Etiket arşivi: nasrettin hoca fıkraları

:) Nasrettin Hoca’ya sorarlar

“Nasrettin Hoca’ya sorarlar :
– Hocam siz evliya mısınız ?
– Evet , ben evliyayım. İsterseniz şu karşıdaki ağacı çağırayım yanıma gelsin ?…
– Tamam hocam, çağır görelim , derler.
Hoca 3 kere ağacı çağırır fakat ağaç gelmez.
– Gelmedi hocam , derler.
Hoca :
– O gelmezse biz gideriz o zaman , evliyada kibir olmaz , der .. 

***

 

:) Bal ile Sirke

Hocaya “bal ile sirke uyuşmaz” derler. Niçin uyuşmasın der ve gider yarım okka bal yer, yarım okka da sirke içer, gelir oturur. Yüzünün yemyeşil olduğunu görenler sorar:

– Bal ile sirke uyuşmadılar değil mi? Hoca hiç erkekliği elden bırakır mı?

– Yo yo onlar uyuştular da, şimdi beni aradan çıkarmaya çalışıyorlar.

:) Tokatın Cezası

Hoca, pazarda dolaşırken biri ensesine okkalı bir tokat atmış. Adamdan davacı olup, birlikte Kadı’ya gitmişler. Oysa, adam Kadı’nın akrabasıymış. Kadı;

— Bir tokatın cezası bir akçedir. Git, getir, demiş.

Adam gidiş o gidiş… Hoca da ne yapsın? Kadı’nın ensesine bir tokat indirdikten sonra;

— Kadılığını akraba hatırına kullanırsan, demiş, kötekten sen de nasibini alırsın. Getireceği bir akçeyi benim attığım bu tokadın cezası olarak sen al!

:) HOCA VE İFTAR YEMEĞİ

NASREDDİN Hoca bir köyde imamlık yapıyormuş. Tabi şimdiki gibi devletten maaş alma yok. Köylülerle belli bir meblağ üzere anlaşma yapılarak görev yerine getiriliyor. Henüz bekâr olan hocamız bazen iftara çağrılıyor bazen evde kendi imkânlarıyla hazırladığı nevale ile orucunu açıyor.
Çoğunlukla da evde iftar yaptığı için hoca yemek yap(ama)maktan perişan olmuş.
İkindi sonrası eve giderken bir kadın yanına gelir.
-Hocam Hz. İsa semaya mı yükseldi?

-Evet teyzeciğim.

-Aman Allah’ım! Yüzyıllardır gökte mi?

-Evet teyzeciğim.

Kadın biraz tuhaftır:
-İyi ama hocam, o mübarek İsa Efendimiz orada ne yer ne içer?

Nasreddin Hoca kadına bir ders vermesi gerektiğini anlar:
-A benim düşünceli teyzeciğim. Sen benim haftalardır ne yiyip içtiğimi düşünmezsin de Allah’ın, huzuruna aldığı bir peygamberin ne yediğini mi merak edersin?

:) AĞA BAŞINI EVDE UNUTMASIN.

Akşehir’in ağalarından hocanın bir ahbabı vardı. Bir gün Akşehir’e gittiği zaman onu da ziyaret etmek istedi. Ağanın konağına yaklaştığında onu pencereden başını çıkarmış etrafı seyreder gördü. Ağa da hocayı görmüştü. Onunla görüşmek ve evine almak istemediğinden başını içeri çekti. Hoca eve gelip kapıyı çaldığında kapıyı hizmetçi açtı.

Hoca merhum:

— Ağa ile görüşmek, sohbet etmek için geldim, dediğinde hizmetçi verilen talimat gereği:

— Ağa evde yok efendim. Geldiği zaman sizin geldiğinizi söylerim. Belki de sizinle görüşemediğine çok üzülecektir, dedi.

Hizmetçinin bu sözlerine hoca gülümseyerek şu cevabı verdi:

— Ağaya söyle de dışarı çıkarken bir daha başını evde unutmasın sakın!.

