Archive for the ‘DUA’ Category

İhlas-ı Şerif Melekleri ile Yardım İsteğinde Bulunmak

“Ey iman edenler, bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz.”  [Enfal Suresi 45] buyruğu gereğince

Cennet Mekân Üstadımız Hacı Abdullah Baba Hz.leri böyle sıkıntılı durumlarda 100 ihlâsı şerif okumayı tavsiye etmiş ve Ruslara karşı İslam adına savaşan Şeyh Şamil Hz.leri ile Seydişehirli Abdullah Efendi arasında geçen ibretlik hadiseyi bizlere şöyle nakletmiştir;

Şeyh Şamil Hazretlerinin kâfirle cihat ettiğini bilen Konya’nın Seydişehir ilçesinde Hacı Abdullah Efendi adında bir Allah dostu vardı. Bu mübarek oraya gidip kâfirle cihat edemediği için çok üzülürdü. Bir gün dervişlerine;

“Evlatlarım! Bizim oraya gidip silahlanmamız mümkün değil. Varmamız da mümkün değil. Ancak manevi yardımda bulunabiliriz onlara… Herkes 100 tane İhlâs-ı Şerif okusun. Sonra da ‘Ya Rabbi! İhlâs melekleriyle Şeyh Şamil Hazretlerine yardım eyle’ diye dua etsin”  buyurdu.

Uzun yıllar bu şekilde Abdullah Efendi Hazretleri dervişleriyle beraber, Şeyh Şamil Hazretlerine manevi yardım gönderdi. Şeyh Şamil, Allah dostlarının dualarıyla kuvvetlenip kâfire karşı güç kazanırken, Ruslarda boş durmuyordu. Sürekli bir açık arıyorlar, türlü yollar deneyerek mücadele ediyorlardı. Ve ne yazık ki sonunda umduklarına nail oldular ve Müslümanları mağlup ederek Şeyh Şamil Hazretlerini esir ettiler. Otuz dokuz yıl boyunca kendilerine kök söktüren bu mübarek Allah dostunu yenmiş olmanın sevinciyle, sanki göklere uçuyorlardı. Ve Şeyh Şamil Hazretlerini Rus çarının yanına getirdiler. Allah’ın aziz ettiğini kimse zelil edemez. Rus çarı O’nu son derece hürmetle karşıladı;

 “Senin kılıcını alamam, Sana hürmet gerekir. Otuz dokuz sene koskoca çar imparatorluğunu dize getirdin. Biz otuz dokuz değil yüz otuz dokuz yılda geçse yine Seni yıkamazdık. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Sen yıkılmadın, seni zakirlerin yıktı. Biz sizi mağlup edemeyince dininizi araştırmaya başladık. Sizin Peygamberinizin sözlerini incelerken, Peygamberinizin

‘Benim ümmetimi para sevgisi, kadın sevgisi, makam sevgisi yıkar’ diye bir sözünü bulduk. Bunun üzerine Senin zakirlerine;

 ‘Bir ihtiyarın arkasına düştünüz, gidiyorsunuz. Ömrünüz geldi geçiyor. Para isterseniz alın! Kadın isterseniz alın! Servet isterseniz alın! Dağda taşta senelerdir sıkıntı içindesiniz, arkadaşlarınız da hep ölüyor…’ dedik. Onlar bunları işitince;

‘Hakikaten de doğru. Koskoca çarlığa karşı gel, karşı gel nereye kadar. Biz bu işte yokuz.’ dediler ve kimisini parayla, kimisini kadınla, kimisini de sana falan yerin valiliğini verelim, şuranın amiri yapalım diye makamla teslim aldık. Onları satın aldık. Bunu da bil diye söyledim.

