Archive for Ağustos 2015

GÖZLERİ HARAMDAN KORUMAK

Untitled 1  İçerisinde bulunduğumuz devir’de belki de en çok zorlandığımız; gözlerimizi haramdan korumaktır. Cenab-ı Hakk, Ayet-i Kerimelerde mealen şöyle buyurur:

 “Habibim mümin erkeklere söyle, gözlerini haramlardan çevirsinler, namuslarını korusunlar. Böyle yapmaları kendileri için daha temizdir. Şüphesiz Allah ne yaparlarsa hakkıyla haberdardır.”

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramlardan çevirsinler, namuslarını korusunlar. Kendiliğinden görünen kısımları (el ve yüzleri) müstesna, zinetlerini,güzelliklerini teşhir etmesinler….”       Nur Suresi Ayet 30-31

          İslam da tesettürü emreden ve meâlinin bir kısmı olan yukarıdaki Nur Suresinin bu Ayetlerinde, Rabbimiz erkeklerin ve kadınların sakınması gereken hususları anlatmıştır.

     Bu ayetlerin izahında İslam âlimleri şu hususa dikkat çekmişlerdir: Kur’an-ı Kerimdeki bir  çok hükümde sadece erkek sigasıyla hitâp edilip, kadınlar da bu hitâbın altında kastedilir. Burada ise erkeklere ve kadınlara ayrı ayrı olarak, ama aynı talimat gelmiştir:

“Gözlerinizi haramlardan sakının ve namuslarınızı koruyun.”

 Bu emirdeki sıralama da ayrıca dikkat çekicidir. Çünkü göz, kalbe açılan bir penceredir. Göz nereye bakarsa gönül oraya akar.

Ayet-i kerimelerde ifade edildiği üzere gözlerini koruması gerekenler sadece erkekler değildir.Kadınların da yabancı erkeklere karşı durumu aynıdır.Nitekim Ezvac-ı Tahirat’tan Ümm-i Seleme validemiz şöyle anlatır:  Biz Resulullahın yanında iken, iki gözü de görmeyen Abdullah İbni Ümmü Mektum, izin isteyip içeri girdi.

Bunun üzerine  Resulullah (sas) bize, (İçeriye girin) buyurdu.

 (O â’mâ değil mi, bizi görmez) dedim.

 (O sizi görmüyorsa, siz onu görmüyor musunuz?) buyurdu. (Tirmizi, Ebu Davud)

O halde gerek kendi ailevi ziyaretlerimizde, gerekse de çarşı pazarda gezinirken erkek olsun, kadın olsun bakışlarımıza dikkat etmeliyiz.

Bu ne kadar zor olsa da karşılığında ecir ve sevabı o kadar büyüktür.

Nitekim okuduğum Hadis-i Kudsi’de Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Nâmahreme (evlenilmesi haram olmayan birisine şehvetle) bakmak, şeytânın zehirli oklarından bir oktur. Kim benden korktuğu için onu terk ederse, ona öyle bir îmân nasîb ederim ki, o îmânın zevkini kalbinde hisseder.” (Hadîs-i Kudsî, Hâkim, el-Müstedrek )

(Hz. Ali (K.V): “Ya Rasûlallah ansızın karşımıza çıkarsa ne yapalım?” diye sorunca; Efendimiz (S.A.V) “Birinci bakış yani gözün harama ilk çarpması senin lehinedir; fakat ikinci bakış, şehvet nazarı ile bakmaya devam etmek ise aleyhinedir” buyurdular. (Ramuz sh.178 no 2050))

Özellikle sokaklarda, çarşı ve pazarlarda gözü haramdan sakınmanın en zor olduğu bir devirde yaşıyoruz. Ancak, zorluk ne kadar çok olursa, ecir ve sevap da o kadar büyüktür. Ayrıca  zorluklar karşısında verilen muazzam kolaylıklar da vardır.Hepimizin bildiği şu duaya da dikkat edelim:

