Reklamlar

Archive for the ‘GÜZEL SÖZLER’ Category

EN GÜZEL MEŞGULİYET

Hepimizin bildiği gibi bütün dünyayı, sayısız nimetleri ile emrimize veren
Rabbimiz, bizlerden de kendi zatını tanıyıp kulluk etmemizi istemiştir.
Bunu yapabilmek için de kulluk vecibelerimizi iyi bilmek gerekir.
Nitekim ister dini, isterse dünyevi hususlar osun, bilinmeyen bir şeyin sağlıklı icrası mümkün değildir.
Nasıl ki hepimiz; dünyalık elde ettiğimiz, para kazandığımız mesleğimizle ilgili mevzuları ne pahasına olursa olsun bütün yönleri ile öğrenmeye, eksik bir şey
bırakmamaya çalışırız; bunu gibi, ebedi hayatımız için de adına ilmihal
dediğimiz; inanç, ibadetler ve muamelat yani yaşayışa ait zaruri dini bilgileri
öğrenmeli, bu hususta daima gayret içerisinde olmalıyız.
Bunları öğrenmek farz olduğu için, sevabı da o nisbette büyüktür.
İhmal etmek ise, kulluk vazifemizi hafife almaktır ki büyük bir vebaldir.
Öyle ki Dini mevzularda bilgisizlik, bizi dünya ve ahret hüsrana götürür de
farkında bile olmayız. Bilmemiş olmak mazeret değildir.
Mesela; kanunen suç işleyen bir kişinin kanunu bilmemesi mazeret değilse, dini
hususlar da böyledir. Ayeti kerimede şöyle buyrulur:
“Ey Habibim de ki: «Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?»
Ancak temiz akıl sahibi olanlar bunları hakkıyla düşünüp anlar.”(Zümer suresi 9)

İçerisinde yetiştiğimiz, belki anne ve babalarımızın bile yetiştikleri dönemler;
Yüce Kitabımızın, Aziz dinimizin layığı ile öğrenildiği, öğretildiği devirler değildi.
Bu gün belki pek çoğumuz yetersiz, kulaktan dolma bilgilerin ötesinde sağlam
dini bilgilere sahip değiliz.
Hatta okumuş kariyer sahibi olmuş pek çok insanımızın bile, dini hususlarda
hurafelerden öteye geçemediklerine zaman zaman şahit olmaktayız.
Öte yandan türlü bozuk inanç ve fikir sahipleri, her türlü medyayı kullanarak;
başta Ehli sünnet ve’l cemaat inancı olmak üzere, mukaddesatımız ve manevi
hayatımız üzerinde yıkıcı çalışmalarına devam ediyorlar.
Öncelikle, Kuran ve sünnetin ışığında bizlere dini hayatımızı öğretip yön veren
mezheplerimize daha sonra Sevgili peygamberimiz (sas) efendimizin
sünnetlerine, sonra da hiç çekinmeden Yüce kitabımız Kur’an-ı Azimüşşana
saldırıp onun ayetleri üzerinde şüphe oluşturmaya çalışanları esefle görmekteyiz
Bunlar, Rabbimizin himayesinde olan Kur’an ve Sünnete zarar veremezler.
Hatta iyi bir dini eğitime sahip her Müslüman bunlardan korunabilir.

Ancak, bizim insanımızın çoğu nesiller boyu köklü bir dini eğitimden mahrum
bırakıldığı için bunlardan olumsuz etkilenmekte, bazıları da tamamen savrulup
inancını bile kaybedip boşluğa, ebedi felakete sürüklenmektedir.
Bu fitnenin bir tezahürü olarak son zamanlarda; deizm-yani sadece bir
yaratıcının varlığına inanıp dini hiçe saymak- okul çağındaki çocuklarımız
arasında maalesef yayılmaya başlamıştır.
Unutmayalım! Mekke müşrikleri de bir yaratıcının varlığını kabul ediyorlardı;
ancak Sevgili Peygamberimiz (sav.) den yüz çevirdiler, cehennemin derinliklerini
boyladılar. Yani tehlikeyi çok uzaklarda zannetmeyelim
(Çocuklarımızı bu tehlikelerden korumak ve okullarını okurken, onları şuurlu bir
Müslüman olarak yetiştirmek için; büyük fedakârlıklarla dini eğitimlerini de sağlamalıyız.Onları seviyorsak , ebedi saadetini düşünüyorsak, savunmasız bir vaziyette böyle bir ortama terk edemeyiz. 
Böyle bir dönemde Kur’ana ve sünnete sımsıkı sarılmak, başka zaman
kazanılması mümkün olmayan büyük manevi dereceleri kazandırmaktadır.
Bir hadisi şerifte, ”Ümmetimin bozulduğu bir devirde benim sünnetime,
benim yoluma sarılan için yüz şehit sevabı vardır.” buyruluyor. (Terğîb ve Terhîb, 1: 41;)
Hadis-i şerifte ise şöyle buyruluyor:
“Dünya mel’undur. Onun içindekiler de mel’undur.
(Yani, Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmışlardır)
Ancak Allah-ü Teâlâ’yı zikir ve Allah-ü Teâlâ’yı zikre yaklaştıran şeyler ile
âlim ve müte’allim (İlim sahibi olanlar ve ilim öğrenenler) müstesnadır.”
(Sünen-i İbni Mace)
İşte, hem dünyaya hem ahirete yarayacak en güzel meşguliyet budur.

