Kategori arşivi: NASREDDİN HOCA FIKRALARI

Yalan söylemek, masum ve meşru olabilir mi?

Bu Kedi ise Et Nerede?Nasreddin Hoca’nın canı bir gün yahni ister. Kasaba gidip iki kilo et alır, eve gönderir. Hocanın karısı, yahniyi pişirirken komşuları çıkagelir. Misafire ikram edecek başka şeyi olmadığından yahniyi pişirip, komşularına ikram eder. Akşam olup da evine yorgun argın dönen Hoca, yahninin özlemiyle sofraya kurulur. Biraz sonra karısı Hocanın önüne bir tabak bulgur aşı koyar. Hoca kızar:

– Hatun, hani bizim yahni? Karısı misafire ikram ettiğini söylemeye cesaret edemez. Karısı:

– Hiç sorma efendi! Senin gönderdiğin eti kedi yedi, der.

Hoca sofradan kalkar. Kediyi tartar. Kedinin zayıflıktan bir deri bir kemik ve açlıktan bitkin halde olduğunu görür. Bir karısına bir kediye bakar

– Hatun, gerçekten eti bu bizim kedi mi yedi? diye sorar. Karısı:

– Evet Efendi! Bu utanmaz kedi yedi, der.

Hoca, koşarak el terazisini getirir. Terazinin bir gözüne kediye, öbür gözüne kilogramları koyar.kedi tam iki kilo gelir. Hoca karısına bakarak:

– Bak hatun! Şu gördüğün bizim kedi tam iki kilo geldi. Aldığım et de iki kiloydu. Bu tarttığım kedi ise, et nerede? yok bu tarttığım et ise, kedi nerede?! diye sorar.

***

Atalarımız, yalanın etkisinin uzun ömürlü olmayacağını, yalan söyleyeni zor durumda bırakacağını, “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” sözüyle ifade etmişlerdir. Efendimiz (s.a.v.):

“Doğruluk, rahatlık ve huzur vesilesidir, yalan ise şüphe ve ıstırap vesilesidir.” buyurmuşlardır.

Gerçek bir din adamı ve eğitimci olan Nasreddin Hoca, fıkrası ile Yüce Allah’ın:

“Ey İman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.” (Ahzab Suresi, 70.Ayet) uyarısına işaret eder. Çünkü yalan, insanları birbirine düşürür, güven duygusunu yok eder.

Oysa günümüzde bazı kimseler, pembe yalan, beyaz yalan, küçük yalan gibi kılıflarla yalan söylemeyi, masum ve meşru bir davranış olarak göstermeye çalışıyorlar. Yalanın iyisi-kötüsü, büyüğü-küçüğü, pembesi-beyazı olmaz.

Nitekim Viktor Hugo:

“Az yalan söylenemez, yalan söyleyen her yalanı söyler.” der.

Efendimiz (s.a.v.), yalanla alakalı şöyle buyurur.

 “Kurtuluşunu yalanda görseniz dahi ondan uzak durun; çünkü onda helak olmaktan başka bir şey yoktur.”

“Yalan kötülüğe, kötülük cehenneme götürür. İnsan yalancılık yapa yapa nihayet Allah katında yalancılardan yazılır.”

“Yalan insanları yavaş yavaş ikiyüzlülüğe ve münafıklığa götürür.”

Yalancının mumu yatsıya kadar yanmadı. Tıklayınız…

Doğruluk. Tıklayınız…

Dilin Afetleri, Sövüp SaymakTıklayınız…

 

:) Size Bir Vasiyetim Var.

Nasreddin Hoca birkaç ahbabıyla oturmuş, sohbet ediyormuş. Sohbet nihayete ermek üzereyken,
“Size bir vasiyetim var.” demiş. Çevresinde oturanların ağzından, hep birlikte
“Seni dinliyoruz Hocam.” lafı çıkmış. Nasreddin Hoca herkesin gözüne teker teker bakmış ve
“Ben öldüğüm vakit, beni eski kabre koyun.” demiş. Herkes şaşkın şaşkın birbirine bakmış, kimse Nasreddin Hoca’nın bu söylediğine anlam verememiş. Kısa bir süre sessizlik oluşmuş. Derken oturanlardan biri daha fazla dayanamayıp çekingen bir sesle
“Niçin?” diyebilmiş. Nasreddin Hoca da cevaben,
“Sual melekleri geldiğinde, ben sual olundum, görmez misiniz kabrim bile eskidir, derim.” demiş.
***
Bu latifenin şerhi, kalp hazinenize sakladığınız ne ise, hazinedarın bekçileri geldiğinde, gözlerinden kaçırmanız mümkün değildir.

