Archive for Mayıs 2016

Huzur ve Saadetin Kıymetini Bilmek

Bir pâdişâhın acemi bir kölesi vardı. Bir gün bu köle ile gemiye binmişti. Köle o zamana kadar hiç gemiye binmemiş ve deniz görmemişti. Gemi yolculuğunun bir takım sıkıntıları ve zorlukları vardı. Köle, gemi limandan ayrıldığı andan îtibaren titremeye başladı. Ne yaptılarsa köleyi sâkinleştiremediler. Gemide âlim bir kişi vardı. Hükümdâra;

“Müsâde ederseniz ben onu susturayım” dedi.

Hükümdar da o zâta izin verdi. O zât, köleyi denize attırdı. Köle birkaç kere suya battı, çıktı. Geminin bir tarafına can havliyle tutundu. Onu saçından tutup gemiye aldılar. Bu olaydan sonra köle, köşesinde sessiz ve sâkin oturdu. Hükümdar âlimden bu işin hikmetini sordu. O da;

“Köle suya girmeden evvel, gemideki selâmetin kadrini ve kıymetini bilmiyordu. İşte huzûrla, saâdet ve sıhhat de böyledir. Huzûr içinde yaşıyan, mesûd olan, bir felâkete uğramadıkça, o huzûr ve saâdetin kıymetini bilmez. İnsan hasta olmadıkça da, sağlığının kıymetini bilmez” dedi.

