Reklamlar

Archive for the ‘HADİS-İ ŞERİFLER’ Category

CÖMERDİN RIZKI BOL OLUR.

Zübeyr bin Avvam (radıyallâhü anh) dedi ki: Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular ki: 

Rabbiniz size ne buyuruyor, biliyor musunuz?

“Ey Âdemoğlu! İnfâk et, ben de sana infâk edeyim. (Sen insanlara karşı) genişlik göster (cömert ol) ki, ben de sana (rızkında) genişlik göstereyim…” 

“Muhakkak rızık kapısı, yedi kat semânın üzerinden Arş-ı Âlâ’ya kadar açıktır. Gece, gündüz kapatılmaz. Allâhü Teâlâ her kişiye niyeti, ihsanı (iyiliği), sadakası ve nafakası miktarınca o kapıdan rızkını indirir.”

İnfâkı çoğaltanın rızkını çoğaltır. (İnfâkı) kısanın rızkını azaltır. (İnfak etmeyip) vermeyene Cenâb-ı Hak da vermez.

Ey Zübeyr! Hem ye hem yedir. Cimri olma, sana da cimri olunur. Verirken sayma, sana da verilirken sayılır. Kısma, sana da verilirken kısılır. Zorlaştırma sana da zorlaştırılır.

Ey Zübeyr! Muhakkak Allâhü Teâlâ infâkı sever, kısmayı da sevmez. Muhakkak cömertlik îmândaki yakînden (yani, şeksiz şüphesiz, kat’î ve hakîkî îmândan) ileri gelir. Cimrilik ise (îmândaki) şüpheden ileri gelir. Yakîn sahibi olan kimse cehenneme girmez. Yakîn sahibi olmayan kimse ise cennete giremez.

Ey Zübeyr! Muhakkak Allâhü Teâlâ yarım hurma ile de olsun cömertliği sever. (İnsanlara zararlı) bir akrep veya yılanı öldürmek ile de olsa şecâati sever.

Ey Zübeyr! Allâhü Teâlâ, belâ ve musîbet anlarında sabrı, günâhı arzuladığı zaman nefsine sâhip çıkmasını sağlayan yakîni, şüpheler geldiği esnada kâmil aklı, haram ve kötü şeylerle karşılaştığında hakîki verâyı sever.

Ey Zübeyr! Din kardeşlerine saygılı ol, evliyâullâhı yücelt, seçkin (hayırlı) kimselere hürmet göster, komşularını ziyâret et. Ve günahkâr kimselerle bir arada bulunma. (Bunlara dikkat edersen) hesapsız ve azapsız cennete girersin.

Ey Zübeyr! İşte bunlar Allâhü Teâlâ’nın bana, benim de sana tavsiyemdir.” (el-Bahru’l-Medîd)

Kaynak/ FAZİLET TAKVİMİ Pazartesi-15-Nisan-2019
Reklamlar

CENNETE ANCAK ALLÂH’IN RAHMETİ İLE GİRİLİR

Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular:

“Az önce Cebrâil yanımdan ayrıldı. Dedi ki:

‘Yâ Muhammed! Seni hak peygamber olarak gönderen Allâh’a yemin ederim ki, Allâh’ın kullarından biri, denizin ortasında bir adadaki dağın başında Allâh’a beş yüz sene ibâdet etti… Allâhü Teâlâ, ona parmak kalınlığında tatlı su akıtan ve birikip dağın eteğinde toplanan bir kaynak çıkardı. Bir nar ağacı, her gece ona bir nar veriyordu. Akşam olduğunda inip abdestini alıyor ve bu narı yiyordu, sonra kalkıp namazını kılıyor ve eceli geldiğinde, rûhunu secdede iken almasını ve secde hâlinde dirilinceye kadar yerin veya başka şeyin cesedini bozmamasını, Rabb’inden istiyordu. Allah da onun duâsını kabul etti…. 

O, kıyâmet günü diriltilip huzûruna çıkarılınca Allâhü Teâlâ,

‘Kulumu rahmetimle cennete koyun.’ buyurur. Kul,

‘Yâ Rabbi! Amelimle (gireyim)’ der… (Bu hitab ve cevap üç defa tekrarlanır.) Allâhü Teâlâ meleklerine

‘Kulumun ameli ile benim ona verdiğim nîmeti kıyaslayın.’ buyurur. Göz nîmetinin beş yüz senelik ibâdeti kapladığı anlaşılır. Vücuddaki diğer nîmetler, şükredilmemiş olarak kalır. Allâhü Teâlâ,

‘Kulumu cehenneme atın.’ buyurur. Kul, cehenneme doğru sürüklenince

‘Yâ Rabbi! Rahmetinle beni cennete koy!’ diye yalvarır… 

Bunun üzerine Allâhü Teâlâ:

‘Ey kulum! Sen hiçbir şey değildin, seni kim yarattı?’

