Reklamlar

MÜSLÜMAN BİR TOPLUMU ÇÖKERTMENİN EN KESTİRME YOLLARI

1. Müslüman Bir Toplumu Çökertmek İstiyorsanız..
Önce ev hanımlığını ve anneliği değersizleştirin ki evde ana kalmasın.
Evde ana kalmayınca nesiller televizyonun ve internetin emzirip büyüttüğü ruhsuz, kimliksiz ve merhametsiz nesiller olarak yetişsin.
[analı babalı yetimler ve kimsesizler olsunlar..]

2. Bir Toplumu Yıkmak İstiyorsanız..
O toplumun babalarını borca, kredi kartı batağına, geçim derdine, işsizliğe ve açlığa mahkûm edin ki ne eşlerine, ne evlatlarına, ne de ailelerine ayıracak vakitleri kalsın. Taksit ödemekten, kirayı denkleştirme derdinden, çocuklarının okul masraflarını düşünmekten başka bir şey düşünmeye mecalleri kalmasın.
3. Bir Toplumu Çürütmek İstiyorsanız..
Evliliği; israf ,gösteriş ve abûk subûk adetlerin lüzumsuz masrafları ile pahalılaştırıp, nikâhsız birlikteliği [zinayı] ucuzlatın ki genç nesiller hayasızlık,ahlâksızlık ve haram yollara tevessül etsin. Zinayı kolaylaştırıp evliliği zorlaştırın ki nesiller, flörtün, ahlaksızlığın pençesinde eriyip gitsin. Aile politikalarıy la, nafaka kanunlarıyla, pozitif ayrımcılıkla aileye darbe üstüne darbe indirin ki toplumun çekirdeği çürüyüp gitsin…
4. Bir Toplumu İfsad Etmek İstiyorsanız..
Helal lokmayı ve helal kazancı zorlaştırın ki; midelere giren haram lokmalarla o toplumun kimliğini, özünü, ruh kökünü ve karakterini değiştirebilesi niz. Faizli esnaf kredileriyle, evlilik ve düğün kredileriyle, BESLER’le, piyangoyla, promosyonlarla bir şekilde herkesi faize ve harama bulaştırın, ayrıca haksız kazançlarla cebini,midesini ve kalbini doldurun… hiç olmazsa faizin tozuna bulaştırın ki o toplum Allah’ın yardımını ve muhafazasını kaybetsin. Midelere giren haram lokmalar, duaların ve ibadetlerin kabul olunmasına engel olsun.

5. Bir Toplumu Bitirmek İstiyorsanız..
O toplumun âlimlerini, hocalarını, imamlarını midelerinden ve ceplerinden yakalayın,baskı ile ekmeğind en olursun korkusu ile korkutun..
ve onları çeşitli şekillerde itibarsızlaştırın ki; toplumu derleyip toparlayacak,onlara rehberlik edecek, istikamet belirleyecek olan âlimlere güven kalmasın. Onları kendi aralarında birbirine düşürün, halkın önünde tartıştırın, her birine farklı bir şey söyletin ki halkın nazarında itibarları zedelensin. İmamları ve hocaları komedi filmlerinin ve fıkraların başkarakteri haline getirip gözden düşürün ki; kriz anlarında rehberlik yapıp safları tahkim edecek kimse kalmasın.
Cemaatleri, dernekleri, tarikatları asli vazifelerinden uzaklaştırıp ihale kovalama ve kadro yerleştirme derdine düşürün..
Onlarla ilgili kafalarda soru işaretleri ve korkular üretin ki toplumu irşad edecek kimse kalmasın. Gençler ortada kalsın ve geleceğiniz yıkılsın.

