Archive for the ‘MUHTELİF KONULAR’ Category

AHİRETTE ÖZÜR VE BAHANE YOKTUR 

Güzelliğinden dolayı günaha bulaşan güzel bir kadını, kıyamet günü getirdiklerinde: “Neden günah işledin?” diye soracaklar. Cevaben diyecektir: “Yâ Rabbi, beni güzel yarattın, bu yüzden günah işledim!” Bu sırada Allahü teala, Hazret-i Meryem’i getirmelerini emredecektir. O kadına: “Sen mi daha güzelsin yoksa bu mu? Biz onu daha güzel yarattık ama o güzelliğinden dolayı aldanıp günaha düşmedi!” denilecektir.

Daha sonra yakışıklığından dolayı günaha düşen yakışıklı bir erkeği sorguya çektiklerinde: “Neden günaha düştün?” diye soracaklardır. O cevaben şöyle diyecektir: “Yâ Rabbi, beni yakışıklı yarattın; bundan dolayı kadınlar bana yöneldi, ben de aldanarak günaha düştüm!” Bu sırada Yusuf aleyhisselamı getirerek ona: “Sen mi daha yakışıklısın yoksa Yusuf mu? Biz ona cemal ve güzellik verdik ama o aldanarak günaha düşmedi!” denilecektir.

Daha sonra bela ve sıkıntılarından dolayı isyan ederek günaha düşen birisini getirecekler. “Neden isyan ederek günaha düştün?” dediklerinde şöyle diyecek: “Yâ Rabbi, bana şiddetli bela, musibet ve sıkıntılar verdin, bu yüzden isyan ederek günaha düştüm” Bu sırada Eyyub aleyhisselamı getirerek o adama şöyle denilecek: “Senin belan mı daha şiddetli idi yoksa Eyyub’un mu? Halbuki biz onu şiddetli belaya uğrattık ama o isyan ederek günaha düşmedi” denilecektir.
İşte böylece özür ve bahane yolu günahkârlara kapanmış olacaktır.

 

Reklamlar

İhlas ve Riya

ihlas

“Ben insanları ve cinleri ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım.” (Zariyat suresi 56.ayet) buyuruyor. Yüce Rabbimiz böyle buyurduğuna göre, her mü’min yaradılış gâyesine münâsib olarak hareket etmelidir.

Bu sebeple, üzerine düşen dini vazîfeleri, her türlü ibâdât-ü tâatı elinden geldiği, gücünün yettiği nisbette ve hassasiyetle yerine getirmeye çalışmalıdır. Bütün bunları yaparken de dikkat etmesi gereken en mühim hususlardan biri;her türlü söz, amel ve fiillerinde riyâ dan(yani gösterişten)son derece kaçınmak ve mümkün olduğu nisbette ihlâs ve samimiyet ile yapmaya gayret göstermektir. Öyle ise ihlâs nedir?

İhlâs; yaptığımız her türlü ibâdeti ve hizmeti sadece Allah(cc)’ın rızâsını kazanmak gâyesiyle yapmak, herhangi bir dünyevî menfaat beklememek ve başkalarının gözüne gözükmek için yapmamaktır. Bunun aksi ise riyâdır. Yani yaradanının rızâsını talep için yapması icâb eden ibâdeti, itaatı, hizmeti, başka bir menfaat için yapmaya riyâ denir, samimiyetsizlik denir.

Riyâ ise gizli şirktir. Şirk ise insanı küfre götürür.

Hadîs-i Şerifte  beyan edildiğine göre; Fahr-i Kâinât (sas)Efendimiz ;

Ey insanlar, gizli şirkten sakının” buyurdular. Ashâb: “Gizli şirk nedir Ya Resulallah?” dediler. Resûlüllah Efendimiz: “Bir adam kalkar da namaz kılar, namazını insanların gözüne girmek için güzel kılarsa, bu gizli şirktir.” buyurdular.

( Diğer bir hadîs-i şerîfde Resûlüllah (sav): “Kim âhiret işine karşılık dünyâ isterse yüzü değişir, (adı) anılmaz ve ismi ateş içinde tesbit olunur.” buyurmaktadırlar.)