:) AYVA İLE HUZURA ÇIKMAK

20200601_222652_0000

Hoca merhum, bahçesinden bir sepet ayva toplamış Timur’un sarayına gidiyordu. Yolda bir ahbabı:

— Nereye böyle hoca efendi? diye sordu. Hoca:

— Timur’u ziyarete gidiyorum, dedi. Adam:

— Timur ayvayı sevmez. O en çok inciri sever, sen ona pazardan bir sepet incir götür, dedi.

Hoca merhum adamın dediğini yaptı. Bir sepet incirle Timurlenk’in huzuruna çıktı. Timur, hoca merhumun incirlerini beğenmişti. Birini yiyor, birini ise karşısında oturan hoca merhumun yüzüne çalıyordu. Timur’un bu hareketine kızmayan hoca merhum, ellerini her incir gelişinde yüzüne sürüyor ve: “

— Ya Rabbi şükürler olsun sana!, diye dua ediyordu. Timur bunun sebebini sordu. Hoca merhum:

Sultanım, ben size ayva getiriyordum. Ya bir de onlarla gelseydim şimdi benim yüzüm ne hale gelirdi. Yolda bana sizin ayva yemediğinizi söylediler de değiştirdim. Ayva ile huzurunuza gelmediğime şükrediyorum, dedi.

:) İKİLEMELİ KONUŞMA

Nasreddin Hoca sürekli ikilemeli konuşan bir arabacıya bir gün der ki:

“Efendi, benim esyalar taşınacak, gel de taşı” Arabacı,

“Neler var” diye sorar. Hoca,

“Dolap molap, yatak matak, sandalye mandalye” der. Arabacı,

“50 Akçeni alırım Hoca” der. Hoca, …

Olur” der. Arabacı esyaları taşır, Hoca adama 25 Akce verir. Adam,

“Hoca, bu paranın yarısı” der. Hoca,

“İyi ya işte, sen de esyaların yarısını taşıdın, dolabı götürdün, molap kaldı, yataği götürdün, matak kaldı“der.

:) Hoca ve Yahudi Komşusu

Hoca merhum, her akşam yatarken:
Ya Rabbi! Yüz altın isterim.. Doksandokuz olursa almam, derdi.
Hocanın bir de yahudi komşusu vardı. Her akşam hoca komşunun bu şekilde dua ettiğini duyunca denemeye karar verdi. Bir akşam yine hoca merhum duasını bitirip sonunda da:
– Ya Rabbi! 100 altın isterim, 99 olursa almam, demeye başlayınca daha evvel damın başına çıkan yahudi bacadan aşağı altınları teker teker atmaya başladı. Hoca efendi hemen ocağın başına koştu ve gelen altınları almaya
başladı. Hoca 100 altın istiyordu ama, altınların sonu 99 olunca kesildi.
Daha evvel:
— 99 olursa almam, diyen hoca:
— 99′u veren Allah 100′ü de verir, aza şükretmeyen çoğu bulamaz, dedi ve altınları keseye doldurdu.
Hocaya altınları döken yahudi sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemeye başladı. Sabah oldu, yahudi alelacele hocanın kapısını çaldı ve:
— Hocam akşam altınları bacadan ben atmıştım. Bir şaka yapayım, dedim. Bakalım hoca efendi sahiden almayacak mı diye denemek istemiştim, falan diyerek altınları geri istedi.
Hoca merhum:
— Ne münasebet canım! Sen bana Allah tarafından altın atıldığını duydun ve hemen açıkgözlük yapmak istiyorsun. Ben senden altın falan istemedim, ben Allah’tan istedim, O da verdi, deyince yahudi ne yapacağını şaşırdı, doğru kadıya varıp hoca merhumu şikâyet etti.
Nasreddin hocaya gelip:
— Mahkemeye gideceğiz, deyince, hoca:
— Giderim ama, altıma bir at, sırtıma bir kürk isterim, dedi. Yahudi
çaresiz bunları kabullenip bir at bir de kürk aldı hocaya…
Beraber kadının huzuruna çıktılar. Yahudi derdini anlattı:
— Benim paralarımı vermiyor, dedi. Kadı hoca merhuma sordu:
— Ne diyeceksin bu iddialar karşısında? diye. Hoca merhum:
— Kadı efendi, bu adam yalancının tekidir. Bana para falan vermedi. Bu adamdan korkuyorum biraz sonra dışardaki ata bile «Benimdir!» diyecektir,
dedi.
Yâhudinîn gözleri bir karış açık:
— Evet, kadı efendi. Dışardaki at da aslında benim, dedi. Hoca merhum:

