gece ve Pazar gündüz, hemen arkasından gelen Arefe gecesi ve günü, ve nihayet günlerin en muazzamı buy

Çok mübarek günler içerisindeyiz. Yarından sonra Terviye, pazartesi Arefe, salı günü de Bayramı idrak edeceğiz. İçerisinde bulunduğumuz günler, Hac ve Kurban ibadetlerinin bereketi ile Cenab-ı Hakkın rızasının ve Cennetinin kazanıldığı muazzam günlerdir.

Bu rahmet iklimi, bayrama yaklaştıkça bizleri daha çok sarmakta, Berekat-ı İlahiye, daha çok artmaktadır. Terviye; yani yarın gece ve Pazar gündüz, hemen arkasından gelen Arefe gecesi ve günü, ve nihayet günlerin en muazzamı buyrulan bayram gecesi ve günü, Cenabı Hakkın Rahmet, Mağfiret ve İkramlarının her daim arttığı günlerdir. Bu günlerdeki ilahi sırların büyüklüğünden dolayı,  ayeti kerimelerde;

”Fecr’e, yani sabah namazı vaktindeki esrarıma ve on gecedeki esrarıma yemin olsun.” buyrulmaktadır.

Bu kadar faziletten mahrum kalanlara ise sevgili Peygamberimiz (sas) üzüntülerini beyan ederek şöyle buyurur:

rulan bayram gecesi ve günü, Cenabı Hakkın Rahmet, Mağfiret ve İkramlarının her daim arttığı günlerdir. Bu günlerdeki ilahi sırların büyüklüğünden dolayı,  ayeti kerimelerde;

”Fecr’e, yani sabah namazı vaktindeki esrarıma ve on gecedeki esrarıma yemin olsun.” buyrulmaktadır.

Bu kadar faziletten mahrum kalanlara ise sevgili Peygamberimiz (sas) üzüntülerini beyan ederek şöyle buyurur:

 “Zilhiccenin ilk on gününün ve gecelerinin faziletinden mahrum kalanlara yazıklar olsun. Hele bir de Arefe günü var ki  onun hayrı saymakla bitmez.” (Müsned)  “Terviye günü (yani arefe’den önceki gün) oruç tutup, günah söz söylemeyen Müslüman Cennete girer.”(Ramuz el ehadis)

Özellikle Arefe günü; Hacca giden müminlerin hac ibadetlerinin tasdik olduğu, dualarının kabul edildiği, günahlarının bağışlandığı o mübarek gün ve saatlerde mümkünse hem oruçlu olmalı, hem de ibadet hususunda gayreti artırmalıyız.

O günün manevi bereketinden daha çok istifade etmek için; Hacca gidemeyen Müslümanlara; Arefe günü öğle ile ikindi arası, kendini Arafat’ta kabul ederek Allah rızası için 2 rek’at namaz kılmak tavsiye edilir.

 Namazda; Her rek’atte;

 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 „Kul yâ eyyühel-kâfirun…“, 10 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namazda sonra:11 veya 70,istiğfar,tevhit, tekbir ile okunan hususi tesbih ve namazın niyeti, takvimlerde ve dua kitaplarında mevcuttur.

Arefe günü sabah namazından, bayramın 4’üncü günü ikindi namazına kadar, bütün farz namazlarının arkasından teşrik tekbirleri getirmek, kadın-erkek her mükellefe vâciptir.

(Bu günlerin fazileti hakkında Hadisi şeriflerde şöyle müjdelenir:

Arefe gününün orucu, Allaha karşı hüsn-ü zannım odur ki bir önceki senenin ve bir sonraki senenin olmak üzere iki senelik günahı örter.”

“Kim arefe gününde Hz.Allah’ tan dünyâ ve âhirete âit bir ihtiyacını isterse, Hz. Allâh onu yerine getirir.” )

(“Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, tevbe reddolmaz. Bunlar: Ramazan ve Kurban Bayramı geceleri, Berat Gecesi ve Arefe Gecesi.“) (İsfehani )

(“Şeytanın arefe gününden başka hiçbir günde daha zelîl, daha hakîr, daha küçük ve daha öfkeli görüldüğü olmamıştır. Bu,arefe gününde Hz. Allâh’ın rahmetinin(çok) inmesinden ve Allah’ın günâhları bağışlamasındandır.

Bir de Bedir Muhârebesi’nde böyle görülmüştür. Çünkü şeytan o zaman, Cebrâil  Aleyhisselam’ı  (düşmana karşı) melekleri saf yaparken görmüştü.”)

Başka bir  hadisi şerifte şöyle müjdelenmiştir:“Arefe günü kadar Cenabı Hakkın kullarını Cehennem’ den azat ettiği başka bir gün yoktur.”

Bu günleri iyi değerlendirmeliyiz. Başta kendimiz, aile fertlerimiz ve tüm İslam âleminin hidayet üzere devamı için, içerisinde bulunduğumuz devrin fitnelerinden korunmak ve ayaklarımızın kaymaması için Cenabı Hakka daha çok yönelmeli, ibadet ve duaya daha çok sarılmalıyız.

Bu günlerin sonunda ise müminler için büyük bir kurtuluş ve bayram geliyor.

İşte bu bayrama da en güzel bir teslimiyet ile hazırlanmalıyız. Bu günlerin en hususi ibadeti, Kurban’dır. Kurbanın maddi ve manevi bereketinden kendimiz, aile fertlerimiz ve çoluk çocuğumuzun istifade etmesi için çalışmalıyız. Ailemiz, çocuklarımız hatta geçmişlerimiz için verilecek en büyük sadaka onlar için de kurban kesmektir.

Bu hususta gösterilen her gayret ve fedakârlık ibadettir.

Başka zaman verilecek hiçbir sadaka bunun yerini tutamaz.

Cenab-ı Hakk, Kurbanlıkların tüyleri adince günahları affedip, onun yerine sevap ve dereceler ihsan edecektir.

Ne mutlu, zilhicce ve kurbandaki büyük tecelliyat ile maddi ve manevi kurtuluşa edenlere…

Mübarek Şa’bân-ı Şerif Ayı(14/03/2021 Pazar)

“Allah(c.c.) kullarına karşı, o kadar lutuf ve ihsân sahibidir ki; işledikleri günahları sebebiyle onları hemen helâk etmez. Onlara her türlü yiyecek ve içeceklerini verir. Kullarına dilediği kadar rızk ihsân eder. O sonsuz bir kudretin sâhibi ve asla mağlup olmayan bir azîzdir. Kim âhiret sevâbını isterse, biz onun karşılığını âhiretde (Bire on,bire yüz,bire bin hatta hudutsuz bir şekilde ihlâs ve niyetine göre) fazlalaştırarak veririz. Kimde dünyalık olarak karşılığını beklerse ona sâdece kendisi için taksim edilen şeyi veririz. Âhiretten ona herhangi bir nasip yoktur.” Şûra suresi Âyet 19-20

Cenâbı Hakka sonsuz hamdü senâlar olsun ki; Receb-i şeriften sonra bizleri, Efendimiz (s.a.v.) in ayı olan Şa’bân-ı şerife ulaştırdı. Bir Hadis-i şerifte şöyle ifâde edilmektedir :

Eshabdan Üsâme bin Zeyd (r.a.) Rasülullah (s.a.v.) efendimize hitâben: “Ya Rasülallah Şa’bân-ı Şerifte tuttuğunuz oruç kadar hiçbir ayda oruç tuttuğunuzu görmüyorum.” dediğinde Efendimiz (s.a.v.)şöyle buyurdular.