Kaynak : Sa’dî-i Şîrâzî – Gülistan

Reklamlar

Çocuk Eğitiminde Helal ve Haram Lokmanın Etkisi

www

Üç aylık çocuğunu kucağına alarak Resulullah’a (s.a.v.) gelen ve onu nasıl eğiteceğini soran bir sahabeye Kainatın En Değerli Varlığı (s.a.v.) ‘‘Çok geç kalmışsın; eğitim anne karnında başlar’’ buyuruyor. Bugün genetik bilimi de ispat ediyor ki; anne ve babanın yediği yiyecekler, ana rahmindeki embriyoyu sadece fiziksel yönden değil aynı zamanda ruhsal ve duygusal yönden de beslemektedir. Anne, haram yoldan kazanılan ve yenilmesi dinimizde yasak olan katkılı yiyeceklerle, sigara, alkol ve uyuşturucu gibi haram ve vücuda zararlı maddelerle anne sütünün mucizevi içeriğini bozduğunu bilmeli, yediği ve içtiği gıda maddelerine çok dikkat etmeli, helâl ve temiz gıdalarla beslenmelidir. Zira hamilelikte annenin üzüntüsünü dahi hisseden bir bebeğin Allah’ın yasakladığı haram gıdalardan zarar görmemesi düşünülemez.
Sahabelerden biri birkaç gün sabah namazını kılıp, hiç kimseyi beklemeden mescidi terk eder. Bunu fark eden Efendimiz (sav), o sahabeyi huzuruna çağırarak neden böyle yaptığını sorar. Sahabe efendimizin cevabı şu olmuştur:
-“Ya Rasûlallah! Evde küçük çocuklarım var. Komşumuzun bahçesinde dalları benim evimin avlusuna sarkan bir hurma ağacı vardır. Bu ağacın olgunlaşan meyveleri gece benim bahçeme dökülüyor. Çocuklar sabah erken kalkıp, komşuma ait bu hurmaları yerler endişesiyle çocuklar daha uyanmadan gidip onları toplayıp komşuma iade ediyorum. Çocuklarımın midesine haram lokma girmesini istemiyorum.”
O zamanın haram lokması komşu bahçesinden izinsiz alınan bir meyve iken bizim imtihanımız da içi kirlendikçe dışı süslenen albenili hazır gıdalar olmuştur. Peki biz; bitten yengeç ayaklarına, kandan, insan saçına, domuzun midesinden kılına varıncaya kadar üretilen 3500 katkı maddesinden çocuklarımızı korumaya çalışırken o sahabe efendimizle aynı hassasiyeti gösterebiliyor muyuz? Mesela en son ne zaman, çocuğumuza aldığımız bir gıdanın içeriğinde şüpheli ve hatta haram madde var mı yok mu diye sorguladık? Ya da “çocuğum yemeği beğenmeyip aç kaldı” diye endişelendiğimiz kadar “çocuğum helal besleniyor mu” diye endişelendik mi?
Bir bebek, annesi olmayan herhangi bir kadından yaklaşık bir su bardağı kadar süt emdiği zaman onu dokuz ay karnında taşımış gibi annesi kabul ediliyor. Süt annesi olmuş oluyor ve gerçek annesi ile hiçbir farkı olmuyor. Bir bardak anne sütü, genlerimizden yaratılmamış ve doğurmadığımız halde doğurmuş gibi anne-evlatlık bağı kurduğuna göre gıdanın bizim için değeri bu kadar önemlidir. Dolayısıyla, Allah’ın yasaklamış olduğu haram katkılı bir gıdayı, “küçücük bir çikolatadan ya da şekerden ne olacak ki” diye önemsemeyip geçiştirebilir miyiz?
Bilmeliyiz ki, haramlar artık önümüze domuz pirzolası olarak değil domuz jelibonu olarak geliyor. Çocuklarımızın midelerini bu jelatinli jelibonlar, alkollü meyvesuları, nasıl kesildiği ve ne eti olduğu belli olmayan salam, sosis, nuggetlarla  doldururken Musab bin Umeyr’ler, Sultan Fatih’ler, Selahaddin-i Eyyubiler yetiştirme hayali kuruyoruz. Şu tabloyu bir hayal edin: Akşamüzeri, bir süpermarkette yavaş ilerleyen kasa kuyruğundasınız. Çocuğunuz ısrarla şüpheli şeker ve çikolatalardan istiyor ve sizin sabrınız azalmaya başlıyor. Sonunda çaresizce onun en sevdiği kırmızı şekerlemeyi ona alıyorsunuz. Malesef siz çocuğunuzun daha da sakinleşmesini beklerken, onun davranışları daha da kötüye gidiyor. Çünkü şekerlemelerin, doğal olmayan içeceklerin, keklerin, cipslerin, dondurmaların ve çocukların sevdiği bazı hazır gıdaların içeriğinde çeşitli yan etkileri bulunan yapay boyalar, yapay aromalar ve zararlı katkılar vardır. Bu katkılı gıdaları tüketmek, çocuklarda hiperaktivite, öfke nöbeti, huzurluzsuk, huzursuz uyku, öğrenme güçlükleri, zeka seviyelerinde düşüş ve birçok sağlık problemlerine neden olabilir. İmam Gazâlî, “Çocuğun şirret olmasının kaynağı haram yemektir.” diyerek haram gıdaların çocuklar üzerindeki etkisini yüzyıllar öncesinden dile getirmiştir. Çocuğunun haylazlığını önce yediklerinde ve hamilelikte annenin boğazından haram lokma geçip geçmediğinde arayan bir geçmişin, sebepleri hep başkasına atan geleceği  olduk farkında mısınız? “Bu çocuk neden bu hale geldi?” sorusunun cevabı ilkin onun boğazından geçen lokmalarda aranmalıdır.
mideGünümüzde adeta bir gıda çöplüğünde yaşıyoruz. Bir doktor veya gıda mühendisiyle herhangi bir marketi gezip “5 yaşındaki çocuğuma maddi ve manevi zarar vermeyecek bir gıda gösterebilir misiniz” desek marketten elimiz boş çıkacak duruma geldik. Gıdaların üzerinde neredeyse “bunu yersen öleceksin” yazacak ama çocuklarımız o gıdaları yiyor, bizler de yemelerine göz yumuyoruz, hatta ödül niyetine biz yediriyoruz. Çocuklarımızın canı bize emanet ve imtihanken onları bu haram ve zararlı katkılı gıdalardan korumak her ailenin vazifesidir.
Çocuklarımızı, çocukluk döneminde, özellikle gıdada helal haram kavramları ile tanıştırmamız gerekirken, bu çok önemli vazifeyi yerine getiremiyoruz. Teflon tavayı metal çataldan koruduğumuz kadar çocuklarımızı şüpheli gıdalardan koruyamıyoruz. Kolayımıza geldiğinden araştırmadığımız hatta bile bile yedirdiğimiz haram ne varsa, emanete ihanet demek. Zahmet edip sütlaç yapmadığımız için, kek yapmaya üşendiğimiz için içinde ne olduğunu bilmediğimiz gofretleri, cipsleri yiyor çocuklarımız. Şöyle mis gibi ıspanaklı bir börek yapıp, çantasına koymadığımız için, hamburger bağımlısı oldular.
Altın günü toplantılarımızda arkadaşlarımıza hava atacağız diye envai çeşit pasta börekler yaparken en değerli varlığımıza beslenme hazırlamıyor, cebine harçlık sıkıştırıp okul kantinlerinin hazır gıdalarına mahkum ediyoruz. Şüpheli ve hatta haram katkılı çikolata, pasta ve keklerle çocuklarımızın gözlerini doyurmaya çalışıyoruz. Oysa bu dünyada göz doymaz. Mideyi de ancak helal doyurur. Dolayısıyla evde başımızı televizyondan kaldırıp şöyle en helalinden ve en sağlıklısından yiyecekler hazırlamadıkça çocuklarımızı bu gıda teröründen kurtaramayacağız. Dışarıdaki süslü ve sağlıksız ürünlerin sağlıklı ve nefis alternatifleri gerçekten var. Yeter ki biz, ayaklarına Cennet serilmiş anneler olarak Cennetin yatarak veya televizyon izleyerek kazanılamayacağını bilip kendimizi ve neslimizi düşünüp, üşenmeyelim, araştıralım ve mutfaklarımıza girelim! Her işimizi bir kenara bırakıp acilen “mutfaklarımızın kurtarılması” toplantıları yapalım. Haydi sağlıklı ve İslam ahlakı ile ahlaklanmış nesiller
alimHaydi sağlıklı ve İslam ahlakı ile ahlaklanmış nesiller yetiştirmek isteyen hanımlar, mutfağa! Sabreden, sebat eden, yılmayan, yorulmayan, üşenmeyen, asrının gerektirdiği cihadı yapan, doğurduklarının örneği olan, ayaklarına cennetlerin serildiği anneler siz bu merhûm ümmetin umudusunuz. Siz kalkarsanız ayağa, yeni nesiller sıra dağlar gibi dizilecek cihat meydanlarına.
Kalkın be anneler, kalkın artık!

