Archive for Şubat 2016

Ayağa Takılanları Toplamak

Zülkarneyn Aleyhisselâm ordusuyla gece yolda giderken ordusuna:
– Ayağınıza takılan şeyleri toplayın, diye emir verir.
Ordu bu emri duyunca; içlerinden bir grup:
-Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımızı takılan şeyleri
toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız. Hiçbir şey toplamayalım,
diyerek hiçbir şey toplamıyorlar.

İkinci grup ise;
– Madem Komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet
etmeyelim. Zira ordunun komutanına itaat etmek gerekir, diyerek az bir
şey topluyorlar.

Üçüncü grup ise;
-Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmet vardır, diyerek bütün abalarını ağzına kadardoldururlar.
Sabah olduğunda bir de bakıyorlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de, ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar.

Bunu anlayınca:
Hiç almayan birinci grup;
-Ah niçin almadık! Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke
alsaydık! Bir tane bari alsaydık diyerek pişman oluyorlar.

Az alan ikinci grup ise;
-Ah ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık diye sitem ediyorlar kendilerine.

Çok alan üçüncü grup ise:
Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımı atsaydım, daha çok
toplasaydım. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık diyerek,
fazla almalarına rağmen üzülüyorlar.

İşte bu misalde olduğu gibi, Ahirette bütün insanlarda bunun gibi
ağıtlarda bulunacak.

Kafir olan;
– Keşke iman etseydik, keşke inansaydık da hiç olmasa Cehenneme girdikten sonra iman etmemiz sonucunda Cennete girseydik, ebedi cehennemden kurtulsaydık,

Mümin, fakat az sevabı olan;
-Keşke biraz daha sevap işleseydim de, biraz daha ikrama mazhar
olsaydım.

Mümin,çok sevabı olan ise;
-Ah ne olaydı da Makamımı biraz daha yükseltecek bir vakit daha namaz kılsaydım, biraz daha fazla sadaka verseydim,oruç tutsaydım, biraz daha sevap işleyecek ameller yapsaydım… diyeceklerdir. 

Rabbim bu misallerden ders almak nasip etsin…

Reklamlar

GECENİN FAZİLETİ

Yâsin Sûresi’nde Allâhü Teâlâ’nın kudret ve hikmetine şâhitlik eden güneşe, aya ve onların hareketlerine işaret edildiği gibi gece ve gündüze, onların birbirini muntazam bir şekilde takip ettiğine de işâret edilmiştir. 

Nasıl ki gündüzleri geceler, geceleri de gündüz takip ediyorsa insanları da öldükten sonra ebedî bir hayat takip edecektir.

Gündüz günah ve isyanın işlendiği, gece ise istiğfar edilip pişmanlık duyulduğu bir zamandır.

Gece, ayıp ve kusurları örter, gündüz ise bunları açığa çıkarır.

Gece Allâhü Teâlâ’ya âşık olanların perdesidir. Gece devam etse, hiç bitmese, diye temennî ederler. 

Peygamberler ve evliya büyük tecellîlere ve makamlara gece karanlığında yaptıkları duâ ve ilticâlar ile kavuşmuşlardır. 

Nitekim Mûsâ aleyhisselam kırk gece kelâm-ı sübhanîye nâil olmuş, Allâhü Teâlâ ile konuşmuştur. 

İbrahim aleyhisselam Halîlullah makâmına gece kavuşmuştur.

Melekler Yûnus aleyhisselamın duâ ve ilticâsını gece vaktinde işitmişlerdir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Mi’râç’ta yüksek mânevî mertebelere gece vaktinde nâil olmuştur.

Allâhü Teâlâ “(O müttakîler, Allah’tan korkanlar) seher vakitleri hep istiğfar ederlerdi.” (Zâriyât Sûresi, âyet 18) buyurmuştur. 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Gecede bir vakit vardır ki şâyet bir müslüman kul o vakte rastlar da Allah’tan bir hayır isterse, Allah ona dileğini mutlaka verir. Bu vakit her gecede vardır.” ve:

“Gece kıyamına (namaz kılmağa) devam edin. Zîrâ bu, sizden önceki sâlihlerin âdetidir. Çünkü gece ibâdeti Allâh’a yakınlık ve günahlara keffâret olup bedenden hastalıkları kovar ve günahlardan uzaklaştırır.” buyurmuşlardır. (Hammâmî Tefsiri)

 

Dinimizin direği, İmandan sonra en büyük ibadet NAMAZ, Namazda huzur ve huşu

namazzzBilindiği gibi Kur’an-ı Kerimin tertibi, ayetlerin sıralanması vahiyle; yani İlahi emirle olmuştur. Yüce kitabımızı açtığımızda ilk sure Fatiha-i Şerife’dir.