Şa’bân-ı şerif ; Receb-i şerifle Ramazan-ı şerif arasında öyle bir feyizli aydır ki; İnsanların ekserîsi bundan gâfildir. Bu ayda ameller Âlemlerin rabbine yükseltilir. Bu sebeple ben de amellerimin oruçlu iken yükseltilmesini istiyorum.” Terğıp C.2 Sh.

Şa’bân-ı şerif, “Şa’bân benim ayımdır.” Hadis-i şerifi ile Rasülü zîşânımızın zâtı devletlerine tahsis edilmiş bir aydır.

Şa’bân ismi: ( شَعْبَانْ ) Beş harften teşekkül etmiş olup, ifâde ettiği bir çok mâna olmakla beraber “Hayırlar bu ayda şu’belendiği için kendisine bu isim verilmiştir.” Hadis-i Şerif Feyzül-kadir

Ayrıca Şa’bân kelimesindeki (ش) şeref ve şefâate, (ع) izzet ve kerâmete, (ب) birrü ihsân ve berâate, (ا) ülfet ve muhabbete (ن) ise Allah’ın nuruna delâlet eder. Aynı zamanda (ب) harfinin kelimenin tam ortasında olması bu ayın ortasının Berâat gecesi olmasına işarettir.

Kader, kaza, ölüm, doğum, rızk ve sâir meseleler bu ayda görüşülüp karara bağlanacağından ve en mühimi Efendimiz (s.a.v.) in ifâdesiyle “Ameller bu ayda Allah’a arz olunacağından” Receb-i şerife gösterilen hürmet ve tazim bu aya da gösterilmeli hatta daha uyanık ve hassas olunmalıdır.

Efendimiz (s.a.v.) bir başka Hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadırlar:

“Kim ki Şa’bân-ı Şerife hürmet ve tazim eder, Allah’tan korkar ve Allah’a itaat edip nefsini günâh işlemekten korursa, Cenâb-ı Hak onun günâhlarını mağfiret eder. O sene içinde başına gelecek belâ, musîbet ve hastalıklardan emin kılar.” Zübdetül vâizin Sh. 206

Şa’bân ayının fazileti;

Hz. Aişe (r.anha) validemiz buyurdular ki:

“…Ben Resûlullah’ın Ramazan ayından başka hiçbir ayın tamamında oruç tuttuğunu ve başka hiçbir ayda Şa’bân ayında tuttuğu oruçtan daha çok oruç tuttuğunu görmedim.”

Resûlullah (s.a.v.) Hz. Aişe’ye (r.anhâ) “Şa’bân ayındaki oruç bana en sevimli olandır.”

“Yâ Aişe! O öyle bir aydır ki, sene içinde rûhu kabz olunacakların (öleceklerin) isimleri ölüm meleğine verilir. Ben de ismimin, ben oruçlu iken verilmesini isterim.”

Ümmü Seleme (r.anhâ) vâlidemiz:

“Resûlullah (s.a.v.), Ramazan ayından sonra hiçbir ayda Şa’bân ayındaki kadar oruç tutmamıştır.” buyurdular.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

“Receb, Allâhü Teâlâ’nın ayı; Şa’bân benim ayım; Ramazan, ümmetimin ayıdır. Şa’bân günahlara keffâret (mağfiretine sebep) olan aydır, Ramazan ise günahları temizleyen aydır.”

Bu ay, hayır kapılarının açılacağı, bereketin indirileceği, hataların terk edileceği, günahların bağışlanacağı ve yaratılmışların en hayırlısı olan Resûlullah’a (s.a.v.) çokça salâvâtın getirileceği bir aydır.

Böyle olunca, müminlerin bu ayda gafletten uyanmaları, geçmişte işledikleri günahlardan dolayı tevbe edip temizlenerek Ramazan ayına hazırlanmaları gerekir.

Bu ayda Allâh’a yalvarıp yakarmalı, ayın sahibi olan Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) vesîle kılarak Allâh’a yaklaşmaya çalışmalıdır. Bunları sonra yaparım diyerek tehir etmemeli, geciktirmemelidir. Zirâ dünya üç günden ibârettir. Biri, dündür, geçmiştir; ibret alınacak gündür. Diğeri bugündür, amel etme günüdür; ganimettir. Diğeri de, yarındır ki, emeldir; tehlikelidir. Yarına çıkıp çıkamayacağını bilemezsin. Aylar da böyledir. Receb geçmiştir, tekrar dönmez. Ramazan gelecektir, fakat ona kavuşup kavuşamayacağını bilemezsin.

Şa’bân ise iki ay arasında bir vâsıtadır. O ayda ibâdetle meşgul olmayı ganimet bilmek îcâb eder. (Fazilet Takvimi 30 Mayıs 2014 Cuma)

Bu mübarek aya hürmet ve tazim ise bunda çok oruç tutmakla ve Salavâtı şerife okumakla olur.

Zîra Efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki;

“Kim Şa’bân-ı şerifin evvelinden, ortasından ve sonundan üçer gün oruç tutarsa, Cenâbı Hak onun için 70 Nebî (Peygamber) sevabını yazar. O kişi 70 yıl Allah’a ibâdet etmiş gibidir. Eğer bu sene içinde ölecek olursa şehît olarak ölmüş olur.” (Zübdetül vâizin Sh. 206)

Receb-i şerif Cenâb-ı Hakka izâfe edilen bir ay olduğu için bilhâssa İhlâs-ı şerif tavsiye edilmekte idi. Bu ay ise Efendimiz (s.a.v.) in kendisine izâfe ettiği bir ay olması münâsebetiyle Salavât-ı şerifeye devam etmelidir.

“Şüphesiz ki Allah’u Teâla ve melekleri O Peygamberi Zîşâna çok salât ve selâm ederler. Ey îman edenler!(Ne duruyorsunuz.) Siz de ona salâtu selâm edin,tam bir teslîmiyetle teslîm olun.” (Ahzap Sûresi Âyet 56)

SALÂT: Allah’tan rahmet, meleklerden istiğfâr, mü’minlerden duâ mânasına gelir.

Çok salavât-ı şerife okumak, okuyanın Peygamberi ile ünsiyet etmesine sebeptir. Kişinin Ümmeti Muhammetten olduğuna delâlet eder ve Efendimize (s.a.v.) yaklaşmaya vesîledir. O kimsede Peygamber sevgisi olduğunu gösterir. “Kişi sevdiğini çok anar.” Hadis-i şerifi buna delildir.

Efendimiz (s.a.v.) bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar.

“Ey İman edenler! Kıyametin korku ve dehşetinden kurtulanlar bana çok çok salât-u selâm getirenlerdir. Zîra Allah’u Teâlanın rahmeti ve meleklerin salât-u selâm getirmesi bana kâfîdir. Ancak Allah’u Teâla sevap vermek için mü’minlere salât-u selâmı emretmiştir. (Deylemi)

Mübarek bir zat bu âyeti tefsir ederlerken “Salavât-ı şerife semerâtına (sevâbına) asıl muhtaç olan bizleriz. Rasülullah Efendimiz (s.a.v.)

