Archive for the ‘ZEKAT’ Category

ZEKÅT

Kur’an-ı Kerim’de 80 küsûr yerde; NAMAZ KILIN, ZEKÅT VERİN emr-i celîli ile, zekât namazla beraber beyan buyurularak, zekâtın ehemmiyetine işaret olunmuştur.

Resûlullah S.A.V. Allahü Teâlâ’nın hakkı ile, kulların hakkını beraber beyan buyurarak, zekât ve öşür hakkında vâkî olan ilâhî hükmü cihana duyurmuş, gönüller arasında bağlantı kurmak suretiyle, karşılıklı alâka, mürüvvet ve sevgi hisleriyle kaynaşma sağlamış ve saymakla bitmeyen nice menfaatlere sebep olmuştur.

Zekât ve öşür borçlusu olan Müslüman, mal ve serveti içinde, fukaranın hakkı olduğunu unutmadan, onu ayırıp ehline vermelidir. Aksi halde haram yemekten kurtulamaz.

Haram yemek, yalnız yol kesmek, hırsızlık etmekle olmaz; zekât ve öşür borçlarını vermeyip, fukara hakkını yemek de haramdır.

Helâl gıda ile beslenmesi icap eden vücuda haram yedirmek, benzinli arabaya mazot koymak gibi, maddî ve mânevî nice mihnet ve belâlara yol açar…

Şu halde uyanık müslüman kitap, sünnet ve icmâ ile sâbit olan zekât ve öşürü hiç bir şüpheye kapılmadan, gönül şevkiyle muhtaç olan kullara ulaştırmalıdır.

 ZEKÂT

A.C.: (Habibim) Onların mallarından sadaka (zekât) al ki, bununla kendilerini (günahlardan) temizlemiş, hasenâtlarını bereketlendirmiş olasın… (S. Teğabün 103)

H.Ş.: Malının zekâtını veren, şerrini defeder (heder olmasına mânî olur); bereketi celb eder, (her iyiliğe ulaşır). (Râmuz 2674-5)

Zekât, malla alâkalı bir ibâdettir. Senede bir defa, kitabımızda bildirilen yerlere verilir.

Zekât maddî ve mânevî temizliğe sebeptir. Zekâtı verilmeyen malın tamâmı haramdır. Haram ise ibâdet zevkine mânî olur. Haramla beslenen insan, kendisine gayri meşrû yol arar.

Kur’an-ı Kerim’de bildirildiği üzere, bir kimse zekâtını ve öşrünü vermese, namazı kabul olunmaz; Peygamber’e itâat etmese, Allah’a itâatı kabul olunmaz; ana babasına hizmet etmese, Allah’a şürkü kabul olunmaz.

 ZEKÂTIN NİSÂBI

Havâic-i asliyesinden (zarurî ihtiyaçlarından) ve borcundan fazla 96 gr. (bazı kavilde 80 gr.) altını veya bu kıymette parası veya malı veya tahsili kaabil alacağı olan Müslüman’ın, bu fazla olan mala bir sene sahib olması halinde, bu maldan nâmî olanların (çoğalabilenlerin) kırkta birini zekât olarak vermesi farzdır.

Binaenaleyh borçlu kimse borcu kadarını çıkardıktan sonra kalan mal nisaba ulaşırsa zekâtını verir.

* Sene başında zekât nisâbına sahip olan kimse, malının sene sonundaki kıymeti üzerinden zekât verir. Sene boyunca malın artıp eksilmesi zekât hesabına tesir etmez. Ancak, yıl içinde zekât nisâbının altına düşerse zekât lâzım gelmez. (Dürer S. 182 – İbn-i Âbidîn C.2 s. 302)

* Sabî nisâba malik bile olsa, zekât vermesi lâzım gelmez. Sabînin vasîsi onun malından zekât niyetiyle verse, tazmin ettirilir. (Nimet-i İslâm, Zekât Bahsi S.8)

* * *

HAVÂİC-İ ASLİYE (ZARÜRİ İHTİYAÇLAR)

1- Oturacak bir ev veya daire ile onun döşenmesiyle alâkalı kâfî miktarda eşya,

2- Binek hayvanı veya bisiklet, motosiklet, otomobil vs.,

3- Bir adet silâh,

4- İş elbisesi, günlük elbise ve bayramlık olmak üzere üç kat giyecek,

5- Kendisinin ve bakımı üzerine vâcip olan kimselerin bir senelik nafakaları,

6- Çift sürmede kullanılan bir çift öküz, veya bir traktör ile zırâî aletler,

7- Sanatkârın âletleri,

8- Her eserden birer takımı aşmamak üzere kitaplar. (Okumasını bilmeyenlerinki hariç…)

ZEKÂT LÂZIM GELEN VE GELMEYEN

MALLAR

Ticaret maksadıyla elde bulunan ev, arsa, dâire, tarla ve ziynet eşyalarından zekât verilir. Ticâret niyetiyle alınmamışlarsa, bunlar zekâttan muaftır.

