Archive for Ocak 2016

BU CENNET YEMEĞİDİR

Hazret-i Osman, Resulullaha ve eshabına ziyafet vermişti.

Hazret-i Osman, Resulullah eve teşrif edene kadar adımlarını saymış, her adımı için bir köle azat etmişti.

Hazret-i Ali o ziyafetten çıkıp, eve geldi. Fatıma validemiz onu hüzünlü görüp, (Ya Ali, niçin hüzünlüsün?) diye sordu.

Hazret-i Ali, (Eğer bizim de dünyalığımız olsa idi, Resulullahıı evimize davet ederdik. Nitekim bugün Osman davet etti) dedi.

Hazret-i Fatıma (Biz de davet edelim) deyince, (Ey Habibullahın kerimesi! Ne ile ikram edersin. Hangi yemeği yedirirsin!) dedi.Evde birşey yoktur

Hazret-i Fatıma, (O Habibullahtır. Ona Allahü teâlâ ikram eder ve yemek verir. Sen git sevgili babamı davet et) dedi.

Hazret-i Ali Resulullahın huzuruna varıp, ya Resulallah! Kerimeniz Fatıma sizi davet eder.
Resulullah, (Ya Ali, yalnız beni mi, eshabımla beraber mi?) diye sordu. Hazret-i Ali, eshab-ı kiram da beraber buyursunlar dedi.

Eshab-ı kiram ile beraber kalkıp, Hazret-i Fatıma’nın evine geldiler. Hazret-i Fatıma, (Ya Rabbi, senin Habibin bugün miskin kulunun evine geldi. Sen onlara ikram eyle, nimetler ver. Ben fakir, onlara ikram etmeye ve nimet vermeye gücüm yetmez) diye dua etti.

Bir çömleği vardı. Ateş üzerine [ocağa] koydu. Allahü teâlâ kendi lütuf ve keremi ile o çömleği yemek ile doldurdu.
Hazret-i Fatıma o yemeği Resulullahın huzuruna gönderdi. Resulullah ve eshab-ı güzin o yemekten yediler. Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Bu yemek Cennet yemeğidir.)

Bunun üzerine Hazret-i Fatıma odaya girip secde etti ve (Ya Rabbi, benim kölem yoktur ki azat edeyim. Velakin dilerim ki, ümmet-i Muhammedin günahkârlarından bir miktarını, Cehennem ateşinden azat eyleyesin) diye dua etti.

Hemen Cebrail aleyhisselam geldi. Dedi ki, ya Resulallah! Fatıma, günahkâr ümmet için, münacât etti.
Allahü teâlâ buyurdu ki:
Habibime selam eyle ve de ki, Fatıma’nın evine gelenlerin her bir adımına yüz erkek ve yüz kadın Cehennem azabından azat eyledim. buyurdu

Menâkıbı Çihâr Yâr-i Güzîn

http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1629

Reklamlar

İLGİNÇ

İLGİNÇ

İnsan eğer 10 TL. yi sadaka verecek olsa bu miktarı çok bulur ama 10 TL ile mağazadan birşey almaya gitse alacak birşey bulamaz. 
 
İlginç, 
İnsan 10 Dk. zikir edecek olsa bu zamanı çok bulur ama bir film veya maç olsa bir buçuk saatlik zaman onun için hemen geçiverir. 
 
İlginç, 
Bir futbol maçının uzaması insanın hoşuna gider ama Cuma namazında hutbenin birkaç Dk uzaması hiçte hoşuna gitmez.
 
İlginç, 
İnsan duyduğu dedikoduya hemen inanır ve kabullenir ama kesin doğru olduğunu bildiği birşeyi inat ederek hemen kabullenmez.
 
İlginç,
İnsan camide bir saat ibadet ederek vakit geçirecek olsa onun için zaman geçmek bilmez ama televizyona bakarken zaman onun için çabucak geçer. 
 
İlginç,
İnsan namaz kılarken, ibadet esnasında dünyevi konuları düşünmeyi sever ama normalde Islamiyet’i düşünmekten kaçınır.
 
İlginç,
İnsana bir sureyi veya surenin manasını okumak zor gelir ama bir romanı okumak onun için kolaydir.
 
