Archive for the ‘KURBAN’ Category

Cennete götüren binek

Ahmet bin İshak şöyle anlatıyor;

“Fakir bir kardeşim vardı. Fakir olmasına rağmen her sene bir koyun kurban keserdi. Vefat ettiğinde iki rekat namaz kıldım ve dedim ki;
– Allah’ım kardeşimi rüyamda göster, tâ ki ona halinden sorayım.
Abdestli olarak uyudum. Rüyamda şöyle gördüm. Sanki kıyamet kopmuş. İnsanlar kabirlerinden kalkmış. Birde ne göreyim kardeşim kırmızı renkli bir bineğe binmiş. Önünde de bir takım binekler var. Kendisine;
– Kardeşim Allah sana nasıl muamele etti? Diye sordum.
– Af ile muamele etti. Dedi
– Ne sebeple? Diye sordum..
– Bir gün camide namaz kılıyordum. Yanımda da bir dirhem param vardı. Yaşlı bir kadın gelip yanımda durdu ve dedi ki;
– İlahi! Bana, borcumu ödeyebileceğim bir dirhem ile merhamet edene sende merhamet et!
Bunun üzerine yanımda ki bir dirhemi çıkarıp ona verdim. Kabrime konulduğum zaman bana şöyle seslenildi;
– Bizim kullarımızdan birine merhamet ettin, bizde sana merhamet ettik. Cenneti ve Rıdvan-ı ekberi –Hz. Allah’ı görecek gözü- sana vacip kıldık.
Kendisine
– Bu hayvanlar nedir? Diye sordum. Dedi ki;
– Dünyada kestiğim kurbanlardır. Bu bindiğim ise ilk kestiğim kurbanımdır.
– Nereye gidiyorsun? Dedim.
– Cennete gidiyorum. Dedi ve gözden kayboldu. Sonrada bir daha kendisini göremedim.”

Kaynak :  Dürratül vaizın cilt bir sahife 117

*  * *

KURBAN HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

KURBAN KESENİN ALDIĞI SEVAPLAR

Bineksiz Kalmamak için…

Kurban kesilecek sığır cinsi hayvanın iki yaşını doldurmuş olması şart mıdır? Şart ise, hicri takvime göre mi yoksa miladi takvime göre mi hesap edilecektir?

 

Reklamlar

Hz.İbrahim(A.S.)’in Rüyası ve Kurban Kıssası

             İbadet bitince, bir ara uyku bastırıyor.

           Ve bir rüya : Hazret-i İsmail… yanında bir melek… Hz.İbrahim, meleğe bakıyor, ama konuşmuyor, susuyor. İçinde sanki bir endişe var. Melek :

            -Ya İbrahim, diyor. Ben Allah’ın elçisiyim. Sana, Rabbimin emrini tebliğ ediyorum : Kalk, bu oğlunu kurban et! …

            Hazret-i İbrahim, titreyerek uyanmıştır.

            Düşünüyor.

            Bu bir rüya, fakat Rahmani mi, şeytani mi? Bir karar veremiyor.

            Aynı gece, sabaha karşı, yine bir rüya yine aynı Melek, yine tebliğ :

            -Ya İbrahim, Rabbin emrediyor; oğlunu kurban et!

            Allah Resulü, yine telaşla uyanmıştır. Yine mütereddit.

            Yine kendi kendine soruyor :

            -Bu rüya Rahmani mi, şeytani mi?

            Ertesi gece, yine aynı şekilde bir rüya ve emir :

            -Ya İbrahim, oğlunu Allah için kurban et ve sözünü yerine getir. Rabbin, sana bunu emretti. Rabbin sana bunu emretti. Rabbin sana günah işlemeği emretmez. Taatı, emreder.

            Allah Resulü uyanmıştır. Gördüğü rüyanın Rahmani ve doğru rüya olduğuna tamamen kanaat getiriyor.

            Evet, ahdi vardı. Bir oğlu olursa, onu, Allah’a kurban edeceğine söz vermişti. O bu ahdini unutmuş değildi. Her gün aklında idi. Fakat babalık sevgisi, her gün bir parça ona bu ahdini geciktiriyordu. Bu gecikme, artık daha fazla uzayamazdı. Çünkü ilahi hatırlatma sadır oldu. Kurban :

            Allah için kurban !

            On yaşındaki oğlu kurban etmek…

            Muhabbet sarayının sultanı evlad, kurban edilecek.

            …..

            Emir : Allah’tan.

            İtaat : Halilullah’tan.

            Allah’ın Halili, zevcesi Hazret-i Hacer’e :

          –  Ey benim sevgili oğlumun anası, diyor. İsmail’i güzelce yıka, sonra güzel kokular sür, bir dostu ziyarete gideceğiz.

           Hz. Hacer, büyük hadiseden habersiz, Allah Resulünün emrini yerine getiriyor : Nurlu çocuk, anasının ihtimamlı ellerine yıkanmış, güzel kokulara bulanmış, misk gibi kokmaktadır.

            Hz. Hacer, biricik oğlunu kocasına gösteriyor :

            – İsmail hazır!

            Hz.İbrahim, sevgili oğluna :

          – Yanına bir bıçak birde ip al, diyor.

          Hz. Hacer soruyor :

          – Bıçakla ipi ne yapacaksın?

Allah Resulü titriyor. Fakat belli etmek istemiyor.

Nasıl belli eder?

Nasıl söyler?

Nasıl :

– İsmail’i keseceğim, kurban edeceğim, diyebilir?

Diyemiyor.

–          Belki çiftliğe uğrarız, Allah rızası için bir koç kurban ederiz.

Ah bir koç!

Allah rızası için kurban edilecek olan en güzel koç!

Güzel evlat :

Nurlu ciğerpare.

Allah’ın Halili olmak kolay mı?

Allah’a söz vermek kolay mı?

Allah’ın emrinden çıkmamak, kolay mı?

Allah’ın Resulü önce, Hz.İsmail arkada, belinde ip, elinde bıçak evden çıkıyorlar.

Hz.Hacer, arkalarından bakıyor. Baba oğul, ne de güzel yürüyorlar. Birbirlerine ne kadar da benziyorlar. Allah, ne büyük nimet ihsan etti. Çok ıstırap çektiler ama, şimdi ne kadar mes’ut hissediyor kendisini. Onlara, arkalarından sesleniyor :

–          Çabuk gelin kuzum, beni merakta bırakmayın.

          Her ananın söylemeye alışmış olduğu söz : merak…

            Fakat bilmiyor.

            Bilse ki, bu gidişte en büyük merak gizli?

            Bilse ki, bu gidişten maksat, dönmemektir.

            Bilse ki, can paresi, kurban edilmeğe götürülüyor…

            Çıldırır.

            Hz.İbrahim ile nurlu çocuk konuşarak, şehrin dışına çıkmışlardır. Hz.İsmail soruyor :

            -Babacığım, nereye gidiyoruz?

            -Büyük bir dosta oğlum.

            -Onun evi nerededir?

            Allah Resulü yine titriyor.

Ne yapmalı ne demeli?

Büyük hakikat, biraz sonra belli olacak, alıştırmak lazım :

– Oğlum, diyor, O büyük dost; evden, mekandan münezzehtir. Yerler, gökler onun mülküdür.

– Babacığım, O dost bizimle oturup yemek yer mi?

