Etiket arşivi: Miraç bize ne söyler?

Mi’râc Kandili(02 Nisan 2019 Salı Akşamı)

 

Receb-i Şerifin yirmi yedinci gecesi (02 Nisan 2019 Salı Akşamı) mübarek Mi’rac gecesidir. Mi’rac, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in hem rûhen hem bedenen, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya, oradan da yedi kat göklere, Hz. Allah’ın dilediği yerlere kadar olan seyahatine ve bu seyahat esnasında nail olduğu mucizelerin tamamına verilen isimdir.

Allâh-ü Teâlâ, lütuf ve ihsanıyla şereflendireceği kullarını çeşitli imtihanlardan geçirmiştir. En büyük derecelere nâil olan peygamberler de herkesten daha çok sıkıntı-ızdırap ve meşakkatlerle karşılaşmış ve sonunda büyük kurtuluşlar yaşamışlardır.

 Resulullah (sas)efendimizin Miracı da; İslamı tebliğe başladıktan sonra, Mekke-i Mükerreme’de on yıldır devam ede gelen sıkıntılardan, özellikle son üç yılda müşriklerin uyguladığı ablukadan kurtulması, bütün bunlara gösterilen sabrın mükâfatlandırılmasıdır.

        Hususiyle; önce amcası Ebû Tâlibin ,kısa bir süre  sonra da en büyük tesellisi  Hz. Hatîce annemizin vefatlarıyla üzüldüğü, İslamı tebliğ için gittiği Taif’te pek çok fenalıklara maruz kaldığı, tabiri caiz  ise üzüntülerin hat safhaya çıktığı, onun için de İslam tarihinde “hüzün senesi” olarak isimlendirilen bir dönemde; sıkıntıların büyük ferahlıklara çevrileceğinin müjdesi olarak huzur-u ilâhîde muazzam ikram ve iltifatlara nail olmasıdır.

         Diğer taraftan Mirac;  Cenabı Hakkın Sevgili Habibini gök ehline, oradaki meleklere tanıtması, Onların da Rasulullah(sas) Efendimizin Risaletini tasdik etmesidir. Bunlar gibi daha bilemediğimiz nice hikmetleri mevcuttur.

 İsra suresinin ilk ayeti kerimesinde Mevla’mız şöyle buyuruyor:                           

”Noksan sıfatlardan münezzeh olan Hz.ALLAH en sevgili kulunu bir gecede Mescid-i Haramdan, etrafını bereketlendirdiğimiz Mescidi Aksaya götürdü Biz Habibimize bu seyahati, mucizelerimizden bazılarını gösterelim diye yaptırdık. Şüphesiz O hakkıyla işiten, kemaliyle görendir.”

     İşte bu ayeti kerime ile anlatılan hususlar ve Mi’rac hadisesinin diğer safhaları, Mirâc hediyeleri, Kandil Gecesi Programlarında izah edilmeye çalışılır. Müminler olarak Mi’rac mucizesine Ayeti kerime ve hadis-i şeriflerde bildirildiği şekliyle inanıp îman ederiz. Peygamber(s.a.v.)Efendimiz(sas)in ve bütün ümmetinin sayısız müjdelere kavuştuğu bu kutlu gece; aynı zamanda melekler âlemi için de Allah resulü ile şereflendikleri müstesna bir gecedir. Bu sebeple her sene miraç kandili, Melekler âleminde büyük manevi merasimlerle yeniden yaşatılıp ihya edilir. Bizler de Ümmet-i Muhammed olarak gücümüzün yettiği nisbette bu geceyi ihyâ etmeye çalışmalı, programlarımızı bu kutlu geceyi ve gündüzünü ihya edebilecek şekilde düzenlemeliyiz.

(Din kardeşlerimizi, anne-babamızı, yakınlarımızı arayarak kandillerini tebrik etmeli, büyüklerin duasını almalı, geçmişlerimizin ruhlarına hediyeler göndermeliyiz.)

Farz ibadetleri cemaatle eda edip, çokça tevbe istiğfar etmeli, mümkün olduğu kadar nafile ibadet yapmaya da gayret etmeliyiz.En büyük istiğfar olan tesbih namazını kılmalı, İslam büyüklerinin bu gecede yapılmasını tavsiye ettikleri bazı hususi ibadetleri de ihmal etmemeliyiz.

( Şöyle ki; o gece yatsı namazından sonra 12 rekat hâcet namazı kılınır. Her rekâtta Fatiha’dan sonra 10 İhlası şerif okunur.)

 (Yine o gün öğle ile ikindi arasında 4 rekat teşekkür namazı kılınır. Her rekatında Fatiha’dan sonra 5’er adet Ayetel Kürsi,Kulya,İhlas,Felak ve Nas sureleri okunur. Bu mübarek geceyle şereflendirdiği için Mevla’mıza şükredilir.)

