Archive for Temmuz 2017

AHİRETTE ÖZÜR VE BAHANE YOKTUR 

Güzelliğinden dolayı günaha bulaşan güzel bir kadını, kıyamet günü getirdiklerinde: “Neden günah işledin?” diye soracaklar. Cevaben diyecektir: “Yâ Rabbi, beni güzel yarattın, bu yüzden günah işledim!” Bu sırada Allahü teala, Hazret-i Meryem’i getirmelerini emredecektir. O kadına: “Sen mi daha güzelsin yoksa bu mu? Biz onu daha güzel yarattık ama o güzelliğinden dolayı aldanıp günaha düşmedi!” denilecektir.

Daha sonra yakışıklığından dolayı günaha düşen yakışıklı bir erkeği sorguya çektiklerinde: “Neden günaha düştün?” diye soracaklardır. O cevaben şöyle diyecektir: “Yâ Rabbi, beni yakışıklı yarattın; bundan dolayı kadınlar bana yöneldi, ben de aldanarak günaha düştüm!” Bu sırada Yusuf aleyhisselamı getirerek ona: “Sen mi daha yakışıklısın yoksa Yusuf mu? Biz ona cemal ve güzellik verdik ama o aldanarak günaha düşmedi!” denilecektir.

Daha sonra bela ve sıkıntılarından dolayı isyan ederek günaha düşen birisini getirecekler. “Neden isyan ederek günaha düştün?” dediklerinde şöyle diyecek: “Yâ Rabbi, bana şiddetli bela, musibet ve sıkıntılar verdin, bu yüzden isyan ederek günaha düştüm” Bu sırada Eyyub aleyhisselamı getirerek o adama şöyle denilecek: “Senin belan mı daha şiddetli idi yoksa Eyyub’un mu? Halbuki biz onu şiddetli belaya uğrattık ama o isyan ederek günaha düşmedi” denilecektir.
İşte böylece özür ve bahane yolu günahkârlara kapanmış olacaktır.

 

Reklamlar

EZAN OKUYAN HOROZ

Bir horoz varmış.
Her sabah ezan okuyormuş. Sahibi demiş ki;
-Tekrar tekrar ezan okuma! Yoksa tüylerini yolarım.
Bu tehdit karşısında horoz korkmuş ve kendi kendine demiş ki;
‘Zaruretler mahzurları mübah -helâl kılar. Canımı kurtarmak için ezan okumaktan vazgeçmeliyim. Nasıl olsa benden başka horozlar var. Her halükârda onlar ezan okur.’
Horoz ezan okumayı bırakmıştır artık..

Bir hafta sonra sahibi tekrar gelir ve der ki;
-Eğer tavuklar gibi gıdaklamazsan senin tüylerini yolarım…
Horoz bu tehdit üzerine horozluktan da vazgeçer ve tavuklar gibi gıdaklamaya başlar…
Horoz tam bir ay gıdakladıktan sonra sahibi tekrar gelir ve bu kez şöyle der;
-Şimdi de tavuklar gibi yumurtlamazsan eğer yarın seni keserim!!!
Bunun üzerine horoz ağlamaya başlar ve der ki;
-Keşke ezan okurken ölseydim!

***
*Zalim ve zorbaların ğayr-i meşrû isteklerini yerine getirdikçe zulmün duracağını zanneder..*
Halbûki RABBİMİZ (c.c): “Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter…” (Talâk Suresi 3) buyuruyor.
*Ayrıca; “Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah’ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah’dan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcı.” Bakara Suresi 120

Necip Fazıl Kısakürek’ten çok güzel bir şiir

Yıllardır kendimi, güyâ tanırdım;
Sanık ben, yargıç ben, hep aklanırdım.
Şeytanı, en büyük düşman sanırdım;
Ondan da beteri.. Nefsimmiş meğer…

Gönlümü, hevâya kaptıran oymuş,
Şuûru şehvete saptıran oymuş,
Tutkuları, putlar yaptıran oymuş,
En sinsi düşmanım.. Nefsimmiş meğer…

Övgü dolu sözlerine kanmışım;
”Kalbin temiz” demiş, gerçek sanmışım.
Hakk’ı ancak, zor günümde anmışım,
İçimdeki nankör.. Nefsimmiş meğer…

Öyle sevdirmiş ki,dünyayı bana;
Saraylar kurmuşum, üç günlük cana.
Hevâ heves denen, çöplükten yana
Beni sürükleyen.. Nefsimmiş meğer…

Meyhâne meyhâne, hayâl kurmuşum,
Çamurlu yollarda, yalpa vurmuşum,
Adresi hep, münâfıktan sormuşum;
Koynumdaki yılan.. Nefsimmiş meğer…