Rızık az veya çok verilince ne yapmak gerekir.

Ne karınca zayıf oldugu için aç kalır,
ne de aslan pençesinin zoruyla karnını doyurur.
“Rızık yalnızca Allah’tandır.”
Kimi insana az verir,
kimine de çok.
Ama ikisini de imtihan eder.
Az verdiğinden SABIR,
Çok verdiğinden ise ŞÜKÜR ister.

 

 

 

 

BERAT GECESİ(21 Mayıs 2016 Cumartesi Akşamı)

BERAT ORUC                                                                                                                                                                                     Cenâb-ı Hakk zamanı yarattığı vakit  onu dilimlere, bölümlere ayırmış; yani senelere, seneleri aylara, ayları haftalara, haftaları günlere, günleri de saat ve dakîkalara taksîm etmiştir.

Bu kısımlardan bazısını da bazısından daha üstün kılmış ve onu kullarına rahmet ve mağfiret vesilesi yapmıştır.

Işte bu müstesnâ ve üstün vasıflarla çok özel hâle gelmiş olan vakitlerden birisi de “Şa’bân-ı Şerîf”in  onbeşinci gecesi yani “Berâet Gecesi”dir.

Berât kelimesi, Berâet’in kısaltılmışı olup, kullanıldığı yerler borçtan, isnad  edilen suçtan kurtulmak manâsına gelmektedir.

Ayrıca, Devlet tarafından vazîfelilere verilen ferman ve ödenilen vergi karşılığında mükelleflere verilen makbuz manâsını da taşır.

Mübarek Ramazan- Şerif ayına adım adım yaklaşmaktayız.

21 Mayıs 2016 Cumartesi Akşamı, en büyük gecelerden biri olan Berat kandilini idrak edeceğiz.

Duhan suresinin ilk ayetlerinde yüce Mevla’mız bu şöyle buyuruyor:

“Ha Mim (Helal ve Haram hükümleri) açıkça bildiren (bu) kitaba yemin olsun ki, hakikat biz o Kuranı mübarek bir gecede indirdik. Elbette biz insanları uyarmaktayız. O öyle bir gecedir ki her hikmetli iş bizim tarafımızdan  sadır olan bir emirle o gecede ayrılır.”                               