‘Sen yarattın Yâ Rabbi!’

‘Bu senin tarafından mı yoksa benim rahmetimle mi?’

‘Senin rahmetinle ya Rabbi!’

‘Sana beş yüz sene ibâdet etmek için kim kuvvet verdi?’

‘Sen verdin yâ Rabbi!’

‘Seni koca denizin ortasında bir dağa indiren, senin için tuzlu sudan tatlı su çıkaran, senede bir defa meyve veren ağaçtan her gece meyve verdiren, secde hâlinde ölmeyi arzu ettiğinde duânı kabul eden kimdir?’

‘Sensin, yâ Rabbi!’ 

Allâhü Teâlâ, ‘İşte bunlar benim rahmetim iledir ve ancak rahmetimle seni cennete koyacağım. Kulumu cennete koyun. Ey kulum! Sen ne iyi bir kulsun!’ buyurur ve onu cennete koyar.” Cebrâil (a.s.):

“Yâ Muhammed! Her şey Allâh’ın rahmetiyledir.” dedi. (Hâkim, el-Müstedrek) 

***

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.):

“(Allâh’ın kerem ve rahmeti olmadıkça) hiçbir kişiyi onun güzel işi ve ibâdeti cennete koyamaz” buyurdular. Ashâb-ı Kirâm: 

‘Yâ Resûlallâh! Sizi de mi koyamaz?” diye sorunca, 

‘Evet, Allâh’ın fazlı ve rahmeti bürümedikçe yalnız ibadetim beni de cennete koyamaz” buyurmuşlardır. 

Öyleyse sizler, tevbe edip âhirete yönelin, ihlâs ile amel işlemeye gayret edin. Bununla birlikte işlediğiniz amellerinize de güvenmeyin. Belki o ameller sebebiyle ‘inşâallâh Allâh’ın rahmeti bizi kuşatır’ deyin.” Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.) Hazretlerinden

SABAH VAKTİ BEREKETTİR

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“Rızık ve ihtiyaçlarınızı, sabah erken vakitte talep ediniz. Zîra sabah vakti, bereket ve muvaffakiyet vaktidir.” 

Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem)  bir seriyye göndereceği zaman, günün ilk vaktinde gönderirdi. Binâenaleyh dünyalık işleri ve ihtiyaçları görmek için sabah erken hareket etmek mendûbtur ve berekettir. İbn-i Kemal Paşa (rah.): “İlim öğrenmek için de sabahın erken vakti mendûb görülmüştür.” demiştir.

Günün ilk vakti gençlik ve kuvvet, ikindi vakti ise ihtiyarlık ve bitkinlik vaktidir. 

Hazret-i Fâtıma (radıyallâhü anhâ) şöyle dedi: “Bir gün sabah (namazdan sonra) uzanmış, sabah uykusuna dalmıştım. Resûlullah (s.a.v.) bana uğradı ve mübarek ayağı ile bana dokundu. Sonra; “Kızcağızım! Kalk ve Rabb’inin rızık taksiminde hazır bulun, gâfillerden olma. Çünkü Allah, fecir ile güneşin doğması arasındaki vakitte insanların rızkını taksim eder.” buyurdu. (Şuabü’l-Îmân)

Ashâb-ı Kirâm’dan Sahr bin Gâmidî (r.a.), Resûlullah Efendimizin (s.a.v.); “Ey Allâhım, ümmetim için sabahın erken vaktini bereketli eyle.” diye duâ ettiğini rivâyet etmiştir. Kendisi de ticâret ehli olan Sahr (r.a.) ticâret mallarını sabah erken gönderirdi. Bu sayede servet sahibi olmuş ve malları çoğalmıştır. (Sünen-i İbn-i Mâce)

Evliyâdan Aliyyü’l-Havvâs (rah.) buyurmuştur ki: 

“Allâhü Teâlâ kullarına, bedenlerin gıdası olan maddi rızıkların taksimini sabah fecir doğduktan sonra güneş bir mızrak boyu yükselinceye kadar, ruhların gıdası olan mânevî rızıkların taksimini de ikindi vaktinden sonra güneş batıncaya kadar yapar. Bu iki vakitte uyumak, bunun için bizlere yasak kılınmıştır. Zîra bu iki vakitte uyumak, kişinin kimseye muhtaç olmadığını ve Hak Teâlâ tarafından dağıtılan rızıkların taksimini müşâhede etmeye ehemmiyet vermediğini gösterir.” (el-Uhûdü’l-Kübrâ)

SILA-İ RAHİM RAHMETE VE CENNETE YAKLAŞTIRIR.