Nitekim bir Hadîs-i Kudsîde Cenâb-ı Hakk:

“Ben , ortaklıktan en müstağnî olanıyım. Kim benim için bir iş yapar da başkasını ona ortak kılarsa ben ondan uzağım.

O iş (benim için değil) ortak içindir.” buyurmaktadır.

Bir diğer Hadîs-i Kudsîde de:

“İhlâs benim sırlarımdan bir sırdır. Onu ancak sevdiğim kulların kalbine koyarım.” buyurmaktadır.

Öyle ise; şuur ve idrak sâhibi her mü’mine düşen vazîfe, ihlâslı bir kul olmaya çalışmak, riyâdan azamî derecede kaçınmaktır.

Ancak ihlâs sahibi olmak o kadar kolay bir iş değildir.

Hadisi kutsi’de müjdelendiği üzere, Cenabı Hakkın kalbimize ihlası lütfetmesi  için ibadet, gayret, dua ile beraber; devamlı nefis ile mücâdele etmek, onu dizginlemeye çalışmak îcâb eder.

(Evliyâullahdan bir zât (Cüneydi Bağdadi hz.)şöyle buyuruyor:

“Dünyada en aziz şey ihlâstır. Çünkü kalbimden riyâyı atmak için ne kadar uğraştımsa o başka bir renkte gene yeşerdi.”)

(Büyüklerden Sehl b. Abdullâh’a: “Nefse en zor gelen şey nedir?” diye sormuşlar. Cevâben: “İhlâstır; çünkü ihlâsta nefis için bir nasîb yoktur.” demiştir. Ama riyâda ise nefs ve şeytânın emellerine hizmet vardır.

İnsan dünya menfaatini ibâdetine gâye edinirse, hem dünyada hem de âhirette hüsrâna uğrar. Dünyâ ve âhiretin her türlü izzet ve kemâli Allâh(cc)’a mahsustur. Hakîki mülk sahibi odur. Öyle ise ibâdet yalnız onun rızâsı için yapılır.)

Bir hadisi şerifte şöyle buyruluyor: “Kim halis ve muhlis olarak La ilahe illallah derse cennete girer.” bu hadis-i şerifin izahını bir büyük İslam âlimi şöyle yapmışlardır:

“Hâlis; i’tikatta ehl-i sünnet üzere olup şirk ve nifak gibi kalbi afetlerden pâk olmak demektir. Muhlis ise; amelde ihlâs üzere olup hulûs-i kalb ile kulluk yapmaya derler”

İhlâsı da şu şekilde tarif etmişlerdir:

“İhlâs;  bir mazarrattan (yani zarardan) korkmadan ve bir menfaat beklemeden yalnız Allah rızası için çalışıp (…Allah yolunda hizmet etme…) sırrına mazhar olmaktır ki, işte bu kimse hem sekerât-ı mevt geçidini, (yani en zorlu ölüm geçidini) hem mîzân ve hem de sırâtı kolayca geçerek cennet ve cemâl-i ilâhî ile müşerref olacak  hakiki bir kuldur.”

Bir hadis-i şerifte:

“Kim kırk gün Allah(cc) için ihlâs (ile kulluk) yaparsa, kalbindeki hikmet çeşmeleri dilinin üzerinde belirip akmaya başlar.”

Misafir ne getirir ne götürür?

gunes-manzaraaa1Bir gün Peygamber Efendimize bir Sahabi eşinden şikayete gelir.

“Benim eşim misafiri sevmiyor. Bana ne gibi tavsiyede bulunursunuz?” der.

Efendimiz ( sav );

“Yarın size misafir olacağım. Eşin, ben içeri girerken de baksın ,çıkarken de baksın der.”

Sahabi  eşine efendimizin geleceğini müjdeler. Eşi çok sevinir . Yalnız dışarıdan içeri girerkende çıkarkende  bakmasını söyler ve hazırlıklarını yapar . Ertesi gün  olur. Efendimiz ( sav ) gelirken Pencereden bakınca ne görsün ki! Efendimiz gümüşten tepsi içinde, cennetten çeşit çeşit yiyecekleri de beraberinde getirmiş.