Diğer Nasreddin Hoca Latifeleri için tıklayınız…

NASREDDİN HOCA
Nasreddin Hoca’nın birbirinden güzel fıkraları bize iyiliğin, dürüstlüğün ve hoşgörünün yollarını gösterir. Bilgi, görgü ve hikmet dersleri verir. Nasreddin Hoca konuşmaya başladığında herkes susup onu dinler. Fıkraları dünyanın her yerinde, duyan herkesi güldürür, düşündürür. Gerçekten bu fıkralar sadece güldürmek için değil, daha çok düşündürmek, ibret vermek için anlatılır. 13. yüzyılda yaşadığı sanılan Nasreddin Hoca,
aradan geçen yüzyıllara rağmen hala içimizde yaşamakta ve herkes tarafından sevilmektedir,
O, bütün kötülüklere düşman, bütün iyiliklere dost, samimi, dindar ve keskin zekalı bir insandır Fıkralarını okuyalım, öğrenelim: Az gülelim, çok düşünelim

:) Nasrettin Hoca’ya sorarlar

“Nasrettin Hoca’ya sorarlar :
– Hocam siz evliya mısınız ?
– Evet , ben evliyayım. İsterseniz şu karşıdaki ağacı çağırayım yanıma gelsin ?…
– Tamam hocam, çağır görelim , derler.
Hoca 3 kere ağacı çağırır fakat ağaç gelmez.
– Gelmedi hocam , derler.
Hoca :
– O gelmezse biz gideriz o zaman , evliyada kibir olmaz , der .. 

***

 

:) SANATIN YARISI

Nasreddin Hoca çocukken onu bir terzinin yanına çırak olarak vermişler. Aradan altı yedi ay geçmiş.
Bir gün anacağı çocuğu yanına oturtup:
– Anlat bakalım oğlum demiş bu kadar aydır gidip geliyorsun. Ne öğrendin ustandan?
Küçük Nasreddin kocaman gözlerini anasına dikip:
– Anam diye cevap vermiş. Dualarının bereketiyle terzilik sanatınının yarısını öğrendim. Artık dikilmiş şeyleri güzelce sökebiliyorum. Şimdi iş sökülmüşleri dikmeye kaldı. Ama sabredip onu da öğreneceğim,
hiç merak etme sen…

***

DİĞER NASREDDİN HOCA FIKRALARI İÇİN TIKLAYINIZ….

:) Nasreddin Hoca Fıkrası : Hoca Çıktı Mandalar Yesin.

Hoca Çıktı Mandalar Yesin.

Nasreddin Hoca, vali ve üst düzey  bürokratlarla bir yemeğe katılır. Hocaların çok yemesiyle ilgili bir fıkra anlatılır.

“Hoca ile manda bostana düşmüş. Görenler, hangisini çıkaralım demişler. Kimileri mandayı çıkarın o çok yer demiş, kimileri de yok hoca daha fazla yer onu çıkarın demiş”

Fıkrayı dinleyen Nasreddin Hoca masadan kalkmış, bir kenara oturmuş. Masadakilerden biri Nasreddin Hoca’ya:

“Hocam, niçin kalktınız” diye sormuş. Nasreddin Hoca şu cevabı  vermiş:

“Hoca çıktı mandalar yesin.”

***

NASRETTİN HOCA
Nasreddin Hoca’nın birbirinden güzel fıkraları bize iyiliğin, dürüstlüğün ve hoşgörünün yollarını gösterir. Bilgi, görgü ve hikmet dersleri verir. Nasreddin Hoca konuşmaya başladığında herkes susup onu dinler. Fıkraları dünyanın her yerinde, duyan herkesi güldürür, düşündürür. Gerçekten bu fıkralar sadece güldürmek için değil, daha çok düşündürmek, ibret vermek için anlatılır. 13. yüzyılda yaşadığı sanılan Nasreddin Hoca,
aradan geçen yüzyıllara rağmen hala içimizde yaşamakta ve herkes tarafından sevilmektedir,
O, bütün kötülüklere düşman, bütün iyiliklere dost, samimi, dindar ve keskin zekalı bir insandır Fıkralarını okuyalım, öğrenelim: Az gülelim, çok düşünelim.