6. Bir Toplumu Mahvetmek İstiyorsanız..
Öğretmenleri misyonsuz ve vizyonsuz edip itibarsızlaştır ın ki; öğrencileri bile onları ciddiye almasın ve onların üzerinde hiçbir yaptırımları kalmasın. Velilerin fırçaladığı, talebesinin hakaret ettiği, yöneticisinin kıymet vermediği sıradan memurlara dönüşsünler. Sonunda ne bir nesil yetiştirebilecek heyecanları, ne kendilerini geliştirip iyileştirmeleri, ne toplumu ıslah edebilecek aşkları, ne de zorluklarla başa çıkabilecek azimleri kalsın.

7. Bir Toplumu Perişan Etmek İstiyorsanız..
O toplumu dizilerden, yarışma programlarından, yemek, evlilik ve magazin programlarından başlarını kaldıramayacak hale getirin ki; gerçek hayatla bağları kopsun. Diziler vesilesiyle ahlaksızlığı yasak aşk, zinayı seviyeli birliktelik, adatmayı sıradan bir iş olarak gösterin ki; toplumun temelleri sarsılsın. Nesep karışsın nikahsız zina nesilleri doğsun..

8. Bir Toplumu Yok Etmek İstiyorsanız..
Müslüman siyasetçilere güveni sarsın ki Müslümanlar ve İslami siyaset, toplumun nazarında bir umut ve bir alternatif olmaktan çıksın. Siyasi söylemi her daim İslami söylemin üstünde tutun ki hedefler, idealler ve yola niçin çıkıldığı zamanla unutulsun. Siyasi farklılıkları İslami birlikteliklerin önüne geçirin ki gerektiğinde toplumu tek saf haline getirecek hiçbir şey kalmasın.

9. Bir Toplumu Çözmek İstiyorsanız..
Peygamberin; sünnetini ve hadislerini inkar edenlerin önünü açın ve böylelikle resûlüllâhı dini alanın dışına itin ki halkın İslam dini yaşamamız hususunda ki yegâne örnek ortadan kalksın.
10- Sürekli bize Kur’an yeter deyin ki Peygamberin sözünün yerine kendi aklınızı koyup toplumu istediğiniz gibi yönlendirebilesiniz ve Kitap’ı kafanıza göre yorumlayabilesiniz.
11- Geleneği, geçmiş birikimi itibarsızlaştırın ki o toplumun geleceğini de yok edebilesiniz. Bidatleri ve hurafeleri yaygınlaştırın ki hakikati perdeleyebilesiniz.

12. Bir Toplumun Kökünü Kurutmak İstiyorsanız
Özellikle sakallıların, başörtülülerin, namazlıların yalan söylemesini, iftira atmasını, haksızlık yapmasını, kul hakkına girmesini, sözünde durmamasını, borcunu ödememesini, harama bulaşmasını, kirlenmesini, örselenmesini ve yıpranmasını sağlayın ki toplumun Müslüman kimliğe zerrece güveni kalmasın. Müslümanlara olan güveni de bitirebilirseniz.
Ondan sonra artık oturup rahatlıkla kahvenizi yudumlayabilirsiniz.
Çünkü hedefinize ulaşmışsınız demektir.

Bu bir alıntıdır.
PAYLAŞIN ki başta kendimiz olmak üzere değerlerimizi örseleyenleri görüp engel olalım inşââllâh

Reklamlar

ÂFİYET NEDİR?

Ebûbekir el-Verrâk’a (rahimehullah)

“Âfiyet nedir?” diye sordular. O da şöyle cevap verdi:

“Kulun, Kelime-i Şehadet söyleyerek îmân ile ölmesi, Allâhü Teâlâ’nın onu evliyaları  zümresinde diriltmesi, sırât köprüsünü selâmetle geçirmesi ve sonra da cennete girdirmesidir. İşte âfiyet budur.”

Âfiyet on şeydir. Beşi dünyadadır. Bunlar: İlim, amel, ihlâs, şükür ve Cenâb-ı Hakk’ın takdirine râzı olmak. Beşi de ahirettedir: Yüzün beyaz olması, terâzi(de sevabların) ağır gelmesi, hesabın kolay olması, cehennemden kurtulmak ve cennete girmektir.   

