Reklamlar

Archive for the ‘NAMAZ’ Category

Dinimizin direği, İmandan sonra en büyük ibadet NAMAZ, Namazda huzur ve huşu

namazzzBilindiği gibi Kur’an-ı Kerimin tertibi, ayetlerin sıralanması vahiyle; yani İlahi emirle olmuştur. Yüce kitabımızı açtığımızda ilk sure Fatiha-i Şerife’dir.

Bu sure Kur’an-ı Kerimin anahtarıdır. Kuranı kerim okumaya onunla başlar, onunla bitiririz. Namazlarda her rekatta önce onu okuruz.

Fatiha-i Şerife’den sonra Kur’an-ı Kerimin en uzun suresi olan Bakara suresi gelir. Bu surenin İlk ayetlerinin meali şu şekildedir:

“Elif lam mim. İşte şu kitap (yani Kuranı kerim)Allahtan korkup sakınanlar için tam bir yol gösterici, hidayet rehberidir.(Allahın kendilerine hidayet verdiği,gerçek kurtuluşa erenler öyle kimselerdir ki); onlar gayb’e iman ederler, namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan da infak ederler,(zekat ve sadaka verirler)…”

Kur’an-ı Kerimin bu ilk ayetlerinde kurtuluşa erenlerin hususiyetleri sıralanmıştır. Bunlar evvela iman, sonra da namaz ve zekat ibadetidir.

Bu ayeti kerimeden itibaren Kur’an-ı Kerimde seksenin üzerinde namaz; otuzun üzerinde de namazdan hemen sonra zekât emredilmiştir.

Aslında bir ibadetin farz olması için açıkça bir defa emredilmesi kafi iken; bu ibadetlerin bu kadar tekrarlanmasına dikkat etmemiz gerekir.

Bu, namaz ibadetinin büyüklüğünü, Alllaha kulluğumuzdaki yerini gösterir. Namazlarını güzelce eda eden Cenabı hakka en az seksen defa itaat etmiş, kılamayan da en az o kadar günaha girmiştir.

 İnsanoğlu sadece biyolojik bir canlı değildir.

Bu gördüğümüz maddi vücudumuzun yanında manevi vücudumuz da vardır.

Mevla’mız maddi vücudumuzun ihtiyacı olan havayı, suyu, türlü gıdaları yarattığı gibi, ruhi ve manevi vücudumuz için de türlü gıdalar yaratmıştır. İşte evvela imanımız sonra da ibadetlerimiz bizlerin manevi gıdalarıdır. Her ibadetin de kendine ait kazandırdığı güzellikler ve manevi zenginlikler vardır. Maddi gıdalar nasıl vücudumuzu canlı tutar ve hastalıklardan koruyacak zindeliği sağlar ise; manevi gıdalarımız da aynı şekilde küfür ve şirk başta olmak üzere nefis ve şeytan gibi amansız düşmanların hastalıklarına karşı ve günahlara karşı bizlere direnç verir.

 Hususiyle namaz; diğer bütün ibadetleri de içine alan muazzam bir   ibadettir. Bu vesile ile kulluk vazîfelerinin en üstünüdür.

İslam alimleri bunu şöyle sıralamışlardır:

Namaz, Avret mahallini örtme şartını yerine getirmek için mal harcamak lâzım   geldiğinden Zekât’ı,

Kıbleye dönme şartı olduğu için Hacc‘ı,  Niyet şartı ile İhlâs‘ı,

İftitah Tekbirini tâkiben yeme-içmenin yasak oluşu ile Oruc‘u,

Namaz içinde şeytanın ve nefsin vesvesesini kalbten atmak için mücâhede lâzım geldiğinden Cihâd’ı,   Kıraat şartı ile Kur’an okumayı,

Namaz içindeki münâcât ve yalvarış sebebiyle Dua‘yı,

Tahiyyat’ta Kelime-i Şehâdet’in okunması ile İman‘ı içine almaktadır.

İhlâs ile iki rekât namaz kılan kimse, meleklerin ibâdetlerine ve diğer mâlî ve bedenî ibâdetlere verilen ecir ve mükâfâta nâil olur.

Namazın bizlere neler kazandırdığı, Ankebut suresinin 45.ayeti kerimesinde şöyle ifade edilir:

 “Ey habibim! Sana vahyolunan kitabı okuyup tebliğ et. Namazı da  dosdoğru kıl, Muhakkak ki (usul ve erkanına riayet edilerek kılınan) namaz;  insanı ahlak dışı davranışlardan ve meşru olmayan işlerden uzak tutar. Allahı zikretmek elbette en büyük iştir.Allah bütün işlediklerinizi bilir.”

