Posts Tagged ‘fıkra’

:) İyilik!

Babası Murat’a, sınıfta en çok hangi arkadaşını sevdiğini sordu:

“En çok Ahmet’i seviyorum. Hem yalnızca ben değil, onu bütün sınıfımız çok seviyor.” dedi.

Sınıfın en çok sevilen bu öğrencisini Murat’ın babası çok merak etti:

“Neden hepiniz en çok onu seviyorsunuz?” Murat bütün içtenliğiyle cevapladı:

“Geçen yıl büyün sınıfa grip bulaştırdı, on gün okula gitmedi.” Dedi. “Havalar soğusun, belki bu yılda iyilik yapar hepimize…”

Kaynak : İnsan ve Hayat Dergisi

***

Diğer mizâh yazıları için tıklayınız…

 

Tabaktaki Et :)

Türkmen evine bir şıh misafir geldi, cübbeli sarıklı torba sakallı…

Buyur ettiler, köylülerle birlikte odaya aldılar, köylüler ne keramet edecek diye ağzının içine bakarken, şıh arada bir irkilir gibi yapıp “Hoşt” diyordu…
Köylüler bunun bir keramet olduğunu anladılar ama ne kerameti olduğunu anlayamadılar, merakla sordular: “Ya şıh hazretleri nedir arada hoşt dediğin?..”
Şıh:
“Bir köpek Kabe’nin duvarına işeyecek gibi niyetleniyor, onu görüyorum, tabii ki hoşt diye kovalıyorum…”
Köylülerin itikadı bir iken bin oldu…
Olanları kapının eşiğinden dinleyen evin hanım ağası sofrayı hazırladı, herkesin önüne üzerinde et olan pilav geldi…
Şıhın tabağında sadece pilav vardı…
Şıh bir süre etsiz tabağa baktıktan sonra, kapıda beliren hanım ağaya “Benim tabağımda et niye yok, bunun bir sebebi var mıdır ey hatun?” diye sordu…
Hanım ağa yaklaştı, tabağı ters çevirdi, onun etlerini pilavın altına koymuştu… Pilavın altında etlerin gözükmesiyle elindeki kepçeyi şıhın kafasına indirdi:
“Ulan deyyus tabağındaki eti göremedin de, Kabe’deki iti mi gördün?..”

:) NASREDDİN HOCANIN MERKEBİ :)

Hoca merkebini pazara getirip dellala vermiş. Gelen müşteri yaşını anlamak için dişine bakmak isteyince merkep elini ısırmış. Adam söylenerek gitmiş. Diğer bir müşteri kuyruğunu tutunca merkep tepmiş. Dellal:.

“Efendi bu merkebi kimse almaz, önüne geleni kapıyor, ardına geleni tepiyor.” demiş. Hoca merhum;

“Zaten ben de onu satmak için getirmedim, Müslümanlar görsünler de benim neler çektiğimi anlasınlar diye getirdim”

:) NASREDDİN HOCA FIKRASI – EV SECDEYE GİDERSE…

Uzun bir yolculuğa çıkan Hoca bir akşam üstü eski bir hana iner. Han o kadar yıkık döküktür ki nereye baksan zangır zangır titriyor. Hoca :
– Yahu hancı efendi der, bu nasıl ev böyle. Şunu doğru dürüst tamir ettirsen olmaz mı? Her köşesinden bir ses geliyor.
Hancı oralı olmaz hiç.
– Aldırma hoca der, bizim ev biraz derviş tabiatlıdır. Devamlı Allah’ı zikreder.
Hoca bunları da duyunca artık dayanamaz :
– Hele der, ver şu aldığın paramı da çekip gideyim burdan. Ne olur, ne olmaz. Belki senin derviş evinin aklına secdeye kapanmak gelir?

 

:) NASREDDİN HOCA FIKRASI – SUYUN İYİSİ

Hava çok sıcaktı, Nasreddin Hoca pek susamıştı. Deniz suyundan bir avuç aldı. Fakat yüzünü ekşitti, içemedi. Harareti artmıştı, Derken bir pınar gördü. Buz gibi tatlı sudan kana kana içti. “Elhamdü lillah!” dedikten sonra da denize doğru baktı: 

“Boş yere kabarıp durma, dedi. Su dediğin işte böyle olur!..”

:) HOCA İLE ÇOBAN

Hocanın biri köy köy dolaşıp vaaz verirmiş. Gitmiş olduğu bir köyde köyün camisine gider ve camide sadece bir kişinin olduğunu görür. Vaaz verip vermemekte kararsız kalır ve o kişiye sorar:

“Sen benim yerimde olsan ne yapardın?

Adam:

“Ben anlamam. Ben bir inek çobanıyım. Ama benim sürümde bir tek ineğim bile olsa ona yemini verirdim” der.

Bunun üzerine hoca vaaza başlar. Aradan iki saat geçer ve vaaz biter. Hoca çobana sorar:

“Vaaz nasıldı?”

Çoban cevap verir:

“Ben size bu işten anlamam demiştim. Ama ben yem vermek isterken ineklerimin hepsi kaçışsa ve geriye bir tane inek kalsa, tüm yemleri kalan bir ineğe vermezdim.”

:) Yarasaydı, Sahibine Yarardı.

At nalının insanlara uğur getirdiğine inanan biri, Hoca’ya sormuş:

“Hocam, at nalı insana uğur getirirmiş, evin kapısına assak günah olur mu?” Böyle hurafelerin dine aykırı olduğunu her zaman anlatan hoca, bu sefer farklı bir yöntemle cevap vermiş:

“Eğer uğur getiriyorsa, asabilirsin. Ama bence getirmez. Çünkü atlarda bir değil, dört nal olmasına rağmen şimdiye kadar bir faydası olduğunu görmedim aksine akşama kadar yediği kamçının, taşıdığı yükün ve koşturulduğu yolun hesabı yoktur.”