Archive for Nisan 2016

Mİ’RAC KANDİLİ (23 Nisan 2017)

Peygamber(s.a.v.)

Önümüzdeki 23 Nisan  2017 Pazarı Pazartesiye bağlayan gece mübarek Mi’rac kandili ile şerefleneceğiz. Receb-i Şerifin yirmi yedinci gecesi Mi’rac gecesidir. Mi’rac, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in hem rûhen hem bedenen, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya, oradan da yedi kat göklere, Hz. Allah’ın dilediği yerlere kadar olan seyahatine ve bu seyahat esnasında nail olduğu mucizelerin tamamına verilen isimdir.
Allâh-ü Teâlâ,lütuf ve ihsanıyla şereflendireceği kullarını çeşitli imtihanlardan geçirmiştir. En büyük derecelere nâil olan peygamberler de herkesten daha çok sıkıntı-ızdırap ve meşakkatlerle karşılaşmış ve sonunda büyük kurtuluşlar yaşamışlardır.
Resulullah (sas)efendimiz de ; İslam’ı tebliğe başladıktan sonra, Mekke-i Mükerreme’ de en büyük sıkıntılara sabrettiler.
Bilhassa peygamberliğin 10. senesi;
(3 yıldır devam eden ablukadan kurtulduklarına sevinecek iken) önce kavmi içerisinde kendisini daima koruyan,kavminin büyüğü, amcası Ebû Tâlib; kısa bir süre sonra da en büyük tesellisi Hz. Hatîce annemiz vefat etmişti.
Böyle sıkıntılı bir dönem’de yeni bir inkişaf ümidi ile,İslamı tebliğ için gittiği Taif’te ise pek çok fenalıklara maruz kalmış,taşlanmış;artık üzüntüler had safhaya çıkmış, onun için İslam tarihinde bu seneye “hüzün senesi” denmişti.
İşte Mirac, böyle bir dönemde sıkıntıların büyük ferahlıklara çevrileceğinin müjdesi olarak Resulullah (sas) efendimizin Huzur-u İlâhîde muazzam ikram ve iltifatlara nail olmasıdır.
Diğer taraftan Mirac; Cenabı Hakkın Sevgili Habibini gök ehline, oradaki meleklere tanıtması, Onların da Rasulullah (sas)Efendimizin Risaletini tasdik etmesidir. Bunlar gibi daha bilemediğimiz nice hikmetleri mevcuttur.

İsra suresinin ilk ayeti kerimesinde Mevla’mız şöyle buyuruyor:
”Noksan sıfatlardan münezzeh olan Hz.ALLAH en sevgili kulunu bir gecede Mescid-i haramdan, etrafını bereketlendirdiğimiz Mescidi Aksaya götürdü Biz Habibimize bu seyahati, mucizelerimizden bazılarını gösterelim diye yaptırdık. Şüphesiz O hakkıyla işiten, kemaliyle görendir.”
Bu ayeti kerime ile anlatılan hususlar ve Mi’rac’ın diğer safhaları, başta beş vakit namaz olmak üzere Mirac hediyeleri, Kandil Gecesi yapılan programlarda izah edilmeye çalışılır.
Biz, Müminler olarak Mi’rac mucizesine Ayeti kerime ve hadis-i şeriflerde bildirildiği şekliyle inanıp îman ederiz. Efendimiz(sas)in ve bütün ümmetinin sayısız müjdelere kavuştuğu bu kutlu gece; aynı zamanda melekler âlemi için de Allah Resulü ile şereflendikleri müstesna bir gecedir. Bu sebeple her sene miraç kandili, Melekler âleminde büyük manevi merasimlerle yeniden yaşatılıp ihya edilir. Bizler de Ümmet-i Muhammed olarak gücümüzün yettiği nisbette bu geceyi ihyâ etmeye çalışmalı, programlarımızı bu kutlu geceyi ve gündüzünü ihya edebilecek şekilde düzenlemeliyiz.
(Din kardeşlerimizi, anne-babamızı, yakınlarımızı arayarak kandillerini tebrik etmeli, büyüklerin duasını almalı, geçmişlerimizin ruhlarına hediyeler göndermeliyiz.)
Farz ibadetleri cemaatle eda edip, çokça tevbe istiğfar etmeli, mümkün olduğu kadar nafile ibadet yapmaya da gayret etmeliyiz.En büyük istiğfar olan tesbih namazını kılmalı, İslam büyüklerinin bu gecede yapılmasını tavsiye ettikleri bazı hususi ibadetleri de ihmal etmemeliyiz.
( Şöyle ki; o gece yatsı namazından sonra 12 rekat hâcet tavsiye edilir.
İki rekatta bir selam verilir. Her rekâtta Fatiha’dan sonra 10 İhlası şerif okunur.) (Ayrıca Mi’rac gecesinden sonraki gün oruç tutmak 60 aylık nafile oruca denk olduğu müjdelenmiştir..)
Mirac; sıkıntıların ferahlığa tebdil edildiği,Cenabı Hakkın bizlere büyük İkram ve hediyelerinin olduğu mübarek bir gecedir.Böyle bir gecede her türlü maddi ve manevi müşkilatımızın halli için, gidilecek son merci olan Cenab-ı Mevla’nın kapısında göz yaşları dökmeli,kulluk vecibelerimizi yeniden gözden geçirmeli, Sevgili Habibine olan iltiması hürmetine dünya ve ahiret saadetini kazanmaya çalışmalıyız.