Hadis-i Şerifte Sevgili Peygamberimiz(sas);

“Hakikaten kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terk etmek vardır.” (Riyazüssalihin,1080-Müslim’den) buyurarak namazın bizleri nelerden koruduğunu bildirmiştir.

Hadis-i Şeriflerde şöyle müjdelenmiştir:

 İbâdetlerin efdali namazdır. Namaz kılanlara saâdet kapıları açılır. Kılmayanlar aslâ gamdan kurtulmazlar.”

Kul namaza başladığında ona Cennet kapıları açılır, onunla Allahü Teâlâ arasından perdeler kalkar ve hûriler onu karşılarlar.”(Râmuz 104/3)

“Kul namaza durunca Allahü Teâlâ aradan perdeleri kaldırır da, zâtıyla,  hidâyetiyle, nûruyla ona tecellî eder. İki yanından melekler göklere kadar saf bağlar; onunla namaz kılar ve duasına “Âmin” derler.

Bu müjdeleri çoğaltabiliriz. Bütün mesele; namazını ihlasla, vaktinde, cemaatle eda edip bu İlahi tecellilere mazhar olmaktır. Bu tecellilere mazhar olan bir kul; küfürden,şirkten, ahlaksızlıktan, haramlardan uzak duracak sapasağlam bir ruh halini zaten kazanmıştır.

Böyle namaz kılabilen, ne bahtiyar bir kuldur.

 ****

Namazda Huzur ve Huşu

Dinimizin direği ve müminlerin miracı olan Namazlarımızı,dünyamızı ve ahiretimizi kazanacak bir şekilde eda etmek için en önemli şart hiç şüphesiz namazda huzur ve huşu’dur. Bu haftaki hutbemizde(de)namazda huzur ve huşu ile alakalı bazı hususlara dikkat çekmek istiyoruz.

Müminun suresinin ilk ayetlerinde; ”Namazlarını huşu içerisinde kılan müminler elbette kurtuluşa ermişlerdir.Buyrulur.

Resulullah(sas)Efendimiz Hadis-i Şeriflerinde; ”Kulun ahirette ilk hesaba çekileceği şey namazdır. Namaz hesabını düzgün verenin diğer hesapları da düzgün olur.” buyurmaktadır.

Bu ayeti kerimelerden ve hadisi şeriften anlaşılıyor ki, namaz ibadeti;

kul hakları hariç olmak üzere eksik ve noksanlıklarımızı örtecek ve bizi hiç zorlanmadan ebedi kurtuluşa, Cennet ve Cemali İlahiye’ye kavuşturacak büyük bir ibadettir. Bu yönü ile bizler için çok büyük bir fırsattır.

Bununla beraber namaz, ağır bir ibadettir. Şekil ve muhteva itibarı ile zor olmamakla beraber, manevi yönü herkesin çok rahat kaldırabileceği bir ibadet değildir. Ondaki zorluk, fiziki bir zorluk değildir. Namazın manevi ağırlığını gaflet sahibi insanlar kaldıramadığı içindir. Diğer bir yönü de Nefs-i emmare ve şeytanı aleyhilla’ne bizlere zor gösterdiği içindir.

Nitekim namazdan çok daha ağır işlerde zorlanmayan bazı kimseler, namaza sıra geldiğinde zorlanır. Çünkü namaz imanla,imanın gücü ile alakalıdır.

Ayeti kerimede şöyle buyrulur: “Namaz elbette ağır bir ibadettir, ama huşu ile kılanlara ağır gelmez.”(.Bakara 45)

(Osmanlı devri evliyalarından Aziz Mahmud-u Hüdai hz.ne;

”İstanbul’a bir pehlivan gelmiş, şu kadar yükü kaldırıyormuş.”denildiğinde;

”O pehlivan çok güçlü olsaydı abdest İbriğini kaldırabilirdi. Halbuki abdest ibriğini kaldıramıyor. Çünkü o daha ağır.”buyurması bu büyüklüğü anlatır.)

Öyle ise  namazlarımızdaki ilahi güzelliğe kavuşabilmek, huşu ile eda edebilmek için gayret göstermeliyiz. Peki namazda huşu nasıl ve ne ile olur?