 “Lâa ilâahe illellâahü vahdehüü lâa şeriyke leh lehü’lmülkü ve lehü’l-hamdü yuhyii ve yümiytü ve hüve hayyün lâa yemüütü biyedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadir.”
(Mânâsı:“Allâh’dan başka hiçbir ilah yoktur. Ancak tek o vardır. Onun ortağı yoktur. Öldürür ve diriltir. O(ise) diridir, ölmez. Hayır, ancak onun eliyledir. O, her şeye kadirdir.”)
Bu duâ her sabah 11 defa okunur. Özellikle de Çarşıya çıkarken, yollarda, sokaklarda her yerde okunur. Peygamber Efendimiz(sas) “Çarşıya çıkarken bunu okuyana Cenâb-ı Hakk bir milyon sevap verir, bir milyon günahını siler, derecesini de bir milyon yükseltir.” buyurmuşlardır. (Ayrıca okuyan mü’minin imânı tazelenmiş olur. Bu duâ şefâat-ı Resûlüllâh’a en büyük vesiledir. )

Bir hadis-i şerifte ise şöyle müjdelenir:

 Üç göz vardır ki, onlar kıyamet günü ateş yüzü görmeyeceklerdir.

 Allah yolunda uyumayıp nöbet tutan göz, Allah korkusundan ağlayan göz ve  Allah’ın haram kıldığı şeyler karşısında kapanan göz” (Tabarani ve Beyhakiden, Tarikatı Muhammediyye Sh. 170 -171)              

***

iffet                                                                                                                                    

Reklamlar

Bir Lokma Sadakaya Bir Lokma ile Mükâfat

Peygamberimiz buyurdular ki; bir dilenci bir kadına geldi. O kadının elinde bir lokma vardı. Ağzına koymak üzere iken fakir elini uzattı. O, lokmayı fakire verdi. Bir müddet sonra o kadın bir oğlan doğurdu. Çocuk kundakta iken ansızın bir kurt gelip çocuğu kapıp kaçtı. Kadın, arkasından “oğlum, oğlum!” diye bağırıyordu. Allah, bir meleğe: “yetiş, çocuğu kurdun ağzından al, annesine teslim et ve benden selâm söyle. Bir lokma sadakana bir lokma ile mükâfat de” buyurdu.

Ölümü nasıl geciktirildi?

SADAKA ÖMRÜ UZATIR MI?

SADAKA HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

Neler sadakadir ?

Sadaka Hakkında Hikaye

Dünyada Yapılan İyiliklerin Dünyadaki Karşılığı Bire Ondur.

Çarşıdan Alınan Bir Nar, Evde Nasıl On Tane Oldu?

 

İNSAN ÖMRÜ

İnsanın ömrü, kısa veya uzun olmakla, çok ya az yaşamakla değil, faydalı oluşuyla ölçülür. Allahü Teâlâ’dan gâfil ve nefs ü hevâsına esir olan kişi, çok yaşasa da, vaktini hayra sarf etmediğinden, menfaat azlığı bakımından kısa ömürlüdür. Fazîlet ve kemâlât sahibi, az da yaşasa, vaktini hayırlı iş ve hizmetlerde kullandığından uzun ömürlüdür. “Sadaka belâyı def eder, ömrü artırır” hadîs-i şerîfi buna delildir.Şu halde faydalı ömür, zaman miktarına göre değildir. Çünkü kısa ömürlü biri, uzun ömürlünün elde edemediği binlerce faydalı işlere, sayısız hayır ve iyiliğe muvaffak olur ve ölümünden sonra da nice hayır duâlar kazanmakla, uzun ömürlü sayılır.Kemâl sahipleri insanlığın hangi kısmını tamamlamak için gelirlerse, hayırdan hangi işin ikmâli mukadderse, o vazifenin ikmalinden sonra hakikat âlemine intikal ederler. Çünkü dünyada faydasız durmak, hayvanî hayat sürmek olduğundan abestir.Ezelde kaabiliyet verilen kimse, az yaşasa dahî kaabiliyeti sebebiyle feyze mazhar olur da ömrün kısalığı ona zarar vermez. Ömürleri, geçmiş ümmetlere nispetle kısa olduğu halde, “Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz” (S. Âli Imran 110) nazm-ı celîli hükmünce bu ümmet, ümmetlerin en üstünü olup hiç bir millete nasip olmayan hayırlara kavuşmuştur. (Hikem Şerhi)

***

İlgili Konular

1 –  Sadaka Hakkında Hadis-i Şerifler tıklayınız.