Yemek ihtiyâcına ayrılan zahîre, oturulan dâire, işletilen dükkân, yazlık ve kışlık elbiseler, kullanılan iş âletleri, makine ve arabalar, ev eşyaları ve kitaplar zekâta tâbî değildir. Çünkü bunlar aslî ve zarurî ihtiyaç sınıfındandır.

* Ev almak için biriktirdiği paranın üzerinden bir sene geçerse zekât vermek lâzım gelir; evi olmasa dahî…

* Tamamı haram olan maldan zekât lazım gelmez. Çünkü mal hak sâhipleri varsa onlara, yoksa, vârislerine, onlar da yoksa fakirlere verilir. (Büyük İslâm ilmihali S 340 Madde 30)

Helâl ve haram karışık ayrılması mümkün olmayan malın tamamından zekât verilir. (Büyük İslâm ilmihali S 340 Madde 30)

TAŞINMAZ MALLARIN ZEKÂTI

Bir kimsenin elindeki han, hamam, dükkân, dâire veya arsa, satmak kastıyla bulunuyorsa zekât lâzım gelir. Satma kastı yoksa, gelirinden zekât lâzımdır. (Dürer C.1 S. 173 – İbn-i Âbidin C. 2 S. 265)

 ALACAKLAR

Tahsili mümkün olan her türlü alacak (kadınlar için mihr-i müeccel dahil), mal sayılır ve zekât hesabına dahil edilir.

Tahsil edilmesinden ümit kesilmiş alacaklar ise zekât nisâbına dâhil edilmez. (Dürer C.1 S. 173)

SÜS EŞYASINDAN ZEKÂT

Ticâret malı olsun, olmasın her türlü altın ve gümüştün ve bunlardan yapılmış süs eşyasından zekât verilir.

Bunlar hâricinde kalan süs eşyaları, ne kadar kıymetli olsa ticâret malı değilse lâzım gelmez. (İbn-i Âbidîn C.2 S. 173)

TİCARET MALININ ZEKÂTI

Ticâret eşyâsının zekâtı, zekât verilecek günkü alış bedelinden hesaplanarak verilir. (Büyük İslam İlmihali S. 146 Madde 42)

Tüccarlar, satmak için bulundurdukları malı senede bir defa sayıp, değerini hesap ederler. Borçlarını düşer, alacaklarını ilâve ederler ve kalan miktarın kırkta birini zekât olarak verirler.

 HAYVANLARIN ZEKÂTI

Ticâret için bulundurulan hayvanların tamamı zekâta tâbîdir.

Çift sürmek, arabaya koşmak, yük taşımak için olanlardan ve senenin yarısında paralı yemle beslenen hayvanlardan zekât verilmez.

Senenin çoğunu mer’ada geçiren koyun ve keçilerden kırkta bir koyun veya keçi, sığırda otuzda bir dana, devede ise beş devede bir koyun zekât olarak verilir.

Zekât verilecek hayvanın bedeli verilmek isteniyorsa, zekât verilen günkü alış fiyatı üzerinden verilir. (İbn-i Âbidîn C. 2 s. 286) 

İNŞAATÇILARIN ZEKÂTI

Ticâret için olan taşınmaz mallar da zekâta tâbidir. Bu maksatla elde bulunan veya satmak için inşâ edilen dâirelerin kırkta biri, ya da günün râyici üzerinden maliyet bedeli, zekât olarak verilir. (İbn-i Âbidîn C. 2 s. 285)

ZEKÂTIN VERİLECEĞİ YERLER

 Zekât, bir günlük yiyeceği olmayan “miskinlere”; bir senelik veya bir aylık zarurî ihtiyaçlarını karşılayamayacak veya ancak karşılayabilecek durumda olan “fakirlere“; elinde borcunu ödeyecek kadar malı bulunmayan hakikî “müflis müslümanlara”; İslâma ve müslümanlara kalbi ısınması istenen yahut İslâma zararları dokunma ihtimali olan müşrik ve kâfirlere, yani “Müellefe-i kulûb”a;Allah için ve Allah’ın dininin yücelmesi için çalışan” her ferde, cemiyete veya kurumlara; “yolculara“; “mükâtep kölelere”; ülül-emr tarafından zekât toplamakla vazifelendirilen “âmillere”; Kur’an kurslarına, İslâm ahlâkının ve akîdesinin korunması ve devamı için çalışan ilim sahiplerine verilir.