– Hayır oğlum, O, yemekten, içmekten de münezzehtir.

Nurlu çocuk, susuyor.

                        İBLİS TELAŞTA!

Baba – oğul konuşmadan yürüyorlar.

Yürüye yürüye, Beşir dağının eteklerine gelmişlerdir. Şimdi dağa tırmanıyorlar.

Dağ sallanıyor.

Zangır, zangır dağ titriyor.

Ve dile geliyor.

– Ya Rab, bu ne gündür ki, bir Peygamber, kendi oğlunu, kendi eli ile benim üzerimde öldürecek.

Nur yüzlü çocuk şaşırmıştır. Babasına soruyor :

– Babacığım, ne oluyor? Dağ niçin sallanıyor?

Allah Resulü, tam bir tevekkülle cevap veriyor :

– Allah kadirdir ; istediğini yapar.

Yine baba oğul susuyorlar.

Yola devam.

İblis telaşta. Mel’unun asıl vazifesi, şu anda : Allah’a muti(itaat eden) insanı, azdırmak. Caydırmak için elinden geleni yapacak.

Kendi kendine :

–          Eğer, diyor, bu fırsattan istifade edemezsem yazık bana.

Ve Hz. Hacer’e koşuyor; bir ihtiyar kıyafetindedir. O’na soruyor :

–          İsmail’i babası nereye götürdü?

–          Bir dost ziyaretine beraber gittiler.

–          Hayır, babası, onu kesmeğe götürdü.

–          Baba avladını keser mi?

–          Zannederim ki, Allah’tan emir aldı…

–          O zaman mesele yok. Biz Allah’ın emrine uyarız.

Olmadı.

Şeytan, imanlı kadını azdıramadı.

Koşarak, baba ile oğlun yanına geliyor.

Allah Resulü önde, nurlu çocuk arkada, dağın son yokuşlarına tırmanmaktadırlar.

İblis, aynı ihtiyar kıyafeti ile Hz.İsmail’in yanına yanaşıyor, yavaşça :

– Oğlum, diyor biliyor musun, baban seni nereye götürüyor?

Nurlu çocuk, gayet müsterih, cevap veriyor :

–          Büyük bir dosta.

–          Bilmiyorsun, seni öldürmeğe götürüyor

–          Sen hiç gördün mü ki, bir baba, oğlunu öldürmüş olsun?

–          Ama, bunu Allah, babana emretmiş.

–          O zaman olur. Biz Allah’ın emrine mutîiz.

Yine olmadı. Şeytan, yine telaşta… Muvaffak olamıyor. Bu defa nurlu çocuğun yanından hızla ileriye fırlıyor, Hz.İbrahim’in yanına sokuluyor:

– Ya İbrahim, diyor, dikkat et, yanlış yoldasın, gördüğün rüya, şeytanın işidir. Şeytan, rüyanda sana, oğlunu kurban etmeni söyledi. Sakın bu işi yapma, Allah’a âsi olursun.

Halilullah, şeytanı tanımıştır.

-Ey Allah’ın düşmanı, diyor. Senin mel’anetinle, Allah’ın emrine yerine getirmeyeceğimi mi sanıyorsun? Defol şuradan!

Şeytan, sırra kadem basmıştır.

Baba – oğul da dağın tepesine varmışlardır.

Fakat, şeytan; şeytandır, İblis, mel’undur. Gizlendiği dağın içinden gûya dağ konuşuyormuş gibi, sesleniyor :

–          Ya İsmail ben Beşir Dağı, sana sesleniyorum : Şimdi burada, senin kanın dökülecek, senin mezarın benim toğrağım olacak.

Nurlu çocuk etrafına bakınıyor. Sonra, babasına telaşla soruyor.

–          Bu ne demek babacığım?

Allah Resulünün hüznü, oğlunun saf, temiz telaş ve heyecanla büsbütün artmış, kalbinden kopan babalık şefkatinin yaşları, gözlerine kadar dolmuştur. Kendisini zaptederek :

– Bu; şeytan, oğlum, şeytan bu! Diyor ve ağlamamak, gözlerinde biriken yaşları yağmur gibi akıtmamak için, susuyor, başını öbür tarafa çeviriyor.

Dağın tepesindeler.

Baba – oğul konuşmadan duruyorlar.

Allah’ın dağı.

Kimsecikler yok

Dağın ortasında, Allah’ın emrine mûti, Allah’ın büyük peygamberi, Allah’ın Halîli. Bir de, onun ciğerpâresi ve Allah’ın Habibi Hz.Muhammed’in(S.A.V.) nurunu alnında taşıyan mübarek çocuk.

Büyük şefkat… büyük sevgi… Biricik evlat… Allah’a verilen söz… Allah’ın, bu sözü hatırlatışı ve emri… Arkada hadiseden habersiz zavallı ana… Karşıda bıçak… Dağın içinde gizlenen şeytan… Ve her şeyi bilen, gören, Hâzır ve Nâzır Allah.

                                   EMİR ALLAH’TAN!

 Yâ Rab ne büyük an… Ne büyük imtihan…

Resul; Mutî.

Kurbanlık; Mâsum.

Gökte melekler ağlıyor:

–  Sübhanallah, diyorlar, bir Peygamber, bir Peygamberi boğazlayacak!…

Hazret-i  İbrahim, birden bire oğlunu kolundan tuttu. Yanına çekti:

– Elindeki bıçağı ve belindeki ipi bana ver!

Nûrlu çocuk, babasının dediğini yapmıştır.

Hazret-i İbrahim, bıçağı ve ipi bir kenara koparıyor. Sonra oğlunu kucaklıyor.

Nûrlu çocuk şaşırmıştır.

Allah Resulü, durmadan ağlıyor, kendisini zaptedemiyor.

Hazret-i İsmail soruyor:

– Babacığım, niçin ağlıyorsun?

Şu an; artık büyük sırrın meydana konacağı andır. Daha fazla beklemeğe, gizlemeğe vakit müsait değil.

Hazret-i İbrahim, oğluna büyük hakikati söylüyor:

– Evlâdım, oğlum, diyor, seni boğazladığımı, rüyamda gördüm, sen ne dersin? Allah’ın emrine itaat eder misin?…

Bu da bir imtihan. Allah’ın Resulü oğlunu imtihan ediyor…

Bakalım sabredecek mi?… İster sabretsin, ister etmesin, Allah Resulü, Allah’ın emrini yerine getirecek ama, her baba, kendisinde olan bir vasfı, bir meziyeti, evlâdında da görmek ister.

Hazret-i İbrahim, Allah’ın emrine mutî, oğlunda da bu meziyeti görmek istiyor.

Nûrlu çocuk soruyor:

– Babacığım, beni kesmeni Allah sana emretti mi?…

– Evet oğlum, Allah emretti, çünkü ben, Allah’a söz vermiştim: Yâ Rabbî, demiştim, bana bir erkek evlâd ver, bir defa tadını tadayım, sonra onu, sana kurban etmeği vaad ediyorum. Cenab-ı Hak da, seni bana verdi. Gerçi ben, Allah’a karşı olan vaadimi bugüne kadar hiç unutmadım. Ama, babalık şefkatiyle, hep geciktirdim. Nihayet Cenab-ı Hak bana sözümü hatırlattı ve seni kurban etmemi emretti. Ben; Allah’ın emrini yerine getirmeğe mecburum.

