Archive for the ‘MİZAH’ Category

Cennete Önce Kim Varır?

Mezarlıktan geçerken bir zenginin oğluna rastladım. Babasının mezarı başına oturmuş, bir fakire kibirlenip duruyordu:

“Babamın türbesi eşsiz İran çinileriyle kaplı, tabanı mermer döşeli, sandukası sedef işlemeli, kitabesi filanca hattatın eseridir.” Fakir genç, zengin arkadaşını tebessümle dinliyordu. Zenginin oğlu devam etti:

“Bir de senin babanın mezarına bakalım! Gelişigüzel sıralanmış üç beş kerpiç, mezara yığılan birkaç kürek toprak!” Fakir gülümseyerek cevap verdi:

“Senin baban bu süslü sandukanın ve bu ağır mermerlerin altından kalkıncaya kadar, benimki Cennete çoktan varmış olur.” 

Sadi-i Şirazi – Bostan ve Gülistan

Kaynak : İnsan ve Hayat Dergisi

Reklamlar

SIRRIMI AÇMADIM.

Hoca merhûma:

Şehrimizde mahrem-i esrar (sırdaş) olabilecek, sır saklayacak kimi tanırsın dediler:

“Halkın sinesinin benim anbarım olmadığını bildiğim için şimdiye kadar kimseye sırrımı açmadım.” buyurdu.

Derviş ve Elmalar

Bir gün bir derviş,

Bir kucak dolusu elma ile bayırlar aşan bir genç kıza rastlamış…

Bozkırın sıcağında yorgunluktan al almış kızın yanakları..

“Nereye gidersin?

Ne doldurdun kucağına?”

diye sormuş derviş.

Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız:

“Sevdiğim çalışıyor orada…

Ona elma götürüyorum.”

“Kaç tane” diye soruvermiş derviş.

Kız şaşkın:

“İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?” deyivermiş..

Ve usulca koparıvermiş derviş elindeki tespihin ipini!

:) NASREDDİN HOCANIN MERKEBİ :)

Hoca merkebini pazara getirip dellala vermiş. Gelen müşteri yaşını anlamak için dişine bakmak isteyince merkep elini ısırmış. Adam söylenerek gitmiş. Diğer bir müşteri kuyruğunu tutunca merkep tepmiş. Dellal:.

“Efendi bu merkebi kimse almaz, önüne geleni kapıyor, ardına geleni tepiyor.” demiş. Hoca merhum;

“Zaten ben de onu satmak için getirmedim, Müslümanlar görsünler de benim neler çektiğimi anlasınlar diye getirdim”

Ne kadar Açıkmışsınız ki…

untitledZeytin çekirdekleri…

Peygamber Efendimiz(s.a.v.), Hz.Ebubekir(r.a.) ve bir kaç sahabe bir sofranın başına oturmuş hem sohbet edip hem zeytin yiyorlarmış…

Hz.Ebubekir(r.a.), yediği zeytinin çekirdeklerini hep Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in önüne koyuyormuş. Bu şekilde bir süre devam etmiş sohbet…

Birara Hz.Ebubekir(r.a.) :

-Ya Rasulallah, anam babam sana feda ne kadar çok acıkmışsınız böyle demiş…

Peygamber Efendimiz(s.a.v.) bakmış ki tüm zeytin çekirdekleri kendi önünde Hz.Ebubekir(r.a.)’in önünde hiç yok, demiş ki:

-Ya Ebubekir, sen anlaşılan o ki sen benden daha çok acıkmışsın ki tüm zeytinleri çekirdeği ile birlikte yemişsin…

Nasreddin Hoca latîfelerinden : “Bakalım ben ne çeşit yemiş veririm.”

Hoca merhum üzüm bağı dikmekte olan adamları görüp ne yaptıklarını sorar.

“Çubuk dikiyoruz, ileride salkım salkım üzüm verecek.” derler. Hoca biraz düşünüp, bağcılara der ki; “Beni de dikiniz. Bakalım ben ne çeşit yemiş veririm.”

Bağcılar hemen “Tamam” deyip hocayı beline kadar toprağa gömerler. Kendileri bir ağacın altına oturup yemek yemeye başlarlar. Mevsim ilkbahar olduğu için hoca üşür. Karnı da acıkır. Zor zahmet yerinden çıkıp bağcıların yanına gelir. Bağcılar: “Hoca Efendi niye yerinde durmadın? dediklerinde “Vallahi biraderler doğrusunu isterseniz yerimi sevmedim, tutmadım çıktım.”demiş.

(Letâif-i Hoca Nasreddin, Hüseyin, İkbal Kütüphanesi, 1910 )

Kaynak : http://insanvehayat.com/mizah-sanati-olarak-letaifnameler/

:) RAMAZANI ŞERİF FIKRASI : BU SICAKTA KOLAY İŞ DEĞİL

Son devir meddahlarından Borazan Tevfik bir yaz Ramazanı’nda Erenköyü’nden trene biner. Borazan Tevfik, sıcak bir havada orucu  başına vurmuş ve şişman olduğu içinde sıcaktan bunalmış bir halde kompartımanın birine yerleşir. Meğer karşısında, eskiden beri tanıdığı biri Saim(Bu ismin lügat manası “oruç tutan”dır.) diğeri Abid(Bu da lügatte “ibadet eden” manasınadır) Bu kardeşlerden biri Borazan Tevfik’e hitaben:

“Tevfik Bey” der, “Galiba oruç seni fena sarsıyor.” Borazan Tevfik, hiç düşünmeden şu cevabı verir:

“Ne yapayım? Siz iki kardeş vazifeyi(biriniz orucu, biriniz ibadeti) taksim etmişsiniz. Bana gelince hem saim(oruçlu), hem de abid(ibadet eden) olmak mecburiyetindeyim. Eh, bu sıcakta da kolay iş değil”

Osmanlı Fıkraları Sayfa 87 Çamlıca Basım Yayım