* Bir fakiri dilenmekten kurtarmak maksadıyla zekâtın hepsini ona vermek, fukaraya dağıtmaktan evlâdır. (İbn-i Âbidîn C. 2 s. 353)

* İyiye-kötüye akıl erdiren küçük fakir çocuğa zekât verilir.

Usül ve fürûundan olmayan, akrabâlık yönünden nafakası üzerine düşen yetimi zekâtına mahsûben yedirip giydirmek câizder. Diğer fukaraya ikram edilen yemek –zekatta temlik şart olduğundan- zekâta mahsup edilmez. (Büyük İslâm ilmihali S. 360 Madde 91-92)

* Düğünlerde, bayramlarda âdet haline gelen hediyeleri zekât niyetiyle vermek câizdir. (Büyük İslâm ilmihali S. 363 Madde 105)

* Zengin bir kimsenin fakir olan hanımına ve yetişkin çocuklarına zekât niyetiyle vermek câizdir. Çünkü, yetişkin oğul babasının, kadın kocasının zengin olmasıyla zengin sayılmaz. (Dürer C.1 S. 191 Büyük İslâm ilmihali S. 362 Madde 101)

* Kezâ zengin bir kadının fakir olan çocuğuna (anasının yanında kalsa veya evli olsa dahî) zekât verilir. Çünkü anaların zenginliği ile bunlar zengin sayılmazlar.

* Fakir zannıyla zekât verilen kimsenin zengin olduğu sonradan anlaşılırsa, -daha önce araştırma yapılıp verilmişse- verilen zekâtın geri alınması lâzım gelmez. Araştırma yapılmadan verilmişse yeniden vermek lâzım gelir. (Büyük İslâm ilmihali S. 363 Madde 107-108)

TALEBE-İ ULÛMA ZEKÂT

Dinî tedrisatla meşgul olan talebe-i ulûma zekât vermek câizdir. Çünkü o, nefsini kendisi istifade edip başkalarını da istifade ettirmek için vakfetmiştir. Bu itibarla çalışıp kazanmaktan âcizdir. Hâcetler de onu buna zorlamaktadır (Nimet-i İslâm 35,  İbn-i Âbidîn C.2 S. 343 Tahtavî… İhya C.1 S. 614)

İlim tahsil edene ve âlime zekât verilir. Çünkü bunlar çalışmalarını ilme hasrettikleri için zengin de olsalar, kazançtan mahrumdur. Hem âlimdeki paradan fakir de istifade eder. (Nimet-i İslâm S. 524 – Mültekaa şerhi Damad C.1 S. 180)

Talebeye zekât ve sadaka vermekle ilim tahsiline yardım edilmiş ve ilim sevabına ortak olunmuş olur. (İhyâ İmam-ı Gazâlî Hz.)

 ZEKÂT VERİLMEYECEK KİMSELER

Kişi babasına, anasına, oğullarına, kızlarına, torunlarına, karısına ve kadın ise, kocasına zekât veremez. (Dürer C.1 S. 184)

* Gayrimüslime ve zengin kimselere zekât verilmez. (Dürer C.1 S. 190)

* İşçisine az ücret verip de onu zekât ile göstermek de câiz değildir. Çünkü yalnız Allah rızâsı için verilen zekâtı menfaat karşılığı vermiş olur. (Dürer C.1 S. 171)

* Devlete verilen verginin zekâta sayılmaz  Cünkü devlet aldığı vergilerle zenginlere hatta müslüman olmayanlara da hizmet götürür. Zekat ise ancak müslüman fakirlere verilir. (Büyük İslâm ilmihali S. 362 Madde 102)

* Fazladan olan evinde fakirleri iskân ederek alacağı kirayı zekâta saymak câiz olmaz.

* Bir fakire vermek üzere emânet aldığı zekâtı şahsı için sarfeden, fakir de olsa tazmin eder. (İbn-i Âbidin C. 2 S. 269)

* Başkalarından alacağı olup bu alacak ile fakirlik ölçüsünün üstünde olan kimseye, başka malı olmasa da zekât verilmez.(Nimet-i İslâm S. 528)

* Zekât verilmezse işi bırakır korkusuyla hizmetçiye zekât vermek câiz olmaz. (Dürer C.1 S. 171)

* Zengin bir kimsenin bâliğ olmayan evlâtlarına zekât vermek câiz değildir. Çocuklar ister babalarının yanında kalsın, ister kalmasın… Çünkü babaları zengin olmakla onlar da zengin sayılırlar. (Dürer C.1 S. 191)