Habibim ! Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya suresi 107. Ayet-i kerime)

Âyetinin sırrına sâhip olmakla onun hazinesi zaten Rahmeti ilâhi ile doludur. Getirilen salavâtı şerifeler o, dolu hazinenin taşmasına vesîle olur da birçok hayır ve bereket olarak tekrar sâhibine avdet eder. Z.Sunguroğlu Sh. 32

Bu âyeti kerimede Efendimiz (s.a.v.)e salât-u selâm okumak emir olarak gelmiştir. İsmâil Hakkı Bursevî Hazretlerinin tefsir ve izâhına göre “ İnsanlar yemek içmek vb. dünyevî meşguliyetlere çok daldığından bundan oluşan kesâfeti İzâle etmek, kalplerini temizlemek için Efendimiz (s.a.v.) e salât-u selâm emredilmiştir.”

Nitekim Sıddık-ı Ekber (r.a.) Hz.leri de :

“Rasülullah (s.a.v.)üzerine salavât-ı şerife getirmek, soğuk suyun ateşi söndürdüğü gibi günahlari yok eder.” buyurmuştur. (Ruhulbeyan C.7.Sh.224)

Sehl bin Abdullah Tüsterî (k.s.) bu âyet-i kerimede ki mühim bir noktaya dikkat çekerek şöyle buyurmuştur.

Peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.v.) üzerine salavât-ı şerife getirmek ibâdetlerin efdalidir. Çünkü Cenâbı Hak Âyeti Celîle’de önce kendisinin sonra meleklerin salavât getirdiklerini zikretmiş ve mü’minlere de salavât getirmelerin emretmiştir. Diğer ibâdetler böyle değil… Cenâbı Hak kullarına emrettiği diğer ibadetlerin kendi Zât-ı İlâhî’si tarafından işlendiğini bildirmemiştir.” (Ruhulbeyan C 7 Sh 224)

Süfyanı Sevrî (r.a) anlatıyor:

“ Beyt-i Şerif’i (Kâbe’yi) tavaf ederken birini gördüm ; devamlı salât-u selâm okuyordu.

– Neden tesbih ve tehlîl ile meşgul olmuyorsun da devamlı salavât okuyorsun .Bir bildiğin mi var ? dedim. Bana:

– Alllah sana âfiyet versin. Sen kimsin ? dedi. Kendimi bildirdim.

– Sen bu zamanın ulâmasından olmasaydın, sana bu sırrı söylemezdim, dedi ve ilâve etti:

– Babamla beraber Hac yolculuğuna çıkmıştık. Babam bir konakta hastalanıp öldü. Yüzü siyah bir hal aldı, gözleri dışarı fırladı, karnı şişti… Ben ağlayarak “Biz Allah içiniz ve hepimiz O’na döneceğiz” (S.Bakara 158) meâlindeki âyeti kerimeyi okudum ve “Babam gurbette şu acâip halde öldü.” dedim ve yüzüne bir perde çektim. O sırada üzerime bir ağırlık geldi ,uyumuşum. Rüyada güzellikte benzeri bulunmayan bir zat gördüm.

– Ondan güzel bir yüz, o kadar temiz bir elbise ve ondaki güzel kokudan daha güzel bir koku bilmem. O zât beni babamdan uzaklaştırdı, babamın yüzünden örtüyü kaldırdı ve yüzünü eliyle sığadı.

– Babamın yüzü bembeyaz oldu. Sonra karnını meshetti, karnı eski haline geldi. Sonra dönüp gitmek istedi. Önüne geçtim ve:

– Efendim siz kimsiniz? Bu gurbet diyârında ölen babama rahmet olarak sizi gönderen kimdir? dedim. Buyurdu ki:

– Beni tanımadın mı? Ben, Muhammed Rasülullah’ım. Senin babanın çok günahı vardı. Lâkin benim üzerime çok salavât getirirdi. Getirmiş olduğu salavâtlar bana gelip, kendisine yardım etmemi istediler. Ben dünyada benim üzerime çok salavâat getirenlerin yardımcısıyım…”buyurdu. Uyandığımda gördüm ki, babamın yüzü ağarmış, karnının şişi inmiş ve babam eski haline dönmüştü İşte ondan beri salavât-ı şerifeyi çok okurum, dedi. (R.Beyan C 7 Sh.225)

Salavât-ı şerifeler duâ ve ibâdetlerin kabulüne sebeptir. Efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki :

“ Bütün duâlar bana salavât getirinceye kadar muallakta kalır.” Beyhâkî

Yine Rasülüllah Efendimi (s.a.v) Buyurdular:

“Hiçbir duâ yoktur ki Allah’ü Teâla ile arasında perde olmasın. Muhammed (a.s.)ve âli Muhammed üzerine salavât getirilirse perdeler kalkar ve duâ icâbet makamına ulaşır. Salavât getirilmezse o duâ geri döner.” Ruhulbeyan C.7 Sh.230

Burada anlamamız gereken bir incelik vardır. Bizlerin günahkâr ağızlarımızla yaptığımız dua ve ibâdetlerimiz Cenâb-ı Hakkın huzuruna arz edilmeye lâyık değildir. Ancak Allah’ımızın sevgilisi olan Efendimiz (s.a.v.) in adıyla ,onun eliyle gittiği zaman onun hürmetine Cenâbı Hakkın muhabbeti ve rahmeti zuhur eder ve kabule şâyan olur. Dikkat edilirse, namazın sonunda tehıyyâtta “Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü” diyerek Efendimiz (s.a.v.)’e selâm veriyoruz. Tahiyyâttan sonra tekrar “salli barik” okuyoruz. Namazların farzı veya son sünneti tamamlanınca müezzin “Alâ Rasûlünâ salavât” diyerek bizleri savalavât-ı şerifeye teşvik ediyor. Cuma hutbelerinin başında sonunda ve daha pek çok ibâdetlerimizde salavât-ı şerife okumaktayız.

Bizler için âb-ı hayât mesabesinde olan Salavâtı şerife okumanın fazileti hakkında çok hadis-i şerif ve güzel kıssalar vardır. Şa’bânı şerif Efendimiz (s.a.v)’in ayı olduğu için bu ayda salavâtı şerife çok okunmalı; ancak bu, senenin diğer zamanlarında da devam etmelidir.

Hususiyetle Cuma günleri Efendimiz (s.a.v.)’e mahsus bir gün olduğu için o günde salavâtı şerife okumanın fazileti hakkında ki bir çok Hadisi şerifeden bir tanesini alarak bu mevzuu noktalıyoruz.

Efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki :

“Günlerinizin en fâziletlisi Cuma günüdür. O gün (Hz.) Âdem yaratıldı. Kıyâmet o günde kopar. Cuma günü bana fazla salavât getiriniz. Zîra salavâtlarınız bana arz olunur.”(Ve kıyâmetin dehşetinden,kurtuluşa sebeb olur.) (Büyük Salavâtı-ı Şerifeler ve Kerâmetleri (A.EROL) Sh. 20)

  1. Ramazan-ı Şerif ve Oruç 

  2. RAMAZAN-I ŞERİF VE KUR’AN-I KERİM 

  3. RAMAZAN AYININ FAZİLETİ

  4. Zekat Neden Ramazan Ayında Verilir?

  5. ÜMMET-İ MUHAMMED VE KADİR GECESİ

  6. KADİR GECESİ’Nİ ARAMAK VE KADİR GECESİ’NİN FAZÎLETİ, KADİR GECESİ’NİN HUSÛSİYETLERİ

  7. Hz.İsa A.S., Niçin Ümmet-i Muhammed’den Olmak İçin Dua Etti?

  8. İğne yaptırmak orucu bozar mı?

  9. KUR’ÂN-I KERÎM HATMİ

  10. Arefe, Bayram Günleri ve Gecelerinin Fazileti, Müslümanın Bayramları

  11. Mü’minlerin Ahiretteki Bayramları

  12. 🙂 RAMAZANI ŞERİF FIKRASI : O MÜBAREK HİÇ MEMNUN OLMASA…..

  13. 🙂 Ramazanı Şerif Fıkrası:Tilki’nin Orucu

  14. 🙂 Ramazan Fıkrası : Temel’den İmam Olursa

  15. 🙂 Ramazanı Şerif Fıkrası:Bugün Ramazan’ın Kaçı?

  16. 🙂 RAMAZANI ŞERİF FIKRASI : BU SICAKTA KOLAY İŞ DEĞİL

  17. 🙂 Ramazanı Şerif Fıkrası:Bugün Ramazan’ın Kaçı?

  18. 🙂 Ramazanı Şerif Fıkrası : Adetimiz Böyledir, Evvela Namaz Kılarız.

Cennet Kimlere Aşıktır?

Ramazan-ı Şerif ve Oruç tıklayınız….

Kur’an-ı Kerimle İlgili Ayeti Kerimeler

KUR’AN-I KERİM İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

Kur’an-ı Kerim Hakkında Hikaye : Kur’an Okuyan Âmâ

Kur’an-ı Kerim Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

Mevlid Kandili

Bu akşam; Sevgili Peygamberimiz, şefaatçimiz, efendimiz (sav) in dünyamızı şereflendirdiği Mevlid kandilidir. 

Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa (sas),

Miladi 571 yılında Rebiul Evvelin 12 sine rastlayan bir Pazartesi sabahı;

Mekke-i Mükerreme’ de dünyayı şereflendirdi.

(Efendimiz (sas) in vefatı da yine Rebiul evvelin 12’si pazartesine rastlar.)

Onun dünyaya şeref verişi, dünya tarihinin en önemli olayıdır.

Bu sebeple o gece yeryüzünde nice harikulade olaylar meydana geldi.

Anlayanlar için bunlar çok önemli işaretlerdi. Dedesi Abdülmuttalib, torununun doğumunu haber alınca son derece sevindi.

Bir ziyafet tertip ederek Kureyş’ in ileri gelenlerini davet etti. Misafirlerine torununun doğumunu haber verip ona Muhammed” ismini verdiğini açıkladı.

Bu mübarek isim, Abdülmuttalib’in soyundan hiç kimsede yoktu. Onun için kendisine bu ismi vermesinin sebebi sorulduğunda şu cevabı vermişti:

“Onu, gökte meleklerin yerde insanların çok öveceğini umuyorum, bu sebeple ona bu adı koyuyorum.”

(Muhammed, ziyadesi ile övülen demektir ki, Resul-i Ekrem’in en meşhur ismidir.

Bu isim Kuranı kerimde de 4 defa zikredilmiştir.)

Cenabı Hak ilk önce onun nurunu yarattı. Sonra o nur’dan bütün kâinatı yarattı. Yaratılmışların ilki odur. Mahşerde ilk diriltilecek de odur.

 (Büyük İslam âlimi imam-ı Rabbani hz. Peygamberimiz (sas)den bahsederken;

”Ben Hz. Muhammed (sas) i methetmeye kadir değilim. Ancak ondan bahsetmekle kendi sözlerimi süslemiş olurum” mealinde bir beyit nakleder ve devamında hadis-i şeriflerin ışığında şöyle buyurur:

”Muhakkak ki Hz. Muhammed (sas), Allahü taalanın Resulü ve Ademoğlunun efendisidir. Kıyamette insanların kendisine en çok tabi olacağı zat odur.O önce ve sonra gelen insanların içerisinde Allahü Teala katında en mükerrem şahıstır. Kabri ilk açılacak olan; kendisine ilk şefaat izni verilecek olan;Cennetin kapısını ilk çalacak olan ve Hz. Allahın kendisine kapıyı ilk açacağı kişi yine odur. Kıyamet günü Hamd sancağını o taşıyacaktır.”( Mektubat-ı İmamı Rabbani; C.1, M.44) )

Ayeti kerimede Yüce Mevla’mız, Sevgili habibini bize şöyle anlatıyor: “Andolsun! Size kendi içinizden öyle şerefli bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”(Tevbe s.128)

Bu ve bunun gibi pek çok ayet-i kerimede üstün sıfatları anlatılan sevgili Peygamberimiz (sav) i bizim, günahkâr ağızlarımızla anlatmaya cüret etmemiz elbette haddimize değildir. Ancak biz onunla bereketlenmeye, onun mübarek ismi anılınca inen rahmet-i ilahiden istifade etmeye çalışmaktayız.

 Efendimiz (sas)de Hadis-i şeriflerinde; ”Ben ancak (Allah tarafından) hediye olunmuş bir Rahmetim.” buyurmaktadır. (Darimi, Beyhaki-Şuabul iman)

Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurur:

“Ben (öğünmek için söylemiyorum)İnsanların en faziletlisiyim. En iyi ailedenim. Kıyamet günü, herkes sustuğu zaman, ben konuşacağım.

Kimsenin kımıldayamadığı vakitte, onlara şefaat ediciyim.

Kimsede ümit kalmadığı bir zamanda, müjde vericiyim.

O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir.

Livâ-ül hamd benim elimdedir. İnsanların en hayırlısı, en cömerdiyim.

Kıyâmet günü, bütün Peygamberlerin imâmı, hatîbi ve hepsinin şefaatçisiyim.

Bunları (asla) öğünmek için söylemiyorum.” (Tirmizi, İbni Mace)

Böyle Yüce bir Peygambere ümmet olmak ne büyük bir nimettir.

Onun içindir ki tarih boyunca peygamberler bile ona ümmet olmak istediler.

O’na ümmet olma bahtiyarlığına eren bizler de bu nimetin büyüklüğünü idrak ve şükrünü edaya gayret etmeliyiz.

Bunun için Mevla’mıza kalben ve lisanen şükrün yanı sıra,fiili olarak da üzerimize düşen vecibeleri yerine getirmeye çalışmalıyız.

Bu cümleden olarak; onun en büyük mucizesi ve emaneti olan Hz. Kurana sahip çıkmalı, inancımızda, ibadetlerimizde, hatta günlük yaşayışımızda bile Resulümüzün sünnetine uymayı en öncelikli prensip kılmalıyız.