(Ya’kup bin Seyyid Alizâde, Mefâtîhu’l-Cinân ve Mesâbîhu’l-Cenân(Şerhu Şİr’ati’l-İslam) s.171)

Kaynak : Âdâb ve Faziletleriyle Duâlar

HAC İBADETİ

Dinimizin beş esasından biri olan Hac ibadetidir. Yüce İslam dini Muhkem bir Saraya benzetilirse, bunun temeli İman ve şahadettir. O asıldır, din bunun üzerine bina edilir. Bu temel üzerindeki binanın ana direkleri Namaz’dır. Tabiri caiz ise onun destekleri ve duvarları Oruç ve zekâttır. İçinin tezyinatı; diğer Vacip, Sünnet, Nafile ibadetlerdir. Bu binanın kubbesi ise Hadis-i Şerifte ifade buyrulduğu üzere Hac ibadetidir. Nitekim Hac emri, diğer farzlardan çok sonra Resulullah (sas.)in irtihalinden yaklaşık bir buçuk yıl önce, hicretin 9.yılında farz kılınmıştır. Bununla dinimizin esasları tamamlamıştır.
(Resulullah efendimiz(sas) o sene Hz. Ebu Bekir efendimizi Hac emiri olarak
gönderdiler, ertesi sene ise kendisinin ilk ve son haccı olan veda haccını yaptılar. Arafat’ta o meşhur veda hutbesini irad buyurdular. Ve kendisine

“Bu gün sizin dininizi ikmal ettim,üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve din olarak İslam’dan razı oldum” mealindeki Maide suresinin üçüncü ayeti nazil oldu. Artık kıyamete kadar geçerli olacak olan o yüce din; hac ibadeti ile tamamlanmıştı.)
Tıpkı bunun gibi Hac farizasını layığı ile eda etmeye muvaffak olan, oradaki manevi güzellikleri tam manasıyla yaşayan kimselerde İslam nimetinin kemaleermesine bu hadisi şerifte işaret vardır.

Al-i İmran suresinin 96. ve 97.Ayet-i Kerimelerinde Yüce Mevla’mız şöyle buyurmaktadır:
“Muhakkak ki, insanların ibâdeti için kurulan ilk mâbed, Mekke’deki o çok mübârek ve insanların kıblesi olup âlemlere doğru yolu gösteren Kâbe’dir. Onda, Allah katındaki şeref ve hürmetini gösteren apaçık deliller ve Makam-ı İbrahim vardır. Kim O Kabe’ye girerse emniyette olur.(O halde) Yoluna gücüyeten kimsenin Beytullahı haccetmesi Allahın kulları üzerinde bir hakkıdır. Her kim bu hakkı tanımaz ve haccı inkâr ederse, doğrusu Hz. Allah bütün âlemlerden müstağnîdir, kimsenin ibâdetine ihtiyacı yoktur.”(Al-i İmran,96-97)
Bu Ayet-i kerimenin tefsirinden öğreniyoruz ki; Allahü Teala Hz. Adem (as.)ı yer yüzüne indirirken;

