Kategori arşivi: NASREDDİN HOCA FIKRALARI

SIRRIMI AÇMADIM.

Hoca merhûma:

Şehrimizde mahrem-i esrar (sırdaş) olabilecek, sır saklayacak kimi tanırsın dediler:

“Halkın sinesinin benim anbarım olmadığını bildiğim için şimdiye kadar kimseye sırrımı açmadım.” buyurdu.

:) NASREDDİN HOCANIN MERKEBİ :)

Hoca merkebini pazara getirip dellala vermiş. Gelen müşteri yaşını anlamak için dişine bakmak isteyince merkep elini ısırmış. Adam söylenerek gitmiş. Diğer bir müşteri kuyruğunu tutunca merkep tepmiş. Dellal:.

“Efendi bu merkebi kimse almaz, önüne geleni kapıyor, ardına geleni tepiyor.” demiş. Hoca merhum;

“Zaten ben de onu satmak için getirmedim, Müslümanlar görsünler de benim neler çektiğimi anlasınlar diye getirdim”

Nasreddin Hoca latîfelerinden : “Bakalım ben ne çeşit yemiş veririm.”

Hoca merhum üzüm bağı dikmekte olan adamları görüp ne yaptıklarını sorar.

“Çubuk dikiyoruz, ileride salkım salkım üzüm verecek.” derler. Hoca biraz düşünüp, bağcılara der ki; “Beni de dikiniz. Bakalım ben ne çeşit yemiş veririm.”

Bağcılar hemen “Tamam” deyip hocayı beline kadar toprağa gömerler. Kendileri bir ağacın altına oturup yemek yemeye başlarlar. Mevsim ilkbahar olduğu için hoca üşür. Karnı da acıkır. Zor zahmet yerinden çıkıp bağcıların yanına gelir. Bağcılar: “Hoca Efendi niye yerinde durmadın? dediklerinde “Vallahi biraderler doğrusunu isterseniz yerimi sevmedim, tutmadım çıktım.”demiş.

(Letâif-i Hoca Nasreddin, Hüseyin, İkbal Kütüphanesi, 1910 )

Kaynak : http://insanvehayat.com/mizah-sanati-olarak-letaifnameler/

:) Nasreddin Hoca Fıkrası : Dokuz Akçe

Bir gece rüyasında Nasreddin Hoca’ya dokuz akçe para vermişler. Hoca, hele on akçe olsun diye ısrar etmiş derken uyanıp bakmış ki elinde bir şey yok. Gözlerini tekrar kapatarak elini uzatan Hoca, “Getir dokuz akçe olsun.” demiş.

***

Bu fıkranın tasavvufî izahı su şekildedir: Bu fani dünya bir rüya âlemi gibidir.Kavga ve dövüşle daha çok kazanmak için çalısmanız boşunadır. Elinizde iken sadaka ve hayratta bulunun, uyandığınız vakit eliniz boş çıkmasın.

:) Ramazanı Şerif Fıkrası:Bugün Ramazan’ın Kaçı?

Nasreddin Hoca Ramazan günlerini hesaplamak için bir çömleğin içine her gün bir taş atar. Hoca’nın yaramaz oğlu, muziplik olsun diye Bir avuç taş doldurur çömleğin içine.

Bir zaman sonra arkadaşları:

“Bugün Ramazan’ın kaçı acaba? diye sorarlar Hoca’ya. Hoca’da: “Şimdi eve gider öğrenirim. Biraz sabredin.” der ve evinin yolunu tutar.

Çömleği boşaltır; bir sayar, iki sayar… Taşların yüz yirmi beş tane olduğunu görür. Şaşkın bir halde döner arkadaşlarının yanına Hoca. “Arkadaşlar, bugün, Ramazan’ın kırk beşi” der.

Hoca’nın bu cevabına gülüşürler arkadaşları. Aralarından biri:

“Aman Hocam, bir ay otuz gündür. Hiç Ramazan’ın kırk beşi olur mu?” diye itiraz eder.

Hoca, biraz şaşkınlık biraz da kızgın bir ifadeyle:

“Ben yine insaflı davrandım. Benim çömlek hesabına bakacak olursak; bugün Ramazan’ın yüz yirmi beşi!”der.

***

Bugün Ramazan’ın Kaçı tıklayınız….

:) NASREDDİN HOCA FIKRASI : AFERİN GÖL KUŞLARI

golkusuNasreddin Hoca bir gün uzak bir yerden gelirken merkebi gayet susamış. Birden önünde gölü gören eşek hemen göle doğru koşmaya başlamış. Yüksek bir yerden inilen göle hızla ilerleyen eşek tam düşecek gibi iken göldeki kurbağalar ötmeye başlamış. Eşek de ürküp geriye kaçmış. Hoca eşeği tutup kurbağalara hitaben:

“Aferin göl kuşları deyip göle üç para atarak varın bununla helva alın yiyin” demiş.

figur 

 Bu fıkranın tasavvufi yorumu olarak “sizlere ve mallarınıza bir ziyan gelmezse Allah’a şükredin. Sadaka verip ihsan edin, zira vereceğiniz sadaka nice belaları ve kazaları defedip sizleri sûrî ve manevi tehlikeden kurtarıp ömrünüzü ve malınızın çok olmasına delalet eder” (1) denmistir.