Efendimiz’i bir sevinç içinde ağırladıktan, sonra Efendimiz yola koyulmuş. Sahabenin eşi tekrar pencereden bakmış. Birde ne görsün ki! Getirdiği tepsinin içinde yılanlar çıyanlar akrepler böcekler doldurmuş geri gidiyor. Hemen eşine seslenmiş. Korku içinde anlatmış. Eşi koşarak Efendimizin yanına sormaya gitmiş. Peygamber ( sav) bu durum karşısında;

” Eşine anlat. Misafirin güzelliği, yiyeceklerle ikramlarla bereketle gelir ve  evden giderken bütün kötülükleri alır ve götürür .

Tepside  gördüğü kötülükler, günahlar kavgalar dövüşler böcekler yılanlar çiyanlar  misafir ile  çıkar ve gider eve huzur  ve bereket  gelir. Misafir gelmeyen eve  kavga, dövüş ,huzursuzluk  ve bereketsizlik , fakirlik baş gösterir.”

Kaynak : http://www.istiklal.com.tr/foto-galeri/benim-esim-misafiri-sevmiyor/69604

***

Mecusi Neden İmana Geldi?

Dünyada Yapılan İyiliklerin Dünyadaki Karşılığı Bire Ondur

Afet ve belalar hangi sebeble gelir?

yusufsuresi86

Aldanma dünyaya, fânî cihandır bu;

Kendi âşikâr, ateşi gizli külhandır bu;

Giden geri gelmez, iki kapılı handır bu;

İnsafı terk eyleme makâmı imtihandır bu!

***

DÜNYAYA DEĞER VERİLMEZ

Akıllılar; kötülüğü defetmek ve iyiliği elde etmek için, dünya pisliğine, mevkî, mal ve geçici şöhretine muhabbet etmediler.

Hikmet Sâhipleri  dünyayı yedi şeye benzettiler:

1- Kandırmayan tuzlu su,

2- Kararı olmayan bulut gölgesi,

3- Mazarratı  olan faydası olmayan yıldırım,

4- Yağmursuz yaz bulutu,

5- Yazın bitmesiyle kuruyup yok olan otlar ve çimenlikler,

6- Uyuyan adamın ihtilam olması,

7- İçerken hoş gelen zehirli şerbet.

Kezâ: “Dünya; karışık rüyâ, sevinci bulut gölgesi, hâdiseleri ok, arzûları zehir, fitne ve belâları yıkıcı dalgalar gibidir” denilmiş.

*Dünyada selâmet aramak, akrep yuvası üzerine çadır kurmaya benzer.”

Nasihatten anlamayıp dünya düşkünlüğünden vazgeçmeyene Cenâb-ı Hak, İlâhî hikmet ve rahmet îcâbı dünyayı terk etmesi için bir takım musîbetler ve hastalıklar verir.

Büyükler: “Musîbetler, Hakk’a dâvet, Nûra hidâyet içindir” dediler.

* “Âfet ve belâların zuhûrunda ‘Hakîm’ ism-i şerîfinin îcâbı hikmet, kullar için de büyük maslahat vardır. Âfet ve belâların zuhûru, itâata dâvet hikmetine bağlıdır. Cenâb-ı Hak, istîdâdını kaybetmeyen kullarını itâata dönsünler diye bir takım âfet ve belâlarla îkaz eder. İşledikleri günahların bir kısmının acısını bu dünyada tattırır.

Âfet ve belâlar üç sebepten gelir:

 1-Belâ, insana itâat hâlinde gelir de itâata devam ederse, hayır, rütbe ve derecedir.

 2-Gaflet halinde iken gelir de uyanırsa, îkaz ve mağfirettir.

 3-İsyan halinde iken gelir de o halden dönerse, af ve mağfiret, isyana devam ederse cezâdır.

Devamlı isyanda olup da belâ gelmeyenler, Firavun gibi istidracla dünyayı toplar, âhirette ise ebedî cehennemi boylarlar.

Âfet ve belâlardan kurtulmanın yolu, kulluk ve ibâdettir.”

*Dünyanın en güzel eşyası hüzün ve kederdir. Bu sofranın hazmı kolay nimeti, belâ ve musîbettir; sabredilirse kerâmetlere sebep olur. Öyle ki, acı şeyler ona kılıf yapılmış. Onun tadını saâdet ehli olanlar bilir, acıyı şeker gibi yerler.

Dünyaya rağbet etmeyenler, Mevlâ’dan gelen her hükme râzî olurlar. (M.İ.R.K.S.)