Görüyorsun değil mi kadı efendi? Ben ne dedim, korkarım şu
sırtımdaki kürke bile sahip çıkabilir, «O da benimdir» diyebilir.
Bu adam

bu kadar yalancı ve düzenbazdır, dedi. Yahudi heyecanla:
O da benim kadı efendi. Ben verdim buraya gelirken onu, dedi. Hoca
Merhum:
— Ben demedim mi Kadı efendi, dedi. Kadı yahudinin haksızlığına
hükmetti. Yahudi mahkemeden eli boş döndü tabii. İkisi bir yola çıkıp
gitmeye başladılar. Hoca atta, yahudi yürüyor.
Hoca merhumun oyunu burada sona ermişti:
— Al atını, kürkünü ve paralarını. Ben senin malına sahip olacak
değilim. Fakat bundan sonra sakın kendini Allah yerine koyayım deme,

diyerek adama biraz da akıl verdi.

:) Hırsızlık Duası

Hoca Merhum bir gece evin damında bir ayak sesi duyup hırsız olduğunu anlar ve:
— Hatun geçen gece eve geldim, kapıyı o kadar çaldığım halde açmadın ben de şu duayı okudum ve ayın ışığına yapışarak yavaş yavaş bacadan girdim, der ve bir dua okur.
Hırsız Hocanın okuduğu duayı ezberler ve o da biraz sonra evdekilerin uyuduklarına kalbi kanaat getirince duayı okuyarak kendisini bacadan aşağı koyverir. Bir de bakarki kımıldar hali kalmamış, hurdahaş olmuş. Hoca Merhum hemen seğirtip:
— Hanım hırsızı yakaladım, çabuk ip getir diye bağırınca hırsız:
— Efendi kendini boşuna yorma, o dua sende, bu akıl bende olduğu müddetçe ben senin elinden nasıl olsa kurtulamam, der.

:) HAYALİN KOKUSU

Hoca’nın canı şöyle bir tarhana çorbası çekmiş. Başlamış ağzı sulana sulana hayal kurmaya. O sırada kapı çalınmış ve komşunun oğlu:
– Hocam, annem hasta, bir tas çorba istiyor, demiş.
Hoca,söylenmiş kendi kendine:
– Hey Allah’ım,bizim komşular hayalin bile kokusunu alıyor demiş……..

:) BOĞAZINA ATEŞ DÜŞTÜĞÜ ZAMAN

Nasreddin Hoca’nın evine tüccar arkadaşı misafir olmuş.Hoca ona mantı pişirip getirmiş. Arkadaşı acele edip mantıyı hemen ağzına atınca boğazı yanmış. Boğazının yandığını belli etmemek için başını tavana doğru dikmiş ve yanmanın etkisi gidince de başını tavandan indirmeyip sormuş :
-Hocam bu tavanı ne zaman yaptınız. ?
Hoca hemen :
-Boğazına ateş düştüğü zaman, demiş.

:) DÜNYANIN DENGESİ

  Hoca’nın, her sorunun altından kalktığını duyan bir adam:
– Benim soruma bir cevap bulamaz, diye öğünür.
Günlerden bir gün yolda karşılaşırlar. Adam sorar :
– Hocam der, söyler misin, sabah olupda insanlar evlerinden çıkınca ne diye hep aynı yöne gitmezler de kimi o yana, kimi bu yana gider?
Hoca hemen cevabını verir sorunun:
Yahu efendi der, herkes aynı yöne gidecek olursa dünyanın dengesi bozulurdu