”Ey Adem ben seninle birlikte Arşımın etrafında olduğu gibi, etrafında tavaf edilecek; Arşımın yanında namaz kılındığı gibi yanında namaz kılınacak bir Beyt-i Şerifi de indiriyorum.” buyurdu. Bu bakımdan haccın Farz olmasının sebebi (Arş-ı A’lanın yer yüzündeki bir temsilcisi gibi) Allah-u zül celalin kendi zatı Şeriflerine tahsis edip “evim” diyerek taltif ettiği, Nuru ile tecelli buyurduğu Ka’be-i Muazzama’nın yer yüzünde varlığıdır. Kâbe-i Muazzama bir adet olduğu için de Hac bir defa farzdır. Kâbe-i Muazzama’ nın bereketi ile onun civarında bulunan Safa ve Merve tepelerini de Cenab-ı Hak, İslam’ın Şiarından, Dinin alametlerinden saymıştır. Onun çevresi belli bir yere kadar Yüce Allahın haremi sayılmış, çevresindeki bütün canlılar o kutsiyetten nasiplenmiştir. Bunu maddi ölçülerle anlamamız mümkün değildir. Zaten Cenabı Hak Orada nefsin hoşuna gidecek bir maddi özellik yaratmamıştır. Ancak inanan insanlar, İman, İhlas ve gayretleri ölçüsünde oranın feyzinden, nurundan nasiplenirler. Orada maddiyattan, dünyevilik’ten, nefsaniyetten sıyrılıp, manevi güzellikleri yaşamaya çalışırlar. Orada hepimiz için bir nasip vardır. Gidemeyenler bile niyet ve gayretleri nisbetinde gitmiş gibi derece kazanırlar. Hadis-i Şerifte şöyle müjdelenmiştir:
“Makbul olan haccın mükâfatı ancak cennettir. İki umre de arasında işlenen (küçük) günahlar için keffârettir.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Nesâî)

Hacca Giden Nasıl Berat Belgesi Aldı. Tıklayınız…

:) Nasrettin Hoca’ya sorarlar

“Nasrettin Hoca’ya sorarlar :
– Hocam siz evliya mısınız ?
– Evet , ben evliyayım. İsterseniz şu karşıdaki ağacı çağırayım yanıma gelsin ?…
– Tamam hocam, çağır görelim , derler.
Hoca 3 kere ağacı çağırır fakat ağaç gelmez.
– Gelmedi hocam , derler.
Hoca :
– O gelmezse biz gideriz o zaman , evliyada kibir olmaz , der .. 

***

 

CÖMERDİN RIZKI BOL OLUR.

Zübeyr bin Avvam (radıyallâhü anh) dedi ki: Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular ki: 

Rabbiniz size ne buyuruyor, biliyor musunuz?

“Ey Âdemoğlu! İnfâk et, ben de sana infâk edeyim. (Sen insanlara karşı) genişlik göster (cömert ol) ki, ben de sana (rızkında) genişlik göstereyim…” 

“Muhakkak rızık kapısı, yedi kat semânın üzerinden Arş-ı Âlâ’ya kadar açıktır. Gece, gündüz kapatılmaz. Allâhü Teâlâ her kişiye niyeti, ihsanı (iyiliği), sadakası ve nafakası miktarınca o kapıdan rızkını indirir.”

İnfâkı çoğaltanın rızkını çoğaltır. (İnfâkı) kısanın rızkını azaltır. (İnfak etmeyip) vermeyene Cenâb-ı Hak da vermez.

Ey Zübeyr! Hem ye hem yedir. Cimri olma, sana da cimri olunur. Verirken sayma, sana da verilirken sayılır. Kısma, sana da verilirken kısılır. Zorlaştırma sana da zorlaştırılır.

Ey Zübeyr! Muhakkak Allâhü Teâlâ infâkı sever, kısmayı da sevmez. Muhakkak cömertlik îmândaki yakînden (yani, şeksiz şüphesiz, kat’î ve hakîkî îmândan) ileri gelir. Cimrilik ise (îmândaki) şüpheden ileri gelir. Yakîn sahibi olan kimse cehenneme girmez. Yakîn sahibi olmayan kimse ise cennete giremez.

Ey Zübeyr! Muhakkak Allâhü Teâlâ yarım hurma ile de olsun cömertliği sever. (İnsanlara zararlı) bir akrep veya yılanı öldürmek ile de olsa şecâati sever.

Ey Zübeyr! Allâhü Teâlâ, belâ ve musîbet anlarında sabrı, günâhı arzuladığı zaman nefsine sâhip çıkmasını sağlayan yakîni, şüpheler geldiği esnada kâmil aklı, haram ve kötü şeylerle karşılaştığında hakîki verâyı sever.