Cenâb-ı Hakk’ın, mü’minlere, sevabı âhirette vermesinin iki hikmeti vardır:

1- Kullarına ihsan etmeyi murat ettiği nîmetlerin dünyaya sığmayışıdır. Âhirette, en aşağı derecede olan mü’mine dünyanın on misli cennet ihsan edileceği hadîs-i şerifle bildirilmiştir.

2- Hay ve Bâkî olan Cenâb-ı Hak, ihsanını dâimî olan Âlem-i Âhirette verecektir.

*Rasûlüllah Efendimiz S.A.V.:

– “Size verilenle sevinip şımarmayın, elinizden çıkınca da tasalanmayın” buyurmuştur.

Yahyâ bin Muaz Hz: “Dünya bir gelin, onu arayan da tarakçısı… Tarakçı onu güzelleştirmek ister… Fakat zâhid, onun yüzünü tırmalar, saçlarını yolar, elbisesini yırtar… Ârif ise, ona hiç bakmaz; zikrullah ile meşgul olur.”

Fudayl K.S.: “Allahü Teâlâ bütün kötülükleri bir evde topladı, onun anahtarını dünya sevgisi kıldı. Bütün iyilikleri de bir evde topladı, bu evin anahtarını da ‘Zâhitlik’ kıldı.”

Kaynak : http://www.incemeseleler.com/ince-risaleler/1512-29-risale-dunya.html

İslamda Kardeşlik ve Muhabbet

Yüce Mevla’mız iman şerefini bahşettiği kullarını kardeş kılmış ve kardeşliğide sevgi ve muhabbetle kuvvetlendirmiştir.

Bu muhabbet Hz. Allah’ın kullarına bir hediyesidir ve yalnız ondan gelir.

Yüce Mevla’mız Bu muhabbeti bizlere ikram ettiği gibi korunması hususunda da vazifeler yüklemiştir.

Din kardeşlerinin kendi aralarındaki  muhabbete zarar verecek; kibir,gurur, kin, kıskançlık, gıybet gibi hususlar yasaklanmış, tam tersi; tevazu, cömertlik, ikram, selamlaşma, yardımlaşma  gibi muhabbeti pekiştirecek güzellikler de daima teşvik edilmiştir.

Hadisi Şerifte kardeşliğin bazı gerekleri şöyle ifade ediliyor:

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz; onu tahkir etmez.“(Sonra üç defa kalbine işaret ederek,şöyle buyurdular)Takva şuradadır.  Müslüman kardeşini hakir görmesi kişiye kötülük olarak yeter. Her Müslüman’ın namusu, kanı, malı ve haysiyeti Müslüman’a haramdır.(Müslim, “Birr”, 32)

Din kardeşliğinin Allah tarafından bizlere ihsan edilmiş bir nimet oluşu, Ali İmran suresinin 103. ayeti kerimesinde de şöyle hatırlatılır:

“(Ey Müminler!)Hep birlikte Allah’ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün.

Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de; O, kalplerinizi birleştirmişti.

 İşte O’nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.

 Ve siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı.

 İşte Allah, size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.” 

Bu ayeti kerime tarih boyunca bütün Müslümanlara; din kardeşliğinin ve muhabbetin kıymetini hatırlatmakta ve cahiliye döneminde olduğu gibi fitneden, tefrikadan, düşmanlıktan bizleri sakındırmaktadır.

Ayrılık ve tefrikadan bizleri koruyacak, muhabbetle birbirimize kenetleyecek ve Cenabı Hakkın üzerimizdeki maddi ve manevi nimetlerinin devamına vesile olacak şey ise, ayeti kerimede ifade buyrulduğu üzere Allah’ın sapasağlam ipi, Kur’an-ı Kerim ve Resulünün sünnetleridir.

Resulullah  (sas) Efendimiz de ümmetine şu haberleri verdiler:

“(Ey ümmet ve ashabım !) Muhakkak ki ileride karanlık gece parçaları gibi fitneler olacaktır.”

“Ey Allah’ın Resûlü ondan kurtuluş nasıl olur?” denildi. Buyurdu ki:

“Yüce Allah’ın kitabı ile. Devamla şöyle buyurdular;

Onda, sizden öncekilerin haberleri, sizden sonrakilerin haberleri ve sizinle ilgili hükümler vardır.