 Namazda huşu’un maddi ve manevi şartları vardır.Ancak ikisi de birbirinden ayrılmazlar. Büyük İslam alimi İmamı Rabbani hz. şöyle buyurur:

 “Namazda huşuun şartı namazın farzlarına vaciplerine,sünnetlerine ve müstehaplarına harfiyen riayet etmek,(mekruhlarından da sakınmakla) mümkündür.”(Mektubat,C.1 M.305) (Mesela; sağlam bir abdest ve taharet, beden,elbise ve mekan temizliği namazın ilk şartlarındandır.Buradan başlayarak,ilmihal kitaplarında yazdığı şekli ile bütün hususlara gücümüzün yettiğince riayet etmek işin başıdır.)

Diğer bir husus da kalbin tavazu halinde olmasıdır. Niyetten başlayarak namazın bütün rükunlarında Cenab-ı Mevla’ nın huzurunda olduğumuzu düşünmek, bu halin muhafazasına gayret etmektir. Bu da nefs terbiyesi ve kalbi hazırlıkla mümkündür. Ancak,İmamı Rabbani Hz.nin ifadelerine göre;“Farz, vacip,sünnet ve müstehaplara tam riayet kalbi huzuru da sağlar.” (C.1.M.305)

Bu o kadar mühim ki namazda bir edebi gözetmek ve tenzîhen (yani helale yakın) bile olsa, bir mekrûhtan sakınmak, zikirden, fikirden, murâkabeden ve teveccühden dahâ faydalıdır. Tahrîmen olan (yani harama yakın) mekrûhtan sakınmanın faydasını, artık düşünmelidir.(Mektubat-ı Şerif C.1,Mektup 29) .

( Nitekim bir Hadis-i Şerifte şöyle müjdelenir: “Şüphesiz namaz kılan, sağa sola bakınmadıkça, Allahü Teâlâ’nın o kişiye tecellîsi devâm eder.”)

Namazda huşu, bizim için hayati ehemmiyeti haizdir.

Onun için evvela; Namazla alakalı bilgilerimiz yeterli değilse; sağlam ilmihal kitaplarından ve güvendiğimiz din adamlarından iyice öğrenmeliyiz..Sonra da tatbike çalışmalıyız.Çünkü maddi ve manevi bütün  güzellikler buna bağlıdır. Tabi ki bunun tamamında hemen kolayca muvaffak olmak zordur. Ancak tamamı elde edilemeyen şeylerin tamamı terk edilmez. Bize düşen bunun yolunda ve gayretinde olmaktır.Bu gayret,Allah yolunda nefisle cihattır.Biz gayret ettikçe Mevla’mız bizlere yardım edecek,rahmeti ve ihsanı artacaktır. Nitekim hadisi kutside şöyle buyrulur:”Kulum bana bir adım gelirse ben ona on adım gelirim. Kulum bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim.”

Ayrıca bu mevzularda İslam büyüklerinin bazı tavsiyeleri de vardır: Mesela; namaza başlamadan önce üç istiğfar ve salavatı şerife okumak,namazdan sonra yine üç istiğfar okumak…Namazda Fatiha-i şerife’ de; İyyâke na’budü ve iyyâke neste’în derken;ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım dileriz.” diye Cenabı Hakka hitap ettiğimizi düşünmek.Tahiyyatta “Esselâmü aleyke” derken Resulullah (sas)Efendimze selam verdiğimizi düşünmek gibi.. Bunlar namazın kabulü ve derecesinin yükselmesi hususunda çok mühim tavsiyelerdir. Ayrıca namazlardan sonra 33’er defa okunması sünnet olan; SübhanAllah, Elhamdülillah ve Allahüekber tesbihleri de; aczimizi itiraf, Allaha teşekkür ve Alahın büyüklüğünü itiraf  sayıldığı için;bu sebeple Mevla’ mızın, namazdaki eksiklerimizi telafi edeceği müjdelenmiştir.(Mektubat C.1 M.304) Bunlar ihmal edilmemelidir. Hadis-i Şerifte Resulü Ekrem; (sas) şöyle buyuruyorlar: “Kul; namazını kılmaya kalkınca nefsi, yüzü ve kalbi ile birlikte Azîz Ve Celîl olan Allah’a yönelirse, anasından doğduğu gün gibi (tertemiz olarak namazdan) ayrılır.”  (İhya,c. I. s.121)                                      

Reklamlar

NAMAZDAN SONRA TESBİHİN FAZİLETİ

 

tesbih

Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) (muhâcirlerin) fakirleri gelip:

(Yâ Rasûlallâh) mal ve mülk sâhipleri en yüksek dereceleri ve dâimî nimet(lere ermek fazîlet ve saâdetin)i alıp gittiler.

