Etiket arşivi: (Zümer suresi 9)

EN GÜZEL MEŞGULİYET

Hepimizin bildiği gibi bütün dünyayı, sayısız nimetleri ile emrimize veren
Rabbimiz, bizlerden de kendi zatını tanıyıp kulluk etmemizi istemiştir.
Bunu yapabilmek için de kulluk vecibelerimizi iyi bilmek gerekir.
Nitekim ister dini, isterse dünyevi hususlar osun, bilinmeyen bir şeyin sağlıklı icrası mümkün değildir.
Nasıl ki hepimiz; dünyalık elde ettiğimiz, para kazandığımız mesleğimizle ilgili mevzuları ne pahasına olursa olsun bütün yönleri ile öğrenmeye, eksik bir şey
bırakmamaya çalışırız; bunu gibi, ebedi hayatımız için de adına ilmihal
dediğimiz; inanç, ibadetler ve muamelat yani yaşayışa ait zaruri dini bilgileri
öğrenmeli, bu hususta daima gayret içerisinde olmalıyız.
Bunları öğrenmek farz olduğu için, sevabı da o nisbette büyüktür.
İhmal etmek ise, kulluk vazifemizi hafife almaktır ki büyük bir vebaldir.
Öyle ki Dini mevzularda bilgisizlik, bizi dünya ve ahret hüsrana götürür de
farkında bile olmayız. Bilmemiş olmak mazeret değildir.
Mesela; kanunen suç işleyen bir kişinin kanunu bilmemesi mazeret değilse, dini
hususlar da böyledir. Ayeti kerimede şöyle buyrulur:
“Ey Habibim de ki: «Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?»
Ancak temiz akıl sahibi olanlar bunları hakkıyla düşünüp anlar.”(Zümer suresi 9)

İçerisinde yetiştiğimiz, belki anne ve babalarımızın bile yetiştikleri dönemler;
Yüce Kitabımızın, Aziz dinimizin layığı ile öğrenildiği, öğretildiği devirler değildi.
Bu gün belki pek çoğumuz yetersiz, kulaktan dolma bilgilerin ötesinde sağlam
dini bilgilere sahip değiliz.
Hatta okumuş kariyer sahibi olmuş pek çok insanımızın bile, dini hususlarda
hurafelerden öteye geçemediklerine zaman zaman şahit olmaktayız.
Öte yandan türlü bozuk inanç ve fikir sahipleri, her türlü medyayı kullanarak;
başta Ehli sünnet ve’l cemaat inancı olmak üzere, mukaddesatımız ve manevi
hayatımız üzerinde yıkıcı çalışmalarına devam ediyorlar.
Öncelikle, Kuran ve sünnetin ışığında bizlere dini hayatımızı öğretip yön veren
mezheplerimize daha sonra Sevgili peygamberimiz (sas) efendimizin
sünnetlerine, sonra da hiç çekinmeden Yüce kitabımız Kur’an-ı Azimüşşana
saldırıp onun ayetleri üzerinde şüphe oluşturmaya çalışanları esefle görmekteyiz
Bunlar, Rabbimizin himayesinde olan Kur’an ve Sünnete zarar veremezler.
Hatta iyi bir dini eğitime sahip her Müslüman bunlardan korunabilir.

Ancak, bizim insanımızın çoğu nesiller boyu köklü bir dini eğitimden mahrum
bırakıldığı için bunlardan olumsuz etkilenmekte, bazıları da tamamen savrulup
inancını bile kaybedip boşluğa, ebedi felakete sürüklenmektedir.
Bu fitnenin bir tezahürü olarak son zamanlarda; deizm-yani sadece bir
yaratıcının varlığına inanıp dini hiçe saymak- okul çağındaki çocuklarımız
arasında maalesef yayılmaya başlamıştır.
Unutmayalım! Mekke müşrikleri de bir yaratıcının varlığını kabul ediyorlardı;
ancak Sevgili Peygamberimiz (sav.) den yüz çevirdiler, cehennemin derinliklerini
boyladılar. Yani tehlikeyi çok uzaklarda zannetmeyelim
(Çocuklarımızı bu tehlikelerden korumak ve okullarını okurken, onları şuurlu bir
Müslüman olarak yetiştirmek için; büyük fedakârlıklarla dini eğitimlerini de sağlamalıyız.Onları seviyorsak , ebedi saadetini düşünüyorsak, savunmasız bir vaziyette böyle bir ortama terk edemeyiz. 
Böyle bir dönemde Kur’ana ve sünnete sımsıkı sarılmak, başka zaman
kazanılması mümkün olmayan büyük manevi dereceleri kazandırmaktadır.
Bir hadisi şerifte, ”Ümmetimin bozulduğu bir devirde benim sünnetime,
benim yoluma sarılan için yüz şehit sevabı vardır.” buyruluyor. (Terğîb ve Terhîb, 1: 41;)
Hadis-i şerifte ise şöyle buyruluyor:
“Dünya mel’undur. Onun içindekiler de mel’undur.
(Yani, Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmışlardır)
Ancak Allah-ü Teâlâ’yı zikir ve Allah-ü Teâlâ’yı zikre yaklaştıran şeyler ile
âlim ve müte’allim (İlim sahibi olanlar ve ilim öğrenenler) müstesnadır.”
(Sünen-i İbni Mace)
İşte, hem dünyaya hem ahirete yarayacak en güzel meşguliyet budur.

İslami ilimleri öğrenmenin lüzumu

Hepimizin bildiği gibi dünya ve ahretin en büyük saadeti, Allaha kulluktur.