Nûrlu çocuğun yüzü gülüyor.

O kadar sevinmiştir ki…

Hazret-i İbrahim, taaccüple:

– Oğlum, diyor, bu sevinç ne? Ben sana, kesileceğini haber veriyorum, sen ise sevincinden divâneye dönüyorsun?

Hazret-i İsmail, memnun ve mes’ut cevap veriyor:

– Babacığım, diyor, nasıl sevinmeyim ki, benim murâdım, dostun rızası üzere, dostla mülâkattır. Ancak Rabbimin rızası beni rahmetinin civarına ve Cennetine idhal eder. Babacığım, sen emir edileni yap, inşallah beni, sabredicilerden bulursun. Fakat; anamın yanından ayrıldığımız zaman, niçin bunu bana söylemedin babacığım? Anamla da helâlleşirdim?

Hazret-i İbrahim’in kalbi, yerinden fırlayacak gibidir.

Babalık şefkatinin müthiş acısından başka, bir de oğlunun ana hasreti ızdırabı, bağrını yakıyor. Ve gözlerindeki yaşlar boşalıyor:

-Oğlum, evlâdım, diyor. Söyleyemedim, korktum. Sen, yahut anan razı olmazsınız da, ben Allah’ın emrini yerine getiremem, diye korktum.

– Korkma, babacığım, korkma. Ben sana nasıl isyan ederim, Allah’ın emrini yerine getirmene nasıl mâni olurum? Senin gibi bir babanın hakkını edâ etmek, en büyük saadettir. Bilhassa Allah’ın emri ve rızası olursa.

Hz. İbrahimin gözlerinden mütemadiyen yaşlar akmaktadır.

Allah’ın Halili, Allah’ın emrine yerine getirmenin, kendisine güç getirmesinden ağlamıyor. Oğluna kıyamadığı için ağlıyor.

Resûlullah Efendimizin, oğlu İbrahim ölünce, mübarek gözlerinden yaşlar akmıştır. Hz. Ebubekir Efendimiz :

– Ya Resûlullah, demişti. Siz bizleri Allah’ın emri olan ölüm karşısında ağlamaktan menettiniz, <<sabredin>> buyurdunuz, niçin sizin gözlerinizden yaş geliyor?

Efendimiz(S.A.V) :

– Gönül mahzûn olur, gözden yaş akar. Bu, şefkatten ileri gelir. İnsanın elinde değildir. Ben sizi, sesle ve feryadla ağlamaktan menederim.

 GÖMLEĞİMİ ANAM KOKLASIN!

İşte şimdi, Hz.İbrahim’şn akıttığı göz yaşı da, mahzûn gönlünün eseri, babalık şefkatinden ileri geliyor. Hz.İsmail :

–   Ağlama babacığım, diyor, ağlama. Oğul feda etmek senden can fedâ etmek benden. İşini çabuk gör, çünkü, benim canım, büyük dostun yüzünü görmekle isticâl ediyor. Babacığım, Nemrûd seni ateşe attığı zaman, sen sabrettin de, Allah senden râzı oldu. Ben de, Allah için boğazlanmağa râzı olayım ki, inşallah, Cenab-ı Hak, benden de râzı olur. Gerçi senden ayrılacağım ama, Rabbıma kavuşacağım. Dünya nimetlerinden mahrum kalacağım ama, Cennet nimetlerine nâil olacağım. Benim için sakın mahzûn olma, bil ki, can acısı bir an içindir. Fakat, ben seni düşünüyorum. Çünkü sen, ömrünün sonuna kadar evlâd acısına sabra ve tahammüle mecbursun. Müsaade eder misin babacığım, bazı ricalarım var, söyleyeyim.

–  Söyle benim gözümün nûru.

– Evvela, iple elimi ayağımı, iyice bağla ki can acısı ile senin işini zorlaştırmıyayım. Elbisenin eteklerini kaldır, kanım sıçrayıp üzerine bulaşmasın. Bıcağı iyice bile ki, ben ruhumu çabuk teslim edeyim. Senin de işin kolay olsun. Beni keserken, yüzüme bakma, belki babalık şefkatin işine mani olur. Sırtımdan gömleğimi çıkar, sonra beni boğazla, temiz gömleğimi anama götür, benden selam söyle, gömleğimi koklasın, benim kokumu alsın, ağlamasın. Onu teselli et. De ki : Şefaatçın senden evvel Cenab-ı Rabbi İzzete gitti. Allah’tan seni ister. Başka şey istemez, memûldür ki, Cenab-ı Hak, onun bu arzusunu reddetmez.

Hz. İbrahim mahzûn mahzûn çiğerpâresine bakarak :

– Ey benim oğlum, diyor, Allah’ın emrini yerine getirmekte sen ne güzel yardımcısın.

 Sonra, ellerini göklere açıyor ve yalvarıyor :

– Ya Rabbi, benim zaafıma ve ihtiyarlığıma merhamet et. Ya Rabbi, benim günahlarım yüzünden, bana merhamet etmezsen, bâri bu mâsum yavruya rahmeyle!

Nûrlu çocuk ellerini göklere açıyor :

-Ey büyük Allahım, diyor, bana, bu büyük emre sabretmemi nasip et…

Ve duruyor, dalmıştır. Gözleri, ufuklarda sanki bir şeyle görmekte…

Sonra babasına dönüyor…

– Babacığım, diyor, bak, bak! Göklerin kapıları açıldı. Bütün Melekler bizi seyrediyorlar. İşte hepsi de hayretlerinden Cenab-ı Hakka karşı secdeye kapandılar : << Ya Rab, diyorlar, bir Peygamber elinde bıçak, Senin rızan için oğlunu kurban etmek üzere, onun baş ucunda bekliyor. Sen bunlara merhamet nazarınla bak Ya Erhamerrâhimin.>>

Sabırlı çocuğun bu sözleri, gamlı babanın ıztırabını büsbütün artırmıştır. Hz.İbrahim, gözlerini elleriyle kapatıyor ve tekrar ağlıyor.

….

Nurlu çocuk :

– Ne duruyorsun, babacığım diyor. Allah’ın emrettiğini yerine getir, Allah’a muhabbete, tevakkuf olmaz.

Hz. İbrahim elemli, elemli :

– Oğul, diyor, sen kesmenin zorluğunu bilmiyorsun, acele etme!

Hz.İsmail gülüyor :

– Babacığım, diyor. Sen benim şu anda gördüğümü görsen, benim yerime kurban edilmeni isterdin.

– Ne görüyorsun yavrum?

– Gördüğüm şu babacığım : Bütün melekler sana bakıyor. Rabbım da bana. Ben istiyorum ki, çarçabuk, şu anda Rabbımın bakışları karşısında, canımı fedâ edeyim.

Hz.İbrahim susuyor.

Birden bire bıçağı eline aldı. Beraber getirdiği bileği taşında güzelce biledi.

Bıçak ustura gibi.

Şöyle bir yokladı : Mükemmel… Filin kellesini bile, bir vuruşta uçurur.

Oğlunu kolundan tuttu, yere yatırdı. Elini ayağını iple bağladı.

 BABACIĞIM ACELE ET!

Mübarek kurban, sağ tarafına yatmıştır, boynu bükük, bekliyor.