(Ayrıca  Mi’rac gecesinden sonraki gün oruç tutmak 60 aylık nafile oruca denk olduğu müjdelenmiştir..)

Mirac; sıkıntıların ferahlığa tebdil edildiği,Cenabı Hakkın bizlere büyük İkram ve hediyelerinin olduğu mübarek bir gecedir.Böyle bir gecede her türlü maddi ve manevi müşkülatımızın  halli için, gidilecek son merci  olan Cenab-ı Mevla’nın kapısında göz yaşları dökmeli, kulluk vecibelerimizi yeniden gözden geçirmeli, Sevgili Habibine olan iltiması  hürmetine dünya ve ahiret saadetini  kazanmaya çalışmalıyız.

İSRÂ VE Mİ’RÂC MÛCİZESİ

Peygamberimiz (s.a.v), Hicret’ten bir buçuk sene evvel Receb ayının 27. gecesi Burak ile Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya götürüldükten sonra Sahra’dan semâya çıkarıldı. Semâ katlarının her birinde peygamberlerden biriyle görüştü. Nice melekler gördü. Cennet ve cehennemi müşâhede etti, gördü. Sidre-i Müntehâ’yı geçti, Allâhü Teâlâ’nın melekûtundan birçok acâyibât gösterildi. Beş vakit namaz emriyle aynı gece geri döndü. Sabah mescide çıkıp Kureyş’e haber verdi. Şaşkınlık ve inkârdan kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. Îman etmiş olanlardan bâzıları, dinden döndüler. İçlerinden bir kısmı Hz. Ebûbekr’e (r.a.) koştular: “Eğer bunu o söylediyse şüphesiz doğrudur.” dedi. “Onu, bunda da mı tasdik ediyorsun?” dediler. “Ben onu bundan daha ötesinde de -yani peygamberliğini- tasdik ediyorum!” dedi. Bunun üzerine “Sıddîk” diye isimlendirildi. Kureyşlilerden Mescid-i Aksâ’yı bilenler Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) onunla alâkalı sualler sordular, târifini istediler. Allâhü Teâlâ Mescid-i Aksâ’yı Resûlullâh’a gösterdi, ona bakıp târif ediyordu. Müşrikler, “Târifinde doğru söyledi.” dediler.

Sonra da “Haydi bakalım, bizim kervanı haber ver. O, bizce daha mühimdir. Onlardan bir şeye rast geldin mi?” dediler. “Evet, filanların kervanına rast geldim, Revha’da idi. Bir deve yitirmişler, arıyorlardı. Yüklerinde bir su kırbası vardı. Susadım, onu alıp su içtim ve yine yerine koydum. Geldiklerinde sorun bakalım, kırbada suyu bulmuşlar mı?” buyurdu. “Bu da diğer bir delildir.” dediler. 

Sonra sayılarını, yüklerini, şekillerini sordular. Bu defa da Resûlullâh’a (s.a.v.) kervan gösteriliverdi ve sorduklarının hepsini haber verdi: “İçlerinde falan ve filân, önde karamtık beyaz bir deve üzerinde dikilmiş iki büyük çuval olduğu halde filân gün güneşin doğuşuyla beraber gelirler.” buyurdu. “Bu da diğer bir delildir.” dediler.

O gün hızla tepeye doğru çıktılar. Güneş ne zaman doğacak da onu yalancı çıkaracağız diye bakıyorlardı. Derken içlerinden birisi “Güneş doğdu.” diye haykırdı, diğer birisi de “İşte kervan geliyor, önünde karamtık beyaz deve ve içlerinde falan ve filan da var, tıpkı dediği gibi.” dedi.

Böyle iken yine îmân etmediler de “Bu apaçık bir sihirdir.” dediler. (Elmalılı Tefsîri, İsrâ sûresi, âyet 1) 

***

Mİ‘RÂC GECESİ’NDE VE GÜNDÜZÜNDE YAPILACAK İBÂDET

Receb-i Şerîf’in 27’nci gecesi  Mi‘râc Gecesi’dir. Yatsı namazından sonra 12 rek’at Hâcet namazı kılınır. Beher rek’atte Fâtiha’dan sonra 10 İhlâs-ı Şerîf okunur. Namaza niyet şöyledir: “Yâ Rabbi, rızâ-yi şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili Habîbin Resûl-i Zîşân Efendimiz hürmetine ben âciz kulunu aff-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve rızâ-yı ilâhîne mazhar eyle.” Allâhü Ekber

Namazdan sonra:

4 Fâtiha-i Şerîfe,

100 defa, “Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm”,

100 İstiğfâr-ı şerîf,

100 Salevât-ı şerîfe okunup duâ edilir.

Bu namaz her rek’atte yüz ihlas okuyarak on rek’at kılınır veya on ihlas okuyarak 100 rek’at kılınırsa; -bunu yerine getiren mü’min bu namazın feyz ve bereketiyle- huzûr-i ilâhiye namaz borçlusu olarak çıkmaz.