* Ölünün kefen ve defin masrafları veya ölünün borçları için zekât vermek de câiz değildir. (Dürer C.1 S. 189)

AKRABADAN ZEKÂT

VERİLEBİLECEKLER

* Kardeşlere, onların çocuklarına ve torunlarına, amcalara ve onların çocuklarına, dayılara, hala ve teyzelere ve onların çocuklarına zekât verilebilir. Hatta akraba olduklarından bunlara vermek efdaldir. (Dürer Hâşiyesi C.1 S. 192)

* Oğlunun fakir olan hanımına (gelinine) zekât vermek de caizdir. (Nimet-i İslâm S. 528 Madde 16)

* Karısının önceki kocasından olma (üvey) çocuklarına zekât verilebilir. (Nimet-i İslâm S. 528 Madde 2)

 ZEKÂTIN TESLİMİ

Zekât, mal olarak, para olarak veya altın olarak verilir.

Zengin zekâtı bizzat kendisi verebileceği gibi birini vekil tayin ederek de verebilir.

Keza muhtaç kimsenin bizzat kendisine verilebileceği gibi, vekiline ve o kimse adına zekât toplayan bir başkasına da teslim edilebilir. (İbn-i Âbidin C. 2 S. 269)

 Zekât verilecek kimse sabi ise veya aklî durumu iyi değilse, zekat velisine veya hâmisine (kendisini koruyan kimseye) verilir. (Büyük İslâm ilmihali S. 363)

Paranın kadrini bilen ve aldanmayacak yaşta olan çocuğun kendisinin alması da kâfidir. (Nimet-i İslâm S. 528 Madde 5)

Zekât, îtimatlı bir kişi vâsıtasıyla toplanıp hakîkî ihtiyaç sâhipleri tesbit edilerek, bir merkezden de dağıtılabilir.

SENET VE ÇEKLE ZEKÂT

Zekât için çek veya vâdeli senet verilecekse alışverişlerde hesap ettiği vâde farkı düşülmelidir. Aksi halde zekât noksan verilmiş olur. “Bin altın sadaka, bir altın zekât borcunu ödemez” denilmiştir. Bu nokta dikkate alınmalıdır.

 NİYET

Zekât verilirken kalben “Malımın zekâtı” diyerek niyetlenmek şarttır ve kâfîdir. Dilden “Hediyedir” diyebilir.

Bayram ve sâir günlerde muhtaç olan hizmetçilere, çocuklara veya sevinçli bir haber getiren fakirlere verilen bahşişin zekât niyetiyle verilmesi caizdir. (Büyük İslâm İlmihali S: 474)

ZEKÂT BORCU İLE ÖLEN KİMSE

Zekât borçlusu olarak ölen kimse vasiyet eder, vârisleri de razı olursa, malının tamamı üzerinden zekâtı verilir. Vârisler razı olmazlarsa, malının üçte birinden yettiği kadar zekât ödenir. (Şerh-i Ferâid-i Sirâciye S. 4)

Ölen kimsenin zekât borcunun teberruan ödenmesinde fayda ümit edilir.

FİTRE

Şer’i ölçülere göre zengin sayılan (aslî ihtiyaçlarından fazla mala sahip olan) müslümanın, Ramazan ayı içinde, mâlî durumuna göre, o sene tesbit edilen miktarı, fakirlere vermesi vaciptir. Buna “Fitre” denilir ve zekât vermek caiz olan yerlere verilir.

Bir fitreyi parçalayıp bir kaç fakire vermek câiz olmaz. (İbni Nüceym Fet. – Dürer C.1 S. 196)

Fitreyi Ramazan ayı içinde vermek efdaldir. Fitre Ramazan bayramı günü sabah namazı vaktinin girmesiyle vacip olur. (Dürer C.1 S. 195) 

* * *

 

BİR ESNAFIN ZEKÅT

HESABINA MİSÅL

 

Dükkânındaki malın değeri    350.000.000 TL.

Tahsil edebileceği alacaklar   50.000.000 TL.

Mevcut parası                          100.000.000 TL.

Elindeki altın ve gümüşler       +  10.000.000 TL

YEKÜN MAL MEVCUDU            510.000.000 TL

Borcu                                        –  30.000.000 TL.

ZEKÂT TAHAKKUK EDEN MİKTAR 480.000.000 TL

Verilecek zekât.. (Kırkta bir)   12.000.000 TL.

