“…O’nun rahmetini nasıl ümid ediyorsun?”

             

              Belh şehrinde adamın biri, kölesine(yanında çalışan adamına) buğday ekmesini emretti. O da gitti, arpa ekti. Hasad vakti olduğu zaman,  adam durumu gördü. Ve bunun sebebini sordu. Adamı:

                -“Buğday olur zannıyla arpa ektim.” dedi. Bunun üzerine adam kızdı:

                “Ey ahmak! Sen hiç arpa ekip, buğday biçen  bir kişiyi gördün mü? (İşittin mi?)” diye azarladı.

                Bunun üzerine köle(işçi adam, efendisine):

                -“Sen Allâhü Teâlâ hazretlerine isyan eder olduğun halde, O’nun rahmetini nasıl ümid ediyorsun?” dedi.

                -“Herkes, ne ektiyse sonunda onu biçer….” Sen iyi biliyorsun ki :

                -“Muhakkak ki dünya âhiretin mezraası(ekin ve ziraat yeri)dir…” Hazret-i Mevlânâ Celâleddin-i Rumî(k.s.) buyurdu.

                Sen bilmezsen bile cümle âlem bunu bilirler ki,

                Her ne nesne ektiysen harman günü ancak onu kaldırırsın.

                Bunun üzerine adam tevbe etti ve köleyi de azâd etti.

***

              EY İNSAN! Tıklayınız…(Okumayanlara mutlaka tavsiye edilir)

 

  1. Ramazan-ı Şerif ve Oruç 

  2. RAMAZAN-I ŞERİF VE KUR’AN-I KERİM 

  3. RAMAZAN AYININ FAZİLETİ

  4. Zekat Neden Ramazan Ayında Verilir?

  5. ÜMMET-İ MUHAMMED VE KADİR GECESİ

  6. KADİR GECESİ’Nİ ARAMAK VE KADİR GECESİ’NİN FAZÎLETİ, KADİR GECESİ’NİN HUSÛSİYETLERİ

  7. Hz.İsa A.S., Niçin Ümmet-i Muhammed’den Olmak İçin Dua Etti?

  8. İğne yaptırmak orucu bozar mı?

  9. KUR’ÂN-I KERÎM HATMİ

  10. Arefe, Bayram Günleri ve Gecelerinin Fazileti, Müslümanın Bayramları

  11. Mü’minlerin Ahiretteki Bayramları

  12. 🙂 RAMAZANI ŞERİF FIKRASI : O MÜBAREK HİÇ MEMNUN OLMASA…..

  13. 🙂 Ramazanı Şerif Fıkrası:Tilki’nin Orucu

  14. 🙂 Ramazan Fıkrası : Temel’den İmam Olursa

  15. 🙂 Ramazanı Şerif Fıkrası:Bugün Ramazan’ın Kaçı?

  16. 🙂 RAMAZANI ŞERİF FIKRASI : BU SICAKTA KOLAY İŞ DEĞİL

  17. 🙂 Ramazanı Şerif Fıkrası:Bugün Ramazan’ın Kaçı?

  18. 🙂 Ramazanı Şerif Fıkrası : Adetimiz Böyledir, Evvela Namaz Kılarız.