 O bir eğlence vasıtası değildir. Hak ile bâtılı ayıran bir kelâmdır.

Onu kibirlenerek terk edenin Allah belini kırar. Kim doğru yolu ondan başkasında ararsa Allah onu sapıklığa düşürür. O Allah’ın sapasağlam ipidir ve apaçık nurudur..Hikmet dolu Kur’an’dır, dosdoğru yoldur. Nefsânî arzuların sapıtmasından, fikirlerin dağılmasından koruyacak yegâne sebep odur. Âlimler ona doymazlar, Takva sahipleri (Allah’tan korkarak günahtan sakınanlar) ondan usanmazlar. Onun ilmini bilen ilerler, onunla amel eden sevap kazanır. Onunla hükmeden adaletli olur. Ona sımsıkı sarılan doğru yolu bulur.” (Ahmed bin Hanbel, Müsned,1,91, Elmalılı Tefsiri C. 1,223)

Bir Hadisi şerifte şöyle buyrulur:

1hadisCenabı Hak gazab etmez. Ama bir de gazap edince yerde ve gökte ne kadar melek varsa korkudan tesbihe başlarlar. Fakat onun gazabını hiçbir şey söndüremez. Ama ne zaman ki yer yüzünde iki sabi yavru Kur’an-ı Kerim okumaya başlarsa işte o zaman Allah’ın gazabı söner ve yer yüzünü Allah’ın rahmeti kaplayıverir.” (Râmuz el ehadis,1261)        

 

 

figur 

Bizleri yoktan var eden, mahlukatın şereflisi kılan ve en büyük nimet olarak, iman ve hidayeti ihsan eden Rabbimiz,kendi halimize bırakmayıp bizi kardeş kılmış veMüminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete eresiniz.”(Hucurat 10) buyurarak,

lütfettiği bu kardeşliği de korumayı emretmiştir.

Allahımızın lütfü olan bu Din kardeşliği, nesep kardeşliğinden daha güçlüdür. Çünkü din kardeşi olanlar, hem dünyada hem de ahirette birbirlerine faydalı olurlar.

Fakat aralarında din bağı olmayan nesep kardeşleri ahirette birlikte olamazlar.

Kardeşliği muhafaza etmede hepimizin üzerine düşen sorumluluklar ve vazifeler vardır. Bunları yerine getirmeye çalışmak, Allahın rızasına yaklaşmaktır. Bunlara gereken dikkati göstermemek, sorumsuzca bu nimeti heba etmek ise şeytan-ı Aleyilla’ne’nin peşinden gitmektir ki o vebalin altından kalkılmaz.

Nitekim; Bakara suresinin 208.ayeti kerime’sinde şöyle buyuruyor:

 “Ey iman edenler! Hep birlikte barışa, selamete dahil olun. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.”

bos resim Rasülullah (s.a.v) Efendimizde Hadis-i Şerifte;  “Müslüman elinden ve dilinden başkalarının emin olduğu kimsedir[Tirmizî,] ifadelerini kullanmış, insanlara zarar vermeyi ve zulmetmeyi yasaklayıp, merhametli olmayı emretmiş;“İnsanlara merhamet etmeyene Allah’ta merhamet etmez buyurmuşlardır. (Riyazüssalihin,1/27.H.No.225)

Hz. Ali (k.v.) den rivayet edilen bir Hadis-i Şerifte şöyle buyrulur:

 “Müslüman’ın Müslüman üzerinde 30 hakkı vardır ki, ondan kurtuluş ancak o hakkın yerine getirilmesi veya Müslüman’ın bağışlaması ile mümkündür”.  Bu haklardan bazıları şunlardır:

Müslüman; din kardeşinin hatasını affeder, ayıbını örter, özrünü kabul eder, düştüğü zaman onu kaldırır, gıybetinin yapılmasına mani olur, ona nasihat etmeyi sürdürür, dostluğunu muhafaza eder, hasta olduğu zaman ziyaret eder, cenazesinde hazır bulunur, davetine icabet eder, selamını alır….”

İslam tarihi, din kardeşliğinin, merhametin imrendiren örnekleriyle doludur.