 

İNŞAAT YAPIP SATANLARIN

ZEKÂT HESABINA MİSÂL

 

Biten dairelerin değeri                       4.000.000.000 TL

Bitmeyen daireler                   1.000.000.000 TL

Elinde bulunan malzeme        400.000.000 TL

Elindeki ticârî arsalar                         600.000.000 TL

Elindemi çek ve senetler

(O günkü değeri)                      600.000.000 TL

Evindeki altın ve gümüşler     400.000.000 TL

Mevcut parası                           +1.100.000.000 TL

YEKÜN MAL MEVCUDU            8.100.000.000 TL

Borcu                                        –  500.000.000 TL

ZEKÅT TAHAKKUK  EDEN MİKTAR 7.600.000.000 TL

Verilecek zekât.. (Kırkta bir)   190.000.000 TL

 

 

İMALATÇI TÜCCARIN ZEKÅTIN

HESABINA MİSÅL

 

İmal edilmiş malların değeri 400.000.000 TL

Elindeki hammadde                200.000.000 TL

Alacakları                                 200.000.000 TL

Mevcut parası                           +  100.000.000 TL

YEKÜN MAL MEVCUDU            900.000.000 TL

Borcu     –                                  100.000.000 TL

ZEKÅT TAHAKKUK  EDEN MİKTAR 800.000.000 TL

Verilecek zekât… (Kırkta bir) 20.000.000 TL

 

* * *

ÖŞÜR

A.C.: Ey İman edenler, kazandıklarınızın en güzelinden ve yerden çıkardıklarınızdan infak edin. (S. Bakara 267)

A.C.: …her biri mahsül verdiği zaman onlardan yiyin. Hasat günü (mahsülün toplandığı gün) de hakkına (öşrünü) verin  (S. Enam 141)

H.Ş.: Arzın meydana getirdiği her şeyden öşür veya yarım öşür vardır. (Ramuz 325/9)

H.Ş.: Yağmur suyu, nehir ve çeşme gibi akar suların suladığı araziden çıkan mahsule tam (%/10) dolabı, koşulan hayvanlarla sulanan yerden elde edilen şeylerden yarım (%/20) öşür vardır. (Râmuz 326/5)

Öşür “ONDA BİR” demektir. Mahsûllerde on kiloda bir kilo, on ölçekte bir ölçek öşür verilir.

Öşrün verileceği yerler zekât verilen yerlerdir.

* Öşür verilen muhsûlde, işçi ücreti, ilâç, gübre, su yolu açmak gibi hiç bir masraf düşülmez. (Büyük İslâm ilmihali S. 355 Madde 67)

Tohum çıkarılmadan mahsûlün tamamından verilir. (İbn-i Âbidin C. 2 S. 328)

  ÖŞÜR VERİLECEK MAHSULLER

* Topraktan elde edilen her türlü mahsûlden, baldan ve kudret helvasından öşür verilir. (Büyük İslâm ilmihali S. 355 Madde 66)

* Arazî, ekilmediği halde, kendiliğinden mahsûl verse, o mahsûlden de öşür verilir.

* Keza umuma ait dağlardan toplanan her çeşit meyveden de öşür vermek lâzım gelir. (Dürer C.1 S. 186)

ÖŞÜR VERİLMESİ İCAB ETMEYEN MAHSULLER

* Samandan ve balıktan öşür verilmez. ((İbn-i Âbidin C. 2 S. 327)

* Zeytinden öşür verilmişse yağından öşür verilmez.

* Kezâ üzümden ve susamdan öşür veren pekmezden ve susam yağından öşür vermez… (Büyük İslâm ilmihali S. 355 Madde 70)

 ÖŞÜR VERMESİ İCAB EDENLER

* Öşürde zengin olmak veya malın üzerinden sene geçmesi şart değildir. Bir araziden senede bir kaç mahsûl alınsa, sahibi her mahsûlün öşrünü vermek mecburiyetindedir. (İbn-i Âbidin C. 2 S. 326)

* Öşürde “Araziye” itibar olunmuştur, “Sahibine” değil… Bir kimse fakir ve borçlu olsa da kaldırdığı mahsûl kendi ihtiyacına yetmese de elde ettiği mahsûlden öşür verecektir. (İbn-i Âbidin C. 2 S. 326)

* Arâzî sahibi çocuk, mecnun veya yetim olsa, vlei ve vâsîlerinin elde edilen mahsûlün öşrünü vermeleri lâzımdır. Vakıf arazisi dahî öşre tâbîdir. (Mebsût C-2  (İbn-i Âbidin C. 2 S. 326)

* Arazi mahsûlünün öşrü verilmeden, sahibi ondan yiyemez. Yemişse, hesap edip, onun da öşrünü verir. (İbni Abidin C-2 S.332 – (Büyük İslâm ilmihali S. 355)