Işığa Doğru Yürüyebilmek

Bir gurup arıyla sineği bir şişeye koyuyorlar. Şişenin taban tarafını ışığa doğru, açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştiriyorlar.
Arıların hepsi ışık olan tarafa doğru üşüşüyorlar .
Ama şişenin tabanı cam ve onların da yabancısı olduğu bir madde olduğundan çıkmayı başaramıyorlar.
Bu arada sinekler, şişenin ağzına doluşuyorlar ve karanlıkta dışarı çıkıp kayboluyorlar.
Ağzı açık olan şişeden karanlık tarafa doğru tek bir arı bile gelmiyor.
Camın önünde ışığa doğru çabalarına devam ediyorlar…
İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor.
Ancak daha derinlemesine düşününce, karşımıza bir anıt gibi dikilen gerçek çok farklı oluyor.
Çok basit gelen bu deney beni oldukça düşündürdü. Arıların ne kadar akıllı varlıklar olduğunu hepimiz biliyoruz.
Sinekler ise malum hayvanlar.
Arılar ne kadar temizse adı üstünde, sinekler de o kadar iğrençtirler.
Arılardan korkarız bizi sokarlar diye ama, sineklerden midemiz bulanır.
Evet, ışığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır kuşkusuz.
Onlar, engellere rağmen ışıktan vazgeçmeyenlerdir.
Ne tür engel olursa olsun önlerinde, çabalarını sürdürenlerdir.
Ve bu uğurda da gerektiğinde ölebilenlerdir.
Yürek, azim, sevgi, ilkeler, dürüstlüktür bunu yaptıran.
Kendine saygı, yaşadığı topluma saygıdır.
Sinekler, karanlıkta sıvışan kaçaklardır.
Karanlığa yürüyenlerdir.
Karanlık düşüncelerdir.
Şişenin ağzının karanlığa bakmasının onlarca hiç bir önemi yoktur.
Sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak varlıklardır.
SADECE kendi yaşamları söz konusudur.
Nerede yemek varsa, nerede rahat yaşayacaklarsa, nerede çok para kazanacaklarsa oraya giderler. Onlar için karanlık olması önemli değildir açık ağızların. Arıyı kovalamak isterseniz savaşır. Engellere aldırmaz.
Amacı sadece ışığa ulaşmaktır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır. Ve değerleri için ölür.
Ama sinekler kaçarlar. Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler kovaladığınız yere.
Her türlü pisliğe bulaşırlar, sonra da yieceklerinize, üstünüze, başınıza konarlar.
Arılar yumurtalarını yalnızca kovanlarına bırakırlar.
Oysa sinekler her yere yumurtlar, her yerde ürerler. Onlar için asıl amaç çoğalmak ve yayılmaktır.

“AMELLER NİYETLERE GÖREDİR”

 

Cennet Kimlere Aşıktır?

Ramazan-ı Şerif ve Oruç tıklayınız….

Kur’an-ı Kerimle İlgili Ayeti Kerimeler

KUR’AN-I KERİM İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

Kur’an-ı Kerim Hakkında Hikaye : Kur’an Okuyan Âmâ

Kur’an-ı Kerim Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

Hakîkî Tevbe Eden Kimdir?

tvb

“Resûlullah (s.a.v.), Ashâbından bir toplulukla beraberlerken onlara

‘Hakîkî tevbe eden kimdir, bilir misiniz?’ diye sual buyurdular. Onlar

“Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” dediler. Buyurdular ki:

“Kul, tevbe ettiği zaman hasımlarını da râzı etmiyorsa tevbe etmiş değildir. Kim tevbe eder de elbisesini değiştirmezse tevbe etmiş değildir. Kim tevbe eder de bulunduğu meclisi değiştirmezse tevbe etmiş değildir. Kim tevbe eder de nafakasını ve zînetini değiştirmezse tevbe etmiş değildir. Kim tevbe eder de yatağını ve yastığını genişletmezse tevbe etmiş değildir. Kim tevbe eder de ahlâkını güzelleştirmezse tevbe etmiş değildir. Kim tevbe eder de kalbini ve elini genişletmezse tevbe etmiş değildir.” Sonra da buyurdular ki:

“Kişi bu hasletlerden tevbe ettiğinde işte o zaman hakîkaten tevbe etmiş demektir.” Bu hadîs-i şerîf şöyle şerh edilmiştir:

Hasmı râzı etmek demek; onlardan gasp ettiği malı, onlara yaptığı hıyâneti, hileyi, gıybeti veya onların mallarına verdiği zararı iâde ederek, kullandığı kötü ve çirkin sözleri geri alarak onlardan helâllik talep etmek demektir.

Elbiseyi değiştirmek demek; üzerinde bulunan elbise haram kazançtan ise helâliyle, kibir ve gösteriş için giyilmiş bir elbise ise orta halli bir elbise ile değiştirmektir.

Bulunduğu meclisi değiştirmek demek; oyun ve eğlence yerlerini, câhillerin, yalan ve mâlâyanî konuşanların meclisini terk edip âlimlerin, zikir ile meşgul olanların ve sâlih kimselerin meclislerine dâhil olmak, onlarla birlikte hizmet etmekle onların kalplerine girmek demektir.

Nafakasını değiştirmek demek; haramı terk edip helâl olanı kazanmak demektir.