 Ancak Sen çok büyük bir kumandansın. Senin gibi büyük bir kumandanı ben esir edemem, özgürsün. Kılıcını eline al. Nerde yaşamak istiyorsan ailenle beraber gidebilirsin, serbestsin.” dedi. Bunun üzerine Şeyh Şamil Hazretleri;

“Ben Medine’de yaşarım” diyerek Medine’ye gitti…

O sene Seydişehirli Abdullah Efendi’de hac münasebetiyle Hicaz’da idi. Beytullah’tan sonra Medine’ye Ravzay-ı Mutahhara’ya gelmişti. Ravza’ya varınca Şeyh Şamil Hazretlerinin buraya geldiğini ve Medine’de yaşadığını öğrendi. Bunu duyar duymaz, Abdullah Efendi;

“Otuz dokuz sene kâfirle cihat eden bu mücahit zatın yanına elini öpmeye gidelim.” Diyerek dervişlerini topladı ve Şeyh Şamil Hazretlerinin yanına gitmek için yola koyuldu. Onlar yanına doğru gelirken Şeyh Şamil Hazretleri ’de manen Abdullah Efendi’nin kendisini ziyarete geldiğini haber aldı; 

“Bize yirmi beş sene ihlâs melekleriyle yardım gönderen Seydişehirli Abdullah Efendi geliyor. Ziyarete giden ziyaret edilenden daha fazla sevap alır. Bizde O’nu ziyarete gidelim” diyerek dervişleriyle beraber O mübareği karşılamaya gitti.

Nihayet yarı yolda karşılaştılar. Birbirlerini hiç görmedikleri halde tanıdılar ve ağlayarak birbirlerini kucakladılar.

Şeyh Şamil Hazretleri;

“Allah Senden razı olsun. Bize manevi kuvvet gönderdin. Ne zaman kâfir karşısında sıkışsak, zor duruma düşsek yeşil sarıklı meleklerin geldiğini görürdüm.

‘Yarabbi bu manevi destek kimdendir’ diye hayıflanırken bana ;

‘Alem-i manadan Seydişehirli Abdullah Efendi’nin dervişlerinin okuduğu ihlas-ı şeriflerden yaratılarak gönderilen melaike -i kiram hazeratıdır’ diye haber verildi.

‘Sizin gönderdiğiniz İhlâs melekleri bize yetişti. Kâfiri perişan ettik. Huzurlarınızda Seydişehirli Abdullah Efendi’ye minnetlerimi sunuyorum. Allah Ondan  ve dervişlerinden razı olsun ” diyerek Abdullah Efendiye dua ederken, O’da;

 “Allah Senden razı olsun kâfirle din-i Mübin İslam için çarpıştın. Ne yazık ki kadın, para, makam sevdasıyla sizi mağlup ettiler.” Diyerek karşılık verdi.

100 ihlâsı şerife okumak bizlere Cennet Mekân Abdullah Babamızın tavsiyesidir. Nasıl okunacağını sorduğumuzda;

İhlas“100 ihlâsı şerife okunacak, bağışlama yapmadan ‘Ya Rabbi okumuş olduğumuz ihlası şerfilerden yaratmış olduğun ihlâs meleklerinle ordumuza, polisimize, güvenlik kuvvetlerimize yardım eyle ’ diyerek dua edilecek.” Buyurmuştur.

Rabim ümmeti Muhammed’e dirlik, birlik, beraberlik versin. Müslümanların içine düştüğü bu durumdan tez zamanda kurtulmayı nasip ve müyesser eylesin.

Kaynaklar.

1-Arşt. Yaz. Nuri KÖROĞLU

2-http://abdullahbaba.com/soruDetay.asp?sorularID=481#yorumSonuc

3-https://www.facebook.com/permalink.php?id=58065207055&story_fbid=10151152364737056

 