Hz.İbrahimin sağ elinde bıçak sol elinde oğlunun toğrağa yaslanmış başı…

Allah Resulü :

– Ya Rab, diyor, bu benim oğlum, kalbimin zineti, gözümün nûru. Şu  cânımın pâresini kurban etmeği bana emrettin, ben de hâlis niyetle ve sadakatla Sana kurban ediyorum ve Sana hamd ediyorum. Ya Rabbî, canımın cânını kurban ederken bana kolaylık ihsan et, sabır ver. Bismillâh…

            Allah Resulü, keskin bıçağı, nûrlu çocuğun boğazına dayadı, onun sâkin haline son bir göz attı, vedâ ediyor :

            – Şimdilik, kıyâmete kadar sana vedâ ediyorum ey benim canımın canı. İnşallah kıyâmette buluşuruz.

            Nur yüzlü çocuğun sabrı tükenmiştir :

            – Babacığım, diyor, bırak vedayı şimdi, emri Hakkı yerine getirmekte acele et, gecikiyorsun. Allah’a güç gelmesin diye korkuyorum.

            Hz.İbrahim, artık Allah’ın emrini yerine getirmekte acele ediyor.

            Tekrar :

            – Bismillah… der demez, Hz. İsmail :

            – Dur babacığım, diyor, bir saniye dur…

            Hz.İbrahim, keskin bıçağı oğlunun boğazına vuracağı sırada, olduğu gibi kalmış ve durmuştur.

            Hz.İsmail :

     -Babacığım, diyor, elimi ayağımı çöz, Melekler bize bakıyorlar. İstiyorum ki, onlar da, benim kendi arzum ile kurban edilmeğe razı olduğumu görsünler.

           NUR VE BIÇAK!

            Hz. İbrahim, hiç cevap vermeden oğlunun, elini, ayağını derhal serbest bıraktıktan sonra, aynı vaziyette kıpırdamadan yatan kurbanın başını tekrar sol eli ile tutmuş, sağ eli ile de körpe boynuna :

            – Bismillah! Diyerek bıçağı bütün kuvveti ile indireceği sırada, eli titremiştir.

            Yapamıyor, gözünden damlayan bir damla yaş çocuğun yanağını ıslatıyor.

            Hz.İsmail :

            -Babacığım, diyor yüzümü ört ki, görmeyesin, babalık şefkatin işine mani olmasın, elin titremesin.

            Hz.İbrahim bir bezle oğlunun yüzünü örtüyor.

            Bu sırada kalbine İlahi hitap :

            – Ya İbrahim! Evlâd muhabbeti mi, seni kusura sevkediyor?

            Hz.İbrahim, bu edaf ilahi haşyetle titriyor, artık kalbinde, yalnız Allah sevgisi var. Başka muahbbet kalmamıştır.

            – Bismillah! Der demez, kıldan ince, kılıçtan keskin bıçak, nurlu çocuğun boynuna inivermiştir.

            Aaaa, bu ne?

            Bıçak, geri tepti ve kesmedi.

            Allah Resulü şaşırmıştır.

            Nurlu çocuk :

– Ne yapıyorsun babacığım? Diyor, yavaş alıyorsun.

Hz.İbrahim :

-Hayır, diyor, hayır oğlum! Bıçak kesmiyor.

-Gayet kuvvetli vur babacığım.

Hz.İbrahim, yine bütün kuvveti ile, keskin bıçağı oğlunun boynuna indiriyor.

Fakat hayır, bıça yine tersine dönmüştür. Kesmiyor.

– Babacığım, hızlı çal boynuma bıçağı !

Hz.İbrahim, büsbütün üzgün ve hayretleriçindedir :

– Evladım, diyor, kesmiyor, bıçak kesmiyor!

Sonra, bıçağı yanında bulunan bir taşa çalıyor, taş iki parça olmuştur.

– Babacığım, bir kere daha bütün kuvvetinle bıçağı vur şah damarıma! Geç kalıyoruz.

Bıçak, peygamber kuvvetinin bütün azameti ile körpe kurbanın, güzel boynuna iniyor, fakat heyhat. Bıçak iki parça olmuştur. Ama, nûrlu çocuğun boynu, sapa sağlamdır. Hz. İbrahim, elinde kalan bıçağın yarısını hiddetle yere atıyor.

Bıçaktan ses :

– Ya İbrahim! Nemrûdun ateşi seni niçin yakmadı?

Allah Resulü sese cevap veriyor :

– Allah, ateşe << Yakma! >> dediği için.

– Ya İbrahim, Allah ateşe bir defa <<Yakma!>>  dedi, halbuki bana yetmiş defa <<Kesme!>> diye emir geldi. Bana sakın kızma.

Kaynak : Hz.İbrahim ve Nemrud Sh.210(Fazilet Neşriyat)

            Daha sonra Hitabı İzzet ile İbrahim A.S.’ın vazifesini yaptığı bildiriliyor. Akabinde Cebrail A.S. bir koç getiriyor ve İsmail A.S. yerine bu koç kurban ediliyor.

 HZ.İSMAİL(A.S) CENAB-I HAK’TAN NE İSTEDİ?

 Hz.İbrahim(A.S.)’ın on yaşındaki oğlu Hz.İsmail(A.S.)’ı kurban etme hadisesinde bıçak kesmeyip Cebrail Aleyhisselam oğlu yerine kurban etmesi için bir koç getirmişti.

 ***

Tam bu sırada, Hitab-ı Rabbi İzzet vaki oluyor! (Allahü Teala Hitab ediyor)

 – Ya İbrahim, benim uğruma kurban edilmeğe razı olan oğlun İsmail’e söyle, şu anda   benden ne dilerse istesin! 

Emir Allah’tan

Büyük lütuf ve ihsan zamanı

Ne isterse derhal verilecek.

Mülk sahibi, hazinesini açtı:

İste ne istersen  al.

Nurlu çocuk, ellerini göklere kaldırıyor ve istiyor: 

-Ya Rab, Senin varlığına ve birliğine iman eden her mü’min, günahı ne olursa olsun, bu imanla Sana gelirse, sen onu affet!…..

İlahi cevap:

-Kabul ettim.

Kainatın Efendisi, Allah’ın Habibi Hazret-i Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem’in nurunu alnında taşıyanın istediğini gördünüz mü?

 Kendisi için bir şey istemiyor, mü’minler için istiyor. Her türlü ihsan hazinelerinin kendisine açıldığı anda, başkaları için talep. Bu hal, kainatının Efendisinin nurunun hasletidir. 

Kaynak : Hz.İbrahim ve Nemrud Sh.231(Fazilet Neşriyat)

 ****

            Acaba bizler vefa gösterebiliyor muyuz?

            Günde, haftada, ayda, yılda ve ömrümüzde hususi olarak kaç defa hatırlıyoruz, Salavat okuyoruz. Burada duanın nasıl olacağını da görüyoruz.

Gıyabında yapılan duâ kıymetlidir. Çünkü, Mü’minin, görmeden bir kardeşine yaptığı duâda riyâ ve menfaat yoktur. Fakat hazır olan kimseye yapılan duâda, gösteriş ve çıkar söz konusu olabilir. Bir arada olmayanların birbirlerine yaptıkları duâda yalnız Allah rızâsı gözetildiği için duâları makbûl olur.