* Vefat eden Müslüman’ın öşür borcu varsa, malından çıkarılır, mirasçılar ondan sonra taksim ederler. (İbn-i Âbidin C. 2 S. 332)

* Kira ile tutulan tarlanın mahsûlünün öşrünü İmam-ı Azama göre mülk sahibi (kiraya veren), İmâmeyn’e göre kiralayan verir. Bu mevzûda İmâmeyn’in ictihadı tercih edilmiştir. (İbn-i Âbidin C. 2 S. 334)

* Ortak ekilen araziden kalkan mahsûl taksim edildikten sonra herkes kendi hissesine düşen kısmın öşrünü verir. (Hukuk-u İslâmiye Kâmusu C. 2 S. 79)

* İmam-ı Azam Hz.’ne göre: Mahsûlün azından da, çoğundan hasılat alınınca, hemen öşür verilir. (Büyük İslâm ilmihali S. 355 Madde 66)

* Yetişmiş mahsûlün hasadından önce ölen mal sahibinin öşrünü vârislerinin vermesi icap eder. (Büyük İslâm ilmihali S. 355 Madde 73)

 TÜRKİYE ARAZİSİ

Türkiye arazisi, “Öşür arazisi mi değil mi?” diye şüpheye aslâ mahal yoktur. Zira baba ve dedelerimiz öşür vermişlerdir.

Aynı zamanda Diyânet İşleri Başkanlığı Müşâvere Kurulu tarafından, Başkanlığın emriyle:

a) 26.8.1954 tarih ve 1519 sayılı

b) 19.4.1960 tarih ve 182 sayılı

c) 1.12.1976 tarih ve 185 sayılı ve

d) 21.9.1979 tarihli fetvalarda “Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde, tapulu ve tapusuz araziden elde edilen mahsulden öşür vermek lazımdır“, denilmektedir.

CİHAD

Müslüman kimsenin zekâttan başka da borcu vardır. Ticârî olmayan bir çok mala mâlik olanların, zekât vermeleri icap etsin etmesin, din hizmeti ve dinin ihyâsı için en az zekât borcu kadar tasadduk etmeleri icap eder denilmiştir.

Kaynak : http://www.incemeseleler.com/ince-risaleler/1534-9-risale-zekat.html

Reklamlar

ZEKAT

Mübarek Ramazan-ı Şerif, her türlü hayır ve bereketin toplandığı bir aydır.

Bu ayda yapılan nafile ibadetlere farz sevabı; farzlara ise en az yetmiş misli sevap verilir. Onun için senelik bir ibadet olmakla beraber zekat mükellefi olan Müslümanlar, zekatla ilgili hazırlıklarını, hesaplarını bu mübarek ayda yapmaya özen gösterirler. Oruç ile temizlenen ruhlarını zekatın bereketi ile pekiştirmek isterler. Allah rızası için verilen zekatlar ve yardımlar, muhtaç kimselerin oruç ağızları ile yaptığı dualarla daha da kıymetlenir ve hedefe daha güzel ulaşır.

Allahımızın emrettiği her şey, bizlerin mutlak faydasınadır.

Nefis ve şeytan bizlere zor gösterse de her birerinin bildiğimiz veya bilemediğimiz nice hikmetleri vardır.

Namazın orucun bizlere kazandırdığı maddi ve manevi güzelliklerin yanında sırf mali bir ibadet olan zekâtın da kendine mahsus faziletleri vardır.

Yaşadığımız şu imtihan dünyasında, Cenabı Hak, kullarından bazılarını daha zengin, bazılarını da fakir kılmıştır.

Bu istemekle ve hatta çoğu zaman çalışmakla bile elde edilecek bir şey değildir. Cenabı Hakkın zengin kılması sevdiğinden, kılmaması sevmediğinden değildir. Çünkü, Allahın en sevgili kulu ve Resulü, bizim anladığımız manada çok fakir bir hayat sürmüş, bundan da memnun kalmıştır.

Zenginlik veya fakirlik, ezeli bir takdir ve bizler için imtihandır.

Burada fakirden beklenen hal, sabır; zengine emredilen ise şükürdür.

İşte zekât en başta zenginlik nimetinin şükrüdür.

Zekâtın kelime manası; temizlik, arıtmak, bereketli olmak, iyi ve düzgün olmak demektir. Zekât; tam da bu manalardaki güzellikleri içinde barındıran bir ibadettir. Evvela, temiz ve temizleyici bir ibadettir.

Şöyle ki; Zengin kimsenin malında helalinden kazanılmış bile olsa Cenab-ı Hak, fakire ve bazı ihtiyaç  sahiplerine hak vermiştir.