***

VAKIA DUASI, MANASI VE VAKIA SURESİNİ OKUMA USULÜ

:) ONUN ÜSTÜ DAHA KiRLi

Hoca’nın hanımı dere kenarında çamaşır yıkarken bir karga gelip sabunu kapmış. Zavallı kadın :
– Aman hoca demiş, karga sabunu kaçırıyor!
Hoca:
– Be hanım demiş, bırak götürsün. Onun üstü bizimkinden daha kirli….

***

NASRETTİN HOCA
Nasreddin Hoca’nın birbirinden güzel fıkraları bize iyiliğin, dürüstlüğün ve hoşgörünün yollarını gösterir. Bilgi, görgü ve hikmet dersleri verir. Nasreddin Hoca konuşmaya başladığında herkes susup onu dinler. Fıkraları dünyanın her yerinde, duyan herkesi güldürür, düşündürür. Gerçekten bu fıkralar sadece güldürmek için değil, daha çok düşündürmek, ibret vermek için anlatılır. 13. yüzyılda yaşadığı sanılan Nasreddin Hoca,
aradan geçen yüzyıllara rağmen hala içimizde yaşamakta ve herkes tarafından sevilmektedir,
O, bütün kötülüklere düşman, bütün iyiliklere dost, samimi, dindar ve keskin zekalı bir insandır Fıkralarını okuyalım, öğrenelim: Az gülelim, çok düşünelim.

:) Nasreddin Hoca Fıkrası : MARİFET KAVUKTA MI?

Adamın biri kargacık burgacık yazılarla dolu bir mektup getirir Hoca’ya:
– Hocam der şunu okuyuver Allah aşkına.
Hoca mektuba dikkatle bakar. Yazı o kadar kötü ve karışıktır ki okumak mümkün değil.
– Al der, ben bu yazıyı okuyamadım!
Adam birden sinirlenir:
– Yahu der, ne biçim hocasın sen! Kocaman kavuğundan bari utan.  Bir mektubu bile okuyamadın!
Bu sefer sinirlenmek sırası Hoca’ya gelir. Kavuğunu çıkartıp adamın kafasına geçirerek:
– Haydi der,  marifet kavuktaysa sen oku da görelim!

***

Şer Bilinen Hadiseler ve Duaların Sonucu

:) Nasreddin Hoca Fıkrası : İŞE YARAR ŞEY

Bir gece yarısı derin bir uykuya dalan Hoca’yı, hanımı telaşla uyandırır. Hoca uykulu uykulu sorar:
– Ne var hanım? Ne diye uyandırıyorsun beni?
Hanımı:
– Kalksana efendi der korkulu bir sesle. Aşağı katta tıkırtılar duyuyorum. Eve hırsız girdi galiba.
Hoca hiç aldırış etmez;
– Merak etme hanım der, eğer işe yarar bir şey bulursa gidip alırız elinden!.

:) HALEP ORDAYSA ARŞIN BURADA

Palavracının biri başına topladığı üç beş cahile
karşı övünüp duruyormuş:
– İşte ben böyle güçlü ve maharetli bir adamım.Evet ben Halep’te bulunduğum sıralarda altmış arşın uzağa atlamış bir kimseyim!…
Hoca da bu sırada oradan geçiyormuş. Palavracının yanına yaklaşıp:
– Yaa demiş demek sen altmış arşın atlarsın.Haydi atla da görelim.
Adam hık mık etmiş. “Ama demiş ben Halep’te
atladım…” Hoca kızmış:
– Canım demiş, Halep oradaysa arşın burada!?

***

NASRETTİN HOCA
Nasreddin Hoca’nın birbirinden güzel fıkraları bize iyiliğin, dürüstlüğün ve hoşgörünün yollarını gösterir. Bilgi, görgü ve hikmet dersleri verir. Nasreddin Hoca konuşmaya başladığında herkes susup onu dinler. Fıkraları dünyanın her yerinde, duyan herkesi güldürür, düşündürür. Gerçekten bu fıkralar sadece güldürmek için değil, daha çok düşündürmek, ibret vermek için anlatılır. 13. yüzyılda yaşadığı sanılan Nasreddin Hoca,
aradan geçen yüzyıllara rağmen hala içimizde yaşamakta ve herkes tarafından sevilmektedir,
O, bütün kötülüklere düşman, bütün iyiliklere dost, samimi, dindar ve keskin zekalı bir insandır. Fıkralarını okuyalım, öğrenelim: Az gülelim, çok düşünelim.