Dalmışım.. Her akşam cümbüşle meşke,
Kalmamış dilimde, riyâdan başka.
Bir kadehlik, ömrü olan bir aşka;
Beni kul eyleyen.. Nefsimmiş meğer…

Tutkuya döndükçe, giyim markası,
Yerde paspas olmuş, hayâ hırkası.
Kuşatmış kaleyi, şeytan fırkası;
İçindeki casus.. Nefsimmiş meğer…

Ne kadar soyarsa, insan bedeni;
O kadar olurmuş, güyâ medenî.
Bu afyonu, bir çağdaşlık nedeni,
Diyerek yutturan.. Nefsimmiş meğer…

İkbâl korkusuyla, kıstırmış beni,
Kur’ân kapısına, küstürmüş beni,
Zulüm karşısında, susturmuş beni;
Nefsimin zâlimi.. Nefsimmiş meğer…

Namaza, ”Bayramlık” fetvâsı veren,
Kullukta, ”Mevlid”i yeterli gören,
Farz dururken, nâfileyi gösteren;
Dalâlet rehberi.. Nefsimmiş meğer…

Ağzım bağlı, güya oruç tutmuşum,
Haramları, gözlerimle yutmuşum.
Seher vakti, yorgan döşek yatmışım;
Secdeye musallat.. Nefsimmiş meğer…

Bağ bahçede, hasat vakti gelince;
Hesaplar yapmışım, inceden ince,
Lâkin, Allah için zekât denince;
Elimi bağlayan.. Nefsimmiş meğer…

Vermişim, ”Ne cömert” desinler diye;
Üç beş çürük çarık, güyâ hediye.
Arkasından, dilenmişim medhiye;
Bu alkış delisi.. Nefsimmiş meğer…

Komşuda katık yok, ben tok yatmışım,
”Tembel” demiş, gıyâbında çatmışım,
Şevkât dersi vermiş, nutuk atmışım;
Bu sahtekâr maske.. Nefsimmiş meğer…

Kur’ân ehli görmüş, küçümsemişim,
Üstelik cür’etle ”Yobaz” demişim.
Nice kul hakkını, böyle yemişim;
Oysa gerçek yobaz.. Nefsimmiş meğer…

Necip Fazıl Kısakürek

HER ŞEY O’NDAN

HER ŞEY O’NDAN

Dil ne bilir şekeri şerbeti
Aldığın lezzeti baldan mı sandın?
Ne arı,ne ağaç verir nimeti,
Elmayı,narı daldan mı sandın?

Baharı gönderir al gelin gibi,
Bir hazinedir ki,görünmez dibi,
O Cemil’dir,Cemal Onun tecellisi,
Güzeli yeşilden,aldan mı sandın?

Çok istesen de inadın olmaz,
Takdirden öte muradın olmaz,
O uçurursa senin kanadın olmaz,
Uçmayı kuştan,kartaldan mı sandın?

Gördüğün göremediğin göz Onun,
Bildiğin,bilemediğin öz Onun,
Dediğin,diyemediğin söz Onun,
Kelamı dudaktan,dilden mi sandın?

O dilerse azlar çok olur,
O dilerse varlar yok olur,
O dilerse açlar tok olur,
Tokluğu paradan,puldan mı sandın?

İbrahim duada,Nemrut’un ateşinde,
Ateşler gülzar olur,türlü esrar içinde,
Oğul razı kurbandır babasının peşinde,
Kesmeyen bıçağı İsmail’den mi sandın?

Zulmün kucağında Musa’lar doğar,
Açılır bahr-ı ahmer küffarı boğar,
Sükut edince esbap,bıldırcın yağar,
Yoksa nusreti ebabilden mi sandın?

Kâh gülersin,kâh dilhunsun gözyaşına,
Gün olur tuz bulamazsın aşına,
Dün, bugün ne geldiyse başına,
Eden O’dur,eyleyen O, kuldan mı sandın?

Ateşini söndürdün,suyunda kaldın,
Sütünü içtin de koyunda kaldın,
Bir ömür yaşadın,oyunda kaldın,
Dünyayı evlattan,maldan mı sandın?

Mecnun’unki Leyla’ya bir nazar değil,
Gureba derd-i fenadan bizar değil,
Bağban-ı Mürşid’in hayali gülzar değil,
Bülbülün zarını gülden mi sandın?

O’nun sanatı,varlığın nakışında,
O’nun şefkati ananın bakışında,
O’nun rahmeti, suyun akışında,
Suyu pınardan,gölden mi sandın?

Ellerin titrer fer kesilir gözlerden,
Kapılırsın pek amansız bir derde,
Maraz, musibet ancak bir perde,
Kul eceli, Azrail’den mi sandın?

A’male bakarsın ateşi tartar,
Rahmete bakarsın ümidin artar,
Kurtar bizi Allah’ım kurtar,
Gönül necatı,amelden mi sandın?