Hem bizim kıldığımız gibi onlar da namaz kılıyorlar, bizim tuttuğumuz gibi onlar da oruç tutuyorlar.

Hem de onların fazla malları var, onunla haccediyorlar, umre yapıyorlar, cihâd ediyorlar, sadaka veriyorlar.” dediler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“Size bir şey bildireyim ki siz onu yaptığınız takdirde hem (bu hususta) sizi geçmiş olanlara yetişebilesiniz, hem de sizden sonraya kalanlardan hiçbir kimse size yetişemesin ve içlerinde bulunduğunuz cemâat (topluluk) içinde en hayırlı siz olasınız. Ancak (onlardan size tavsiye ettiğim amelin) aynısını yapan hâriç:

Her farz namazdan sonra otuz üçer kere tesbîh (Sübhânallah), tahmîd (Elhamdülillâh) ve tekbîr (Allâhü Ekber) okursunuz.” buyurmuşlardır.

Fakirler Resûlullâh’ın (s.a.v.) kendilerine öğrettiğini yaptılar. Derken zenginlere de yaptıklarını haber verdiler. Zenginler de tıpkısını yaptılar.

Ashâbın fakirleri, Resûlullâh’a (s.a.v.) gelip bunu haber verdiler ve:

‘Bizim bu kardeşlerimiz bizim yaptığımızı yapıp söylüyorlar’ dediler.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.):

“Bu dediğiniz Allâhü Teâlâ’nın bir fazlı ve ihsanıdır ki, dilediğine verir. Ey fakirler cemâati:

Müslümanların fakirlerinin zenginlerinden âhiret günü ile yarım gün, yâni beş yüz yıl evvel cennete girmeleri sizi sevindirmez mi?” buyurdular.

Namazla İlgili Nükteler

namazzz

Horoz

Çocuk:
– Babacığım, demiş. Bana bir horoz alsan da, sabahları ötüp beni namaza kaldırsa.
Adam:
– Canım oğul, diye cevap vermiş. Senin içindeki horoz ötmedikten sonra, dışarıdaki horozun fayda vereceğini mi sanıyorsun?

figur

Kaza

Yolculardan biri, otobüs şoförünün yanına gider ve namaz vakti geçmeden bir mola vermesini rica eder.
Şoför sinirlenerek:
– Kaza edin efendim, der. Ne olur yani?
Adam, sakin sakin cevap verir:
– Ben kaza etmeden, ya sen kaza edersen!

figur

Namaz Hakkında Hikaye, Kıssa : Deve sahibinden neden kaçtı? tıklayınız…

 

Allah’a(c.c.) En Çok Yaklaştıran Amel

namazzz

Risale: İslam ve Namaz tıklayınız…
Risale: Namaz ve Esrarı tıklayınız…

 

Namazı Geç Kılanlara………………

namaz vakit

Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: Oğlum namaz hiç bu vakte bırakılır mı?” Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı.

Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep… namaz son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak, “Yine geciktirdim namazı. dedi kendi kendine.

Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendisini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda
etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi. Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana.” dedi. Çok seviyordu onu …Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki… hicabından renkten renge girerdi.
O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde. Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu.Ne kadar da yorulmuşum.” dedi. Daldı gitti öylece….

Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; Kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk soğuk terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti.

Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. Benim ismimi mi okudunuz?” dedi dudakları titreyerek…..

Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde. İki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden….” Şükürler olsun dedi, kendi kendine ve devam etti; “Gözlerimi dünyaya açtım,Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını islam yolunda harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah’ı anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım.” Kirpiklerinden aşağı gözyaşları
dökülürken, Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum.” Diyordu. Ama bir yandan da O’nun için ne yapsam az, Cennet’i kazanmama yetmez.” Diye düşünüyordu.Tek sığınağı Allah’ın rahmetiydi.

Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanında ki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti.

Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı duyuyordu? İsmi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı. “Olamaaaazzzz” diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. “Ben nasıl Cehennemlik olurum? Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep rabbimi anlattım.” Diyordu.

Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem’e doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı?

Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü..“Hizmetlerim… Oruçlarım…. Okuduğum Kur’anlar……Namazım….Hiçbiri beni kurtarmayacak mı?” diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı.

Resülullah, “Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle temizler.” Buyuruyordu. “Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?” diye düşünüyordu.

“Namazlarım…..Namazlarım….Namazlarım.” diye diye hıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler. Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu.

Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu.

Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı. kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı.