İlginç,
İnsan konserde ilk siralarda olmak için çaba sarfeder ama camide ilk sıralarda olmak için çaba sarfetmez.
Aksine namazin sonunda hemen çıkıp gideyim diye son sıralarda olmak ister.
 
İlginç,
Bir Ayet yada Hadisi Şerifi  ezberlemek insanın zoruna gider ama müzik listesi ilk  10’da olan şarkıların hepsini ezbere bilir.
 
İlginç, 
İnsan ajandasında bir dînî  toplantı için zaman bulamaz ama dünyalık işler için çok zaman bulur.
 
İlginç, 
İnsan İslâmî  konuları dinlemeyi ve anlatmayı zor bulur ama dedikoduları dinlemeyi ve anlatmayı çok sever.
 
İlginç, 
İnsan CENNET’e gitmeyi ister ama hiçbir şey yapmaz .
 
İlginç, 
İnsan hergün birilerinin ölüm haberini alır, ama yine de kendisinin de birgün öleceğini düşünmez.
 
İlginç, 
İnsan hergün birgün çürüyecek vücudunu daha formda tutmak için yediklerine dikkat eder, cildine bakım yaptırır ama asla çürümeyen  ruhu ve kuruluşu için hiç dikkat etmez.
 
İlginç, 
İnsan hergün saçma sapan şeyleri etrafına gönderir ama bunun gibi düşündürücü postaları paylaşmaz.

Rabbim bizleri nefsimize uydurma ve nefsimizi terbiye edenlerden eyle.

TESLİMİYET – TESLİMİYET

Belh’in meşhur velisi Hatim-i Asam, hacca gidiyordu. Hanımına teklifte bulundu:

-Hanım, ne kadar nafaka bırakayım sana, ben gelinceye kadar?

Tevekkül ve teslimiyet timsali hanımın cevabı ibretliydi:

-Ne kadar yaşayacaksam o kadar!

-Hanım senin ne kadar yaşayacağını ben ne bileyim?..

-Öyle ise dedi, benim nafakamı ne kadar yaşayacağımı bilene bırak. O beni şimdiye kadar hiç nafakasız bırakmadı, şimdiden sonra da bırakmaz. Sen harçlığını yanında tut, gurbette sana lazım olabilir.

Hatim-i Asam yola çıktıktan sonra mahalle hanımları ziyarete geldiler.

-Allah kavuştursun beyiniz hacca gitti, dediler. Hemen arkasından da mahalli dille sormadan edemediler:

-Beyin sana ne kadar rızık bıraktı gelinceye kadar?..

-Benim beyim dedi, rızık veren değil rızık yiyendir. Rızık yiyen, rızık veremez. Ben rızkımı hep rızık verenden beklemişim şimdiye kadar. O beni hiç rızıksız bırakmamış, yine de bırakmayacağına inanıyorum.

Hanımlar bu cevaptan pek memnun olmadılar, dudaklarını büküp aleyhte konuşarak gittiler…

Aradan çok geçmedi Hatim’in evinin kapısında at kişnemeleri duyuldu. Dışarıya çıkan hanım, bir atlı kafilesiyle karşılaştı. Hacıları uğurlamaktan dönen Bağdat halifesi susamış, su içmek için uğramış buraya. Hanım hemen bir testi su ile bir bardak uzattı. Soğuk suyu kana kana içen halife yanındaki vezirine emir verdi:

İçtiğimiz suyun bedelini bize yakışan şekilde öde!..

Toprak çanağın içini altınla dolduran vezir, bardağı kapının yanına bırakırken söylendi:

-Allah’a emanet olun bacım, soğuk suyunu içtik, hakkını helal et… Kafile uzaklaşırken Hatim’in hanımı bardağın içinde beyi hacdan dönünceye kadar yetip de artacak miktarda para bırakıldığını gördü. Her zaman yaptığı gibi yine seccadesine yönelip şükür secdesine kapandı:

Rabb’im dedi, çocukken anam babamın eliyle gönderiyordun rızkımı. Evlenince beyim Hatim’le göndermeye başladın rızkımı… Şimdi ise beyim hacca gitti, bu defa da halifeyle gönderiyorsun rızkımı. Beni hayatım boyunca hiç rızıksız bırakmadın. Zaten ben de seni hep böyle bildim. Bu yüzden tevekkül ve teslimiyetim hiç azalmadı, hep arttı. Ancak çevremdekiler aynı değiller. Onlar tevekkülsüz ve teslimiyetsizler… Hemen hücuma geçiyor, tevekkülsüzlük telkin ediyorlar bizlere… Sen tevekkül ve teslimiyet duyguları nasip eyle bu aile bireylerine de, asıl rızkı verenin sen olduğunu onlar da anlasınlar, senin kimseyi rızıksız bırakmayacağını idrakte onlar da gaflete düşmesinler, huzurlu yaşasınlar.

Resulullahın Ahlâkına Tabi Olmak

Peygamber(s.a.v.)Resulullah (sas) Efendimizin en önemli hususiyetlerinden biri de onun hepimize örnek olarak gönderilen güzel ahlakıdır.

Kalem suresinin 4.ayetinde Onun çok muazzam bir yaratılış ve ahlak üzere olduğu beyan edilir.

Hadisi Şerifte Efendimiz (sas)  şöyle buyurdular:

”Ben  güzel ahlakları tamamlamak için gönderildim.”

Hazret-i Aişe validemize onun ahlakı sorulduğunda ;  “Resulullah’ın ahlakı Kurandı.” buyurmuşlardır.

Kendisi güzel ahlak numunesi olan Efendimiz (sas), mübarek hayatı boyunca güzel ahlakı hem yaşamış, hem de biz ümmetlerine tarif ve tavsiye etmiştir. Hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

Mizanda,(yani amellerin tartıldığı o ilahi terazide)  güzel ahlaktan daha ağır gelen hiçbir amel yoktur.”

İş böylesine mühim olunca Efendimiz(sas) in güzel ahlakı üzerinde ciddi çalışmalar yapılmış, ondan bahseden ciltlerle eserler vücuda getirilmiştir.

Onun mübarek vücudunun,mübarek simasının güzelliklerini anlatan eserlere hilye-i şerif,  veya şemaili şerif denmiş; Onun mübarek ahlakına ise mekarim-i ahlak denmiştir.

Bu güzellikler bütün detayları ile bizlere aktarılmıştır.

Anlatmaya, dinlemeye doyum olmayan, hakkında ciltlerce kitaplar yazılan o güzel ahlaktan birkaç parıltı aşağıdadır.

 Sevgili peygamberimiz (sas) in ahlakından en öne çıkan hususlar; onun eşsiz tevazuu, cömertliği, sadeliği, tatlılığı, güler yüzlülüğü,  yumuşak huyluluğu, nezaketi, şefkat ve merhameti, cesareti, fesahati , hayası, kibarlığı …                            Daha başlıklarını bile sayamayacağımız nice güzellikler…

Onun müminler için Rauf ve Rahim oluşu, ümmetine düşkünlüğü, çok hassas, çok derin bir merhametin sahibi olduğu, Tevbe suresinin son ayetlerinde tescil edilmiştir. Onun yumuşak huylu oluşu ise Al-i İmran suresinde şöyle anlatılır:

“Ey Habibim!Sen Allahtan bir rahmet olarak onlara karşı yumuşak huylu oldun. Eğer sert ve katı kalpli olsaydın etrafından dağılırlardı. O halde onları affet ve onlar için Allahtan mağfiret dile…”(159.Ayet)

Resulullah Efendimiz (sas)  de kendisi yumuşak huylu olmayı övmüş; Yumuşaklıktan mahrum olan her türlü hayırdan mahrumdur. Yumuşaklık bir işte varsa onu güzelleştirir, sertlik bir işte varsa onu çirkinleştirir.” buyurmuşlardır.

O,cömertlikte de eşsizdi. Cömertliği her vesile ile teşvik ederdi. Cimrilikten, korkaklıktan ve tembellikten daima Allaha sığınmıştır.

”Cömertlik, kökü cennette olan dalları dünyaya sarkmış bir ağaçtır. Kim ondan tutunursa onu cennete götürür. Cimrilik de kökü cehennemde olan ve dalları dünyaya sarkmış bir ağaçtır.Kim ondan tutunursa onu cehenneme götürür.” buyururlardı.