Zînetini değiştirmek demek; evi gereğinden fazla eşya ile donatmayı, ihtiyacından fazla elbise almayı, bir sofrada ihtiyaçtan fazla yiyecek ve içecek bulundurmayı terk etmektir.

Yatağını ve yastığını değiştirmek demek; tembellik, gaflet ve günah işlemek yerine geceleri ibâdet için kalkmak demektir.

Ahlâkını genişletmek demek; şiddetten yumuşak huylu olmaya, darlık göstermekten genişliğe, hırçınlıktan müsâmahalı olmaya dönmek demektir.

Kalbini genişletmek demek; Cenâb-ı Hakk’ın, her hâlükârda rızkını göndereceğine güvenip infakta bulunmak demektir.

Elini genişletmek demek; cömert olmak ve kendi muhtaç olsa bile vermeyi bilmek demektir. (et-Tezkira li’l-Kurtubî)

TEVBE VE İSTİĞFAR TIKLAYINIZ…

Bir Şükre Otuz Yıl Tevbe Tıklayınız…

EN BÜYÜK İSTİĞFAR: TESBİH NAMAZI VE BU NAMAZDA OKUNAN TESBÎHİN FAZÎLETİ TIKLAYINIZ…

 

Müslüman; İslâm îtikâdını, inancını kat’î olarak kabul eden kimse:

Cenâb-ı Hakk’ı tam manâsıyla bilip, kendisinin acziyet ve kulluğunun farkına vararak, her işinde Hazret-i Allâh’a tevekkül ve îtimad eder. Korku ve ümit arasında Cenâb-ı Hakk’a bağlanır, evham ve bâtıl hayallere dalmaz. Bütün söz ve fiillerini, Cenâb-ı Hakk’ın işitip gördüğünün ve bildiğinin farkında olarak edepli bir şekilde yapar. Bütün yaratılmışlara karşı şefkat ve hakkâniyet üzere hareket eder.

Bütün insanların, her şeyi yaratan Hazret-i Allâh’ın kulu olduğunu bilir, kimseye yan bakmaz ve can yakmaz.

Hazret-i Allâh’ın vahdâniyetini tasdik eder. İbâdet ve kulluğa yalnızca Cenâb-ı Hakk’ın layık olduğunu bilir; her türlü yardımı, hidâyet ve mağfireti ondan bekler.

Peygamberlerin sonuncusu olan Hazret-i Muhammed Mustafa (sallallâhü aleyhi ve sellem)’e îman etmiş olduğundan bütün peygamberleri istisnasız olarak kabul eder, hiç birini diğerinden ayırmaz.

Kadere îman etmiş olduğundan, başına bir musîbet ve keder geldiği zaman rızâ gösterir ve ‘takdîr-i ilâhîdir’ diyerek üzüntüsünü büyütmez ve uzatmaz.

Âhirete îman etmiş olduğundan dünyada başına gelen musîbetler ne kadar artsa da ümitsizliğe düşmez, isyan etmeyi asla düşünmez. Âhiretteki ecrini düşünerek sıkıntılara karşı sabırlı olur.

Cenâb-ı Hakk’ı çokça zikrettiği için kalbi, Hz. Allâh’ın zikri ile nurlanıp sanatı, ticareti ve hiçbir dünyalık işi onu, Allâhü Teâlâ’yı zikirden alıkoymaz. Allâhü Teâlâ’nın sevgisi ile dolu olan kalbinde dünya sevgisi yer edemeyeceği için kendisini âhiret yolcusu olarak görür ve ecel kendisine ağır gelmez.

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünnetine tâbi olur ve mübârek ashâbının hayatlarını öğrenerek onların hikmet, iffet, şecâat ve cömertlik gibi güzel ahlâkları ile ahlâklanır. Bu fâni âlemin geçici lezzetlerine iltifat etmeyerek dünyayı âhiretin tarlası olarak bilir ve gücü yettiği miktarda hayırlı fiil işleyerek arkasında güzel ameller bırakmaya çalışır.

Korku ve üzüntü üzere olmayıp rahat ve gönlü huzurla dolu olarak yaşar. Hevâsının (nefsinin gayr-i meşru arzularının) peşinde koşmayıp sadâkat ve vefâ ehli olur. (Nimet-i İslam)

/ FAZİLET TAKVİMİ 14 Nisan 2020, Salı

Fazîlet ve Meziyet Kime Mahsustur?