Reklamlar

YALAN SÖYLEYEN NE GİBİDİR?

 

Yalancının mumu yatsıya kadar yanmadı. Tıklayınız…

Doğruluk. Tıklayınız…

Dilin Afetleri, Sövüp Saymak. Tıklayınız…

 

 

 

 

Doğruluk

Doğruluk, dürüstlük müminin en belirgin özelliklerindendir.
Mümin, içi-dışı,özü-sözü doğru, güvenilir kimsedir. Kalbindeki temizlik ve
güzellik; diline, simasına ve bütün vücuduna akseder.
Ondaki iman nuru, doğru düşünmeye, düzgün hareket etmeye sevk eder.
Yüce Mevlamızın 99 Güzel isminden birisi ‘’Sadık’’, yani doğru olan demektir.
Peygamberlerin beş sıfatından birincisi de yine ‘’Sıdk’’, yani doğru sözlü olmalarıdır. O halde Allah’ın ve onun Peygamberlerinin güzel sıfatları ile sıfatlanmaya her mümin gayret etmeli, özen göstermelidir.
Hepimiz imtihan dünyasındayız. İctimai hayat, ticaretin ve iş hayatının sıkıntıları bizleri bazen zorlayabilir. Bütün bunlar imtihandır. Mümin hiçbir zaman doğruluğunu dürüstlüğünü kaybetmemeli, sapasağlam durmalıdır.
Ayeti Kerime’de ’‘Ey İman edenler Hz.Allahın emirlerine karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin’’ buyrulur. Devamında ise, bunun karşılığı şöyle müjdelenir: ’’Cenabı Hak da sizin işlerinizi
düzeltir, günahlarınızı mağfiret eder. Kim ki Allaha ve Resulüne itaat ederse o
çok büyük bir kurtuluşa ermiştir.’’(Ahzab suresi,70-71)
Görülüyor ki bazen ilk etapta hoşumuza gitmeyecek olsa bile Allah için doğru
sözlü olmak neticede işlerimizin düzgün olmasına ve Cenab-ı Hakkın Rızasına
ve mağfirete sebep olmaktadır.
Abdullah ibn Mes’ûd (R.anh)dan rivayet edildiğine göre Peygamber efendimiz
(sav) şöyle buyurdular:
“Şüphesiz sözde ve işte doğruluk iyiliğe götürür, iyilik te cennete götürür.
Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında çok doğru kişi diye yazılır.
Yalancılık insanı kötülüklere, kötülükler de cehenneme götürür.Kişi yalan
söyleye söyleye Allah katında çok yalancı diye yazılır.”(Buhârî, Edeb 69; Müsli, Birr 103)
Mübarek zatlardan birisi  de nasihatlerinde şöyle buyurur:
“Allah yolunda ol, dosdoğru ol, verdiğin sözün eri ol. Evladım, ağzın laf
ediyorsa, dilinle doğru ol, sözünle doğru ol. Sana inanan kişilere karşı
sözünden cayma. Eğer sözünü tutarsan ‘söz’ olur ve seni cennete götürür,
tutmazsan ‘köz’ olur. Elinle doğru ol. Kolunu muzırda değil, yardım işinde
kullan. Tartıyla iş yapıyorsan, terazinde, ölçüyle iş yapıyorsan metrende ve
litrende doğru ol. Doğrunun doğruluğu bütün sülalesine akseder, hepsini
hayra götürür.”