Zekat verildiği zaman bu haklar iade edilmekte ve malımız kul hakkından temizlenmektedir. İkinci olarak zekat; sahibini günahlarından temizler.

Üçüncü olarak; Fakir ve muhtaç kişide zengine karşı oluşan kıskançlık ve kin gibi kötü duyguları temizler, yerini muhabbet ve güzel duygular alır.

Hadis-i şerifte de “Zekât İslam’ın köprüsüdür.”(Taberani,) buyrulur.

Yani insanlar arasında muhabbet ve yardımlaşma köprüsüdür.

Bu köprü, aynı zamanda zekat veren kişiyi Cennete ulaştırır.

Dördüncü olarak; zekât veren kişiden cimrilik ve bencillik gibi nefsin en çirkin huylarını temizler, arındırır. Onun yerine Cenab-ı Hakkın en sevdiği cömertlik gibi güzel bir ahlakı kazandırır.

Hadis-i şerifte ifade edildiği üzereCimrilik, Kökü Cehennemde olan ve dalları dünyaya sarkmış bir ağaçtır. Kendisine yapışanı cehenneme götürür. Cömertlik ise kökü cennette, dalları dünyaya sarkmış bir ağaçtır. Kendisine tutunanı Cennete götürür.”

(Zekat malı azaltmaz; bilakis bereketlendirir ve korur. Nitekim hadisi şerifte şöyle buyrulur.“Mallarınızı zekât ile koruyunuz. Hastalıklarınızı sadaka ile iyileştiriniz, bela dalgalarını dua ve niyaz ile karşılayınız.”  Bütün bu açık vaatlere rağmen zekatlarını vermekte zorlanmak, ancak iman zayıflığı ile izah edilir. Onun için hadis-i şerifte, ”Cimri kişi ibadet ehli bile olsa Cennete giremez.” buyrulmaktadır.)

(Zekatı verilmeyen mallar,sahibi için dünyada sıkıntı ve ağırlık,ahrette ise azap vesilesidir.Ayeti kerimelerde ve hadisi şeriflerde,  zekatı verilmeyen malların, mahşerde kişinin boynuna dolanan bir yılan olup azap edeceği, zekatı verilmeyen altın ve gümüşlerin eritilerek sahibinin vücudunu dağlayacağı  haber  verilmektedir.)

Tevbe suresinin 103. Ayeti kerimesinde zekatın faziletleri şöyle anlatılır:

”Ey Habibim Onların mallarından zekat al; ki bununla kendilerini (günah kirlerinden ve nefsin kötü hastalıklarından)  temizlemiş, onların iyiliklerini bereketlendirmiş, (kendilerini muhlisler mertebesine yükseltmiş) olursun.Ve onlara hayır dua et, ey Habibim. Çünkü senin duan onlar için sükunettir,  nurdur. Allah hakkıyla işiten ve çok iyi bilendir.”

VERDİĞİMİZ ZEKÂTLAR KİME GİDİYOR?

zekatMalımızın kırkta birini zekat olarak vermek farzdır. Acaba verdigimiz zekatlar kime nasib oluyor…

Allahın veli kullarından Ebu Said Nihavendi, insanları haram kazanmaktan şiddetle uzaklaştırır, başkalarını aldatmaktan ciddi şekilde kaçındırırdı.
Bağlılarından biri bir gün sordu:
🔺Efendi Hazretleri, zekâtımı kime versem acaba?
Çok mânâlı bir cevap verdi:
🔺Gönlünden kime vermek geliyorsa ona ver!
Bunun üzerine mürid, yolda giderken dinlenmekte olan bir âmâ ya bir kese dolusu altını zekat olarak verdi.
Ertesi sabah aynı yerden geçerken zekâtını verdiği âmâ nın yanındaki âmâ ya, şöyle dediğini işitti:
🔺Dün buradan geçen biri, bana bir kese altın verdi, akşam meyhanede güzel bir âlem yaptım. Böyle bir âlemi şimdiye kadar hiç yapamamıştım. Sağ olsun altın sahibi!
Bunu üzüntü ile dinleyen zekât sahibi, doğruca şeyhine gider ve durumu teessürle anlatır. Şeyhi ona:
🔺 Şaşılacak bir şey yok, tam lâyığını bulmuş bir durum.. der ve elindeki tek akçeyi uzatır:
🔺Al bu da benim zekâtım. Yolda giderken ilk rastlayacağın fakire ver, der.
Alır, yolda rastladığı ilk fakire verir. Fakir sevinçle aldığı akçeyi cebine koyarken koltuk altından bir kuş ölüsü pat diye yere düşer. Bunun izahını, ısrarla isteyince de şöyle anlatır:
🔺Ben altı gündür aç bekleyen bir aile reisiyim. Benim ve ailemin sabrı devam ediyor, ama çocuklarımınki bitti. Bu yüzden şu kuş leşini gizlice alıp eve götürüyordum, çocuklarım yiyebilir diye. Ancak sen bana yardımda bulundun, artık buna ihtiyaç kalmadı. Sırrımı kimseye ifşa etme.
Bu defa geri dönüp, hayretini yenemeyerek durumu şeyhine anlatır. Şeyh, bunda şaşılacak birşey yok, diyerek şöyle izah eder:
🔺Sen kazanırken haram helâl düşünmüyor, sadece kazanmayı esas alıyordun. Öyle servetin zekâtını böyle kimseler yerler.
Ben kazanırken ise, haram karışmasın diye titriyor, bazen helâlları bile terkediyordum. Bu sebeple böyle servetin zekâtını da böyle ihtiyaç sahipleri yerler der.