***

İSRÂ VE Mİ’RÂC MÛCİZESİ

Peygamberimiz (s.a.v), Hicret’ten bir buçuk sene evvel Receb ayının 27. gecesi Burak ile Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya götürüldükten sonra Sahra’dan semâya çıkarıldı. Semâ katlarının her birinde peygamberlerden biriyle görüştü. Nice melekler gördü. Cennet ve cehennemi müşâhede etti, gördü. Sidre-i Müntehâ’yı geçti, Allâhü Teâlâ’nın melekûtundan birçok acâyibât gösterildi. Beş vakit namaz emriyle aynı gece geri döndü. Sabah mescide çıkıp Kureyş’e haber verdi. Şaşkınlık ve inkârdan kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. Îman etmiş olanlardan bâzıları, dinden döndüler. İçlerinden bir kısmı Hz. Ebûbekr’e (r.a.) koştular: “Eğer bunu o söylediyse şüphesiz doğrudur.” dedi. “Onu, bunda da mı tasdik ediyorsun?” dediler. “Ben onu bundan daha ötesinde de -yani peygamberliğini- tasdik ediyorum!” dedi. Bunun üzerine “Sıddîk” diye isimlendirildi. Kureyşlilerden Mescid-i Aksâ’yı bilenler Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) onunla alâkalı sualler sordular, târifini istediler. Allâhü Teâlâ Mescid-i Aksâ’yı Resûlullâh’a gösterdi, ona bakıp târif ediyordu. Müşrikler, “Târifinde doğru söyledi.” dediler.

Sonra da “Haydi bakalım, bizim kervanı haber ver. O, bizce daha mühimdir. Onlardan bir şeye rast geldin mi?” dediler. “Evet, filanların kervanına rast geldim, Revha’da idi. Bir deve yitirmişler, arıyorlardı. Yüklerinde bir su kırbası vardı. Susadım, onu alıp su içtim ve yine yerine koydum. Geldiklerinde sorun bakalım, kırbada suyu bulmuşlar mı?” buyurdu. “Bu da diğer bir delildir.” dediler. 

Sonra sayılarını, yüklerini, şekillerini sordular. Bu defa da Resûlullâh’a (s.a.v.) kervan gösteriliverdi ve sorduklarının hepsini haber verdi: “İçlerinde falan ve filân, önde karamtık beyaz bir deve üzerinde dikilmiş iki büyük çuval olduğu halde filân gün güneşin doğuşuyla beraber gelirler.” buyurdu. “Bu da diğer bir delildir.” dediler.

O gün hızla tepeye doğru çıktılar. Güneş ne zaman doğacak da onu yalancı çıkaracağız diye bakıyorlardı. Derken içlerinden birisi “Güneş doğdu.” diye haykırdı, diğer birisi de “İşte kervan geliyor, önünde karamtık beyaz deve ve içlerinde falan ve filan da var, tıpkı dediği gibi.” dedi.