Doğruluk imanın alametlerinden biri olduğu gibi, yalancılık da münafıklığın
alametlerindendir. Diliyle yalana alışan, zamanla hareketlerinde de
dürüstlüğünü kaybeder.
(Efendimiz(sas) şöyle buyurdular.
’’Dikkat edin şu üç şey kimde bulunursa o münafıktır: “Konuştuğu zaman yalan
söyler,söz verdiği zaman sözünde durmaz,ve emanete ihanet eder.”
Başka bir hadisi şerifte ’’Yalandan sakının çünkü o facirlerle, yani bozuk kimselerle
beraberdir. Her ikisi de cehennemdedir.’’ buyurarak tehlikenin büyüklüğüne işaret
buyurmuşlardır.)
(Büyük fikir adamı Ali Fuat Başgil, Gençlere nasihatlerinde ilk olarak şunu söyler:
’’Hayatta yalan söyleme. Çünkü yalan söyleyen, yakalanmaktan korkan hırsız
gibidir. Yalanını kapatmak için sürekli yeni yalanlar uydurmak zorunda kalır.”

Dil kalbin tercümanıdır. Dışımız, içimizin aynasıdır.Testinin içinde ne varsa
dışına da o sızar.O halde Evvela kalbin ıslah edilmesi, varsa içerisinden fısk-u
fücurun, bozuk düşüncelerin temizlenmesi gerekir.

Mübarek zatlardan birisi  şöyle buyurur:”İşi düzgün olanın içi de düzgün olur.”
Hadisi şerifte ise Efendimiz (s.a.v.) “Kalbi dürüst olmadıkça kulun imanı doğru
olmaz. Dili doğru olmadıkça kalbi de doğru olmaz,” buyurarak doğruluğun
direkt imanla alakalı olduğunu beyan etmişlerdir.
Yine bir gün Efendimiz(sas), bir yere dayanmış vaziyette;
‘’Size Günahların En büyüğünü haber vereyim mi?
Allaha şirk koşmak, ana babaya asi olmak, dedikten sonra dayandığı yerden
doğruldu ve dikkat ediniz bir de yalan söylemektir.’’ buyurdu.
Dayanmışken kalkıp doğrulması yalanın büyük günah olduğuna dikkat çekmek
içindi.
(Diğer bir Hadisi şerifte yalanın kötülüğü şöyle anlatılır:
“Yalan, rızkı azaltır. Yalan söyleyen kişiden yayılan kötü koku sebebi ile melekler
ondan bir mil uzaklaşır.”)
Yalanın caiz olduğu sadece üç yer vardır:
Bunlar, Savaşta düşmana sır vermemek, iki müminin arasını düzeltmek ve karı
kocanın arasını düzeltmek gibi güzelliklere vesile olmak içindir.
Bunun dışında şaka için bile olsa yalan caiz değildir. Nitekim Efendimiz(sas)in
müjdesi şöyledir:
“Ben şaka için bile olsa yalan söylemeyi terk eden kimse için Cennetin
ortasında bir eve kefilim.’’

ALLAH İÇİN SEVMEK

Bakara Sûresi’nin 165. âyet-i celîlesinde -meâlen- “İnsanlardan öyleleri vardır ki Allâh’a karşı denkler, benzerler tutarlar ki onları Allâh’ı sever gibi severler.” buyurulmuştur.Yani, (onların) emirlerine, yasaklarına, arzularına itaat ederler de Allâh’a isyan eylerler. Şüphe yok ki böyle yapmak, gerek Allâh’ı inkâr ederek olsun ve gerek olmasın ilahlıkta onları Allâh’a ortak yapmaktır. 

Bunların bir kısmı bu şirki açıkça yaparlar. Firavunlara, Nemrutlara yapıldığı gibi onlara açıktan açığa ilah, mâbud nâmını vermekten çekinmezler. ‘Rabbimiz, Tanrımız’ derler. Ve hattâ ilâhlarının doğması ve doğurmasına kâil olarak onlara aynı cinsten, mâbud pâyesinde oğullar, kızlar tasavvur ve isnad ederler. 

Diğer bir kısmı da açığa vurmadan aynı muâmeleyi yaparlar, onları Allah sever gibi severler, velînîmet tanırlar, onların muhabbetini işlerinin başı kabul ederler, Allâh’a yapılacak şeyleri onlara yaparlar, Allah rızâsını düşünmeden onların rızâlarını kazanmaya çalışırlar, Allâh’a isyan olan şeylerde bile onlara itâat ederler…

Bunun için Allâh’ın evliyâsı, enbiyâsı, melekleri gibi sevgili kullarını severken iyi düşünmeli, muhabbetlerini Allah muhabbeti derecesine vardırmaktan kaçınmalıdır. 