Reklamlar

FIRINCININ DUASI

İbrahim Ethem Hazretleri  tacı tahtı terk ediyor. Seneler sonra seyr-i sülûkünü tamamladıktan sonra Belh şehrine tekrar geliyor. Kendi yaptırdığı camide yatsı namazı kılıyor. Dışarıda sulu kar, yağmur, soğuk…
“Şurada kıvrılayım da sabah olunca giderim” diye düşünüyor. Caminin bekçisi geliyor, camide saklandığı yerden buluyor, çıkarıyor.
-“Ne yapıyorsun” diyor.
“Müsaade et, şurada yatayım. Sabah namazından sonra Belh’e gireceğim” diyor.
Görevli bacağından tutuyor onu
-“İbrahim Ethem, senin gibi çulsuzlar için yaptırmadı bu camiyi” diyor ve bacağından sürükleye sürükleye, kafasını merdivenlere vura vura atıyor onu dışarıya.
İbrahim Ethem “Ben bu camiyi yaptırdım” diyemiyor kibir olur diye.
Çaresiz, şehre gidiyor. Her taraf kapalı, sadece bir yer açık. Bir fırın. Kapıyı çalıyor ve sabaha kadar oturma müsaadesi istiyor. Orada çalışan işçi, “Geç otur” diyor.
Aradan bir-iki saat geçiyor. Sabah ezanı okunmaya başlıyor. Okunduktan sonra işçi dönüyor
-“Hoşgeldiniz, nereden gelip nereye gidiyorsunuz, isminiz ne?” diyor.
İbrahim Ethem de
-“Ben iki saattir burada oturuyorum, şimdi mi geldi aklına sormak” diyor.
Fırıncı diyor ki:
-“Ben bu fırında işçiyim. İki çocuğum var, iki de yetime bakıyorum. Ben onlara şimdiye kadar haram lokma yedirmedim. Senin geldiğin vakit benim mesai saatim dahilindeydi. Ezan okundu, mesaim bitti. Seninle istediğin kadar konuşabiliriz, şimdi kazancıma haram karışmaz.” İbrahim Ethem
-“Sen ne güzel adammışsın. Sen Allah’tan bir şey isteyip de olmadığı vaki oldu mu?” diye soruyor.
-“Ben Allah’tan ne istediysem verdi. Fakat Allah’tan bir şey istedim. Onu bana vermedi. Allah’a yalvardım, bana İbrahim Ethem’i göster diye, bana onu göstermedi” diyor.
-“O Allah, öyle bir Allah ki,” diyor İbrahim Ethem, “İbrahim Ethem’i bacağından sürükleye sürükleye, kafasına vura vura getirir sana gösterir ve senin gözünün önünde ruhunu teslim ettirir.” diyor ve Allah diyerek ruhunu teslim ediyor.

***

İlgili Diğer Hikaye ve konular

  1. “…Baban o elmayı ısırmasaydı…”

  2. HELAL EKMEĞİ NEDEN YEMEDİ?

  3. HELAL YEMEK

  4. Hangi Yemekte Hayır ve Bereket Yoktur?

  5. Tavuk yemeden önce okuyun!

  6. HAMAL’IN İP VE KÜFE HESABI

  7. Çocuk Eğitiminde Helal ve Haram Lokmanın Etkisi

  8. İBÂDET ON CÜZDÜR, DOKUZU HELÂL KAZANMAKTIR.

  9. EKMEKÇİ TEYZE!  (İBRETLİK BİR HİKAYE)

 

Kur’an-ı Kerimden Dualar

“Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın.” ﴾Bakara-128﴿

 

 

 “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru” ﴾Bakara-201﴿

 

“Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” ﴾Bakara-286﴿

 

“Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.” Âl-i İmrân Sûresi8﴿

 

“Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru”Âl-i İmrân Sûresi -16﴿ 

 

“Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik ve Peygamber’e uyduk.Artık bizi (hakikate) şahitlik edenlerle beraber yaz.” Âl-i İmrân Sûresi -53﴿

 

“Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kâfir topluma karşı bize yardım et” Âl-i İmrân Sûresi -147﴿

 

“Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler. Âl-i İmrân Sûresi -191﴿

 

“Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al.” Âl-i İmrân Sûresi -193﴿ 

 

“Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize vadettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, vadinden dönmezsin.” Âl-i İmrân Sûresi -194﴿

 

“Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” ﴾A’râf Suresi-23﴿

 

“Ey Rabbimiz! Bizi zalim toplumla beraber kılma”  ﴾A’râf Suresi-47﴿ 

 

“Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak bizim canımızı al.” ﴾A’râf Suresi 126﴿ 

 

“Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma! Bizi rahmetinle o kâfirler topluluğundan kurtar. Yûnus Sûresi-85/86﴿

 

“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.”İbrâhîm Sûresi-40﴿ 

 

“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.” ﴾İbrâhîm Sûresi-41﴿ 

 

“Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır”  Kehf Sûresi-10﴿ 

 

“Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın”Mü’minûn Sûresi-109﴿

 

“Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helaktir!” ﴾Furkân Sûresi-65﴿

 

“Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle”  Furkân Sûresi-74﴿

 

“Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.” ﴾Haşr Sûresi-10﴿

 

“Ey Rabbimiz! Bizi, inkar edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” Mümtehine Sûresi-5﴿

 

“Ey Rabbimiz! nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter”  Tahrîm Sûresi-8﴿

 

“Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın” diye dua etmişti. Enbiyâ Sûresi-89﴿

 

“Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!” Mü’minûn Sûresi-118﴿

 

“Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi kendi rahmetine sok. Sen merhametlilerin en merhametlisisin” dedi. A’râf Sûresi-151﴿

 

“Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” İsrâ Sûresi-24﴿

 

“Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” İsrâ Sûresi-80﴿

 

“Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin” dedi. Âl-i İmrân Sûresi-38﴿

 

“Rabbim! Gönlüme ferahlık ver.” Tâhâ Sûresi-25﴿

 

“İşimi bana kolaylaştır.” Tâhâ Sûresi-26﴿

 

“Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.” ﴾Tâhâ Sûresi 27-28﴿

 

“Rabbim! İlmimi arttır” de. Tâhâ Sûresi-114﴿

 

“Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat.” Şuarâ Sûresi-83﴿

 

“Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!” Neml Sûresi-19﴿

 

“Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet”  Kasas Sûresi -16﴿

 

“Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım” dedi. Kasas Sûresi-24﴿ 

 

 “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” Ahkâf Sûresi-15﴿ 

 

Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!” Nûh Sûresi-26﴿

 

“Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helâkini arttır.”  Nûh Sûresi-28﴿

 

AMiN!

Afet ve belalar hangi sebeble gelir?

yusufsuresi86

Aldanma dünyaya, fânî cihandır bu;

Kendi âşikâr, ateşi gizli külhandır bu;

Giden geri gelmez, iki kapılı handır bu;

İnsafı terk eyleme makâmı imtihandır bu!

***

DÜNYAYA DEĞER VERİLMEZ

Akıllılar; kötülüğü defetmek ve iyiliği elde etmek için, dünya pisliğine, mevkî, mal ve geçici şöhretine muhabbet etmediler.

Hikmet Sâhipleri  dünyayı yedi şeye benzettiler:

1- Kandırmayan tuzlu su,

2- Kararı olmayan bulut gölgesi,

3- Mazarratı  olan faydası olmayan yıldırım,

4- Yağmursuz yaz bulutu,

5- Yazın bitmesiyle kuruyup yok olan otlar ve çimenlikler,

6- Uyuyan adamın ihtilam olması,

7- İçerken hoş gelen zehirli şerbet.

Kezâ: “Dünya; karışık rüyâ, sevinci bulut gölgesi, hâdiseleri ok, arzûları zehir, fitne ve belâları yıkıcı dalgalar gibidir” denilmiş.

*Dünyada selâmet aramak, akrep yuvası üzerine çadır kurmaya benzer.”

Nasihatten anlamayıp dünya düşkünlüğünden vazgeçmeyene Cenâb-ı Hak, İlâhî hikmet ve rahmet îcâbı dünyayı terk etmesi için bir takım musîbetler ve hastalıklar verir.

Büyükler: “Musîbetler, Hakk’a dâvet, Nûra hidâyet içindir” dediler.

* “Âfet ve belâların zuhûrunda ‘Hakîm’ ism-i şerîfinin îcâbı hikmet, kullar için de büyük maslahat vardır. Âfet ve belâların zuhûru, itâata dâvet hikmetine bağlıdır. Cenâb-ı Hak, istîdâdını kaybetmeyen kullarını itâata dönsünler diye bir takım âfet ve belâlarla îkaz eder. İşledikleri günahların bir kısmının acısını bu dünyada tattırır.

Âfet ve belâlar üç sebepten gelir:

 1-Belâ, insana itâat hâlinde gelir de itâata devam ederse, hayır, rütbe ve derecedir.

 2-Gaflet halinde iken gelir de uyanırsa, îkaz ve mağfirettir.

 3-İsyan halinde iken gelir de o halden dönerse, af ve mağfiret, isyana devam ederse cezâdır.

Devamlı isyanda olup da belâ gelmeyenler, Firavun gibi istidracla dünyayı toplar, âhirette ise ebedî cehennemi boylarlar.