Bütün dünyayı bizim emrimize veren, sayısız nimetler bahşeden Rabbimiz, bizlerden de kendi zatı şeriflerini tanımamızı ve kulluk etmemizi istemiştir.

Bunu yapabilmek için de kulluk vecibelerimizi iyi bilmek gerekir.

Nitekim ister dini, isterse dünyevi hususlar osun, bilinmeyen bir şeyin sağlıklı icrası mümkün değildir. Nasıl ki hepimiz; dünyalık elde ettiğimiz, para kazandığımız mesleğimizle ilgili mevzuları ne pahasına olursa olsun bütün yönleri ile öğrenmeye, eksik bir şey bırakmamaya çalışırız; bunu gibi, ebedi hayatımızın mamur olabilmesi için de adına ilmihal dediğimiz, zaruri dini bilgileri öğrenmeli, bu hususta daima gayret içerisinde olmalıyız.

Bunu ihmal etmek,Yüce Allahımıza karşı kulluk vazifelerimizi hafife almaktır. Büyük bir vebaldir.

Öyle ki Dini mevzularda bilgisizlik, bizi dünya ve ahret hüsrana götürür de farkında bile olmayız. Bilmemiş olmak mazeret değildir. Mesela Kanunen suç işleyen bir kişinin kanunu bilmemesi mazeret değilse, dini hususlar da böyledir.

Bu bakımdan, her Müslüman öncelikle inanç, ibadetler ve muamelat dediğimiz yaşayışa ait dini hükümleri öğrenmekte gayretli ve istekli olmalıdır.

Bunları öğrenmek farz olduğu için, sevabı da o nisbette büyüktür.

Okuduğum Ayeti kerimede şöyle buyrulur:

“Ey Habibim de ki: «Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?»Ancak temiz akıl sahibi olanlar bunları hakkıyla düşünüp anlar.”(Zümer suresi 9)

(Bir Hadisi şerifte ise şöyle müjdelenir: ”Senin fıkıhtan (yani;abdest, namaz, haram helal gibi hususlardan) bir meseleyi öğrenmen, Allah katında kabul olunmuş bir senelik nafile ibadetten daha hayırlıdır.Bunu bir başkasına öğretmen ise – öğrettiğin kişi bununla ister amel etsin ister etmesin –

Allah katında iki senelik nafile ibadetten hayırlıdır.”)

İçerisinde yetiştiğimiz, belki anne ve babalarımızın bile yetiştikleri dönemler; Yüce Kitabımızın, Aziz dinimizin layığı ile öğrenildiği, öğretildiği devirler değildi. Bu gün belki pek çoğumuz yetersiz, kulaktan dolma bilgilerin ötesinde sağlam dini bilgilere sahip değiliz.

Hatta okumuş kariyer sahibi olmuş pek çok insanımızın bile, dini hususlarda hurafelerden öteye geçemediklerine zaman zaman şahit olmaktayız.

Öte yandan türlü bozuk inanç ve fikir sahipleri, her türlü medyayı kullanarak; başta Ehli sünnet ve’ l cemaat inancı olmak üzere, manevi hayatımız üzerinde yıkıcı çalışmalardan geri kalmıyorlar.

(Öncelikle, Kuran ve sünnetin ışığında bizlere dini hayatımızı öğretip yön verenmezheplerimiz, daha sonra Sevgili peygamberimiz (sas) efendimizin sünnetleri, yani hadisi şerifleri üzerinde şüpheler oluşturmak; bunda da netice aldıklarında hiç çekinmeden Yüce kitabımız Kuranı Azimüşşana saldırıp onun ayetleri üzerinde şüphe oluşturmaya çalışanları esefle görmekteyiz. Bu zavallıların, Rabbimizin himayesinde olan Kuran ve Sünnete zarar verebilmesi; mümkün değildir.

Hatta iyi bir dini eğitime sahip her Müslüman bunlardan korunabilir.

Ancak, bizim insanımızın çoğu nesiller boyu köklü bir dini eğitimden mahrum bırakıldığı için bunlardan olumsuz etkilenmekte,  bazıları da tamamen savrulup belki inancını bile kaybedip boşluğa düşmekte, ebedi felakete sürüklenmektedir. )

Bütün bu şer odaklarına verilecek en güzel cevap, Yüce dinimizin, mukaddes kitabımızın en iyi şekilde öğretilmesi, öğrenilmesidir.

 Bilhassa; yetişme çağındaki evlatlarımız ve gençlerimizi her türlü ahlaksızlıktan ve itikadi tehlikelerden korumak ve okullarını okurken, onları şuurlu bir Müslüman olarak da yetiştirmek için büyük fedakârlıktır. Onları seviyorsak ve ebedi saadetini düşünüyorsak, savunmasız bir vaziyette böyle bir ortama terk edemeyiz. (YAKUP (A.S)’IN GÖZLERİ NİÇİN KAPANDI? tıklayınız…)

Böyle bir dönemde Kur’an-a ve sünnete sımsıkı sarılmak, başka zaman kazanılması mümkün olmayan büyük manevi dereceleri kazandırmaktadır.

Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz(s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Dünya mel’undur. Onun içindekiler de mel’undur.(Yani, Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmışlardır) Ancak Allah-ü Teâlâ’yı zikir ve Allah-ü Teâlâ’yı zikre yaklaştıran şeyler ile âlim ve  müte’allim (İlim sahibi olanlar ve ilim öğrenenler) müstesnadır.” (İbni Mace)