Bir hadîs-i şerîfte, “Bir Müslümanın, din kardeşine gıyâbında yaptığı duâ kabûl olunur. Başucunda bir melek vardır. Kardeşine duâ yaptıkça, sana da o kadar der. O meleğin görevi budur” buyurulmuştur.

 ***

 Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver; ahirette de iyilik ver

Ve bizi cehennemin azabından koru.

Ey Rabbimiz! Beni, annemi babamı, ve bütün mü’minleri hesap görüleceği günde bağışla.

Kurbanın Tarihçesi ve Önemi

           Mübarek kurban bayramına ağır ağır yaklaşmaktayız. Pek çok Müslüman şimdiden kurbanla ilgili hazırlıklara başladı.

           Kur’an-ı Kerimde bizlere bildirildiği üzere diğer ibadetlerde de olduğu gibi kurbanla ilgili ilk emir Hz. Âdem (a.s) zamanına dayanır. Oğulları  arasındaki ihtilaf Hz. Âdemi çok üzmüş, bunun üzerine Cenab-ı Hakka ilticada bulunmuştu. Cenab-ı hak tarafından hangisinin haklı olduğunun tespiti için Kurban emredilmişti.

          Kurbanla ilgili diğer mühim bir kıssa da Hz. Musa (AS) zamanındadır. Kur’an-ı Kerimin en uzun suresi olan “Bakara” suresinde iki kabilenin savaşının bir kurban sayesinde önlendiği anlatılır. Bu sure de ismini bu kurbanlıktan almıştır.

          Yine Süleyman(a.s) kendisini namazdan alıkoydukları için Allah yolunda kurban ettiği cins atlarına karşılık Cenab-ı Hak onun emrine; atlardan daha hızlı olan bir rüzgâr vermiştir. Bununla ordularını havada uçurmuştur.

Kurban ile alâkalı en büyük imtihan ise Hz. İbrahim A.S. zamanında olmuştur.

Hz. İbrahim’e rüyasında, nezri hatırlatılarak ilk oğlu olan Hz. İsmail’i kurban etmesi emredilir. Hz. İbrahim rüyasını oğluna anlatır,  o da hemen;

“Emr olunduğun şeyi yap inşallah beni sabredicilerden bulacaksın.”

Diyerek teslimiyet göstermiştir.

Nitekim Efendimiz (S.A.V) bir hadis şeriflerinde Ben iki kurbanlığın oğluyum buyurur.(Hakim-Müstedrek)

İki kurbanlıktan biri Hz. İsmail (A.S), diğeri de Sevgili Peygamberimizin babası Abdullah’tır. Siyer kitaplarından öğrendiğimize göre onun için de tam yüz deve kurban edilmiştir. Bu büyük kurbanlıklardan sonra Kâinatın efendisi dünyayı şereflendirmiştir.

Görülüyor ki Allah yolunda büyük bir teslimiyetin ve fedakârlığın ifadesi olan kurban; mühim sıkıntıların halli ve büyük maddi ve manevi güzelliklerin zuhuru için en mühim iltica usullerinden biridir. Yeni doğan çocuklar için hem Allaha teşekkür, hem de çocuğun sağlıklı olması için Akika kurbanı kesilmesi sünnettir.

(Zamanında maddi imkansızlıktan veya bilmemekten dolayı akika kurbanı kesilmeyen pek çok kimse,imkan bulunca bu vecibeyi ileri yaşlarda kaza etmektedir.)

Yine her hangi bir hastalıktan şifa bulmak, sıkıntımızdan kurtulmak için kurban keseriz. Yeni bir işe, inşaata başladığımızda, yeni bir ev, araba aldığımızda hayırlı olması ve kazalardan korunmak için Cenabı hakka kurban keserek iltica edilmesi güzel bir davranıştır.

Bütün bunların en faziletlisi ise hiç şüphesiz kurban bayramında Allah’ın emri ile kestiğimiz kurbandır. Şuurlu her mü’min şimdiden bu büyük ibadeti hem kendisi hem ailesi, hatta çocukları için bile yerine getirmenin gayreti içinde olmalıdır.

İmkânlarımız müsaitse ihtiyaç fazlalarını kurban kesilmek üzere vekalet vererek; bu ibadeti en güzel bir şekilde yerine getireceğini bildiğimiz ve tam güvendiğimiz hayır kurumlarına hediye edebiliriz.

Hususi ile  Türkiye’nin ve dünyanın her yerinde İslam’a hizmet eden, fakir ve muhtaç talebeleri okutan, barındıran; onlara İslamı ve Kur’anı öğreten, yerlere verilmesi ise hem kurbanımızın kabule şayan bir şekilde kesilmesine hem de Kur’an-ı Kerim hizmetlerine yardım olması bakımından kat kat sevap ve değer kazanacaktır.                                                                                                                                                                                                          

Milletçe sıkıntılı günler geçiriyoruz. Memleketimizin değişik yerlerinden her gün gelen şehit haberleri hepimizin yüreğini dağlıyor.  Böyle bir zamanda Cenab-ı Hakka karşı kulluk vecibelerimiz ve kurbanımız bizim en önemli sığınağımızdır. Geçmiş Peygamberleri ve ümmetlerini kurbanın bereketi ile kurtaran Yüce Mevla’mızdan bizleri de kurtarmasını dilemeli, Kulluk vecibelerimize iyi sarılmalı; tevbe, istiğfar ve daha çok kurbanlar keserek şahsi ve ictimai sıkıntılarımızdan kurtulmaya çalışmalıyız.. Cenabı Hak buyuruyor ki:

 Biz kurbanı (geçmişte de) her ümmet için  belli zaman ve yerde, yapılması gereken bir ibadet kıldık. Böyle yaptık ki, Allah’ın kendilerine rızık olarak bahşettiği küçük ve büyükbaş hayvanlardan Allah için kurban kessinler ve kesim esnasında Allah’ın adını ansınlar, onu zikretsinler diye. (İşte, ey  mü’minler!) İlâhınız, tek bir ilâhtır; öyleyse yalnızca O’na teslim olun. (Ey habibim,) tam bir samimiyet ve mahviyetle Allah’a teslim olan müminleri müjdele.” (Hac suresi 34 )      

***

KURBAN

***

KURBAN HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

***

KURBAN KESENİN ALDIĞI SEVAPLAR

***

Bineksiz Kalmamak için…

***

Kurban kesilecek sığır cinsi hayvanın iki yaşını doldurmuş olması şart mıdır? Şart ise, hicri takvime göre mi yoksa miladi takvime göre mi hesap edilecektir?

 

KURBAN KESMEK HADİS-İ ŞERİF

kurban

KURBAN

***

KURBAN HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

***

KURBAN KESENİN ALDIĞI SEVAPLAR

***

Bineksiz Kalmamak için…

***

Kurban kesilecek sığır cinsi hayvanın iki yaşını doldurmuş olması şart mıdır? Şart ise, hicri takvime göre mi yoksa miladi takvime göre mi hesap edilecektir?

Kurban kesilecek sığır cinsi hayvanın iki yaşını doldurmuş olması şart mıdır? Şart ise, hicri takvime göre mi yoksa miladi takvime göre mi hesap edilecektir?

