Archive for Haziran 2016

SADAKANIN KARŞILIĞI

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

“Sahrâda yolculuk yapmakta olan bir adam, yolculuk esnâsında, bir buluttan ‘Falanın bahçesini sula!’ diye bir ses duydu. Bulut hemen bir taşlık yere doğru hareket etti ve suyunu oraya boşalttı. Adam, suyun tamamının derelerden birinde toplandığını gördü ve suyu takip etti. Bir de baktı ki, bir adam bahçesinde, elindeki kürekle suyu oraya buraya çevirip bahçesini suluyor. Ona: 

Ey Allâh’ın kulu! Adın nedir? diye sordu. 

Adam, kendisinin daha önce buluttan duyduğu ismi söyledi, sonra da: 

Ey Allahın kulu! Adımı neden sordun? dedi. O da: 

Ben şu suyu yağdıran buluttan, senin adını söyleyerek ‘Falanın bahçesini sula!’ diye bir ses duydum da onun için soruyorum. Sen ne yapıyorsun ki bu lütfa mazhar oluyorsun? dedi. Bahçe sahibi: 

Mâdem ki soruyorsun, söyleyeyim: Ben bu bahçemden çıkan mahsûle bakarım; üçte birini sadaka olarak dağıtırım, üçte birini çoluk-çocuğumla birlikte yerim, üçte birini de tekrar bahçeme ekerim, dedi.” (Sahîh-i Müslim)

Reklamlar

VERDİĞİMİZ ZEKÂTLAR KİME GİDİYOR?

Malımızın kırkta birini zekat olarak vermek farzdır. Acaba verdigimiz zekatlar kime nasib oluyor…

Allahın veli kullarından Ebu Said Nihavendi, insanları haram kazanmaktan şiddetle uzaklaştırır, başkalarını aldatmaktan ciddi şekilde kaçındırırdı.
Bağlılarından biri bir gün sordu:
🔺Efendi Hazretleri, zekâtımı kime versem acaba?
Çok mânâlı bir cevap verdi:
🔺Gönlünden kime vermek geliyorsa ona ver!
Bunun üzerine mürid, yolda giderken dinlenmekte olan bir âmâ ya bir kese dolusu altını zekat olarak verdi.
Ertesi sabah aynı yerden geçerken zekâtını verdiği âmâ nın yanındaki âmâ ya, şöyle dediğini işitti:
🔺Dün buradan geçen biri, bana bir kese altın verdi, akşam meyhanede güzel bir âlem yaptım. Böyle bir âlemi şimdiye kadar hiç yapamamıştım. Sağ olsun altın sahibi!
Bunu üzüntü ile dinleyen zekât sahibi, doğruca şeyhine gider ve durumu teessürle anlatır. Şeyhi ona:
🔺 Şaşılacak bir şey yok, tam lâyığını bulmuş bir durum.. der ve elindeki tek akçeyi uzatır:
🔺Al bu da benim zekâtım. Yolda giderken ilk rastlayacağın fakire ver, der.
Alır, yolda rastladığı ilk fakire verir. Fakir sevinçle aldığı akçeyi cebine koyarken koltuk altından bir kuş ölüsü pat diye yere düşer. Bunun izahını, ısrarla isteyince de şöyle anlatır:
🔺Ben altı gündür aç bekleyen bir aile reisiyim. Benim ve ailemin sabrı devam ediyor, ama çocuklarımınki bitti. Bu yüzden şu kuş leşini gizlice alıp eve götürüyordum, çocuklarım yiyebilir diye. Ancak sen bana yardımda bulundun, artık buna ihtiyaç kalmadı. Sırrımı kimseye ifşa etme.
Bu defa geri dönüp, hayretini yenemeyerek durumu şeyhine anlatır. Şeyh, bunda şaşılacak birşey yok, diyerek şöyle izah eder:
🔺Sen kazanırken haram helâl düşünmüyor, sadece kazanmayı esas alıyordun. Öyle servetin zekâtını böyle kimseler yerler.
Ben kazanırken ise, haram karışmasın diye titriyor, bazen helâlları bile terkediyordum. Bu sebeple böyle servetin zekâtını da böyle ihtiyaç sahipleri yerler der.

————-

Asıl düşünülecek şey, kazancımızın durumudur. Kazandığımız mal, Sarhoşa mı lâyık, gerçek ihtiyaç sahiplerine mi lâyık.

Hazreti Allah helalinden kazanıp, helâl yolda harcamayı nasib etsin.