Bir a’râbî, Resûlullâh’ın (s.a.v.) devesinin yularından tuttu ve: “Yâ Resûlallâh! Beni, cennete yaklaştırıp cehennemden uzaklaştıracak bir ameli bana söyleyiniz.” dedi. Resûlullah (s.a.v.), “Allâh’a ortak koşmadan ona ibâdet et, namazı kıl, zekâtı ver ve sıla-i rahim yap (akrabâlarını ziyâret et).” buyurdu.

Abdullah bin Ebû Evfâ (r.a.) anlattı: Bir arefe akşamı Resûlullâh’ın (s.a.v.) huzûrunda oturuyorduk. O sırada Resûlullah Efendimiz (s.a.v.): “Sıla-i rahim yapmayan (akrabalarıyla alâkasını kesen) kimse bizimle birlikte oturmasın; yanımızdan kalksın.” buyurdular. Bunun üzerine, halkanın en sonunda bulunan bir kişi kalkıp gitti ve fazla zaman geçmeden tekrar geldi. 

Resûlullah (s.a.v): “Halkadan senden başka kimse kalkmadı. Sen neden gittin?” buyurunca: “Yâ Resûlallah! Sizin söylediklerinizi işitince, hemen teyzemin yanına gittim. O, bana dargındı. Beni görünce, ‘Seni buraya getiren sebep nedir? Sen böyle yapmazdın.’ dedi. Ben de sizin buyurduklarınızı ona haber verdim. Bunun üzerine birbirimizden özür diledik. Birbirimiz için Allâhü Teâlâ’ya istiğfar ettik.” dedi. 

Resûlullah (s.a.v): “Güzel bir şey yaptın, oturabilirsin.” buyurduktan sonra: “Dikkat ediniz! Allâh’ın rahmeti, içinde birbirine dargın olanların bulunduğu bir topluluğa inmez.” buyurdular.

Fakîh Ebu’l-Leys es-Semerkandî (rh.) buyurdu ki: Bu hadîs-i şerîf, kişinin akrabaları ile alâkasını kesmesinin büyük günahlardan olduğuna delâlet eder. Çünkü bu dargınlık, o kimseye ve yanındakilere Allâh’ın rahmetinin inmesine mâni olur. Bunun için sıla-i rahmi (yakın akraba ile alâkasını) kesen Müslümanın tevbe etmesi, işlediği bu günahtan dolayı Allah’tan mağfiret dilemesi ve onları ziyâret etmesi lazımdır. (Tenbîhü’l-Gâfilîn)

/ FAZİLET TAKVİMİ Salı-04-Haziran-2019

SATILAN EVİN PARASI NEREYE HARCANMALI?

Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “Kim bir ev satar da parasıyla başka bir ev satın almazsa o parada o kimseye bereket yoktur.”

Zarûret olmaksızın evini veya bir arazisini satan kimse, satıştan elde ettiği para ile, satılanın benzeri bir şey almazsa bu para o kişi için bereketli olmaz. Âlimler bu hadîs-i şerîften yola çıkarak gayr-ı menkûllerin bedellerini, menkûl olan (taşınabilen) bir şeye harcamanın uygun olmadığını söylemişlerdir. Çünkü gayr-ı menkûllerin faydası çok, zarar görmesi ise pek azdır. Onu bir hırsız çalamaz, diğerleri kadar zarar görmez. Menkûller ise böyle değildir.

Bu sebeple evlâ olan, satılan bir gayr-ı menkûlün parasını yine arazi ve ev gibi bir gayr-ı menkûle harcamaktır. 

Taberânî’nin (rah.) rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte de: “Kim zarûret olmaksızın evini satarsa Allâhü Teâlâ o evin parasına onu telef etmek üzere bir şey musallat kılar.” buyurulmuştur. (Mirkâtü’l-Mefâtîh, Molla Aliyyü’l-Kârî
 
/ FAZİLET TAKVİMİ Pazartesi-16-Aralık-2019

Bekleme!

Namazı Geç Kılanlara………………tıklayınız…

İnsanları affetmenin mükâfatı

Kıyamet günü insanlar hesaba çekilirken, bir münadi üç defa

“Allah’tan alacağı olanlar, kalksın ve Cennete girsin” diye seslenir. Bunu duyanlar,

“Allah’tan alacaklı olanlar kimler ki?” derler.

“İnsanları affedenlerdir” denir.

Bunun üzerine binlerce kişi ayağa kalkar, sorgusuz sualsiz Cennete girerler.

                                                                                               Hadis-i Şerif   [Taberani]

***

İsm-i Azam’ı bilseydiniz, ne yapardınız? tıklayınız…