İslami ilimleri öğrenmenin lüzumu

Evliyanın Sözünü Dinlemeyenin Tavuğunu Köpekler Yer.

ALLAH İÇİN SEVMEK

🙂 Nasrettin Hoca’ya sorarlar

99. İslam halifesi ve 34.Osmanlı padişahı Sultan 2.Abdülhamid Han

Fazilet Ehlini Kimler Bilir?

 

 

Sıhhat ve Âfiyet

sükretmek123TIBB-I NEBEVÎ’DEN: SIHHATE DÂİR:

Sıhhat ve âfiyet, Cenâb-ı Hakk’ın kullarına ihsan buyurmuş olduğu, kıymetinin bilinmesi ve şükrünün edâ edilmesi vâcip olan ilâhî bir lütuftur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadîs-i şerîflerinde:

“İki nîmet var ki insanların birçoğu bu nîmetleri kullanmakta aldanmıştır:

Sıhhat ve boş vakit.” buyurmuşlardır.

Bir gün Ebu’d-Derdâ (r.a.), Peygamber Efendimizin (s.a.v.) huzûruna gelerek: “Yâ Resûlallah! Sıhhat ve âfiyette bulunup Cenâb-ı Hakk’a şükür ve hamdetmeyi, bir hastalığa yakalanıp ona sabretmekten daha çok severim” demişlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de: “Allâhü Teâlâ da senin âfiyette olmanı sever.” buyurmuşlardır. Yani Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını tahsil için sıhhat nîmetinin muhâfazasına gayret göstermenin rızâ-i ilâhîye muvâfık olduğunu beyan buyurmuşlardır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) mübarek amcaları Hz. Abbas’a (r.a.) “Ey Abbas! Allâhü Teâlâ’dan dünya ve âhirette sıhhat ve âfiyette olmayı iste.” buyurmuşlardır.

Bir başka hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuşlardır:

“Cenâb-ı Hak’tan af ve âfiyet talep ediniz. Zîrâ hiç kimseye hakîkî îmandan sonra âfiyetten daha hayırlı bir nîmet verilmemiştir.”

İşte bu hadîs-i şerîflerden de anlaşılacağı üzere kullar için Allâhü Teâlâ’ya îmandan sonra sıhhat ve âfiyet kadar kıymetli ve şükre lâyık bir nîmet yoktur. Bu nîmetlerin kıymetlerini bilip onlardan gâfil olmamak ve şükürlerini edâya gayret göstermek lazımdır. Ne yazık ki insanların çoğu sıhhat ve âfiyetin kıymetini hastalandıktan sonra anlarlar. O hastalıktan âfiyete erince tekrardan sıhhat ve âfiyetin kıymetini anlayıp muhâfazası için gayret sarf etmezler.

BEYİT:

Halk içinde mûteber bir nesne yok, devlet gibi

Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi

Muhibbî (Kânûnî Sultan Süleyman Han)

/ FAZİLET TAKVİMİ Çarşamba-08-Nisan-2020

ÂFİYET NEDİR?

ÂFİYET İSTEMEK

SAĞLIĞI KORUMAK

 

Hz. ALİ R.A.’IN OĞLU HZ. HASAN EFENDİMİZ’E VASİYETLERİ.

CİHAN DURDUKÇA NUR SAÇAN HİKMET DOLU VASİYETLER

Gözümün nuru oğlum; Hasan’ım! Sen benim hayırlı vekilim ve şerefli temsilcimsin. Şu vasiyetimi can kulağıyla dinle ve ona göre hareket eyle. Bu sana babandan hayırlı bir nasihattir.                                                              Dünya bâzen seni arar gibi iltifat gösterir. Onun bu sahte görünüşüne aldanma! Bâzen de senden kaçar gibi yüz çevirir; döner dolaşır. Ona da ehemmiyet verme! Zira dünya bin erden arda kalan avrat gibidir; kimseye yar olmaz. Onun gelişi, aceleci ve korkak adamın hâli gibi şüpheli ve şikâyetlidir.                                                        Hayrı az, dirliği kısa, alâka ve karşılaması hudutlu, arka çevirmesi felâket ve fecâattir. Elde edilen nimetleri geçici, günâh ve vebâli kalıcıdır…

Öyle ise ömür bitmeden, kudret elden gitmeden, can sağ iken; âhiret perdesi açılmadan, müsâit zamanı fırsat, eldeki imkânı ganîmet bil de, âhiretin için hayırlı ameller hazırla. Kişi dünyada âhireti için ne yaparsa, şüphesiz orada onu bulur. Dünya âhiretin zirâat mahallidir; ne ekilirse o biçilir.