————-

Asıl düşünülecek şey, kazancımızın durumudur. Kazandığımız mal, Sarhoşa mı lâyık, gerçek ihtiyaç sahiplerine mi lâyık.

Hazreti Allah helalinden kazanıp, helâl yolda harcamayı nasib etsin.

Zekat Hakkında Detaylı Bilgi için tıklayınız...

Zekat Neden Ramazan Ayında Verilir?

zekat

Peygamber Efendimiz(S.A.V.), Selman-ı Pak(R.A) tarafından rivayet edilen  bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır. 

Rasülullah (s.a.v) Şaban ayının son gününde bir hitabede bulunarak şöyle konuştu: “Ey insanlar! Büyük (ve) mübarek bir ay, sizi gölgelemiş bulunuyor. Öyle (feyizli) bir ay ki, içinde bin aydan hayırlı bir gece bulunmaktadır. Öyle bir ay ki, Allah, onu orucunu farz; gecesin(in teravihin)e kalkmayı nafile (ibadet) kıldı. Kim hayırdan bir haslet ile (rıza-i ilâhiye) yaklaşacak olursa, diğer ayda bir farzı eda etmiş gibi olur. Kim o (ay) da bir farzı eda ederse, başka bir ayda yetmiş fariza eda etmiş gibi olur. O, (ibadete) sabır (ve sebat gösterme) ayıdır. Sabrın sevabı ise Cennettir. O, ihsan ayıdır. O, öyle bir aydır ki, içinde müminin rızkı arttırılır. Kim o ayda bir oruçluya iftar ettirirse, günahları için mağfiret ve ateşten kurtulması (nın vesilesi) olur. O (ziyafeti verdiği) kişinin ecrinden hiçbir şey noksanlaşmaksızın sevabın bir misli de kendisine (verilmiş) olur.”

 **** 

Hadis-i Şerif: Benim ümmetim Ramazan ayında olanları bilselerdi; senenin tamamının Ramazan olmasını isterlerdi. Çünkü bu ayda dualar müstecab, sadakalar makbul, haseneler(in ecri) kat kat ve onlardan azap uzaklaştırılır. Onun için semavat ve arz Ramazan ayı çıktığı için ağlarlar.”  Zübdetül Vaizin Sh.31

 ****

Zekat vermenin herhangi bir zamanı olmamasına rağmen Ramazan ayında işlenen bir farzın diğer aylarda 70 farz eda etmiş gibi  ve makbul olacağından Zekat  Ramazan ayında verilmektedir.

Malının Zekatını Verenin Sırat Köprüsündeki Hali tıklayınız…

Zekat Hakkında : Malının Zekatını Verenin Sırat Köprüsündeki Hali

Selmân (r.a.), Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’den rivayet etmiştir.

“Malıyla,  Allahü teâlâ’ya itaat eden ve malının zekâtını veren mal sahibi, kıyâmet günü serveti ile beraber gelir. (Sırat köprüsünden geçerken) her ne zaman Sırat önüne dikilirse, malı, “geç geç, zira sen Allahü Teâlâ’nın bende olan hakkını ödedin” der. Sonra da malındaki Allahü teâlâ’nın hakkını ödemeyen gelir. Malı yanında Sırat köprüsü önüne çıkınca, mal, “Yazık sana, neden Allahü teâlâ’nın bende olan hakkını ödemedin?” diye onunla alay eder durur. Tâki adam “Vay bana, ben ne yaptım” deyinceye kadar. Sırata geçip Cennete kavuşamaz”

Kaynak : Evliyalar Ansiklopedisi