Âfet ve belâlardan kurtulmanın yolu, kulluk ve ibâdettir.”

*Dünyanın en güzel eşyası hüzün ve kederdir. Bu sofranın hazmı kolay nimeti, belâ ve musîbettir; sabredilirse kerâmetlere sebep olur. Öyle ki, acı şeyler ona kılıf yapılmış. Onun tadını saâdet ehli olanlar bilir, acıyı şeker gibi yerler.

Dünyaya rağbet etmeyenler, Mevlâ’dan gelen her hükme râzî olurlar. (M.İ.R.K.S.)

Cenâb-ı Hakk’ın, mü’minlere, sevabı âhirette vermesinin iki hikmeti vardır:

1- Kullarına ihsan etmeyi murat ettiği nîmetlerin dünyaya sığmayışıdır. Âhirette, en aşağı derecede olan mü’mine dünyanın on misli cennet ihsan edileceği hadîs-i şerifle bildirilmiştir.

2- Hay ve Bâkî olan Cenâb-ı Hak, ihsanını dâimî olan Âlem-i Âhirette verecektir.

*Rasûlüllah Efendimiz S.A.V.:

– “Size verilenle sevinip şımarmayın, elinizden çıkınca da tasalanmayın” buyurmuştur.

Yahyâ bin Muaz Hz: “Dünya bir gelin, onu arayan da tarakçısı… Tarakçı onu güzelleştirmek ister… Fakat zâhid, onun yüzünü tırmalar, saçlarını yolar, elbisesini yırtar… Ârif ise, ona hiç bakmaz; zikrullah ile meşgul olur.”

Fudayl K.S.: “Allahü Teâlâ bütün kötülükleri bir evde topladı, onun anahtarını dünya sevgisi kıldı. Bütün iyilikleri de bir evde topladı, bu evin anahtarını da ‘Zâhitlik’ kıldı.”

Kaynak : http://www.incemeseleler.com/ince-risaleler/1512-29-risale-dunya.html

KUL HAKKI VE DUA

Vaktiyle şehir devletlerinin hüküm sürdüğü zamanlarda bir şehirde halka karşı iyi ve adaletli davranan krallar dualarla ayakta kalır, zalim olanlar halkın zulme karşı bedduaları sonucunda tutunamaz ve hepsi helâk olur gidermiş. 

Bu şekilde şehir halkı huzurlu ve refah içerisinde yaşayıp giderken günlerden bir gün yeni bir kral tahta geçmiş ve halka zulmetmeye başlamış. Vezir “aman efendim ne yapıyorsunuz, siz de çok iyi biliyorsunuz ki bu halk öyle bir halk ki zulmeden abad olamıyor, helak oluyor” demiş. 

Kral bu duruma bir çözüm bulmak gerek diye düşünmüş taşınmış ve tellallarla dört bir yana haber salmış. “Her ev beytül-mal’a bir adet yumurta bağışlayacak” demiş. Kimse sebebini anlayamamış ama herkes eline birer yumurta alıp getirmiş ve teslim etmiş.

Kısa bir süre sonra tellal tekrar bağırmış “beytül mal’a yumurta bağışlayanlar gelsin yumurtasını geri alsın”. İnsanlar da gidip bıraktıkları yerden birer yumurta geri almış.

Bu hadiseden sonra kralın zulümleri artarak devam etmesine rağmen halkın duaları kabul olmaz, bedduaları işlemez olmuş. İmtihan bu ya zalim kral iyice azmış ve halka olan zulmünü arttırmış.

Bu durumdan iyice mustarip olan halk içlerinden birini seçip dağda yaşayan âlim bir zata göndermişler. Adam âlim zata varıp kralın zulmünden bıktıklarını, dualarının kabul olmayıp, bedduaların işe yaramadığını söylemiş.

Durumu düşünüp ölçüp tartan âlim zat işin içinden çıkamamış. “Bu adam diğerlerinden farklı bir şey yaptırdı mı size” diye sormuş. Adam düşünmüş taşınmış aklına bu yumurta olayı gelmiş anlatmış.