Ey Zübeyr! Din kardeşlerine saygılı ol, evliyâullâhı yücelt, seçkin (hayırlı) kimselere hürmet göster, komşularını ziyâret et. Ve günahkâr kimselerle bir arada bulunma. (Bunlara dikkat edersen) hesapsız ve azapsız cennete girersin.

Ey Zübeyr! İşte bunlar Allâhü Teâlâ’nın bana, benim de sana tavsiyemdir.” (el-Bahru’l-Medîd)

Kaynak/ FAZİLET TAKVİMİ Pazartesi-15-Nisan-2019

EVLÂT YETİŞTİRME

Ayet-i Kerime : “Mal ve evlat vermek suretiyle sizin imdadınıza yetiştik ve cemiyetinizi de çoğalttık.” İsra Suresi, 6. Ayet                                                  

Hadis-i Şerif : “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mesulsünüz.”

Yetişme çağındaki çocuklarımızın dimağlarını   Kur’an-ı Kerim’in nuru ile doldurmak, onları ve kendimizi ebedi hayata hazırlamak üzerimizde farz olan bir vazife; terk ve ihmali ise ağır bir vebaldir. Mevlamız’ın emaneti olan çocuklarımızı, içerisinde bulunduğumuz devrin hastalıklarına, nefis ve şeytanın tuzaklarına terk etmek onları ve bizleri mutlu etmeyeceği gibi Rabbimizi de memnun etmeyecektir.

Necm Suresi’nin 6. Ayeti kerimesinde Hazreti Allah; “Ey İman edenler, siz nefislerinizi ve ehlinizi (ailenizi) cehennem ateşinden koruyunuz” buyuruyor.

Hazret-i Ömer bu ayeti kerimeyi duyunca, ‘Ya Rasülallah,   biz kendimizi koruruz, ehlimizi nasıl koruyacağız?’ diye sorunca, Peygamber Efendimiz (sav); ‘Onları cehennem ateşine sürükleyen şeylerden uzaklaştırarak, helal ve haramı öğreterek’ buyuruyor.

Her anne ve baba, yaratılışından gelen bir duygu ile çocuklarını sever ve şefkatle bağırlarına basar. Onların terbiyesi ile ilgili her külfete isteyerek katlanırlar. Büyüyüp beslenmeleri ve iyi bir insan olarak cemiyete katılmaları için ellerinden gelen gayreti asla esirgemezler. Çoğu kez kendilerini helak etme pahasına da olsa çocuğunun hayat ve sıhhatini muhafaza ederler. Bu nedenlerle olacak ki Allahü Teala Kehf Suresi’nin 46. Ayeti kerimesinde şöyle buyurmaktadır;

 “Mal ve evlat dünya hayatının süsüdür.”

Şayet evlat, salih ve iyi insanların yolunda yürüyenlerden ise Allahü Teala onu da göz bebeği olarak vasıflandırmış ve gerçek müminlerin isteklerinden bahsederek, Furkan Suresi’nin 74. Ayeti kerimesinde şöyle buyurmaktadır;

“Onlar ki, ey Rabbimiz, derler; bize seveceklerimizden ve nesillerimizden gözlerimizin bebeği olacak salih insanlar ihsan et, bizi takva sahiplerine rehber kıl.”

Bu ve benzeri bir  çok ayeti kerimeler açıkça gösteriyor ki, anne ve babalar, çocuklarına karşı fıtraten bir sevgiye sahiptirler. Onlar; ancak sevgi sebebiyle çocuklarına bu kadar bağlı ve fedakardırlar. Eğer sevgi olmasaydı neslin çoğalması ve insanlığın devamı da mümkün olmazdı. Şu halde anne ve baba, insanlığın devamı için elzem olan büyük bir hayat iksirine sahiptirler. Fakat bu sevginin dozajı çok iyi bir şekilde ayarlanmadan çocuklara tezahürü de büyük felaketlere yol açabilir. Sevginin ifrat hali, çocuğu şımartıp bayağılaştıracağı gibi , tefriti veya sevgiyi esirgemek de zararlıdır. Onun için ölçüyü asla kaçırmadan hareket etmek icap etmektedir.