Bu sure Kur’an-ı Kerimin anahtarıdır. Kuranı kerim okumaya onunla başlar, onunla bitiririz. Namazlarda her rekatta önce onu okuruz.

Fatiha-i Şerife’den sonra Kur’an-ı Kerimin en uzun suresi olan Bakara suresi gelir. Bu surenin İlk ayetlerinin meali şu şekildedir:

“Elif lam mim. İşte şu kitap (yani Kuranı kerim)Allahtan korkup sakınanlar için tam bir yol gösterici, hidayet rehberidir.(Allahın kendilerine hidayet verdiği,gerçek kurtuluşa erenler öyle kimselerdir ki); onlar gayb’e iman ederler, namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan da infak ederler,(zekat ve sadaka verirler)…”

Kur’an-ı Kerimin bu ilk ayetlerinde kurtuluşa erenlerin hususiyetleri sıralanmıştır. Bunlar evvela iman, sonra da namaz ve zekat ibadetidir.

Bu ayeti kerimeden itibaren Kur’an-ı Kerimde seksenin üzerinde namaz; otuzun üzerinde de namazdan hemen sonra zekât emredilmiştir.

Aslında bir ibadetin farz olması için açıkça bir defa emredilmesi kafi iken; bu ibadetlerin bu kadar tekrarlanmasına dikkat etmemiz gerekir.

Bu, namaz ibadetinin büyüklüğünü, Alllaha kulluğumuzdaki yerini gösterir. Namazlarını güzelce eda eden Cenabı hakka en az seksen defa itaat etmiş, kılamayan da en az o kadar günaha girmiştir.

 İnsanoğlu sadece biyolojik bir canlı değildir.

Bu gördüğümüz maddi vücudumuzun yanında manevi vücudumuz da vardır.

Mevla’mız maddi vücudumuzun ihtiyacı olan havayı, suyu, türlü gıdaları yarattığı gibi, ruhi ve manevi vücudumuz için de türlü gıdalar yaratmıştır. İşte evvela imanımız sonra da ibadetlerimiz bizlerin manevi gıdalarıdır. Her ibadetin de kendine ait kazandırdığı güzellikler ve manevi zenginlikler vardır. Maddi gıdalar nasıl vücudumuzu canlı tutar ve hastalıklardan koruyacak zindeliği sağlar ise; manevi gıdalarımız da aynı şekilde küfür ve şirk başta olmak üzere nefis ve şeytan gibi amansız düşmanların hastalıklarına karşı ve günahlara karşı bizlere direnç verir.

 Hususiyle namaz; diğer bütün ibadetleri de içine alan muazzam bir   ibadettir. Bu vesile ile kulluk vazîfelerinin en üstünüdür.

İslam alimleri bunu şöyle sıralamışlardır:

Namaz, Avret mahallini örtme şartını yerine getirmek için mal harcamak lâzım   geldiğinden Zekât’ı,

Kıbleye dönme şartı olduğu için Hacc‘ı,  Niyet şartı ile İhlâs‘ı,

İftitah Tekbirini tâkiben yeme-içmenin yasak oluşu ile Oruc‘u,

Namaz içinde şeytanın ve nefsin vesvesesini kalbten atmak için mücâhede lâzım geldiğinden Cihâd’ı,   Kıraat şartı ile Kur’an okumayı,

Namaz içindeki münâcât ve yalvarış sebebiyle Dua‘yı,

Tahiyyat’ta Kelime-i Şehâdet’in okunması ile İman‘ı içine almaktadır.

İhlâs ile iki rekât namaz kılan kimse, meleklerin ibâdetlerine ve diğer mâlî ve bedenî ibâdetlere verilen ecir ve mükâfâta nâil olur.

Namazın bizlere neler kazandırdığı, Ankebut suresinin 45.ayeti kerimesinde şöyle ifade edilir:

 “Ey habibim! Sana vahyolunan kitabı okuyup tebliğ et. Namazı da  dosdoğru kıl, Muhakkak ki (usul ve erkanına riayet edilerek kılınan) namaz;  insanı ahlak dışı davranışlardan ve meşru olmayan işlerden uzak tutar. Allahı zikretmek elbette en büyük iştir.Allah bütün işlediklerinizi bilir.”