Âlim zat gülümsemiş. “Kimi iri, kimi küçük, kimi taze, kimi bayat yumurta getirdiler, ama herkes kendi getirdiği yumurtayı geri alamadığı için halkta herkesin bir diğerine kul hakkı geçti, bu sebepledir ki zulme karşı ettiğiniz dualar kabul olmadı.” Bu sebeple “Hepiniz bir meydanda toplanın ve birbirinizle helâlleşin. Ondan sonra umulur ki dualarınız geri çevrilmez” demiş.

Adam şehre dönüp olanları anlatmış. Bu durumun önemini idrak eden şehir halkı bir araya gelerek üzerlerinde bulunan kul hakları sebebiyle birbirleri ile helalleşip kucaklaşmışlar. Ondan sonra zalim kralın gücü tükenmiş, zulmü kesilmiş. O da diğerleri gibi helak olmuş gitmiş.

***

Vali, Kızını Neden Hizmetçisine Verdi.

“…Baban o elmayı ısırmasaydı…”

Şer Bilinen Hadiseler ve Duaların Sonucu

Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı. Gemiden tek bir kişi sağ kurtuldu. Dalgalar bu adamı küçük ıssız bir adaya kadar sürükledi.

Adam ilk günler kendisini kurtarması için Allahü Teala’ya yalvardı ve yardım bulurum umuduyla ufka baktı. Ama ne gelen oldu ne giden….

Daha sonra rüzgardan yağmurdan ve vahşi hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklarından bir kulübe yaptı.

Sahilde bulduğu gemiden arta kalan konserve pusula gibi eşyaları bu kulübeye koydu.

Günler hep aynı şekilde geçiyordu.

Balıkavlıyor pişirip yiyor ve ufku gözlüyordu. Allahü Teala’ya dua ediyordu.

Bir gün tatlı su getirebilmek için yola koyulmuştu. Döndüğünde bir de ne görsün binbir emekle yaptığı ve tek tutunduğu dal olan tahta kulübesi alevler içerisinde cayır cayır yanıyordu.

Başına gelebilecek en kötü şeydi bu.. Keder ve öfke içinde donakaldı. Artık bu ıssız adada başını sokabileceği bir kulübesi bile kalmamıştı.

Bu üzüntüyle Allah’ım bunu bana nasıl yapabildin diye feryat etti. O geceyi üzüntü ve keder içinde geçirdi.

O kadar dua ettiği halde bu olayı başına getirmesinden dolayı Allahü Teala’ya sitemler etti.

Ertesi sabah erken saatlerde adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı. Onu kurtarmaya geliyorlardı.

Benim burada olduğumu nasıl anladınız? diye sordu bitkin adam kendisini kurtaranlara.

Cevap onu hem şaşırttı hem de çok utandırdı:

“Dumanla verdiğiniz işareti gördük”

***

Bu hikayeden sonra sizin aklınıza bu ayet-i kerime ve hadis-i şerif gelmedi mi ?

Hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinize; sevdiğiniz şey de, kötülüğünüze olabilir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir. [Bakara 216]

Allahü Teâlâ, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allah’tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz. [Buhari] Hadis-i Şerif

GÖZLERİ HARAMDAN KORUMAK

Untitled 1  İçerisinde bulunduğumuz devir’de belki de en çok zorlandığımız; gözlerimizi haramdan korumaktır. Cenab-ı Hakk, Ayet-i Kerimelerde mealen şöyle buyurur:

 “Habibim mümin erkeklere söyle, gözlerini haramlardan çevirsinler, namuslarını korusunlar. Böyle yapmaları kendileri için daha temizdir. Şüphesiz Allah ne yaparlarsa hakkıyla haberdardır.”

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramlardan çevirsinler, namuslarını korusunlar. Kendiliğinden görünen kısımları (el ve yüzleri) müstesna, zinetlerini,güzelliklerini teşhir etmesinler….”       Nur Suresi Ayet 30-31

          İslam da tesettürü emreden ve meâlinin bir kısmı olan yukarıdaki Nur Suresinin bu Ayetlerinde, Rabbimiz erkeklerin ve kadınların sakınması gereken hususları anlatmıştır.