İmamı Rabbani Hz.nin buyurduğu gibi; “Yaptığımız işlerin kıymeti onun sünnetine uymakladır. Ona uyarak yapılan az bir amel, onun dışında kendi kafamıza göre yaptığımız çok daha fazlasından kat kat kıymetlidir.”  (Mektubat,C.1.M.77)

İşlerimizi ayarlayıp akşam erkenden Camilere koşalım.

O’na ümmet olmanın şuurunu ve sevincini iliklerimize kadar hissetmeye çalışalım.

Bu gece için tavsiye edilen tesbih namazı hatm-i enbiya gibi nafileleri yaparak,

O’nun hürmetine Hz. Allahtan af, mağfiret ve hidayet dileyelim.

 Allaha giden yol, sevgili habibinden geçer. Dualar, en çok onun hürmetine kabul olur. Maddi ve manevi ikramlar onun şefaatiyle verilir.

Bu dünyada ona hakiki bir ümmet olarak yaşayıp, (mahşerde hamd sancağı altında toplanmak, şefaatine nail olup havzu  kevserinden kana kana içmek ve)

Cennette ona komşu olmak, en büyük nimet, en büyük saadettir.

Ve her mümin  için hayat boyu en büyük arzu ve hedeftir.      

Mevlid Kandil Mesajları 

Günlerin Efendisi, Müminlerin Bayramı Cuma Günü

            Cuma Mesajları

Bilindiği gibi Resulullah (sav) efendimizin Mekke-i Mükerreme döneminde İslamın beş şartından kelime-i şehadet ve beş vakit namaz farz kılınmıştı.

Medine-i Münevvere ye hicretinin son günlerinde de Cuma namazı farz kılındı. Yahudilerin kutsal saydığı Cumartesi, Hıristiyanların Pazar gününe karşılık Cenabı Hak, Müslümanlara onlardan daha üstün Cuma gününü vermiş, bu günü bereketli kılmış, bu gün öğle vaktinde bütün Müslümanları Yüce Allahın huzurunda toplayan Cuma namazını İslam’ın, İmanın alametlerinden saymıştır.

Hadisi şerifte; Üzerine güneş doğan en hayırlı gün Cuma’dır…” buyrulur.

Okuduğum Cuma suresinin 9.ayetinde şöyle buyruluyor:

“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman,

 hemen Hz. Allah’ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın.

 Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.”

Bu ayeti kerimeden ve hadis-i şeriflerden anlıyoruz ki akıllı, baliğ, hür, mukim

(yani seferi olmayan) her Müslüman erkeğe Cuma namazı farzdır.

Kendisine Cuma namazı farz olan kişilere de bayram namazları vaciptir.

Seferilik gibi mazereti olan kimselerin de Cuma namazındaki muazzam tecelliyattan mahrum kalmamak için imkânlarını zorlayıp Cuma kılmaları, akıllıca bir harekettir. Kadınlar için zorluk olduğundan onlara farz değildir. Ama kılmış olsalar kabuldür.  Ayrıca Cuma vakti girdiğinde Cuma namazına gelecek kişilere alışveriş gibi dünyalık işlerle uğraşmak da bu ayeti kerime ile  haram kılınmıştır.

Cumayı bir bayram havasında kutlamak, o gün için  hususen hazırlanmak; yıkanmak, misvak kullanmak,  yeni ve güzel elbiseler giyinmek, güzel kokular sürünmek müstehaptır.

Hadisi şerifte şöyle buyrulur: Bir kimse güzelce abdest alarak cuma namazına gelir, hutbeyi ses çıkarmadan dinler (ve namazını güzelce eda eder) se, iki cuma arasındaki ve fazla olarak da üç günlük daha günahları bağışlanır….”(Sahih-i Müslim)

Cuma namazında önce dört rekâtlı cumanın ilk sünneti kılınır. Sonra iç ezan okunur, Hatip hutbeye çıktıktan sonra gelenler artık cumanın ilk sünnetine durmazlar ve hutbeyi dinlerler. Çünkü bu daha mühim ve daha sevaptır.

 Hutbe  okunurken konuşmak, selam verip almak, konuşmakta olan birine;

”sus, konuşma”  diye ikaz etmek bile caiz değildir.

Resulullah (sas ) efendimizin mübarek ismi anıldığında açıktan salavatı şerife getirilmez, içimizden, kalbimizden  getiririz. Hatta yapılan dualara yüksek sesle âmin demek de mekruhtur. Aslolan, hutbeyi dinlemektir.

Hutbe iki rekâtlık bir namaz hükmündedir, denilmiştir.

Hutbeden sonra, iki rekâtlık Cuma namazının farzı kılınır. Ki en mühimi budur.

Farzdan sonra kıldığımız dört rekât ise Cuma namazının son sünnetidir.

Cuma namazı on rekatla tamam olur. Cuma kılındığı zaman o günkü öğle namazı farz olmaktan çıkar. Ancak, cumanın kendine ait bazı hususi şartları vardır.

Onun için İslam âlimleri, On rekâtlı Cuma namazından sonra altı rekat namaz daha tavsiye etmişlerdir.

Bunun dört rekâtı; üzerimize borç olan en son öğle namazının farzıdır.

Şayet Cumanın şartlarından birisi gerçekleşmedi ve Cuma olmadı ise, o günkü öğle namazı yerine geçer. Oldu ise en son öğle namazımızın kazası olur. Üzerinde borç kalmış hiçbir öğle namazı yoksa da nafile olur.(Ömer Nasuhi, B.İslam ilmihali)

Son kıldığımız iki rekât ise vaktin son sünneti yerinedir.

Asırlardır İslam büyüklerinin tavsiye ettiği bu namazlar ihmal edilmemeli, üzerinde gereksiz tartışmalarla manevi dünyamızı yıpratmaktan sakınmalıdır.

Vakitlerimiz müsaitse bütün bu ibadetler ve toplu olarak okuduğumuz tesbih ve dualarla Cumamızı ve namazımızı taçlandırmalıyız.

Çünkü kıldığımız bir rekat namaza, hatta okuduğumuz bir tek tesbihe bile Allahın huzurunda muhtaç olacağımız, unutulmamalıdır.

Yüce İslam dininin en mühim alametlerinden biri olan Cuma Namazına ve Cuma gününe önem vermek imanın gereğidir. Diğer zamanlarda ibadetlerini ihmal eden pek çok Müslüman için Cuma namazı; İmanların tazelendiği,

İslami güzelliklerin kalplerde ve ruhlarda yeşerdiği bir sığınak gibidir.