Hadis-i Şerifte Sevgili Peygamberimiz(sas);

“Hakikaten kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terk etmek vardır.” (Riyazüssalihin,1080-Müslim’den) buyurarak namazın bizleri nelerden koruduğunu bildirmiştir.

Hadis-i Şeriflerde şöyle müjdelenmiştir:

 İbâdetlerin efdali namazdır. Namaz kılanlara saâdet kapıları açılır. Kılmayanlar aslâ gamdan kurtulmazlar.”

Kul namaza başladığında ona Cennet kapıları açılır, onunla Allahü Teâlâ arasından perdeler kalkar ve hûriler onu karşılarlar.”(Râmuz 104/3)

“Kul namaza durunca Allahü Teâlâ aradan perdeleri kaldırır da, zâtıyla,  hidâyetiyle, nûruyla ona tecellî eder. İki yanından melekler göklere kadar saf bağlar; onunla namaz kılar ve duasına “Âmin” derler.

Bu müjdeleri çoğaltabiliriz. Bütün mesele; namazını ihlasla, vaktinde, cemaatle eda edip bu İlahi tecellilere mazhar olmaktır. Bu tecellilere mazhar olan bir kul; küfürden,şirkten, ahlaksızlıktan, haramlardan uzak duracak sapasağlam bir ruh halini zaten kazanmıştır.

Böyle namaz kılabilen, ne bahtiyar bir kuldur.

 ****

Namazda Huzur ve Huşu

Dinimizin direği ve müminlerin miracı olan Namazlarımızı,dünyamızı ve ahiretimizi kazanacak bir şekilde eda etmek için en önemli şart hiç şüphesiz namazda huzur ve huşu’dur. Bu haftaki hutbemizde(de)namazda huzur ve huşu ile alakalı bazı hususlara dikkat çekmek istiyoruz.

Müminun suresinin ilk ayetlerinde; ”Namazlarını huşu içerisinde kılan müminler elbette kurtuluşa ermişlerdir.Buyrulur.

Resulullah(sas)Efendimiz Hadis-i Şeriflerinde; ”Kulun ahirette ilk hesaba çekileceği şey namazdır. Namaz hesabını düzgün verenin diğer hesapları da düzgün olur.” buyurmaktadır.

Bu ayeti kerimelerden ve hadisi şeriften anlaşılıyor ki, namaz ibadeti;

kul hakları hariç olmak üzere eksik ve noksanlıklarımızı örtecek ve bizi hiç zorlanmadan ebedi kurtuluşa, Cennet ve Cemali İlahiye’ye kavuşturacak büyük bir ibadettir. Bu yönü ile bizler için çok büyük bir fırsattır.

Bununla beraber namaz, ağır bir ibadettir. Şekil ve muhteva itibarı ile zor olmamakla beraber, manevi yönü herkesin çok rahat kaldırabileceği bir ibadet değildir. Ondaki zorluk, fiziki bir zorluk değildir. Namazın manevi ağırlığını gaflet sahibi insanlar kaldıramadığı içindir. Diğer bir yönü de Nefs-i emmare ve şeytanı aleyhilla’ne bizlere zor gösterdiği içindir.

Nitekim namazdan çok daha ağır işlerde zorlanmayan bazı kimseler, namaza sıra geldiğinde zorlanır. Çünkü namaz imanla,imanın gücü ile alakalıdır.

Ayeti kerimede şöyle buyrulur: “Namaz elbette ağır bir ibadettir, ama huşu ile kılanlara ağır gelmez.”(.Bakara 45)

(Osmanlı devri evliyalarından Aziz Mahmud-u Hüdai hz.ne;

”İstanbul’a bir pehlivan gelmiş, şu kadar yükü kaldırıyormuş.”denildiğinde;

”O pehlivan çok güçlü olsaydı abdest İbriğini kaldırabilirdi. Halbuki abdest ibriğini kaldıramıyor. Çünkü o daha ağır.”buyurması bu büyüklüğü anlatır.)

Öyle ise  namazlarımızdaki ilahi güzelliğe kavuşabilmek, huşu ile eda edebilmek için gayret göstermeliyiz. Peki namazda huşu nasıl ve ne ile olur?