     Bu ayetlerin izahında İslam âlimleri şu hususa dikkat çekmişlerdir: Kur’an-ı Kerimdeki bir  çok hükümde sadece erkek sigasıyla hitâp edilip, kadınlar da bu hitâbın altında kastedilir. Burada ise erkeklere ve kadınlara ayrı ayrı olarak, ama aynı talimat gelmiştir:

“Gözlerinizi haramlardan sakının ve namuslarınızı koruyun.”

 Bu emirdeki sıralama da ayrıca dikkat çekicidir. Çünkü göz, kalbe açılan bir penceredir. Göz nereye bakarsa gönül oraya akar.

Ayet-i kerimelerde ifade edildiği üzere gözlerini koruması gerekenler sadece erkekler değildir.Kadınların da yabancı erkeklere karşı durumu aynıdır.Nitekim Ezvac-ı Tahirat’tan Ümm-i Seleme validemiz şöyle anlatır:  Biz Resulullahın yanında iken, iki gözü de görmeyen Abdullah İbni Ümmü Mektum, izin isteyip içeri girdi.

Bunun üzerine  Resulullah (sas) bize, (İçeriye girin) buyurdu.

 (O â’mâ değil mi, bizi görmez) dedim.

 (O sizi görmüyorsa, siz onu görmüyor musunuz?) buyurdu. (Tirmizi, Ebu Davud)

O halde gerek kendi ailevi ziyaretlerimizde, gerekse de çarşı pazarda gezinirken erkek olsun, kadın olsun bakışlarımıza dikkat etmeliyiz.

Bu ne kadar zor olsa da karşılığında ecir ve sevabı o kadar büyüktür.

Nitekim okuduğum Hadis-i Kudsi’de Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Nâmahreme (evlenilmesi haram olmayan birisine şehvetle) bakmak, şeytânın zehirli oklarından bir oktur. Kim benden korktuğu için onu terk ederse, ona öyle bir îmân nasîb ederim ki, o îmânın zevkini kalbinde hisseder.” (Hadîs-i Kudsî, Hâkim, el-Müstedrek )

(Hz. Ali (K.V): “Ya Rasûlallah ansızın karşımıza çıkarsa ne yapalım?” diye sorunca; Efendimiz (S.A.V) “Birinci bakış yani gözün harama ilk çarpması senin lehinedir; fakat ikinci bakış, şehvet nazarı ile bakmaya devam etmek ise aleyhinedir” buyurdular. (Ramuz sh.178 no 2050))

Özellikle sokaklarda, çarşı ve pazarlarda gözü haramdan sakınmanın en zor olduğu bir devirde yaşıyoruz. Ancak, zorluk ne kadar çok olursa, ecir ve sevap da o kadar büyüktür. Ayrıca  zorluklar karşısında verilen muazzam kolaylıklar da vardır.Hepimizin bildiği şu duaya da dikkat edelim:

 “Lâa ilâahe illellâahü vahdehüü lâa şeriyke leh lehü’lmülkü ve lehü’l-hamdü yuhyii ve yümiytü ve hüve hayyün lâa yemüütü biyedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadir.”
(Mânâsı:“Allâh’dan başka hiçbir ilah yoktur. Ancak tek o vardır. Onun ortağı yoktur. Öldürür ve diriltir. O(ise) diridir, ölmez. Hayır, ancak onun eliyledir. O, her şeye kadirdir.”)
Bu duâ her sabah 11 defa okunur. Özellikle de Çarşıya çıkarken, yollarda, sokaklarda her yerde okunur. Peygamber Efendimiz(sas) “Çarşıya çıkarken bunu okuyana Cenâb-ı Hakk bir milyon sevap verir, bir milyon günahını siler, derecesini de bir milyon yükseltir.” buyurmuşlardır. (Ayrıca okuyan mü’minin imânı tazelenmiş olur. Bu duâ şefâat-ı Resûlüllâh’a en büyük vesiledir. )

Bir hadis-i şerifte ise şöyle müjdelenir:

 Üç göz vardır ki, onlar kıyamet günü ateş yüzü görmeyeceklerdir.

 Allah yolunda uyumayıp nöbet tutan göz, Allah korkusundan ağlayan göz ve  Allah’ın haram kıldığı şeyler karşısında kapanan göz” (Tabarani ve Beyhakiden, Tarikatı Muhammediyye Sh. 170 -171)              

***

iffet