Sırf din uğruna yurtlarını, mülklerini, servetlerini bırakıp Mekke-i Mükerreme’ den Medine-i Münevvere’ye hicret eden ashabı kirama Medineli Müslümanların kucak açması; evlerini barklarını, mallarını mülklerini yutkunmadan onlarla paylaşmaları birbirlerinde adeta fani olmaları,

bütün Müslümanlar için eşsiz örneklerdir.

Tarih boyunca Müslümanlar, hususi ile ecdadımız; Ashab-ı Kiramın gösterdiği güzel kardeşlik örneklerini kendilerine numune alarak onların yolunda ilerlemişler, geçici dünya heveslerini terk edip,bunun yerine ahret sermayesi olacak güzellikler peşinde koşmuşlar,bu vesile ile bizlere miras olarak muhteşem bir medeniyet bırakmışlardır.

 

(Abdullah bin Ömer (r.a)şöyle buyurur:

 “Allaha yemin ederim. Eğer ben hiç bozmadan bütün gün oruçlu olsam, hiç uyumadan bütün geceyi ibadetle ihya edip, malımı Allah yolunda infak etsem bile; öleceğim gün kalbimde Allah’a itaat edenlere karşı sevgi, Allah a isyan edenlere karşı buğz yoksa benim bütün yaptıklarımın bana zerre kadar menfaati yoktur.”)

Bir Hadis-i Şerifde Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki:

“Birbirinize buğz etmeyiniz, birbirinize haset etmeyiniz, birbirinize sırtınızı dönmeyiniz, birbirinizle alakayı kesmeyiniz. Bazınız bazınızın gıybetini yapmasın.  Ey Allah’ın kulları, kardeşler olunuz!.. (Buhârî, Edeb, 57, 58)

Sıla-i Rahim(Akraba Ziyateti)

Ebu’l-Leys Semerkandî (rh.) şöyle buyurdu:

Bir kişi akrabalarının yakınında ikamet ediyorsa, hem hediye ile ve hem de ziyaret ile sıla-i rahimde bulunmalı, onlarla alakadar olmalıdır. 

Eğer hediye götürmeye imkânı olmazsa ziyaret ederek ve ihtiyaç duydukları işlerde onlara yardımcı olarak alakadar olmalıdır. 

Şayet uzak bir yerde ikamet ediyorsa mektup göndermeli, (telefon vs. yollarla görüşmeli)dir. Eğer gücü yeterse ziyaret etmesi daha iyidir.

Sıla-i rahimde on güzellik vardır:

1- Sıla-i rahimde Allâhü Teâlâ’nın rızası vardır. Zira Allâhü Teâlâ sıla-i rahim yapılmasını emretmiştir.

2- Ziyaret, akrabaları sevindirir. Nitekim hadîs-i şerîfte “Amellerin en faziletlisi mü’mini sevindirmektir.” buyrulmuştur.

3- Melekler de sevinirler, 

4- Sıla-i rahimde bulunan kişiyi Müslümanlar takdir edip överler,

5- İblis aleyhilla’ne gam ve kedere boğulur, üzülür,

6- Ömrü ziyadeleşir,

7- Rızkında bereket olur,

8- Vefat eden babalar ve dedelerin ruhları da bu ziyaretten dolayı sevinirler,

9- Sevgi ve muhabbetin artmasına sebep olur. Çünkü başına üzücü veya sevindirici bir şey gelse yakınları toplanırlar ve kendisine yardımcı olurlar. Böylece aralarında sevgi ve muhabbet artar.

10- Öldükten sonra da sevab elde eder. Çünkü akrabaları, onun kendilerine yaptığı iyiliği her ne zaman hatırlasalar ona duâ ederler. (Tenbîhü’l-Gâfilîn)