Hadis-i Şerif: ”Hiçbir çocuk yoktur ki İslam fıtratı üzerine doğmasın.”

Bu Hadis-i Şerifin devamında Peygamber Efendimiz (sav); ‘eğer anne ve babası Müslümansa Müslüman, Yahudi veya Hristiyansa Yahudi ve Hristiyan olur’ buyurmuş, çocukların geleceği bakımından ebeveynin etkisini beyan etmiştir. Ayrıca her anne ve babanın İslam nazarında hamileri olarak çocuklarına karşı mesul durumda oldukları da  muhakkaktır.

İşte bu eğitim ve öğretimde anne ve babaya düşen, şüphesiz her konuda olduğu gibi bu konuda da Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayeti kerime vardır. Bunlardan birisi de Lokman Aleyhisselam’ın oğluna nasihatidir. Burada Allahü Teala terbiyenin nasıl olması gerektiğini hikaye yoluyla talim etmektedir.

Rivayet edildiğine göre, Lokman Aleyhisselam’ın oğlu, (adı Sârân olup) 17 yaşında ve kâfir idi. Kendisine verilen bu nasihatler neticesinde küfründen vaz geçerek İslam’a girmiştir.  Bu nasihat Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde anlatılmaktadır;

“Hani Lokman oğluna öğüt verirken şöyle demişti; Oğulcuğum, Allah’a şirk şirk koşma, çünkü şirk elbette büyük bir zulümdür.”

Ayet-i Kerimelerin devamında ise nasihatler şöyle devam etmektedir;

“Oğulcuğum, hakikat yaptığın iyilik ve kötülük bir hardal tanesi kadar olsa, hatta kayanın kovuğunda veya göklerde yahut da yerin dibinde gizlenmiş dahi olsa Allah onu getirir, meydana çıkartır ve hesap sorar.”

“Oğulcağızım, namazını dosdoğru kıl, İyiliği emret, kötülükten de vaz geçirmeye çalış. Sonra bu emir ve nehiy sebebiyle sana isabet edecek şeylere de sabret. Çünkü bunlar kat’i surette emredilen işlerdendir.”

”İnsanlardan kibirlenerek yüz çevirme. Yeryüzünde şımarık yürüme. Zira Allah kibirlenen ve övünen hiç kimseyi sevmez.”

“Yeryüzünde mu’tedil ol. Sesini alçalt. Zira seslerin en çirkini şüphesiz eşeklerin sesidir.”

Dikkat edilecek olursa, önem sırasına göre verilen  bu öğütler,  aynı zamanda çocuğun yaş durumuna göre de bir yol göstermektedir. Çünkü çocuğun öğretimine ilk konuşmaya başladığı zamandan itibaren başlanır, anlayabileceği ifade ve şekillerle bölüm bölüm devam edilir. Ki, Rasülullah (sav):

“İlk konuşmaya başlayan bir çocuğa öncelikle Lâilâhe illallah öğretilirse onun geleceğinden korkulmaz” buyurmuş, öncelikle Allah’ın varlığı, birliği, eşi ve ortağı olmadığını öğretmekle işe başlanılması gerektiğini tavsiye etmiştir.

Lokman Aleyhisselam’ın tavsiyeleri ve bu hadisi şeriflerden de anlaşıldığı üzere çocukların eğitiminde onlara öğretilecek ilk şey; Allah’ın varlığı, birliği ve ortağının olmadığının öğretilmesidir.