Hadis-i Şerifte şöyle müjdelenir:

“Büyük  günahlardan kaçınıldığı müddetçe, beş vakit namaz ile iki Cuma ve iki Ramazan, aralarında işlenen günahlara kefaret olur.” (Riyazüs salihin, 1156-1159 )

AŞURE GÜNÜ

Tevbe suresinin 36. ayetinde;
“Allah katında; Yerleri ve gökleri yarattığı günden bu yana, ayların adedi 12 olup bunların dördü haram yani hürmete layık aylar olduğu” ilan edilmiştir.
Muharrem ayı, bu haram aylardan olduğu gibi, İbadet takvimimizin de başlangıcı olmak bakımından ayrıca kıymetlidir.
Önümüzdeki 09 Eylül 2019 Pazartesi Aşure gününü idrak edeceğiz.
Aşure günü tarih boyunca pek çok büyük kurtuluşlara sahne olmuş; bundan sonra da olacağı haber verilmiş olan büyük bir gündür.
Bu günde meydana gelen bazı mühim hadiseler şöyle sıralanmaktadır:
-Yerlerin ve göklerin yaratılması, bu güne tekabül etmiştir.
-Hz Adem’ in yıllar süren tövbesinin kabulü,
-Nuh Aleyhisselam’ın gemisinin karaya oturması
-İbrahim Aleyhisselamın dünyaya gelmesi ve ateşten kurtulması,
-Eyüb Aleyhisselam’ın yıllar süren hastalıklardan şifa bulması,
-Yunus Aleyhisselam’ ın balığın karnından kurtulması,
-Musa Aleyhisselamın Firavunun şerrinden kurtulması,
-Süleyman Aleyhisselam’a saltanat verilmesi,
-Hz. Hüseyin efendimizin şehadet şerbetini içip, Cemal-i İlahi’ye kavuşması.
Ve kıyametin kopması da Aşurenin Cumaya rastladığı bir günde olacaktır.
İşte bu gibi hususiyetlerinden dolayı, Peygamber Efendimiz (sav);
“Aşure gününün faziletine kavuşmaya çalışınız! Çünkü o, Allahu Teâlâ’nın günler arasında seçtiği mübarek bir gündür.” buyurmuş;
bu günün bereketinden daha çok istifade edebilmemiz için bizlere de
tavsiyelerde bulunmuştur. Bunlardan bazılarını şunlardır:

1-Oruç tutmak:
(Peygamberimiz (s.a.v.) Aşure günün orucunu ısrarla tavsiye buyurmuş, ancak bu günde Yahudiler de oruç tuttuğundan,onlara benzememek\ onlardan ayrılmak için 9’ncu veya 11’nci günleriyle beraber tutmayı tavsiye buyurmuştur.)
Hadis-i şerifte şöyle buyrulur:
”Aşure günün orucu; Allah’a karşı hüsnü zannım odu ki bir önceki senede işlenen hataları örter.”
“O gün bir mümine iftar verene bütün müminleri doyurmuş gibi sevap verilir.” (Tergıp C.2 Sh. 466)

2- O gün eve ufak tefek erzak alınırsa, bir sene boyunca evde bereket olur.
Hadis-i şerifte şöyle müjdelenir:
“Kim ki kendinin ve ailesinin nafakasını Aşure günü geniş tutarsa, Canâb-ı Hakda senenin tamamında o kişinin rızkını genişletir.” (Ramûz Sh 446/5568)

3- “Aşure gününde Müslümanlardan 10 kişiye selâm veren kişi, bütün
Müslümanlara selâm vermiş gibi sevap kazanır.” (Şir’atül İslâm şerhi Sh. 217)

4- Akrabalar ziyaret edilir, sıla-i rahim yapılır, fakir fukara sevindirilir:

5- O gün gusletmek çok faziletlidir:
(“Aşure günü boy abdesti alan, o sene içinde ufak tefek hastalık görmeyeceği ve aynı zamanda günahların affına vesile olacağı” Hadisi şerifte müjdelenmiştir.)

6- 10 defa şu dua okunur: “Sübhanallahi mil’el mizan ve müntehel ilmi ve mebleğar’ rıza ve zinetel arş”
( ”Mizanın dolusunca, ilminin sonsuzluğunca, Rıza-iİlahiye kavuşuncaya kadar ve Arş-ı A’lanın ağırlığınca Hz. Allahı tesbih ederim” demektir.)

7 -Aşure gününe mahsus olmak üzere kuşluk vakti 2 rekat, Öğle ile ikindi arasında da 4 Rekat nafile namaz tavsiye edilir:
Bu namazların her rekâtında 1 Fatiha 50 İhlâs-ı Şerif okunur.

Ömür sermayemiz hızla tükeniyor. Ebedi hayattaki kurtuluşumuz için, Cenab-ı Hakkın bizlere ihsan ettiği zamanların kıymetini bilelim.
Bu günleri, başta farzlar olmak üzere; tavsiye edilen nafile ibadet, dua ve iltica ile dopdolu bir şekilde ihya edelim ve bereketlerine nail olmaya çalışalım…

 

Hicri 1442. Yılımız Mübarek Olsun.(20 Ağustos 2020 Perşembe)

1 Muharrem 1442

(20 Ağustos 2020 Perşembe)

***

“Yâ Rabbî, bu seneyi bizden râzı olarak ayır.

Sâdır olan isyânımızı hasenâta tebdîl eyle.

Bizi mağfiret-i ilâhiyene, rızâyı ilâhîne ve hidâyet-i

ilâhine mazhar eyle. Yani açılacak amel defterimizi

rızâyı ilâhine muvâfık amel ile doldurmayı nasip eyle.

Bizi gadab-ı ilâhîne dûçâr edecek amellerden muhâfaza buyur” 

***

Hicri Yılbaşı ve Muharrem Ayı Tıklayınız…

MUHARREM AYI – AŞÛR GÜNÜ Tıklayınız…

TERVİYE VE AREFE GÜNÜ

Ezan okuyan horoz…
Tıklayınız… 

Rabbimizin ihsanı olan çok mübarek günler içerisindeyiz.

Bu gün terviye, ertesi arefe ve sonra bayram.

Arefe gecesi ve günü, Bayram gecesi ve günü müminler için en kıymetli zamanlardandır.

Arefe günü; Hacca giden müminlerin Hacc’larının tasdik olduğu, dualarının kabul edildiği, günahlarının bağışlandığı büyük bir gündür.

Yarın öğleden akşama kadar hacılar, Arafatta Cenab-ı Hakk’a gözyaşı dökerek dua ve ilticada bulunacaklar.

Hadis-i Şerifte şöyle buyruluyor:

 “Arefe günü kadar Cenabı Hakkın kullarını Cehennem’den azat ettiği başka bir gün yoktur.” Bu çok büyük bir müjdedir.

Diğer bazı hadisi şeriflerde şöyle müjdelenir:

“Zilhiccenin ilk on gününün faziletlerinden mahrum kalanlara yazıklar olsun. Hele bir de arefe günü var ki,onun hayrı saymakla bitmez.”(Müsned-i Ahmed)

Kim ki Arefe gününde Allâh’tan  dünyâ ve âhirete âit bir ihtiyacını isterse, Hz. Allâh onu yerine getirir.”

O halde böyle bir günün manevi bereketinden daha çok istifade etmek için; mümkünse oruçlu olmalı, ibadet ve duayı artırmalıyız.

Hacca gidemeyen Müslümanlara,  Arefe günü öğle ile ikindi arası, kendini Arafat’ta kabul ederek Allah rızası için 2 rek’at namaz kılmak tavsiye edilir.