Böyle iken yine îmân etmediler de “Bu apaçık bir sihirdir.” dediler. (Elmalılı Tefsîri, İsrâ sûresi, âyet 1) 

***

Mİ‘RÂC GECESİ’NDE VE GÜNDÜZÜNDE YAPILACAK İBÂDET

Receb-i Şerîf’in 27’nci gecesi  Mi‘râc Gecesi’dir. Yatsı namazından sonra 12 rek’at Hâcet namazı kılınır. Beher rek’atte Fâtiha’dan sonra 10 İhlâs-ı Şerîf okunur. Namaza niyet şöyledir: “Yâ Rabbi, rızâ-yi şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili Habîbin Resûl-i Zîşân Efendimiz hürmetine ben âciz kulunu aff-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve rızâ-yı ilâhîne mazhar eyle.” Allâhü Ekber

Namazdan sonra:

4 Fâtiha-i Şerîfe,

100 defa, “Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm”,

100 İstiğfâr-ı şerîf,

100 Salevât-ı şerîfe okunup duâ edilir.

Bu namaz her rek’atte yüz ihlas okuyarak on rek’at kılınır veya on ihlas okuyarak 100 rek’at kılınırsa; -bunu yerine getiren mü’min bu namazın feyz ve bereketiyle- huzûr-i ilâhiye namaz borçlusu olarak çıkmaz.

Hadîs-i şerîfte, Mi’râc (Receb-i Şerîf’in 27.) gecesinin gününde oruç tutana altmış ay oruç sevâbı yazılacağı va’dedilmiştir. O gün öğle ile ikindi arasında 4 rek’at namaz kılınır. Her rek’atte Fâtiha’dan sonra 5 Âyetü’l-Kürsî, 5 Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn, 5 İhlâs-ı Şerîf, 5 Kul eûzü birabbi’l-felak, 5 Kul eûzü birabbi’n-nâs sûreleri okunur. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

Miraç bize ne söyler? tıklayınız…

Reklamlar

ALTIN TOP

www

www

Zengin bir ailenin fakir bir komşusu varmış. Evlerindeki saadetin dalgalanmaları, zengin ailenin duvarlarını aşarak kulaklarına kadar ulaşırmış. Akşam olunca , fakir ailenin evindeki gülme ve saadeti duyunca zengin komşu gıpta edermiş. bir gün karısına demiş ki: 
– Biz bu kadar zengin olduğumuz halde neden neşemiz yok? Sen yarın fakir komşunun hanımından sor bakalım, saadetlerinin sebebi ne ise, biz de onlar gibi saadete nail olmaya çalışalım. 
Kadın sabah olunca fakir komşuyu ziyarete giderek, konuşma sırasında evlerindeki saadetin sebebinden sual açmış, fakir komşunun hanımı demiş ki: 
– Bizim küçük bir altın topumuz var. Akşam olunca ben efendime o da bana altın topu atarak oynar eğleniriz. 
Akşam olunca zenginin karısı meseleyi kocasına nakletmiş. Adam ertesi gün bir kuyumcuya giderek altın bir top sipariş etmiş. Topu aldığı günün akşamı karısı ile karşı karşıya oturup, altın topu birbirlerine atmaya başlamışlarsa da, hayal ettikleri neşe bir türlü doğmamış… Hatta madeni topun ağırlığı sebebiyle canları yanmış; sert atışlar yüzünden topun isabet ettiği vücutları, yer yer morarmış. Sabah olur olmaz zenginin karısı, alelacele fakirin ailesinden sual etti: 
– Biz senin dediğin altın topu yaptırdık, fakat neşelenemedik, dedi. Fakir komşu: 
– A komşum, o bildiğin gibi top değil. Sarı saçlı masum bakışlı bir yavrumuz var. biz ona “altın top” diyoruz. akşam olunca kah benim kucağıma, kah babasına koşar ve bizi eğlendirir. Onunla meşgul olurken yorgunluğumuzu unutur, neşeleniriz, cevabını verdi. 

Binaya konulan harç, nasıl tuğlaları birbirine kaynaştırır ise, evlat da karı ve kocayı birbirine bağlar. 

İslam’da Kadın ve Aile, Mehmed Emre, Bedir Yayınevi, 1979, 6. Baskı