Sorunun Detayı

Kurban kesilecek sığır cinsi hayvanın iki yaşını doldurmuş olması şart mıdır? Şart ise, hicri takvime göre mi yoksa miladi takvime göre mi hesap edilecektir?

Cevap

Değerli kardeşimiz;

Kurbanlık hayvanların yaşı hicri yılına göre hesaplanır. Örneğin, 2007 yılı kurban bayramının birinci günü doğan bir büyük baş hayvan, 2009 yılında kurban bayaramının ikinci günü iki yaşını dolduracağı için bayramın ikinci günü kurban edilebilir.

Kurban, Koyun-keçi, sığır-manda ve deveden olur. Bunlar dışında kalan hayvanlardan kurban olmaz. Bu üç cins hayvanın hem dişisinden, hem de erkeğinden kurban olur. Koyun ve keçi bir yaşını, sığır iki yaşını, deve ise 5 yaşını doldurmadan kesilmemelidir. Bu yaşlar, yaklaşık olarak bütün mezheplerin ortak görüşüdür. (bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 3/315) Ancak Hanefî ve Hanbelî mezhebine göre, 6-7 aylık kuzu yavrusu, bir yaşındaki gibi cüsseli ve gösterişli ise, kurban olarak kesilebilir. Keçinin ise bir yaşını doldurması şarttır.

Bir koyun ve keçi yalnız bir kişi adına kurban edilebilir. Sığır cinsinden bir hayvanı veya bir deveyi, bir kişi kurban edebileceği gibi, 7`ye kadar (yedi de dahil) kişi de ortaklaşa kurban edebilirler.

“Fetava’l-Ezher’de de Kurban hayvanlarının belirlenen yaşının tevkifî (Hz. Peygamber-a.s.m- tarafından tespit edilmiş) olduğundan bu konuda farklı yorumlara yer olmadığı belirtilmiştir. (bk. Fetava’l-Ezher-Şamile- 1/79)

Çağdaş alimlerin fetvası da şu merkezdedir: Bir hayvanın kurban olabilmesi için, koyun cinsinden en az 6 aylığı bitirmiş, keçilerden en az bir yaşını bitirmiş, sığır türünden en az iki yaşını bitirmiş, develerden de en az beş yaşını bitirmiş olmaları gerekir. (bk. Fetva’l-leceneti’l-muasıra li’l-buhusi’l-ilmiyet ve’l-ifta-Şamile- 13/447)

Selam ve dua ile…
Sorularla İslamiyet

Kaynak : http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/9389/kurban-kesilecek-sigir-cinsi-hayvanin-iki-yasini-doldurmus-olmasi-sart-midir-sart-ise-hicri-takvime-gore-mi-yoksa-miladi-takvime-gore-mi-hesap-edilecektir.html

http://www.youtube.com/watch?v=73tO82D8VLc&noredirect=1

KURBAN

Âlemlerin Rabb’i Allah’a hamdolsun.  Resûlüne, Âl ve Ashâb’ına salât ü selâm olsun

KURBAN: Kulluk borcunu ödemek niyetiyle vakti içinde kurbanlık hayvanı kesmektir.

Müslüman, hür, mukîm ve dînen zengin sayılan erkek ve kadına her sene kurban kesmek vâciptir.

Kurbandan maksat, dünyada vâcip olan borcun ödenmesi, âhrette fazl-ı Îlâhî ile sevaba kavuşmaktır.

Kurbanı diri olarak hayra vermek veya kurban yerine parasını sadaka vermek câiz değildir. Borcu ödenmez.

* * *

SEFERÎ İÇİN KURBAN

Seferde olan kimseye kurban vâcip değildir. Seyâhate çıkıp da “Kurbanı falan yerde keserim,” diyenin kestiği kurban nâfile olur. münâsip olan, kurbanı oturduğu yerde kesmektir. Sonra dilediği yere gider.

Hacılar da seferîdir. Hacc-ı Kıran ve hacc-ı temettû yapanların kurbanları vâcip olarak orada teşekküren kesilir. Diğer hacıların orada kesmesi, nâfile ve müstahap olur.

KURBANDA NİSÂB

Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla 20 miskal (96 gram 22 ayar) altın veya 200 dirhem (640 gram) gümüş veya bunların kıymetinde parası, ticâret malı olan kimseye kurban kesmek vâciptir.

Kurban kesmek için bu servette nemâ (çoğalmak) ve üzerinden bir sene geçmek şart değildir. Bayramın üçüncü günü de nisâba mâlik olsa kurban kesmek vâcip olur.

* * *

ASLÎ İHTİYAÇLAR

Oturacak ev ve döşemesine yetecek eşya.

Binek, (hayvan, bisiklet, motosiklet, otomobil vb.)

Bir adet silâh.

İş elbisesi, günlük elbise ve bayramlık olmak üzere üç kat giyecek.

Kendisine ve bakımı üzerine vâcip olan kimselere bir sene yetecek nafaka.

Çift sürmede kullanılan bir çift hayvan (at. Katır, manda öküz vb. veya bir traktör) ile zirâat âletleri.

Sanatkârın âletleri.

Her eserden bir takım, kitaplar. (Okumasını bilmeyenlerin elinde bulunan kitaplar, bu hükmün dışında olup kurban nisâbına dahildir.)

* * *

KURBANLIK HAYVANLAR

Kurban dört cins hayvandan olur. Koyun, keçi, sığır ve deve. Manda sığır cinsine dahildir.

Şartları: ehlî, belirli bir yaşa ulaşmış ve ayıpsız olmak lâzımdır.

Vahşî sığır, ehlîleştirilmiş olsa da, kurban olmaz. Ehlî iken sonradan vahşîleşen kurban olur.

Devenin beş seneliği, sığır ve mandanın iki seneliği, koyun ve keçinin bir seneliği kurban olur. altı ayını dolduran kuzu, anası kadar gösterişli ise kurban olur. oğlak yaşını doldurmadıkça kurban olmaz.

Koyun ve keçi ne kadar büyük olsa da bir kişi için kurban olur. deve, sığır ve manda yedi kişiye kadar kurban edilebilir. Yedi kişiden biri kurban, ikinci adak, üçüncü akîka, dördüncü Peygamberimize veya üstazı, hocası, babası,  vâlidesi veya akrabasından biri için, beşinci Harem’de avlanma cezası için, altıncı hediye, yedinci nâfile kurbana niyet etseler Hanefî mezhebince câizdir. İçlerinden biri etlik veya ticâret için iştirak ederse veya hiç niyet etmezse, hepsinin kurbanı hederdir. (kabul olunmaz.)

Kurbanı alamadan önce iştirak etmek evlâ; sonradan iştirak mekruhtur.

Kurbana iştirak eden bütün ortakların “Kurban, ibâdet ve sevabına” niyet etmeleri ve ortakların hisselerinin eşit olması şarttır. (Mülteka)

* * *

EFDAL OLAN KURBAN

Eti çok ve pahası yüksek olandır.

Gözleri, karnı, ayakları ve göğsü siyah olan koyunu kurban etmek övülmüş ve ziyâdesiyle efdal görülmüştür.

Sığırın dişisi, koyun ve keçinin erkeği efdaldir.

* * *

KURBAN EDİLMESİ CÂİZ

OLAN HAYVANLAR

Kurbanın boynuzlu, boynuzsuz, boynuzu biraz kırık veya husyeleri buruk olması kurban edilmesine mânî değildir.