Her rek’atte 1 Fâtiha, 3 Kul yâ eyyühel-kâfirun, 10 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namaza şu niyetle başlanır: Yâ Rabbî, bugün şu saatlerde Arafat’ta binlerce müslümanın “Lebbeyk” diye ilticâ ettiği zamanda, âciz kulun orada bulunamadı. Bu kulunun rûhunu onlarla beraber kılıp, benim ilticâmı da onların ilticâsına ilhak buyur. Orada afv-ı umûmîye mazhar kıldığın kullarına beni de ilhak eyle, Allâhü Ekber.“

 Namazda sonra: 11 veya 70,istiğfar,tevhit,tekbir ve okunan hususi tesbih,fazilet takvimlerinde ve dua kitaplarımzda mevcuttur.

 Arefe ve bayram Bayram geceleri ayrıca Hatm-i Enbiyâ, Hatm-i İstiğfâr yapmak ve tesbih namazı kılmak tavsiye edilir.

Arefe günü sabah namazından, bayramın 4’üncü günü ikindi namazına kadar, bütün farzlarda selamdan hemen sonra teşrik tekbirleri getirmek, kadın-erkek her mükellefe vâciptir.

 Bakara suresinin 203.ayeti kerimesinde mealen;

” Ve bir de sayılı Hac günlerinde Hz. Allahı (tekbir getirerek) zikredin.” Buyrulması, teşrik günleri içindir ki bu günlerin büyüklüğünü gösterir.

Bu günlerin büyüklüğü ile alakalı Resulullah(sas) Efendimiz buyuruyorlar ki:

“Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, tevbe reddolmaz.  Bunlar: Ramazan ve Kurban Bayramı geceleri, Berat Gecesi ve Arefe Gecesi. (İsfehani )

Şeytanın arefe gününden başka hiçbir günde daha zelîl, daha hakîr, daha küçük ve daha öfkeli görüldüğü olmamıştır. Bu, arefe gününde Allâh’ın rahmetinin inmesinden ve Allah’ın günâhları bağışlamasındandır.Bir de Bedir Muhârebesi’nde  böyle görülmüştür. Çünkü şeytan o zaman, Cebrâil  Aleyhisselam’ı  (düşman´a karşı) melekleri saf yaparken görmüştü.”

(06 Ağustos2019  fazilet takvimi) (İmam-ı malik; Muvatta) (Abdülkadir Geylani; Gunyetü’t-talibin)

Bu günlerin sonunda müminler için büyük bir kurtuluş ve bayram geliyor. Bayramın en mühim vecibesi olan, Kurban ibadetinin maddi ve manevi bereketinden hem kendimiz, hem de aile fertlerimiz ve çoluk çocuğumuzun istifade etmesi için çalışmalıyız. Öyle ki sene içerisinde taksitle ancak ödeyebilecek olanların bile bu nimetten mahrum kalmamaları, İslam Âlimlerince ısrarla tavsiye edilmektedir. Çünkü; Kurbanlık temini için gösterilen her gayret ibadet değeri taşır.           

Hz. Ali efendimizden şu şekilde rivayet olunmuştur:

”Bir kimse evinden Kurbanlık almak için çıksa, o kimsenin her adımı için on sevap yazılır, on günahı silinir ve o kimseye cennette on derece verilir.

Almak için konuştuğu zaman o kimsenin sözleri tesbih olur.

O kurbanın parasını verdiğinde, her bir dirhem için yedi yüz hasene yazılır. Kurban yatırılıp kesilince, kesildiği yerden yedi kat yere varıncaya kadar ne varsa hepsi o kimse için istiğfar eder. Kanı aktığı zaman Alemlerin Rabbi olan Allah(C.C.), her damlasından on melek halk eder. O melekler kıyamete kadar o kimse için istiğfar ederler. Verdiği, ikram ettiği etin her lokması için Hak Teala İsmail (as)’ın evlatlarından bir köle azat etmiş sevabını verir.

Kaynak : Mekasidu’t-Talibiyn Sayfa 363-364

***

 Allahü Teala  öncelikle şu veya bu nedenlerden dolayı kurban kesemem bahaneleri bulmadan, nasıl  kurban keserim niyetiyle güzel kurbanlar almayı ve kestiğimiz kurbanları kabul buyuracağı kullarından eylesin. Niyetimiz kültüre, dondurucuya vs.  et doldurmak olmasın. Şuurlu müslüman dünya ihtiyaçlarından mesela buzdolabı veya çamaşır makinasını taksitle alıp ödüyorsa Allah rızası ve ahirette bineğimiz olacak kurbanını taksitle veya peşin olarak alır,  keser.

Ayet-i Kerime: “Elbette o (kurban)ların ne etleri, ne kanları Allâh’a ermez. Ona sizden ancak takvâ erecektir…” (Hacc Sûresi, âyet 37)

Hadis-i Şerif :  “Âdemoğlu, Kurban Bayramı günü Allah için kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmış olamaz.” ( Sünen-i Tirmizî)

kurban1.

Okumayanlar mutlaka okumalı!

***

KURBAN RİSALESİ

***

KURBAN HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

***

KURBAN KESENİN ALDIĞI SEVAPLAR

***

Bineksiz Kalmamak için…

***

Kurban kesilecek sığır cinsi hayvanın iki yaşını doldurmuş olması şart mıdır? Şart ise, hicri takvime göre mi yoksa miladi takvime göre mi hesap edilecektir?

Kurbanın Dini Hükümleri

Kurban; Hz. Allahın rızası için ibadet niyetiyle Kurban Bayramı günlerinde, Allah’ımızın adı anılarak belirli cins ve vasıflardaki hayvanların kesilmesidir.

Aslî ihtiyaçlarından fazla olarak 80,18 gram altın veya 640 gram gümüş veya buna muâdil paraya sahip olan kimseye Kurban vaciptir. Ancak altın ve gümüş değerleri  günümüzde birbirinden uzaklaştığı için zekatta altın, kurbanda ise gümüş nisabı tercih edilir. Ayrıca zekatta malın üreyici olması şart iken kurbanda bu şart  yoktur. Bu bakımdan kadın veya erkeklerin her birerleri buna sahip ise kurban keserler. Kurbanda akıllı ve baliğ olma şartı olmadığından, zengin olan çocuk ve deli  için de velileri kurban keserler.

Ayrıca İmkanı müsait olanların geçmişleri namına kurban kesmesi; başta sevgili peygamberimiz (sas) olmak üzere İslam büyükleri için,yani sevabını onlara bağışlayarak kurban kesilmesi güzeldir. Çünkü Efendimiz(sas) hem kendisi hem de kıyamete kadar gelecek ümmeti için yani bizler için her sene kurban kesmişlerdir. Bu kurbanın ehemmiyetini göstermektedir.

Hatta islâm büyükleri;

 “Bir kişiye kurban vâcib olmasa bile bir sene içerisinde taksitle kurban borcunu ödeyebilecek kişinin  kurban kesmesini” tavsiye buyurmuşlar,

 Ve “O böyle yapınca umulur ki Cenâb-ı Hak ona bir dahaki sefere kurban kesecek imkanı verir.” diye müjdelemişlerdir.

 Hal böyle iken taksitle birçok eşyaları alabildiği halde borçlarını bahane edip kurban kesmemek büyük bir mahrumiyettir.

kurbanEfendimiz (S.A.V) şöyle buyurmuştur. “Kim imkan bulur da kurban kesmezse bizim namazgahımıza yaklaşmasın.”