Hadîs-i şerîfte, Mi’râc (Receb-i Şerîf’in 27.) gecesinin gününde oruç tutana altmış ay oruç sevâbı yazılacağı va’dedilmiştir. O gün öğle ile ikindi arasında 4 rek’at namaz kılınır. Her rek’atte Fâtiha’dan sonra 5 Âyetü’l-Kürsî, 5 Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn, 5 İhlâs-ı Şerîf, 5 Kul eûzü birabbi’l-felak, 5 Kul eûzü birabbi’n-nâs sûreleri okunur. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

Miraç bize ne söyler? tıklayınız…

Miraç bize ne söyler?

Miraç; zaman ve mekan hudutları dışında cereyan etmiş ulvi bir tecellidir. Beşer idrakinin üstüne çıkan, sırlar ve hikmetlerle dolu bir gecedir. Miraç, “yükselmek, yukarı çıkmak, yücelmek” anlamına gelen uruc kökünden gelir. İsrâ; manevi yürüyüş demek.

Aslolan, Mirac’ın tarihsel olarak zaman, mekan ve mahiyetinin sırrına ermek değil, Mirac’ın bu ümmete verdiği engin mesajı her bir mü’minin ruhunda hissetmesi ve kendi miracının zeminini hazırlayarak onu gerçekleştirmesidir. Miraç; ebedî olan, ölümsüz olan, ruhî tarafa ait olandır. Miraç, Rabbinin Peygamberine indirdiği teselli armağanı. Peygamber gayretine sunulmuş ilahi-manevi bir hediye. İnsanın, kendisini çepeçevre kuşatan “dünyevileşme zindanı”ndan kendi kendisini azad etmesi. Miracının istikametini, ruhunun hür ufuklarından yana yapan insan, daraldığı, imkanlarının bittiğini sandığı, en dar ve zor zamanlarında, hiç kullanmadığı bu bitimsiz imkanlarının olduğunun farkına varması. Zamanın ve mekanın kıskacında kıpırdayamaz hale geldiğinde, Rabbinin kendisine bahşettiği, kuşatılamaz ve tutuklanamaz olan bu imanî-ruhanî boyutunu kullanması halinde “imkansız” dediği birçok şeyin “mümkün” olduğunu, “olamaz” dediği birçok şeyin “olabilirliğini” keşfeder. Her peygamber, hayatlarının en sıkıntılı, en zor zamanlarında “bittim” noktasında miraçla teselli edilmiştir. Peygamberimiz de davet sürecinin en zor yıllarında miraçla ödüllendirilmiştir. Hatırlayalım: Mekke’de Peygamber Efendimizin hüzün senesiydi. En yakınları irtihal-i dar-ı beka eylemişlerdi. Sevgili eşi Hz. Hatice, en zor günlerinde sırtını dayadığı amcası Ebu Talip göçmüş, baskılar artmış, Mekke daralmıştı. Taif Mekke’ye iki günlük mesafede bir yerleşim merkezi. Oraya gitse, acaba bir nefes alma imkanı bulabilir miydi? Mukaddes emaneti taşıyacağı bir yürek çıkar mıydı karşısına? Taif’e gelmişti. Eşrafın kapısı çalınıyor, bir yürek aranıyordu. Yok! Üstelik alay var, aşağılama var, öfke var. Sonra ayak takımının saldırısı var. Yollara döşenen dikenler ve fırlatılan taşlar. Kan revan içinde kalan bir Peygamber. Ayakkabıları kanla dolmuş, gücü-tâkati kalmamış bir barakaya sığınıp duaya durmuş bir Peygamber. Zulmün, barbarlığın, acımasızlığın son noktası. Miracın da başladığı nokta belki. Peki Miraç bize ne söyler? Kılavuzumuzu iyi seçmemizi söyler. Arkadaşımızı, dostumuzu, rehberimizi iyi seçmemizi söyler. Kılavuzu karga olanın varacağı yerin çöplük olacağını söyler. Kılavuzu Cebrail olanın varacağı yerin ‘Rabbinin huzuru’ olacağını hatırlatır İlahi dille. Seni Allah’a götüren kılavuz seç. Şeytanın, nefsin, şeytanlaşmış insanların yoluna değil. Miraç bize, bineğimizi iyi seçmemizi söyler. Ref ref gibi bir bineğimiz olursa, onun gideceği, bizi götüreceği yerin Rabbimizin, O’nun rızasının olacağını söyler. Bundan dolayı atına, bineğine iyi bakmamızı, haramlarla beslenen bineğin, sahibini ateşe/Cehenneme götüreceğini söyler. Namazımızı bir miraç olarak kılmamızı söyler. Peygamberimiz miracı kendisine hasredip Ümmetini bundan mahrum etmemiştir. Miraç devam ediyor. Peygamberimiz de ‘Namaz, mü’minin miracıdır’ buyurur. Namazımızı miraca dönüştürmemiz gerektiğini söyler. ‘Miraçtan bize ne kaldı?’ dersek, bize namaz kaldı. Batı’nın çocukları ile İslam Medeniyetinin evlatları arasındaki fark, yürüyüş farkı! Onlar kendi sahte miraçlarının adını “ilerleme” koydular. Batı, yücelmenin yerine ilerlemeyi koydu. İlerleme yatay bir yol alış, yücelme ise dikey yol alışın adı. İlerleme fiyatın, yücelme ise değerin adı. Süfli olandan ulvî olana, edna olandan ağna olana, dünyadan ukbaya yürüyüş. Miraç da insana yücelmeyi telkin eder. Miraç’sız olmak ne büyük mahrumiyet. Şehvette, şöhrette, servette ilerleyen ilerlerken insanı ezip geçen, yakıp yıkan, bedenen ilerlerken ruhu alçaltan, hırsta, bencillikte, nefsinin arzu ve isteklerini yerine getirmede sınır tanımayan ilerleme… Bu ilerleme, insanlığa çok pahalıya patladı, azgın bir azınlık dışında kalan bütün insanlığı mutsuzluğa boğdu. Dünyanın geldiği nokta bunun göstergesi. İnsanlığın düşeceği muhtemel tehlikeleri fark edip, ‘bundan ötesi; yangın, cehennem, uçurum, felaket’ ikazını yaparak bütün bunlara ‘dur!’ diyen değerler silsilesinin mensuplarıydı. ‘Ey insanlık! İlerlemeyi değil, yücelmeyi önceleyin!’ ikazını yapan da Miraç yolunun yolcularıydı. ‘Haddini-hududunu bil!’ diyen kendi Miraçlarını gerçekleştirmek isteyen müminlerdi. Miraçsız ilerleme, gerilemedir, alçalmadır. Çünkü Miraç, sevapta, hayır ve hasenatta ilerlemedir, yücelmedir. Cennete ilerlemedir. Miracın tam karşı kutbunda “dünyevileşme” yer alır. Dünyevileşmek, “edna olana/en alçak olana” çakılıp kalmaktır. Dünyevileşme, “değerle” değil, “fiyatla” ilgilenenlerin derdidir. Bu tehlikeye karşı Mü’minleri miraca davet edenler, ‘Miraç şuuru’na erenlerdir. Biz miracımıza sahip çıkalım. Bunu nasıl mı yapalım? Salatı ikame ederek, namazı/duayı/desteği canlı tutarak, Allah’a karşı ‘kulluk duruşumuzu’ bozmayarak… Namazımızı, diğer ibadetlerimizi miracımıza vesile kılalım. Namaz, altımızda Burak olsun. Bizi yükseltip yüceltsin. Elimizden, dilimizden, gözümüzden, kulağımızdan, vesâir azalarımızdan kötü, çirkin bir şey sadır olmasın ki miraç gerçekleşsin. Her miracın bir imtihan olduğunu da unutmayalım. Tıpkı Peygamberimizin Mirac’ının hem kendisi hem de etrafındakiler için bir sınav olduğu gibi. Miraç, sınav özelliği sayesinde kazandırır “sıddîkları”. Hz. Ebubekir’e ‘O söylüyorsa doğrudur’ dedirtip ‘sıddîk’ makamına yükselten de bu imtihan değil mi? Bu sebeple her miraç bir ‘insan eleği’dir; sâdıkı kâzipten, dostu düşmandan ayıran bir elek… Sonucu miraç olan yahut miraca götüren bir elek… Bu Miraç gecesine yine esaret altında bir Kudüs’le giriyoruz. Bu acı, yüreğimize oturmuşken, birbirimizin kandilini nasıl tebrik edebiliriz? İşgal altındaki Mescidi Aksa için bitmez-tükenmez mücadele veren, Davaları için çektikleri çileleri, uğradıkları zulümleri ve zindanda geçirdikleri hayatları, Filistinli kardeşlerimizin miraçlarına basamak olur İnşaallah. Bu kardeşlerimizin Mirac’ını tebrik etmeliyiz belki. Namaz başta olmak üzere amellerini miraçlarına vesile kılan Hak dostlarının kandilleri ‘miraç’ta yollarını aydınlatsın, geceleri kandil olsun.

Yaşar DEĞİRMENCİ

Mİ’RÂC GECESİ’NDE VE GÜNDÜZÜNDE YAPILACAK İBÂDET,

İSRÂ VE Mİ’RÂC MÛCİZESİ