Zîra Allah için sevmekle Allah sever gibi sevmek arasındaki farkı bilmek lâzım gelir. Allâh’ı sevenler Allâh’ın yolunda giden sevgili kullarını da severler, lâkin Allah gibi değil, Allah için severler ve bu sevgi ile Allah yolunda onlara tâbi olurlar, uyarlar. “(Ey Muhammed!) De ki: Eğer siz Allâh’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin…” meâlindeki Âl-i İmrân Sûresi, 31. âyet-i kerîmesine göre Allâh’ın sevdiği kullarını sevmek ve onlara tâbi olmak günah ve şirk değildir, bilakis Allâh’ın sevgisine delil olur. Ve fakat bu muhabbet hiçbir zaman Allah muhabbeti gibi olmamalıdır. Yani Hıristiyanların Hazret-i İsa hakkında yaptıkları gibi onları mâbud derecesine çıkaracak bir tapınmak sûretini almamalıdır. Müslüman, bütün ömründe bu esâsa uymalıdır. (Elmalılı, Hak Dîni Kur’ân Dili Tefsiri, Fazilet Neşriyat) 

/ FAZİLET TAKVİMİ Perşembe-03-Ekim-2019

Dilin Afetleri, Sövüp Saymak

İslam dini, iman ve ibadetle beraber güzel ahlakı da emreder, onunla bütünleşir. Hayatımızın tamamında da edep ve nezaket usulleri öğretilir.

Haya ve Edeb dini olan İslâm, edebe aykırı hareket ve sözden uzaklaşmayı her mü’mine emreder. Hayâ imandandır.” Müminin kalbindeki iman nuru ve yaptığı ibadetler onun azalarına da sirayet eder. Onun elinde dilinde ve davranışlarında hep güzel ahlakın numuneleri vardır.

Dili ile Yüce Allah’ın ismini zikrediyorsa onu başka şeylerle kirletmez.

Bilhassa yalan, iftira, gıybet, dedikodu, laf taşımak gibi dil afetlerinin ahiret yıkımına sebep olduğunu bilir.Okuduğum Hadis-i Şerifte ifade buyrulduğu üzere; “Müslüman, elin­den ve dilinden insanların selâmette olduğu kimsedir.”

Onun için, eli ile dili ile veya uygulamaları ile hiçi kimseyi rahatsız edemez.

Ebû Hureyre (r.a.) ın rivayetine göreRasûlullah (sav)e, insanları cennete en fazla sokan şeyin ne olduğundan sorulduğunda;

“- Allah korkusu ve güzel ahlaktır.” buyurdu.

 (Başka bir zaman): İnsanları en fazla ateşe sokacak nedir, diye sorulunca da: 

-Ağız ve ırz’dır. ” buyurdular. (Tirmizî, kitabü’l-birr 62.)

Dil afetleri içerisinde, yaşadığımız topluma ne zaman sirayet ettiğini bilmediğimiz, belki de kanıksadığımız; ama İslam’a ve insanlığa hiç yakışmayan çok yaygın bir hastalıktan bahsetmek istiyorum.

O da sövüp-saymak, ahlaksızca  konuşmaktır.

Bu hastalık günümüze o kadar yaygın ki; adeta Türkçemizdeki bir bağlaç halinde, rahat bir şekilde kullanılmaktadır… Maalesef; aile ortamlarında, baba oğul birbirlerine konuşurken bile bu çirkin kelimelerden sakınılmamaktadır.

Bazen öfke anında,bazen de hiçbir sebep yokken cümlenin başında, ortasında, sonunda bu iğrenç ifadeler sayılıp dökülmektedir. Bunlar yetmiyormuş gibi, bir de edep ve haya timsali olması gereken hanımlar ve genç kızların bu hususta adeta erkeklerle yarışması toplumumuzdaki ahlaki seviyeyi göstermesi bakımından oldukça ibretliktir.

Halbuki sövmek, İslam edeplerine aykırı bulunan hareketlerin başında ge­lir.

Sövmenin en ağırı, ırz ve namusa tecavüzü ifade eden galiz lâflardır. Bunlardan başka, bir kimsenin ailesinin ve kendisinin ırzına ve na­musuna leke teşkil edecek, şeref ve haysiyetini kıracak sözlerde bulun­mak da sövme fiiline dâhildir.
Sövmek denilince mutlak ve hiçbir kayda tâbi tutulmaksızın tamamı yasaktır.

Sövme lafızlarının arasındaki fark, günahın şiddet dere­cesindedir.