Çocukta temyiz alametleri (iyiyi kötüyü ayırt etme alametleri) görülmeye başlayınca onun iyi murakebe edilmesi gerekir, diyen İmam-ı Gazali Hazretleri;

“Bunun ilk işareti de haya duygularının belirtisidir. O, ne vakit utanarak bazı şeyleri terk ederek, bu akıl nurunun onda belirdiğini gösterir, böylece bazı şeyleri çirkin , bazılarını da güzel görür” der ki, bu iyiyi kötüden ayırma çağı olan çocukluktan kurtulma çağıdır. Aşağı yukarı çocuk 7 yaş civarındadır. Bu yaş çocuğa namazın öğretilmesi gereken yaş olarak zikredilir. Lokman as da ahlaki eğitimden sonra oğluna hemen namazı öğretmiştir.

Hiç şüphe yok ki, çocuğun yaşına göre yapılacak olan bu telkinlerin sıra ve dozajı ne kadar önemli ise, eğitici durumda olan anne ve babanın konuşma tarz ve davranışlarının durumu da o kadar önemlidir.

Vaktiyle bir mahallede çok zengin bir adam yaşar. Bu adamın da çok şımarık iki oğlu varmış . Komşuları da bundan çok rahatsız oluyorlar. Yaşlı bir adam şöyle bir tavsiyede bulunuyor; ‘çocuklarına dini eğitim verirsen çok iyi olur,  sen de sevinirsin, çocukların da çok mutlu oluyorlar diyor. Ama adam buna pek rağbet etmiyor.  Aradan biraz zaman geçiyor, bir gün sofrada çocukları ile yemek yerken küçük oğlundan su istiyor, o da sürahi orda kalk iç diye cevap verince, büyük oğlu da; baba sen bu terbiyesize bakma, kalk suyu kendin al, bir bardak da bana getir, diyor. Baba bu hadise karşısında şok olur ama iş işten  çoktan geçmiştir.

Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor;

“Ahirette cennet ehlinin önünde, nurdan taç giydirilmiş kişiler gelecek ve cennet ehli onları gıpta izleyecektir. Rabbimize şöyle soracaklar; ‘Ya Rabbi bunlar peygamber midir? Rabbimiz ‘hayır’ diyecek, peki evliya mıdır? Yine ‘hayır’ diyecek, peki şehit midir bunlar? Diyecekler, rabbimiz yine ‘hayır’ deyince, peki Ya Rabbi bunlar kim? Diye sorunca, Rabbimiz şöyle cevap verecek; bunlar dünyada iken çocuklarına Kur’an-ı Kerim ve ilimlerini öğreten anne babalardır.”

Alçıyı hangi kaba koyarsak ona göre şekilleneceği gibi, çocuklarımızı da nasıl yetiştirirsek ona göre bir hayatları olacaktır.

Unutmayalım ki;

Çocuklarımız bizimle dünyaya gelirler ama bizden değildirler yani bizimle hayatlarına devam etmeyecekler, zamanla kendilerine yeni bir hayat kuracaklar. Bizimle beraber olsalar bile yine bize ait olmayacaklar. Onlara sevgimizi verebiliriz ama düşüncelerimizi değil. Çünkü kendi düşünceleri vardır… Onların bedenlerine bir ev sunabiliriz ama ruhlarına değil. Çünkü onların ruhları bizim hayal bile kuramayacağımız bir geleceğin evindedir. Biz hepimiz bir yayız ve çocuklarımız da o yaydan fırlatılan canlı oklardır. İşte onları hayatın, geleceğin içerisine fırlatırken yanlış düşüncelere, bozuk bir hayatın içerine dalmamaları için maddesi ile manası ile her hali ile çok iyi yetiştirip öyle göndermemiz lazım. Çünkü bugün her dediğimizi yapan çocuklarımız artık ileride bizi dinlemeyip , kendi düşünce ve hallerine göre hareket edecekler.