 Namazda huşu’un maddi ve manevi şartları vardır.Ancak ikisi de birbirinden ayrılmazlar. Büyük İslam alimi İmamı Rabbani hz. şöyle buyurur:

 “Namazda huşuun şartı namazın farzlarına vaciplerine,sünnetlerine ve müstehaplarına harfiyen riayet etmek,(mekruhlarından da sakınmakla) mümkündür.”(Mektubat,C.1 M.305) (Mesela; sağlam bir abdest ve taharet, beden,elbise ve mekan temizliği namazın ilk şartlarındandır.Buradan başlayarak,ilmihal kitaplarında yazdığı şekli ile bütün hususlara gücümüzün yettiğince riayet etmek işin başıdır.)

Diğer bir husus da kalbin tavazu halinde olmasıdır. Niyetten başlayarak namazın bütün rükunlarında Cenab-ı Mevla’ nın huzurunda olduğumuzu düşünmek, bu halin muhafazasına gayret etmektir. Bu da nefs terbiyesi ve kalbi hazırlıkla mümkündür. Ancak,İmamı Rabbani Hz.nin ifadelerine göre;“Farz, vacip,sünnet ve müstehaplara tam riayet kalbi huzuru da sağlar.” (C.1.M.305)

Bu o kadar mühim ki namazda bir edebi gözetmek ve tenzîhen (yani helale yakın) bile olsa, bir mekrûhtan sakınmak, zikirden, fikirden, murâkabeden ve teveccühden dahâ faydalıdır. Tahrîmen olan (yani harama yakın) mekrûhtan sakınmanın faydasını, artık düşünmelidir.(Mektubat-ı Şerif C.1,Mektup 29) .

( Nitekim bir Hadis-i Şerifte şöyle müjdelenir: “Şüphesiz namaz kılan, sağa sola bakınmadıkça, Allahü Teâlâ’nın o kişiye tecellîsi devâm eder.”)

Namazda huşu, bizim için hayati ehemmiyeti haizdir.

Onun için evvela; Namazla alakalı bilgilerimiz yeterli değilse; sağlam ilmihal kitaplarından ve güvendiğimiz din adamlarından iyice öğrenmeliyiz..Sonra da tatbike çalışmalıyız.Çünkü maddi ve manevi bütün  güzellikler buna bağlıdır. Tabi ki bunun tamamında hemen kolayca muvaffak olmak zordur. Ancak tamamı elde edilemeyen şeylerin tamamı terk edilmez. Bize düşen bunun yolunda ve gayretinde olmaktır.Bu gayret,Allah yolunda nefisle cihattır.Biz gayret ettikçe Mevla’mız bizlere yardım edecek,rahmeti ve ihsanı artacaktır. Nitekim hadisi kutside şöyle buyrulur:”Kulum bana bir adım gelirse ben ona on adım gelirim. Kulum bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim.”

Ayrıca bu mevzularda İslam büyüklerinin bazı tavsiyeleri de vardır: Mesela; namaza başlamadan önce üç istiğfar ve salavatı şerife okumak,namazdan sonra yine üç istiğfar okumak…Namazda Fatiha-i şerife’ de; İyyâke na’budü ve iyyâke neste’în derken;ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım dileriz.” diye Cenabı Hakka hitap ettiğimizi düşünmek.Tahiyyatta “Esselâmü aleyke” derken Resulullah (sas)Efendimze selam verdiğimizi düşünmek gibi.. Bunlar namazın kabulü ve derecesinin yükselmesi hususunda çok mühim tavsiyelerdir. Ayrıca namazlardan sonra 33’er defa okunması sünnet olan; SübhanAllah, Elhamdülillah ve Allahüekber tesbihleri de; aczimizi itiraf, Allaha teşekkür ve Alahın büyüklüğünü itiraf  sayıldığı için;bu sebeple Mevla’ mızın, namazdaki eksiklerimizi telafi edeceği müjdelenmiştir.(Mektubat C.1 M.304) Bunlar ihmal edilmemelidir. Hadis-i Şerifte Resulü Ekrem; (sas) şöyle buyuruyorlar: “Kul; namazını kılmaya kalkınca nefsi, yüzü ve kalbi ile birlikte Azîz Ve Celîl olan Allah’a yönelirse, anasından doğduğu gün gibi (tertemiz olarak namazdan) ayrılır.”  (İhya,c. I. s.121)