* * *

KURBAN EDİLMESİ CÂİZ

OLMAYAN HAYVANLAR

– Bir veya iki gözü kör,

– Görme hassasının çoğu gitmiş,

– Ayağı kırık,

– Kesileceği yere yürüyemeyecek kadar topal,

– Ölüm hastası,

– Dilinin veya kulağının veya burnunun veya kuyruğunun veya tenasül uzvunun çoğu kopmuş,

– Dilsiz doğmuş, kulaksız doğmuş,

– Dişlerinin çoğu dökülmüş,

– Meme uçlarının çoğu kopmuş,

(Koyun ve keçinin birer memesi, sığırın iki memesi kesilmişse)

– Zayıf ve uyuz,

– Kan işeyen.

Bu gibi özürler bulunan hayvan kurban olmaz.

Yavrulaması yakın olan hayvanı kesmek mekruhtur.

Eğer kurban alındıktan sonra, böyle bir özür hâsıl olursa, zengin olan başkasının kurban eder. Fakire kurban vâcip olmadığından alırken  dahî ayıplı olsa onu kesmesi kafidir.

* * *

Kurbanı kesmeden önce tüylerini kırpmak, sütünden istifâde etmek mekruhtur. Tüylerini kırpmışsa, tasadduk eder.

Hayvanı kesileceği yere sürüyerek götürmek mekruhtur.

Diri hayvanın bir uzvunu kesip yemek, haramdır.

* * *

 

 

KURBAN KESME VAKTİ

*Şehirlerde bayram namazından sonra; göçebeler, köydekiler, yani bayram namazı kılmak vâcip olmayan  yerde oturanlar şafak söktükten sonra keserler.

*Kurbanı bayramın ilk günü kesmek efdaldir. Gece kesmek mekruhtur.

*Kurban başka bir yerde (vekâleten kesilecek)se, kurbanın kesildiği yerdeki vakte itibar edilir.

*Üst üste üç günün her birinde başka başka kurban kesilebilir.

KURBANI KİM KESER?

*Erkek – kadın, elinden gelen kendi kesmeli… elinden gelmemek erkek için ayıptır.

Kendisi kesemiyorsa, yanında bulunur, güzel niyet eder başkasına kestirir. Kitap ehli olan Hıristiyan’a veya Yahûdi’ye kestirmek mekruhtur.

Peygamberimiz S.A.V., Vedâ Haccı’nda yüz deve kurban ettiler. Kendi yaşları olan altmış üç adedini bizzat kesmişler, otuz yedisini Hz. Ali’ye kestirmiştir.

*Müslüman kadın, erkek, genç, yaşlı (bunamış da olsa), hayızlı, cünüp, abraş (alaca hastalığı olan) kimselerin kestiği helâldir.

*Kitap ehli olan, dilsiz ve sünnetsiz olanların kestikleri mekruhtur.

*Dinsiz, Mecûsi, puta tapan, mürted, cebriye, İncil’i kasten değiştiren Hıristiyan, Besmeleyi kasten terk eden kimselerin kestiği helâl olmaz.

* * *

İKİ KİMSE YANLIŞLIKLA BİRBİRİNİN KURBANINI KESSE

Kesilen hayvan kesenin kurbanı olmak üzere câizdir. tazmin icâp etmez. Eğer mevcut iseler her biri kestiği kurbanı alır, yenmesine mânî hal yoksa, helallaşırlar. Eğer aralarında ihtilâf olursa, her biri diğerine etin kıymetini öder. Para artarsa tasadduk edilir.

Bir kimse başkasına âit kurbanı izinsiz olarak kesse ve kendisi için niyet etse, kurban sâhibine âit olur.

* * *

KURBAN KESME USÛLÜ

Koyun, keçi, ve sığır eziyet vermeden sol tarafı üzerine kıbleye karşı yatırılır. Ayaklarından üçü bağlanır, üstte kalan sağ arka bacağı bağlanmaz. Sığırın dört ayağını da bağlamakta beis yoktur.

Deve ayakta iken kurban edilir. Sol ön ayağını bağlayarak yıkmak da câizdir.

A–Niyet:

Kurban kesen:

Yâ Rabb’î, niyet eyledim rızâ-i şerifin için kurban kesmeye…

 Şu vücûdum çok kabahat ve günahlar işledi. Bunu sana kurban etmem lâzım. Lâkin sen haram kıldın. Bu günahkâr vücûduma bedel olmak üzere bu kurbanı kesiyorum. Kabul buyur,” diye niyet eder.

Kurban vekâleten kesilecekse, vekil olan, “Sahibinin niyetine” diye niyetlenir.

Bir kimse kendisine bırakılan kurbanı sahibinin izni olmadan kesse, bunu ödemesi icap etmediği gibi, sahibinden de kurban borcu düşer. Çünkü buna delâlet yoluyla izin verilmiştir. (Büyük İslâm İlmihâli)

Kurban, üç tekbir getirip “Bismillâhi Allahü Ekber” diyerek kesilir.

B-Kurban Kesmek:

*Boğazın iki tarafındaki “vedec” denilen iki büyük damarla, nefes ve yemek içmek borusunu kesmektir.

Bu dördün üçü kesilse hayvan helâl olur. (Mülteka)

Kezâ, yemek ve nefes boruları kesilse ve şah damarlarının ekserîsi de kesilmiş olsa, helâldir.

* Bıçak bilemeyi ve boğazlamayı başka bir hayvana göstermek mekruhtur. (Dürrü Muhtar)

*Bıçak kesmezse, hayvan yaralı beklerken bilemek haramdır. (Vahdetî)

*Kör bıçakla kesmeye uğraşmak, hemen murdar iliği kesmek, ensesinden kesmek, hayvanı lüzumsuz incitmek, canı çıkmadan yüzmeye başlamak veya kelleyi gövdeden ayırmak, hayvanı kıbleye çevirmeden kesmek mekruhtur.

*Kesilmeden ölen hayvan murdar olduğu gibi, boğulan, başı koparılan, beynine tokmak vurarak öldürülen, veya kulak tozuna şiş saplanarak öldürülen hayvanlar da murdardır.

Bir yerden yuvarlanan veya bir hayvanla süsleşerek veya kurt parçalayarak ölen hayvan murdar olur. ölmeden yetişip kesilmedikçe yenmez.

Hasta hayvan kesildiğinde hareket eder yahut kan akarsa yenir. Bu iki alâmetten biri olmaz ve keserken canlı olduğu bilinmezse yenmez.

Kurban murdar olunca eti yenmez, kurban borcu da ödenmiş olmaz.

Alınan kurban, kesilmeden ölürse, zengin tekrar alıp keser. Fakirse lâzım gelmez.

* * *

 

KURBAN KAYBOLUR VEYA ÇALINIRSA?

Yerine başkası kesildikten sonra da bulunsa, fakir onu da keser. Çünkü nâfile kendisine vâcip olmuştur. Zenginse, kestiği kurban yeter.

* * *

KURBANDAN CANLI YAVRU ÇIKARSA?

O da kesilip yenir. Ölü çıkarsa yenmez.

* * *

KURBAN, GÜNÜNDE KESİLMEZSE?