Şunu da unutmayalım ki;

Arabanızla büyük ve kalabalık bir şehrin sokaklarında seyahat ettiğinizi, daha önce hiç gitmediğiniz bir adresi bulmaya çalıştığınızı ancak kavşaklarda ve dönemeçlerde hiç levha bulunmadığını düşünün. Aradığınız adresi bulmak için kim bilir kaç kez yanlış yola girer, kaç kez kaza atlatırsınız ve belki de kaza yaparsınız.

Doğru ve kabul edilebilir davranışları öğrenmeye çalışan çocuklar için de durum aynıdır. Koyduğunuz sınırlar yol gösteren levhalar gibidir. Sınırlar sanıldığı gibi, çocukların haklarını kısıtlamak, onlara baskı uygulamak değildir. Sınırlar çocuklara korundukları, güvende  oldukları ve değer verildikleri duygusu kazandırır.

Aile içi kurallara uymalarını, iş birliği yapmalarını, otoriteye saygı duymalarını sağlar.  Sorumluluk kazandırır. Sınırlar, onaylanan davranışları tanımlayan, çocuğa hatalı davranışlarını düzeltme fırsatı veren eğitici ve öğretici bir etkiye sahiptir.

Çocuklarımıza her şeyin temelde, daha çocukken kazandırılacağını anlatan şu güzel ve bir o kadar da ibretlik hadiseyi iyi dinleyelim.

‘Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. ’Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak, demiş. Genç ilk günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış ve zamanla daha az çivi çakmaya başlamış . Nihayet bir gün gelmiş ve hiç çivi çakmamış.  Babası ona, ‘aferin iyi davrandın hiç çivi çakmadın şimdi de her kavga etmediğin gün için bir çivi çıkart demiş, çocuk zamanla çivilerin tamamını çıkartmış ama tahtanın her tarafı delik deşik olmuş. Babası demiş ki; oğlum kavga edildiği zaman kötü sözler söylenir, her kelime kalpte kötü iz bırakır, sen özür dilesen bile tahta bir kere delinmiştir, der.

Çocuk yetiştirmek de aynı böyledir. Zamanında düzgün yetişmeyen çocuklara sonradan güzel şeyler öğretilip, iyi insan olmaları için gayret edilse de illa ki eski kötülüklerin eseri o çocukların üzerinde kalacaktır. Ama şu da bir hakikattir ki; zararın neresinden dönülürse kârdır…

Kaynaklar:

  • Kur’an-ı Kerim
  • Kur’an-ı Kerim’de Adab-ı Muaşeret, Prof Dr. M. Zeki Duman, İpek Yayınları
  • Geliştiren Anne Baba, Doğan Cüceloğlu
  • Gerçek Anne, İnsan ve Hayat Kitaplığı
  • Çocuklara Söz Geçirme Sanatı, Ali Çankırılı, Zafer Yayınları…

***

Evlâdına Allâh’ ın kitâbını öğreten kimsenin sevâbı nedir?

YAKUP (A.S)’IN GÖZLERİ NİÇİN KAPANDI .

“…Baban o elmayı ısırmasaydı…”

FIRINCININ DUASI

 

:) SANATIN YARISI

Nasreddin Hoca çocukken onu bir terzinin yanına çırak olarak vermişler. Aradan altı yedi ay geçmiş.
Bir gün anacağı çocuğu yanına oturtup:
– Anlat bakalım oğlum demiş bu kadar aydır gidip geliyorsun. Ne öğrendin ustandan?
Küçük Nasreddin kocaman gözlerini anasına dikip:
– Anam diye cevap vermiş. Dualarının bereketiyle terzilik sanatınının yarısını öğrendim. Artık dikilmiş şeyleri güzelce sökebiliyorum. Şimdi iş sökülmüşleri dikmeye kaldı. Ama sabredip onu da öğreneceğim,
hiç merak etme sen…

***

DİĞER NASREDDİN HOCA FIKRALARI İÇİN TIKLAYINIZ….