Vefâsız dünyanın hîlesi çok, bir hal üzere kaldığı yoktur. Bir tarafı düzeltir, ıslâh ederse, diğer tarafı bozar, ifsat eder. Birini sevdirse, diğerini kalbinden yaralar. Öteden beri meşrebi (gidişi) budur.

Dünyaya meyledip bağlanmak, sonra aldanıp pişmanlık duymağa sebep olur. Bu fenâ âleminde dâimî kalmak yoktur. Öyle ise ona bel bağlamak aldanmaktır.

Oğlum!

İnsanların hatırına itibar et!; hal ve sözünden kimse incinmesin. Dünya işi için çekişip uğraşmaktan sakın, ihtiyaç olmadıkça bir şeyin arkasına düşme. Yumuşak huylu ol, insanlara kolaylık ve yakınlık göster!…

Oğlum!

Sen zamanın eşsiz hikmetlisi ve büyük efendisisin. Kıymet ve vakarını güzel muhâfaza et. Ömrünü eğlencede geçirme, malını günâha sarf etme ki, dünyadan amelsiz çıkıp da huzûr-u izzete eli boş varmış olmayasın!

Güzel sözünü, güzel amellerinle birleştir ki, iyi meziyetleri, lütuf ve ihsan meyvelerini zâtında toplamış olasın. Bir de yapmayacağın şeyden bahsetme; laftan ziyâde iş görmelisin.

Şurasını da gözden uzak tutma: Her fenâlığın başı zenginliğe muhabbet, hırs ve tamâdır. Bu iki kötü huy, sâlim olan kalbine yol bulmasın!…

Allahü Teâlâ’dan kork ki; tevâzu ehli olasın. Dünya gönlünden silinip uzak bulunsun ki, fazîlet bulup, felâha eresin.

Oğlum!

İyi düşün, ihtiyatlı bulun. Nefsânî arzûlar ve dünyanın görünüşü seni aldatmasın. Dünyada her şey geçicidir. Gizli, kapalı olan şey aranır. Her şey fânî ve yok olucudur; er geç biter, tükenir. Âdemoğlunda ise yalnız kazanmış olduğu iyilikler ve günâhı kalır.

Dünya kâbuslu bir rüyâ gibidir; kendine sarılanı rûhî azapla bezdirir, huzursuz eder. Zâhirde bal gibi tatlı görünür: fakat içi zehir doludur. Zevk ve sefâsı varsa da, gam ve kederle yoğrulmuştur.

Hâsılı dünya; Sonunda nimetleri yok eden, sıkıntıları toplayan, aldatıcı, gaddar adam misâli, verir fakat verdiğini geri alır; alâka gösterir lâkin o hâlinde de bin çeşit hîle gizlidir. Görünen süslerine aldanan harap ve helâk olur.

Oğlum!

Sen başkalarına benzemezsin. Sen Hânedân-ı Nübüvvet (Peygamber torunu) kalp meyvesi, ümmetin göz nûru ve Seyitlikte baş tâcı olduğun gibi, güzel hal ve huyla da mümtaz olmalısın.

Bunun için hükmü ile amel ettiğin takdirde, yüksek kıymetini bir kat daha yükseltecek olan şu vasiyetim  hafızanda bulunsun.

Mekke…

Yaşlı bir adam ve genç bir delikanlı bir köşede oturup konuşmaktalar. Önlerinde iyi giyimli bir adam belirir. Genç olanın önüne bir kese altın koyar.Genç:
– Sağol, paraya ihtiyacım yok.

– Olsun, ben sana veriyorum, ister sen harca, ister fakirlere ver.

Genç fazla ısrar etmez. Keseyi alır hemen hepsini ihtiyacı olduğunu bildiklerine dağıtır.Yaşlı adam aynı akşam genci bir başkasından yardım isterken görür ve sorar:

– Niçin o bir kese altından kendine ayırmadın?