BUZAĞININ ANASI

Bir buzağı Hoca’nın bostanını harap etmiş. Ne var ne yok tepelemiş yaramaz buzağı. Hoca’nın fena halde canı sıkılmış. Eline bir sopa geçirmiş, buzağının anası olan ineği kovalamaya başlamış:
– Yahu demişler, bostanını buzağı harap etti. Sen buzağının anasının peşinden koşuyorsun…
– Bilmez gibi konuşmayın demiş hoca. Çocuk ne öğrenirse anasından, babasından öğrenir…

***

NASRETTİN HOCA
Nasreddin Hoca’nın birbirinden güzel fıkraları bize iyiliğin, dürüstlüğün ve hoşgörünün yollarını gösterir. Bilgi, görgü ve hikmet dersleri verir. Nasreddin Hoca konuşmaya başladığında herkes susup onu dinler. Fıkraları dünyanın her yerinde, duyan herkesi güldürür, düşündürür. Gerçekten bu fıkralar sadece güldürmek için değil, daha çok düşündürmek, ibret vermek için anlatılır. 13. yüzyılda yaşadığı sanılan Nasreddin Hoca, aradan geçen yüzyıllara rağmen hala içimizde yaşamakta ve herkes tarafından sevilmektedir,
O, bütün kötülüklere düşman, bütün iyiliklere dost, samimi, dindar ve keskin zekalı bir insandır Fıkralarını okuyalım, öğrenelim: Az gülelim, çok düşünelim.

DİĞER NASREDDİN HOCA FIKRALARI İÇİN TIKLAYINIZ…

:) KIYAMET KOPACAKSA

Hoca’ya bir oyun oynamak isteyen üç beş komşusu:
– Hocam derler, duyduk ki yarın kıyamet kopacakmış. Gel senin şu kuzuyu kesip yiyelim.
Söyleyene inanmadığı halde:
– Olur der hoca, dediğiniz olsun. Bir dere kenarında kızartır yeriz.
Güle oynaya derenin kenarına gelirler. Kuzu kızartılırken Hoca :
– Haydi der, ırmağa girip serinleyin biraz. Hava çok sıcak.
– Hay sağ olasın Hoca derler. Sen hele kuzuyu kızartıver.
Sonra soyunup ırmağa girerler neşeyle.
Onlar yıkanıp eğlenirken hoca hepsinin elbisesini
ateşe atıp bir güzel yakar.Adamlar dereden çıkıpda olanları anlayınca :
– Yahu hocam derler ne yaptın sen? Şimdi nasıl
döneceğiz köye?
– Bu kadar üzülmeyin canım der hoca gülerek.Nede olsa yarın kıyamet kopacak. Elbiseye ne gerek var..

Diğer mizâh yazıları için tıklayınız…

:) YEMEĞİN BUĞUSU PARANIN SESi

Hoca Akşehir’de Kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış. Birisi öteden beri cimriliği ile tanınmış, bir aşçıdır. Öbürü ise boynu bükük bir fakir. Aşçı sözü almış:
– Hocam demiş, bu adamdan davacıyım ben. Dükkanın önünde kuru fasülye pişiriyordum. Tencerenin kenarından buğusu çıkıyordu yemeğin. Bu adam elinde bir somunla geldi. Kopardığı lokmaları yemeğin buğusuna tutup başladı atıştırmaya. Nihayet koca bir ekmeği bitirdi. Ondan fasülye buğusunun ücretini istedim, vermedi.

Hoca anlatılanları dikkatle dinledikten sonra fakire dönüp :
– Doğru mu bunlar? diye sorar.
– Evet, der fakir adam.
– Öyleyse para keseni çıkar bakalım.
Zavallı fakir, Kadı efendiye karşı gelemez. İçinde üç beş akçe bulunan kesesini hocaya uzatır.
Hoca bu sefer aşçıyı çağırır yanına. Keseyi kulağına yaklaştırarak şıngırdatmaya başlar. Sonra da :
– Haydi der aldın işte alacağını! Aşçı:

– Nasıl olur? diye şaşkınlığını belli eder. Paramı
vermediniz henüz.
Hoca cevap verir:
– Fazla uzatma der, yemeğin buğusunu satan, paranın da sesini alır elbet!…

 

Diğer mizah yazıları için tıklayınız…