Çocuk Eğitiminde Helal ve Haram Lokmanın Etkisi

www

Üç aylık çocuğunu kucağına alarak Resulullah’a (s.a.v.) gelen ve onu nasıl eğiteceğini soran bir sahabeye Kainatın En Değerli Varlığı (s.a.v.) ‘‘Çok geç kalmışsın; eğitim anne karnında başlar’’ buyuruyor. Bugün genetik bilimi de ispat ediyor ki; anne ve babanın yediği yiyecekler, ana rahmindeki embriyoyu sadece fiziksel yönden değil aynı zamanda ruhsal ve duygusal yönden de beslemektedir. Anne, haram yoldan kazanılan ve yenilmesi dinimizde yasak olan katkılı yiyeceklerle, sigara, alkol ve uyuşturucu gibi haram ve vücuda zararlı maddelerle anne sütünün mucizevi içeriğini bozduğunu bilmeli, yediği ve içtiği gıda maddelerine çok dikkat etmeli, helâl ve temiz gıdalarla beslenmelidir. Zira hamilelikte annenin üzüntüsünü dahi hisseden bir bebeğin Allah’ın yasakladığı haram gıdalardan zarar görmemesi düşünülemez.
Sahabelerden biri birkaç gün sabah namazını kılıp, hiç kimseyi beklemeden mescidi terk eder. Bunu fark eden Efendimiz (sav), o sahabeyi huzuruna çağırarak neden böyle yaptığını sorar. Sahabe efendimizin cevabı şu olmuştur:
-“Ya Rasûlallah! Evde küçük çocuklarım var. Komşumuzun bahçesinde dalları benim evimin avlusuna sarkan bir hurma ağacı vardır. Bu ağacın olgunlaşan meyveleri gece benim bahçeme dökülüyor. Çocuklar sabah erken kalkıp, komşuma ait bu hurmaları yerler endişesiyle çocuklar daha uyanmadan gidip onları toplayıp komşuma iade ediyorum. Çocuklarımın midesine haram lokma girmesini istemiyorum.”
O zamanın haram lokması komşu bahçesinden izinsiz alınan bir meyve iken bizim imtihanımız da içi kirlendikçe dışı süslenen albenili hazır gıdalar olmuştur. Peki biz; bitten yengeç ayaklarına, kandan, insan saçına, domuzun midesinden kılına varıncaya kadar üretilen 3500 katkı maddesinden çocuklarımızı korumaya çalışırken o sahabe efendimizle aynı hassasiyeti gösterebiliyor muyuz? Mesela en son ne zaman, çocuğumuza aldığımız bir gıdanın içeriğinde şüpheli ve hatta haram madde var mı yok mu diye sorguladık? Ya da “çocuğum yemeği beğenmeyip aç kaldı” diye endişelendiğimiz kadar “çocuğum helal besleniyor mu” diye endişelendik mi?
Bir bebek, annesi olmayan herhangi bir kadından yaklaşık bir su bardağı kadar süt emdiği zaman onu dokuz ay karnında taşımış gibi annesi kabul ediliyor. Süt annesi olmuş oluyor ve gerçek annesi ile hiçbir farkı olmuyor. Bir bardak anne sütü, genlerimizden yaratılmamış ve doğurmadığımız halde doğurmuş gibi anne-evlatlık bağı kurduğuna göre gıdanın bizim için değeri bu kadar önemlidir. Dolayısıyla, Allah’ın yasaklamış olduğu haram katkılı bir gıdayı, “küçücük bir çikolatadan ya da şekerden ne olacak ki” diye önemsemeyip geçiştirebilir miyiz?
Bilmeliyiz ki, haramlar artık önümüze domuz pirzolası olarak değil domuz jelibonu olarak geliyor. Çocuklarımızın midelerini bu jelatinli jelibonlar, alkollü meyvesuları, nasıl kesildiği ve ne eti olduğu belli olmayan salam, sosis, nuggetlarla  doldururken Musab bin Umeyr’ler, Sultan Fatih’ler, Selahaddin-i Eyyubiler yetiştirme hayali kuruyoruz. Şu tabloyu bir hayal edin: Akşamüzeri, bir süpermarkette yavaş ilerleyen kasa kuyruğundasınız. Çocuğunuz ısrarla şüpheli şeker ve çikolatalardan istiyor ve sizin sabrınız azalmaya başlıyor. Sonunda çaresizce onun en sevdiği kırmızı şekerlemeyi ona alıyorsunuz. Malesef siz çocuğunuzun daha da sakinleşmesini beklerken, onun davranışları daha da kötüye gidiyor. Çünkü şekerlemelerin, doğal