Ayeti Kerimeden de anlaşıldığı üzere bu gece mübarek, yani çok bereketli  bir gecedir.Onun bu bereketinin birinci sebebi Kuranı Kerimin bu gecede indirilmiş olmasıdır.Bu ayeti kerimelerin tefsirinden öğrendiğimize göre; Kuranı Kerimin indirilmesinde iki safha vardır. Birinci safha, Levh-i mahfuz’ dan dünya semasında bir makama topluca inmesidir. Bu, Berat gecesinde olmuştur.İkinci safha ise oradan Sevgili peygamberimize inmeye başlamasıdır ki bu da kadir gecesinde vaki olmuştur. Onun için bu gece ile kadir gecesi arasında sıkı bir münasebet vardır.

Bu gecenin diğer bir hususiyeti de hikmetli bütün işlerin bu gece karara bağlanmasıdır: Bir senelik doğum, ölüm rızık, kader vb. hususlar bu gece karara bağlanır. Kime ne kadar rızık verilecek, kim fakirleşecek, kim zenginleşecekse bunlar tayin edilip tatbikat için Mikail (AS)a;

Harp, Zelzele gibi umumi felaketlerle ilgili kararlar Cebrail (AS)’a;

kimin hangi ibadet ve taatte muvaffak olacağı ile ilgili karar, dünya semasında vazifeli İsmail adlı bir meleğe verilir.

O sene içinde öleceklerin listesi de Azrail (AS)’a  bu gece verilir.

Hadis-i Şerifte şöyle müjdelenir:

Allahü Teâlâ, Şaban ayının 15. gecesinde rahmetiyle tecelli ederek, herkesi affeder. Ancak  kendisine şirk koşan ve Müslüman kardeşine kin güdenler hariç.” (İbni Mace)

Böylesi önemli ve mübarek bir geceyi hiç birimiz gafletle geçiremeyiz.

İşlerimizi hafif tutup; O gece erkenden camilere koşmalı, namazları Cemaatle eda etmeli,vaaz ve nasihatlerin manevi ikliminde kalplerimiz yumuşamalı, tesbih namazları ile günahlardan istiğfar etmelidir.

 Ayrıca bu gece kılınması ısrarla tavsiye olunan ve adına “hayır namazı” denen 100 rekatlık namazı da kılmaya çalışmalıdır.

  (Her rekatta Fatiha’dan sonra 10 İhlas-ı şerif okunan ve iki rekatta bir selam verilerek kılınan bu namaz hakkında Efendimiz (s.a.v.)şöyle  buyurdular:                                                                                                      

  “Her kim bu (berat) gece(sinde) yüz rek’at namaz kılarsa, Allâhü Teâlâ ona yüz melek gönderir. Bunlardan otuzu ona cenneti müjdeler, otuzu cehennem azâbından emniyette olduğunu söyler, otuzu da dünyâ âfetlerini ondan geri çevirir. On melek de o kimseyi şeytanın tuzaklarından muhâfaza eder.” )

(Ruhul Beyan C.8 Sh.403)

Bu büyük  gecenin fazileti ile  alakalı bazı hadis- şerif mealleri ile hutbemi tamamlamak istiyorum. Resulullah Efendimiz(sas)buyuruyorlar ki:

Dört gecenin gündüzü de gecesi gibi faziletlidir. Allahü teâlâ, o günlerde dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar: Kadir gecesi, Arefe gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi ve gündüzleridir.”(Deylemi)

“Şabanın 15.gecesi ibadet ediniz, gündüzünde oruç tutunuz.Çünkü Cenab-ı Hak, güneşin batması ile Dünya semasına Rahmeti ile tecelli eder de şöyle buyurur: Bir mağfiret dileyen yok mu onu bağışlayayım, rızık isteyen yok mu vereyim,bir dertli yok mu afiyet vereyim.Bu davet tan yeri ağarana kadar devam eder…”(İbni Mace)

Kandilin gündüzü(oruç tutulacak gün): 22 Mayıs 2016 Pazar.

“Ya Ali! Berat gecesini fırsat ve ganimet bilin. Çünkü belli bir gecedir. Şabanın 15.gecesidir. Kadir gecesi çok büyük ise de hangi gece olduğu tam belli değildir.Bu gece çok ibadet yapın.Yoksa kıyamet günü çok pişman olursunuz.”

Daha detaylı bilgi için tıklayınız…