Genç:

-Akşama kadar yaşayacağımı düşünemezdim.

Kaynak: http://kitap.mollacami.com/dini-hikayeler/aksama-kadar-yasamak.html

ELLERİN TEMİZLİĞİ(TIBB-I NEBEVİ’DEN)

İnsanın elleri dışla en çok temas eden ve en çok kirlenen organıdır. Bir de elin yiyip içtiğimiz, ağzımıza burnumuza, kulağımıza soktuğumuz organ olduğunu düşünürsek el yıkamanın ne kadar önemli olduğu ortadadır.
El yıkamak, sağlık açısından büyük önem taşır. Peygamber (as) el yıkama konusunda çok hassas davranmış, bir şey yiyeceği zaman önce ellerini yıkamış, bir şey yedikten sonra yine ellerini yıkamış, yatmış kalkmış, ellerini yıkamış ve yıkamayı tavsiye etmiştir. En önemlisi de yıkanmamış ellerin hastalık nedeni olduğunu bildirmiştir.

***

Peygamber (as) bu konuda şöyle buyurur:
– “Yemeklerden önce ve sonra ellerinizi yıkayınız. Yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamak yemeği bereketlendirir.” (Tirmizi Et‟ime:39)
Hz.Aişe (ra): “Neb-i (sav) bir şey yemek istediğinde ellerini mutlaka yıkardı” demiştir.

***

Enes (ra) peygamber (as) bize şöyle buyurdu:
– “Evinin hayrını arttırmak isteyen yemeklerden önce ve sonra ellerini ağzını yıkasın.” (Ramuz el-Ehadis:396/9)

***

Bir defasında Peygamber (sav) Ashabına şöyle demiştir:
– “Şeytan çok hassastır. Kendinizi ondan sakındırın. Kim elinde et kokusu olduğu halde geceler, sonra da kendisine bir fenalık (hastalık) ulaşırsa o kimse kendinden başkasını suçlamasın.” (Tirmizi Et‟ime:48)
– “Yataktan kalkınca ellerinizi yıkayın. Çünkü ellerinizin gece nerelere dokunduğunu bilemezsiniz.” (Buhari, Vüdu:26)

Yıkanmamış eller mikrop taşır. Sadece insanın kendisinin hasta olmasına neden olmaz, başkalarının da hastalanmasına sebep olur. Bilhassa ilgiye ve bakıma muhtaç olan çocukların sağlığı açısından daha önemlidir.
Kaynak : TIBB-I NEBEVİ / Mustafa ÖSELMİŞ Sayfa 30

***

“Size iki şey bırakıyorum. (Bunlara tutunursanız) asla dalâlete düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve sünnetim. Bu ikisi (kıyamette) havz(ı kevserin yanın)a kadar ayrılmadan beraberce geleceklerdir.”  Veda Hutbesinden(Hâkim, el-Müstedrek, 1/93) 

***

ÂFİYET NEDİR?

HZ. ALİ’DEN (R.A.) SIHHAT DÜSTURLARI:

SAĞLIĞI KORUMAK

Böyle Ucuz Saltanat Bize Lazım Değil.

Tavuk yemeden önce okuyun!(Fiziksel olarak bozuk olan yiyecekler nasıl insanı fiziken rahatsız ediyorsa ve hayatımız söz konusu olabiliyorsa, dinimize uygun olmadan hazırlanan gıda ve içeceklerde manevi hayatımızı etkiler.)

BOŞ KONUŞMAYI BIRAK ZİKRE SARIL

İbrahim bin Edhem (rah.) dünyalık sözler konuşan birisini gördü. Hemen onun sözünü kesti ve dedi ki:

“Sen bu konuştuğun sözlerden sevap mı ümid ediyorsun?” Adam “Hayır” dedi.

“Peki, bundan dolayı azaba uğramayacağından emin mi oluyorsun?” Adam: “Hayır” deyince İbrahim bin Edhem Hazretleri şöyle buyurdu:

“Öyleyse sevâbını ummadığın, azâbından da emin olmadığın sözü niçin konuşuyorsun? Sen bu sözleri bırak, Allâhü Teâlâ’yı zikre sarıl.” (Tenbîhu’l-Gâfilin)