(1) -Fikret TÜRKMEN: Nasreddin Hoca Latifelerinin Serhi İzmir 1999.

:) NASREDDİN HOCA FIKRASI : BAHÇEYE GİREN HOCA

Hoca bir bahçeye girer. Bahçedeki sebzeleri çuvalına doldururken mal sahibi gelerek:

‘Burada ne yapıyorsun?’ diye sorar. Hoca:

‘Beni bir rüzgâr buraya attı’ der. Bahçe sahibi,

‘Peki bu sebzeleri kim kopardı?’ diye sorar. Hoca

‘Rüzgâr siddetli olduğundan, beni oradan oraya attı ben de onlara tutundum, bu yüzden koptular,’ der. Bostancı:

‘Peki bunları çuvala kim doldurdu?’ deyince Hoca:

‘İşte ben de onu düsünüyordum,’ der.

figur

Fıkra su sekilde yorumlanır: Gerçek hayata göre, bir gölge bir hayal gibi olan bu dünya hayatında, düsünmeden, helal haram demeden, yarını sünmeden tûl-i emel ile çalısan rızık toplayan kimseler, yarın bağbânı hakiki olan Cenab-ı Kibriya’nın divanında öyle eğri büğrü sözleri kabul olunmayacağından, bu duruma düsmektense simdiden tefekkür edip tedbir alınmalıdır.

:) NASREDDİN HOCA FIKRASI – EV SECDEYE GİDERSE…

Uzun bir yolculuğa çıkan Hoca bir akşam üstü eski bir hana iner. Han o kadar yıkık döküktür ki nereye baksan zangır zangır titriyor. Hoca :
– Yahu hancı efendi der, bu nasıl ev böyle. Şunu doğru dürüst tamir ettirsen olmaz mı? Her köşesinden bir ses geliyor.
Hancı oralı olmaz hiç.
– Aldırma hoca der, bizim ev biraz derviş tabiatlıdır. Devamlı Allah’ı zikreder.
Hoca bunları da duyunca artık dayanamaz :
– Hele der, ver şu aldığın paramı da çekip gideyim burdan. Ne olur, ne olmaz. Belki senin derviş evinin aklına secdeye kapanmak gelir?

 

:) NASREDDİN HOCA FIKRASI – SUYUN İYİSİ

Hava çok sıcaktı, Nasreddin Hoca pek susamıştı. Deniz suyundan bir avuç aldı. Fakat yüzünü ekşitti, içemedi. Harareti artmıştı, Derken bir pınar gördü. Buz gibi tatlı sudan kana kana içti. “Elhamdü lillah!” dedikten sonra da denize doğru baktı: 

“Boş yere kabarıp durma, dedi. Su dediğin işte böyle olur!..”

:) PAPAZIN SAKALI (Nasreddin Hoca Fıkrası)

Kendini beğenmiş bir papaz çıkar Hoca’nın karşısına.
– Bütün dünyayı dolaştım, sorularıma cevap
veren kimse çıkmadı. Bir de sana sorayım Hoca
– “Söyler misin, kaç tane yıldız var gökyüzünde?”
Hoca cevap verir :
– Bir eşeğin kılları kadar
– Nasıl cevap bu der papaz, eşeğin kılları sayılır mı hiç?
– Peki der hoca, gökteki yıldızların sayılabileceğini kim söylemiş?
Papaz:
-İkinci sorumu bil bakalım. Sakalımda kaç tane kıl
vardır benim?
Hoca yine cevap verir:
– Eşeğin kuyruğunda kaç kıl varsa o kadar.
– Nereden biliyorsun diyecek olur papaz. Hoca şöyle anlatır:
– İnanmazsan otur şuraya. Sıra ile bir eşeğin kuyruğundan kıl koparalım bir senin sakalından. Eğer senin yüzün kabak gibi ortaya çıktığında eşeğin kuyruğunda hala kıl kalırsa senin haklı olduğuna inanırız.
Papaz sus pus olup sıvışır hemen..

 

:) Bal ile Sirke

Hocaya “bal ile sirke uyuşmaz” derler. Niçin uyuşmasın der ve gider yarım okka bal yer, yarım okka da sirke içer, gelir oturur. Yüzünün yemyeşil olduğunu görenler sorar:

– Bal ile sirke uyuşmadılar değil mi? Hoca hiç erkekliği elden bırakır mı?

– Yo yo onlar uyuştular da, şimdi beni aradan çıkarmaya çalışıyorlar.

:) Tokatın Cezası

Hoca, pazarda dolaşırken biri ensesine okkalı bir tokat atmış. Adamdan davacı olup, birlikte Kadı’ya gitmişler. Oysa, adam Kadı’nın akrabasıymış. Kadı;

— Bir tokatın cezası bir akçedir. Git, getir, demiş.

Adam gidiş o gidiş… Hoca da ne yapsın? Kadı’nın ensesine bir tokat indirdikten sonra;

— Kadılığını akraba hatırına kullanırsan, demiş, kötekten sen de nasibini alırsın. Getireceği bir akçeyi benim attığım bu tokadın cezası olarak sen al!