Allah için kurban edilecek hayvan sağlıklı ve semiz olmalıdır. Onun için; her iki gözü veya bir gözü kör, dişlerinin tamamı veya çoğu dökük, boynuzlarından bir veya ikisi kökünden kırık, kurban kesme mahalline yürüyemeyecek kadar topal veya hasta, kemikleri belli olacak şekilde zayıf, meme bezlerinde kopukluk olan, kulağının veya kuyruğunun çoğu olmayan hayvanlar kurban olmazlar.

En faziletlisi ise en semiz olanıdır. Bu hususta ne kadar cömert davranılsa yeridir. Hadis-i Şerifte şöyle buyrulur:

 “Kurbanların en faziletlisi, en pahalı ve en semîz olanıdır.” (Müsned)

 Diğer bir Hadis-i Şerifte ise şöyle buyrulur: “Allah katında kurbanlık hayvan için verilen paradan daha sevimli bir para yoktur.”

Demek ki burada mühim olan o fedakârlık ve teslimiyeti göstermektir.

Dikkat çekici bir diğer husus da; biraz sonra kesilecek olan bir hayvanda organların çoğunlukla tam olmasının lüzumudur. Kurbanlık besili bile olsa bazı organlarındaki noksanlık, kurban vasfına mani olmaktadır. Buradaki hikmeti düşünmeli, her azasının bizlere kefaret olduğunu unutmamalı, kurbanlarımıza hem hürmet göstermeli hem de takva üzere kesmeye dikkat etmeliyiz.

Ayet-i Kerimede şöyle buyrulur:

”Kurbanların ne etleri ne de kanları Allaha ulaşır.O’na ulaşan sizin takvanızdır” (Hac s.37)  

Kurbanlık hayvanların yaşı da çok mühimdir. Hicri sene, yani ay yılı itibarı ile; Koyun ve keçi bir seneyi, sığır iki seneyi, deve de beş seneyi doldurmuş olmalıdır. Koyun bir seneyi tam doldurmasa bile annesi kadar büyüdüyse kurban olur.

Keçi öyle değildir. Sığırda ise hicri olarak iki seneyi doldurup üçüncü seneden gün alma şartı vardır. Onun için çok dikkat etmek ve mutlaka bilen birinin yardımı ile almak icap eder. Çünkü, kestiğimiz kurbanların dinimizin emrettiği şartları taşıyıp taşımadığına dikkat etmek de bizim vazifemizdir. Ben aldım sorumluluk satıcıya aittir, demek hem kendimiz hem de satıcı için vebal olur.

Kurban için yapılan her türlü gayret ve çalışma ibadettir, derecedir, sevaptır.

Önümüzdeki Cuma günü zilhicce ayını idrak edeceğiz. Bu ayın birinden onuna kadar on mübarek gün ve gecedir. Gündüzleri oruç, geceleri ibadet, dua ve iltica ile geçirilmesi tavsiye edilir.

 Bu günleri iyi değerlendirmeli; hepimiz, maddi ve manevi müşkilatımızın halli için, gidilecek tek merci olan Cenabı Hakka daha çok yönelmeli, kulluk vecibelerimize ve duaya daha çok sarılmalıyız                                                                                                          

‘Şükür Bayramı’ nasıl ‘Şeker Bayramı’ oldu?

Şeker Bayramı, daha doğrusu Şükür Bayramı

ESKİLERİN her bayram tekrar ettikleri güzel bir söz vardı; “Rûzun hemîşe ıyd ola, ıydin saîd ola” derlerdi.

“Her günün bayram, bayramın mübarek olsun” demekti. 

Bugün bayram; sizlerin de her gününüz bayram gibi, bayramınız da kutlu olsun! 

Şimdi genellikle “Ramazan Bayramı” denen bu bayram, bundan 20-25 sene öncesine kadar genellikle şehirlerde “Şeker Bayramı” diye bilinirdi. 

Daha da eskisini soracak olursanız, o devirlerde “Ramazan”“şeker” yahut “Kurban Bayramı” ayırımı yokmuş; eskiler her iki bayram için de “bayram”ın Arapça karşılığı olan “ıyd” sözünü kullanırlarmış… Sohbet sırasında yahut yazıda hangi bayramın kastedildiği cümlenin siyakından, yani gelişinden zaten anlaşıldığı için ayırım yapmaya lüzum da hissetmezlermiş… 

BU SÖZ NEREDEN GELİR? 

Eski mektuplara, gazetelere, hattâ kartpostallara bakarsanız bunun böyle olduğunu, sadece tek bir ifadenin, “mübarek bayram” mânâsına gelen “ıyd-i said” sözünün kullanıldığını ama nadiren de olsa mutlaka bir ayırım yapılması gerektiğinde Şeker Bayramı’na “ıyd-i fıtr”, Kurban Bayramı için “ıyd-i edhâ” denmiş olduğunu görürsünüz.

“Kurban Bayramı”nın isminin nereden geldiği adından belli, o gün kurban kesildiği için böyle denmiş… 

Peki, şimdi “Ramazan Bayramı” olan eskinin “Şeker Bayramı”na bu ismin neden verildiğini merak etmiş olabilirsiniz; eskiden milletin bayramda birbirine şeker dağıtması âdeti falan da olmadığı halde… 

Yukarıda söyledim, eskiler Şeker Bayramı’na “ıyd-i fıtr” derlerdi; bu “yaratılış” ve “oruç görevinin tamamlanması bayramı” demekti… Kurban Bayramı da “kurban” anlamına gelen “edhâ” kelimesinden hareketle “ıyd-i edhâ” olurdu. 

Eski asırlarda, bugün de olduğu gibi Ramazan nihayete erince dinî mükellefiyetlerini yani oruç tutma vazifelerini ifa edebilenler, görevlerini yerine getirmenin verdiği memnuniyetle “Allah’a şükürler olsun, oruç ve diğer ibadetlerimizi yerine getirdik ve mübarek bir Ramazan ayını daha hayırlısı ile idrâk ettik” derlerdi. İfadede geçen “şükür” kelimesi zamanla bayramın da ismi oldu ve Ramazan Bayramı’na asırlarca “Şükür Bayramı” dendi. 

Derken, “şükür” kelimesi “şeker”e döndü ve “Şükür Bayramı” da “Şeker Bayramı” haline geliverdi! 

BİR OKUMA HATASI

Kelimenin değişmesinin sebebi, bir okuma hatasıydı… 

“Şükür” ve “şeker” kelimeleri eski harflerle aynı şekilde yani “şın-kef-rı”ile yazılırlar. Metinde geçen kelimenin “şükür” mü yoksa “şeker” mi olduğu sözün gelişinden anlaşılır ve kelime nasıl gerekiyorsa öyle okunur. 

Halkın “Şükür Bayramı” dediği eskinin “ıyd-i fıtr”ının zamanla “Şeker Bayramı” hâlini almasının sebebi, işte bu okuma hatası idi. Asırlar boyunca doğru şekilde, yani “şükür” diye okunan kelime sonraları bu hatâ neticesinde “şeker” zannedilince bayramın ismi de değişiverdi..

Kaynak : https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/1104057-seker-bayrami-daha-dogrusu-sukur-bayrami