Vâcip olan veya nezir edilen kurban, vakti içinde kesilmez de, elde kalır, günü geçerse, aynen ve tamamen tasadduk edilir. Ölmüşse, kıymeti tasadduk edilir, gelecek seneye bırakılmaz.

* * *

KURBAN KESİLDİKTEN SONRA

İki rekât teşekkür namazı kılınır. Fatihadan sonra, birinci rekâtta İnnâ A’taynâ, ikincide, İhlâs-ı Şerif okunur.

* * *

KURBAN KESEMEYENLERİN İBÂDETİ

Mâlî durumu kurban kesmeye müsâit olmayanlar, Bayramın birinci günü öğleden sonra iki rekâtta selâm vererek altı rekât namaz kılar.

Niyet:

Yâ Rabb’î, âciz kulun kurban kesemedi. Şu vücûdumu huzurunda yere sererek kurban ediyorum. Beni de kurban kesenlerden eyle!

Birinci rekâtta: 1 Fâtiha, 1 İhlâs-ı Şerif

İkinci de: 1 Fâtiha, 1 İnnâ A’taynâ

Üçüncü de: 1 Fâtiha, 1 Kul Yâ eyyühel kâfirûn

Dördüncü de: 1 Fâtiha, 1 İhlâs-ı Şerif

Beşinci de: 1 Fâtiha, 1 Felâk sûresi

Altıncı da: 1 Fâtiha, 1 Nâs Sûresi okunur.

* * *

KURBANIN ORTAKLAR

ARASINDA TAKSİMİ

Ortak kurbanın etini tahmînî olarak, göz kararı ile taksim etmek câiz değildir; taksim, mutlaka tartarak yapılmalı; helâlleşmek kâfi gelmez. (Zâhire)

Etle beraber derisi, ayakları, başı, ciğeri, yağları, hülâsa her çeşit uzvundan eşit seviyede paylaşılırsa, tahmînî olarak taksim câiz olur. (Kadıhan)

Ortaklar eti taksim etmeden pişirip yiyebilirler.

*  *  *

 

KURBANIN ETİ

Nezir dışında, kesilen kurban etinden sahibi zengin de olsa, yiyebileceği gibi, fakir olmayanlara da yedirip dağıtabilir. (Büyük İslâm İlmihâli, S. 419, Madde 27)

Kurbanın eti üçe taksim edilerek bir kısmını çoluk çocuğu ile yer, bir kısmı eşe dosta yedirilir veya dağıtılır, bir kısmı da fakirlere verilir.

Âilesi kalabalık olup fazla varlıklı olmayanların tasadduk etmeyip çoluk çocuğuna yedirmesi müstahaptır. (Hülâsa)

Bu hükümler, avama göredir. Havas, kestikleri kurbanın etinden sadece iftar eder, kalan kısmı sadaka olarak dağıtırlar.

Bir görüşe göre de fakir, kestiği kurbanın etinden yiyemez; tahrîmen mekruhtur. Bazı âlimler “Nezir gibidir” dediler. (Büyük İslâm İlmihali, S.419, Madde 27)

Bazı âlimler “Diliyle nezir etmedikçe yer” dediler. (Hülâsa)

Kurban ortaklarından biri kazaya, biri edâya niyet etse, yenmez tasadduk edilir. (İbni Âbidîn)

Kurban eti satılmaz.

* * *

KURBANIN YENMEYEN YERLERİ

1-Kesildiğinde akan kan,

2-Tenâsül uzuvları,

3-Yumurtaları,

4-İdrar kesesi,

5-Öd kesesi,

6-Bezeler.

* * *

KURBAN DERİSİ

Deri aynen hayra verildiği gibi, satılıp parası da verilebilir.

En üstünü Dinimizin gelişip yayılması için vermektir.

Seccâde, dağarcık veya evde kullanılan demirbaş eşya yapılabilir, veya bir şeyle değiştirilebilir, denilmiş.

Yenen içilen bir şeyle değiştirilemez.

Kurban eti ve derisi, kesen kimseye emeği karşılığı olarak verilmez.

Satılıp parası alınmaz.

Aksi halde bedeli tasadduk edilir.

* * *

AKÎKA KURBANI

Yeni doğan çocuk için Cenâb-ı Hakk’a teşekküren kesilendir.

Bu kurban, çocuğun doğumundan bulûğuna kadar kesilebilir. Doğumun yedinci gününde kesmek efdaldir. O gün çocuğun başı tıraş edilip saçları ağırlığınca altın veya gümüş sadaka edilir.

Akîka kurbanı etinden sâhibi de, başkaları da yiyebilir. (Büyük İslâm İlmihali, S. 421)

* * *

ÖLMÜŞLER İÇİN KESİLEN KURBAN

Bir kimse kendi malından sevabını ölmüşlerine bağışlamak üzere kurban kesebilir. Bunu, diğer kurbanlar gibi bayram günlerinde kesmek vâciptir.

Mevtâ için kesilen kurban etinden sâhibi yiyebilir, fakat, mîras bırakanın emriyle ona kesilen kurban eti tamamen tasadduk edilir.

KURBAN HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

KURBAN KESENİN ALDIĞI SEVAPLAR

Bineksiz Kalmamak için…

Kurban kesilecek sığır cinsi hayvanın iki yaşını doldurmuş olması şart mıdır? Şart ise, hicri takvime göre mi yoksa miladi takvime göre mi hesap edilecektir?

KURBAN KESENİN ALDIĞI SEVAPLAR

Hazreti Ali(radıyallahü anh) den rivayet olundu. ” Bir kimse evinden kurbanlık almak için çıksa, o kimsenin her adımı için on sevap yazılır ve on günahı mahvolur. Ve o kimseye on derece verilir. Almak için konuştuğu zaman o kimsenin sözleri tesbih olur. O kurbanın parasını verdiğinde her bir dirhem için yediyüz hasene yazılır. Kurban yatırılıp kesilince  kesildiği yerden yediyüz kat yere varıncaya kadar ne varsa hepsi o kimce için istiğfar ederler. Kanı aktığı zaman Rabbülalemiyn her damlasından on melek halkeder. O melekler kıyamete kadar o kimse için istiğfar eder. O verdiği etin her bir lokması için Hak Teala İsmail Aleyhisselamın evlatlarından bir köle azad etmiş sevabı verir.”

Kaynak : Mekasidu’t-Talibiyn Sayfa 363-364

***

 Allahü Teala  öncelikle şu veya bu nedenlerden dolayı kurban kesemem bahaneleri bulmadan, nasıl  kurban keserim niyetiyle güzel kurbanlar almayı ve kestiğimiz kurbanları kabul buyuracağı kullarından eylesin. Niyetimiz kültüre, dondurucuya vs.  et doldurmak olmasın. Şuurlu müslüman dünya ihtiyaçlarından mesela buzdolabı veya çamaşır makinasını taksitle alıp ödüyorsa Allah rızası ve ahirette bineğimiz olacak kurbanını taksitle veya peşin olarak alır,  keser.

Ayet-i Kerime: “Elbette o (kurban)ların ne etleri, ne kanları Allâh’a ermez. Ona sizden ancak takvâ erecektir…” (Hacc Sûresi, âyet 37)

Hadis-i Şerif :  “Âdemoğlu, Kurban Bayramı günü Allah için kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmış olamaz.” ( Sünen-i Tirmizî)