Bazı sövmeler, insanı dinden, imandan uzaklaştırıp küfre götürür. Bu se­beple o gibi sövmelere Türkçemizde “Küfür lâfzı” veya “Küfretmek” de denilmiştir.

Meselâ bir kimse­nin mukaddesattan birine; Peygambere, Kur’ân’ a, iba­detlere ve dinî hükümlere sövmesi onu dinden çıkarır ve imandan mahrum eder.

Aynı zamanda insanın başı ve başında bulunan, göz kulak gibi azaları da mukaddestir. Onlardan birine sövmek de kişiyi dinden çıkarır.
Rabbimizin “öf” bile dememize müsaade buyurmadığı anne ve babamıza sövmek büyük günahlardandır. Buna sebep olmak da aynıdır.

Resûlullah (sav)Efendimiz bir gün ashabına hitaben; ”Bir adamın, ana ve babasına sövmesi, büyük günahlardandır.” buyurmuştu. Ashab-kiram:
“Ey Allah’ın Resulü! Bir adam anne ve babasına sövebilir mi?” de­diler.

Efendimiz (sav)Evet, o bir başka adamın babasına söver de o da onun babasına sö­ver. Anasına söver de o da onun anasına söver.”buyurmuşlardır.
Bir Müslümanın din kardeşine sövmesi, İslâm terbiyesiyle bağ­daşmayacağı gibi insanlık bakımından da çirkin bir harekettir. En şe­refli ve temiz bir uzuv olan ağzımızı en bayağı islere âlet etmek, cid­den esef vericidir. Hadis-i Şerifte ”Dilini tutan kurtuldu.”buyrulur. Ağzımızdan çıkan her şeyden biz mesulüz.

Sure-i Kaf’ın 18. ayeti kerimesinde mealen: “İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında (onu) gözetleyen, dediklerini zapteden bir melek hazır bulunmasın.” buyrulur.

O halde dilimize sahip çıkalım,basit şeylerle ebedi hayatımızı tehlikeye atmayalım

Özellikle çocuklarımızın yanında daha sorumlu ve daha dikkatli olalım.

 

MANEVİ GIDALAR

Maddi  besinlerin çeşitli, ölçülü ve dengeli olmasına dikkat ettiğimiz gibi manevi gıdalarda aynı hassasiyeti göstermemiz gerekir. Bu durum Allah’ın Rahmet ve Cemali İlahiyesine ulaşmak istediğimizde daha da önem arz ediyor.

Fiziksel olarak her gün sadece ekmek ve su gıdasıyla  beslenmeyip çeşit çeşit yemek yemeyi ve farklı meşrubat içmekten kendimizi alıkoyabiliyor muyuz. Herkes bilir ki su ve ekmek insanı öldürmez. Ama ne hikmetse insanoğlu bunlarla yetinmez. Bir kimse sen sadece ekmek ye, su iç, farklı farklı gıdalarla beslenme dese cevabımız “sen deli misin” olmaz mı?

Manevi hayatımızda da sadece bir kaynakla beslensek ne kadar sağlıklı olabilir ve yolun sonuna selametle çıkabiliriz. Onun için kaynaklar zehirli, dikenli, yetersiz olmamalı ve yolun sonuna ulaştırabilmeli. Bu yüzden kaynakları iyi seçmeli ve silsilesine dikkat etmeliyiz. Nasıl ki yemeğe başladığımızda ilk önce tatlıdan başlamayıp çorba diyorsak manevi gıdalarda aynıdır.

  1. Kur’anı Kerim

  2. Sünnet

  3. İcma-ı Ümmet

  4. Kıyas-ı Fukaha 

Aşçı ve yemek seçiyorsak, Allah dostlarını, hayatlarını ve eserlerini de iyi seçmeliyiz.

Her yemekte aynı gıda var demediğimiz gibi her manevi gıda bir kaynakta var, ben onunla yoluma devam ederim. Başka bir şey tanımam ve savunurum demek ne kadar doğrudur.

Bizler acaba günde bir öğün yemek ve sadece tek çeşit bir yemeyi mi yoksa üç öğün farklı yemekler ve içeceklerle çeşitli gıdalar almayı mı tercih ediyoruz. Lütfen kendimize gelelim. 

Allah cümlemizi doğruluktan ayırmayarak çok çeşitli maddi ve manevi gıdalarla beslenebilen ve yolun sonuna sağ salim ulaşabilen Ehli Sünnet itikadına sahip RAZI OLDUĞU kullarından eylesin. 

Yüce şeyleri elde etmek için