 Kendisinden bir şey istediğinde asla  “hayır” dediği vaki olmamıştır.

Varsa hemen verir, yoksa arar, bulur ve gelen kişinin ihtiyacını mutlaka görürdü. Maddi cömertliği yanında manevi yönden de cömertliği eşsizdi. Daima ümmeti için dua ve niyazda bulunurdu. Mirac’da kendisi için sadece kulluğa kabulünü isterken, ümmeti için ebedi kurtuluş dilemiş ve Allahımızın kendisine bizzat teveccüh edip verdiği selamını kendinde bırakmayıp Allahın bütün Salih kullarına yaymıştı.

      Cenabı hakkın kendisine verdiği manevi tasarrufunu, şefaat izninin tamamını ümmeti için kullanacak olması, özellikle ümmetinin içinde en çok  sıkıntıyı çekecek olan büyük günah sahiplerinin halini düşünüp; “Benim şefaatim ümmetimden büyük günah sahipleri içindir.” Buyurması; bu merhametin, şefkatin ve cömertliğin en bariz örneklerindendir.

Bütün insanlık Ona, Onun getirdiği dine, Onun güzel ahlakına muhtaçtır. Hususiyle, böyle yüce bir peygambere ümmet olmakla şereflenen kimse;

 Onun getirdiği kitap ve sünnete, onun temsil ettiği ahlakı Muhammediyye’ye tabi olmaktan daha mühim bir gaye taşımamalı, başka taraflara dönüp de bakmamalıdır.

Bilhassa; İslamiyet adına türlü yanlışların işlendiği, İslam’a uymayan görüşlerin, hayat tarzlarının, adetlerin benimsenip, revaç bulduğu bir dönemde bu bağlılık,bu istikamet; çok daha kıymetli,çok daha makbuldür.

Ayeti Kerimede yüce Mevla’mız şöyle buyuruyor:

 ”And olsun ki sizin için; sizden Allahın rızasını ve Ahiret günündeki o büyük mükâfata kavuşmayı umanlar ve Allahı çok zikredenler için Resulullah’ta güzel bir numune-i imtisal, (uyulacak) güzel bir örnek vardır.” (Ahzab-21)

Ne mutlu! Resulullahı kendine örnek alıp; Ayeti Kerimede müjdelendiği üzere Allahın rızasına ve ahiret günündeki büyük mükâfata nail olanlara…

figur

Peygamberimiz Hazreti Muhammed (S.A.V.) tılayınız…

Peygamberimiz Hazreti Muhammed (S.A.V.)  İlgili Müziksiz İlahiler

 

 

Ümmeti Muhammed’den Olmanın Üstünlük Şuuru

Sevgili Peygamberimiz (sas)in zuhuru ve bu yüce dini tebliğinden sonra diğer semavi dinlerin ve kitaplarının hiçbir hükmü ve geçerliliği kalmamıştır.

 Artık Kıyamete kadar, hatta kıyametten sonra da Hz. Muhammed (sas) in Peygamberliği, onun getirdiği Yüce İslam dini ve şeriatı geçerlidir.

Ona ümmet olmakla şereflenenler de, onun nimetleri ile insanların en hayırlıları olmuşlardır. O halde her Müslüman bu nimetin ve kıymetin farkında olmalı, gereğini yerine getirmelidir.

Nitekim Sen Müslüman mısın diye sorulduğu zaman “evet ben Müslüman’ım “ şeklinde değil;Elhamdülillah Müslüman’ım” diye cevap verilip, İslam’ın bir nimet olduğunun hatırlatılması ve  hamd edilmesi bundandır.

Ayeti Kerimede Yüce Mevla’mız; Allah katında hak din sadece İslam’dır.” buyuruyor. (Al-i İmran,19.)

 Hadis-i şerifte ise İslam’ın bu üstünlüğü şöyle ifade edilir:                                                     

İslam daima yücedir, üstündür, hiçbir şey ondan daha üstün olamaz.”

İşte bu üstünlük şuuru sebebi ile; Müslümanlara, gayri Müslimlerle her türlü insani ve medeni münasebetlerde izin verilmişken; onlarla kalben beraber olacak, kalplerini o tarafa meylettirecek durumlardan ve bu vesile ile onları taklit etmek ve onlara benzemekten de sakındırılmıştır.