olmayan içeceklerin, keklerin, cipslerin, dondurmaların ve çocukların sevdiği bazı hazır gıdaların içeriğinde çeşitli yan etkileri bulunan yapay boyalar, yapay aromalar ve zararlı katkılar vardır. Bu katkılı gıdaları tüketmek, çocuklarda hiperaktivite, öfke nöbeti, huzurluzsuk, huzursuz uyku, öğrenme güçlükleri, zeka seviyelerinde düşüş ve birçok sağlık problemlerine neden olabilir. İmam Gazâlî, “Çocuğun şirret olmasının kaynağı haram yemektir.” diyerek haram gıdaların çocuklar üzerindeki etkisini yüzyıllar öncesinden dile getirmiştir. Çocuğunun haylazlığını önce yediklerinde ve hamilelikte annenin boğazından haram lokma geçip geçmediğinde arayan bir geçmişin, sebepleri hep başkasına atan geleceği  olduk farkında mısınız? “Bu çocuk neden bu hale geldi?” sorusunun cevabı ilkin onun boğazından geçen lokmalarda aranmalıdır.
mideGünümüzde adeta bir gıda çöplüğünde yaşıyoruz. Bir doktor veya gıda mühendisiyle herhangi bir marketi gezip “5 yaşındaki çocuğuma maddi ve manevi zarar vermeyecek bir gıda gösterebilir misiniz” desek marketten elimiz boş çıkacak duruma geldik. Gıdaların üzerinde neredeyse “bunu yersen öleceksin” yazacak ama çocuklarımız o gıdaları yiyor, bizler de yemelerine göz yumuyoruz, hatta ödül niyetine biz yediriyoruz. Çocuklarımızın canı bize emanet ve imtihanken onları bu haram ve zararlı katkılı gıdalardan korumak her ailenin vazifesidir.
Çocuklarımızı, çocukluk döneminde, özellikle gıdada helal haram kavramları ile tanıştırmamız gerekirken, bu çok önemli vazifeyi yerine getiremiyoruz. Teflon tavayı metal çataldan koruduğumuz kadar çocuklarımızı şüpheli gıdalardan koruyamıyoruz. Kolayımıza geldiğinden araştırmadığımız hatta bile bile yedirdiğimiz haram ne varsa, emanete ihanet demek. Zahmet edip sütlaç yapmadığımız için, kek yapmaya üşendiğimiz için içinde ne olduğunu bilmediğimiz gofretleri, cipsleri yiyor çocuklarımız. Şöyle mis gibi ıspanaklı bir börek yapıp, çantasına koymadığımız için, hamburger bağımlısı oldular.
Altın günü toplantılarımızda arkadaşlarımıza hava atacağız diye envai çeşit pasta börekler yaparken en değerli varlığımıza beslenme hazırlamıyor, cebine harçlık sıkıştırıp okul kantinlerinin hazır gıdalarına mahkum ediyoruz. Şüpheli ve hatta haram katkılı çikolata, pasta ve keklerle çocuklarımızın gözlerini doyurmaya çalışıyoruz. Oysa bu dünyada göz doymaz. Mideyi de ancak helal doyurur. Dolayısıyla evde başımızı televizyondan kaldırıp şöyle en helalinden ve en sağlıklısından yiyecekler hazırlamadıkça çocuklarımızı bu gıda teröründen kurtaramayacağız. Dışarıdaki süslü ve sağlıksız ürünlerin sağlıklı ve nefis alternatifleri gerçekten var. Yeter ki biz, ayaklarına Cennet serilmiş anneler olarak Cennetin yatarak veya televizyon izleyerek kazanılamayacağını bilip kendimizi ve neslimizi düşünüp, üşenmeyelim, araştıralım ve mutfaklarımıza girelim! Her işimizi bir kenara bırakıp acilen “mutfaklarımızın kurtarılması” toplantıları yapalım. Haydi sağlıklı ve İslam ahlakı ile ahlaklanmış nesiller
alimHaydi sağlıklı ve İslam ahlakı ile ahlaklanmış nesiller yetiştirmek isteyen hanımlar, mutfağa! Sabreden, sebat eden, yılmayan, yorulmayan, üşenmeyen, asrının gerektirdiği cihadı yapan, doğurduklarının örneği olan, ayaklarına cennetlerin serildiği anneler siz bu merhûm ümmetin umudusunuz. Siz kalkarsanız ayağa, yeni nesiller sıra dağlar gibi dizilecek cihat meydanlarına.
Kalkın be anneler, kalkın artık!