“Siz de kimsiniz ?” dedi.
İhtiyar gülümsedi: Ben senin namazlarınım.”

Neden bu kadar geç kaldınız ? Son anda yetiştiniz. Neredeyse düşüyordum.”dedi….

İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı;

Sen beni hep son anda yetiştirirdin, …hatırladın mı?

Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kanter içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu.Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu.

Alıntı

Risale: İslam ve Namaz tıklayınız…
Risale: Namaz ve Esrarı tıklayınız…

“FARZ BORCU BULUNANIN NAFİLESİ SAHİHDİR.”

Kaza namazı kılmak, nafile namaz kılmaktan evlâ ve daha mühimdir. Fakat farz namazların sünnetleri -müekked olsun olmasın- bundan müstesnadır.

Bu sünnetleri terk ederek bunların yerine kazaya niyet edilmesi doğru değildir.

Hatta kuşluk ve tesbih namazları gibi, haklarında hadîs-i şerîf bulunan nafile namazlar da böyledir.

Çünkü bu sünnetler, farz namazları ikmâl eder; tamamlar. Bunların telafisi mümkün değildir. Kaza namazlarının ise, muayyen vakitleri olmadığı için telafileri mümkündür.

Bununla beraber namazları kazaya bırakmak günahtır. Bu günahdan mümkün mertebe kurtulmak için sünnetleri feda etmek uygun olmaz. Böyle bir günahı işleyen kimse çok ibadette bulunarak ilâhî affa ilticâ etmesi icab ederken, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şefâatine vesile olacak sünnetleri, nafileleri nasıl terk edebilir?

Hem bir kısım vakit namazlarını kazaya bırakmak, hem de diğer bir kısım vakit namazlarını, kendilerini tamamlayan sünnetlerden ayırmak iki kat kusur olmaz mı? Buna aykırı olan bazı nakiller muteber değildir, müftâbih olan fetvaya aykırıdır.

Hem sünnetleri, hem de kaza namazlarını kılmaya müsait vakit bulamadıklarını iddia edenler, insaflı sayılmazlar. En kıymetli zamanlarını beyhude yere zayi eden insanlar, böyle bir iddiaya ne yüzle cüret edebilirler? (Ö.N.Bilmen, Büyük İslam İlmihali)

Kaynak : http://www.fazilettakvimi.com/tr/2014/10/29.html

Gencim Güzelim…. Ama!

Yakınlarımızla birlikte, ölen annemin halasının yüzünü son bir defa görmek için mezarın başına gittiğimizde, imam bu isteğimizi kabul etmedi. Tabutu açtılar ama, sadece kefenin başındaki bağlar çözüldü. Tabut toprağa indirildikten sonra, yan yana tahtalar dizilmeye başlandı…

Artık dünya ile irtibatı, kapanıyor ve ameliyle baş başa kalıyordu.

Benim ise, her tahta kapayışta içimdeki dünya sevgisi biraz daha ölüyordu. Toprak atılmaya başlandığında anladım ki;

Bu dünya gerçekten koskocaman bir yalandan ibaret. Mezarın üzeri toprakla tümsek yapılınca, o kadın yaşamış mıydı, yaşamamış mıydı belli değildi?

Biraz sonra, hepimiz onu terkettik. O yapayalnız kaldı. İşte o zaman kendi hâlime sessizce ağlamaya başladım.

Ben madem ki, toprağın altında tek başıma bırakılacağım? Madem ki, asıl lâzım olan yerde kimse benimle ilgilenmeyecek? O zaman dünyada iken ne diye onun bunun sözüne kanıp, sofu derler diye ibâdetlerimi yapamıyorum..?

Eve döndüğümüzde anneme; “Fazla eşarp veya tülbent var mı?” diye sorunca, çok şaşırdı. Ona; “O yalnız yerde hesap vermekten çok korkuyorum anneciğim…” dedim. Çok memnun oldu. İbâdete başladım. Kocam da çok sevindi. Fakat kısa zamanda çevremdeki bazı kimseler bana; “Gençsin, güzelsin, niye böyle şucular, bucular gibi oldun? Hayatını yaşasana!.. demeye başladılar.

Ne söylediysem onlar ikna olduklarını söylemediler. En sonunda dedim ki:

Burada bana akıl verebiliyorsunuz. Eğer mezarda da beni yalnız bırakmayacağınıza söz verirseniz, sizin sözünüzü dinlerim…

***

Çekme Dünya Nazı, Kıl Namazını,

Yarın Kılarım Diyenin Dün Kıldık Namazını..!