 Nitekim her namazda ve her rekatta okuduğumuz, Kuran’ın anahtarı olan Fatiha suresinin son ayetinde; Yahudiler ve onlar gibi Allahın gazabına uğrayanlardan, Hıristiyanlar ve onlar gibi Allahın yolundan sapanlardan bizleri uzak tutması için Cenabı Hakka dua etmekteyiz.

Yine bundan dolayıdır ki; Namaz gibi en mühim bir ibadet, güneşe tapanlara benzememek için; güneşin doğduğu, zirvede olduğu ve battığı anda kılınmamıştır. Ateşe tapanlara benzememek için ateşe karşı namaz kılmak mekruhtur. Muharrem’in  onuncu günü oruç tutan sevgili Peygamberimiz (sas)’e bu günde Hıristiyan ve Yahudiler de tutuyor, denince; “Öyle ise  biz de onlardan ayrılmak için dokuzu ila beraber tutarız.” Buyurmuşlardır.

Burada şu soru akla gelebilir. Bizim niyetimiz onlara benzemek değil; şeklen benzerliğin ne mahzuru var? Evet, niyet zaten asıldır. Unutmayalım ki Allah resulünün niyeti elbette herkesten sağlamdır. Ama bu mevzu o kadar hassas ve mühim ki, şeklen bile benzerliğe Mevla’mız razı olmamıştır. İslam her şeyi ile diğerlerinden ayrı ve üstündür. Ortaklık yani şirk kabul etmez.

Müslümanlar da bunu anlamalı, başkalarına benzemekten sakınmalıdır.

Efendimiz (sas) konunun ehemmiyet ve tehlikesine binaen bizleri uyarmış ve Hadisi Şerifte; Kim kendisini bizden başkasına benzetirse o bizden değildir.” Ayrıca; “Kişi sevdiği ile beraberdir,” buyurarak kıyamete kadar gelecek olan ümmetine bu tehlikeleri net olarak bildirmiştir.

İlim adamları şu hususa dikkat çekmişlerdir: Benzemek taklit etmeye, taklit etmek ise onu güzel görüp benimsemeye yol açar. Halbuki mağlup ve geri olan topluluklar, kendinden üstün gördüklerine özenip taklit ederler.

Sadece son birkaç asır, batı Hıristiyan aleminin maddi yönden gelişmişliği, Müslümanlardaki inanç ve üstünlük şuurunu zedelememelidir. Maddi üstünlük zamanla el değiştirir durur. Asıl olan maneviyat ve ebedi hayattır.

Asrı  saadetten bir misal vermek istiyorum: Uhut harbi her yönden ibretlerle doludur. Müslümanlar, Bedirden sonra burada da müşriklere galip gelmişlerdi. Ancak; okçuların yerini terk etmesi ile Müslümanlar çok sıkıntı yaşadılar. Harbin sonunda müşrikler, galip bir eda ile şunu söylediler: Harp sıra iledir.

Bu gün Bedrin karşılığıdır. Bunun üzerine Hz.Ömer (ra) Resulu Ekrem (sas) Efendimizden müsaade alarak onlara şu cevabı verdi:

 “Hayır, siz hiçbir zaman üstün değilsiniz. Çünkü bizim ölülerimiz şehit oldu, Cennete gittiler.Sizinkiler ise Cehennemdedir.”

 Al-i İmran suresi 139. Ayeti kerimede bu husus öyle anlatılıyor:Gevşemeyin, hüzünlenmeyin, eğer gerçekten inanıyorsanız, en üstün olan sizlersiniz.”

Böyle bir imanı kalbinde hissedip duran kimse başka tarafa dönüp de bakmaz. Gayri Müslimlerin; ne yılbaşısı,ne yortuları,ne de bozuk inanç ve aile yapıları; hangi ambalaj içinde gelirse gelsin onları etkilemez.

Hakiki müminlerin gözü, gönlü; İslam’dan, Kurandan ve Resulullah’ tan başka bir şey görmez. Çünkü Onlar bizim dünyamıza da ahiretimize de kâfidirler.

Ne mutlu bu imana sahip olanlara…