2 – Çarşıdan Alınan Bir Nar, Evde Nasıl On Tane Oldu? tıklayınız.

Müslüman amel etmeden nasıl ecir ve sevap kazanır? Muhtelif Hadis-i Kudsiler

Şeddad bin Evs (RA)’den… Rasûlullah (SAV)’ Efendimiz’in şöyle buyurduğunu işittim:
Aziz ve Celîl olan Allahü Teâlâ buyurur ki;
Mü’min kuluma belâ verdiğim halde bana hamdeder ve uğradığı belâya sabrederse, anasından doğduğu gibi günah ve hatalardan temizlenmiş olarak yatağından kalkar.”
Ve Allahü Teâlâ hafaza meleklerine buyurur ki;
-”Şu kulumu belâya uğratıp ibadetinden alıkoydum. O kulum sıhhatli iken yazdığınız ecir ve sevabı kendisi için şimdi de yazınız!”

****

Ebû Hüreyre (RA), Rasûlullah (SAV)’den şöyle rivayet etmiştir:
Allahü Teâlâ buyurdu:
Kulum bir hasene (iyilik) yapmaya niyet ve kasdeder de bir mani zuhuru ile ona muvaffak olamazsa, onun için bir hasene (sevap) yazarım.
Azim ve iradesini yönelttiği o iyiliği işlediğinde, ondan yediyüze kadar sevap yazarım.
Bir kötülük kasdeder de yapmazsa, aleyhine bir şey yazmam.
Eğer niyet ve azmettiği o kötülüğü yaparsa, bir günah yazarım
.”

****

Ebû Hüreyre (RA), Rasûlullah (SAV) Efendimizden, Allahü Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Mü’min kuluma belâ verdiğimde, kendisini ziyarete gelenlere Ben’den şikâyet etmezse, onu uğradığı belâdan kurtarırım. Sonra eti ve kanı yerine, evvelkinden daha hayırlı et ve kan veririm. Ondan sonra, o kimse yenilenmiş olarak amele başlar…”

****

Enes (RA), Rasûlullah (SAV)’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
Muhakkak Rab Sübhânehû ve Teâlâ buyurdu:
İzzet ve Celâlime kasem ederim ki, mağfiret etmeyi murad ettiğim kulumu, rızkında darlık ve vücudunda hastalıkla mübtela eder; boynundaki bil cümle hata ve günahlarını almadıkça dünyadan çıkarmam.”

****

Ebû Hind ed-Dârî (RA), Rasûlullah (SAV)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Allahü Teâlâ buyurdu:
Verdiğim kazaya razı olmayan, bela ve musibete sabretmeyen, kendisine benden başka Rab arasın!”

****

Enes (RA), Rasûlullah (SAV)’den şöyle rivayet etmiştir:
Allahü Teâlâ buyurdu:
Kulum bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırım. O, Bana bir arşın yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak gelirim.”

****

Muaz (RA), Rasûlullah (SAV)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Allahü Teâlâ buyurdu:
Benim rızamı kazanmak için birbirini seven ve dost olanlara, nebîlerin ve şehidlerin imrendiği nurdan minberler vardır.”

****

Ebû Ümâme (RA), Rasûlullah (SAV)’den şöyle rivayet etmiştir:
Allahü Teâlâ buyurdu:
Kulumun bana yaptığı ibadetlerin en sevimlisi, rızam için nasihatte bulunması (emir ve nehiylerimi tebliğ etmesi) dir.”

****

Abdullah ibni Abbas (RA), Rasûlullah (SAV) Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Allahü Teâlâ buyurdu:
Kim, benim günahları mağfiret etmeye kaadir olduğumu bilir ve affedeceğime inanırsa, o kimsenin şirkten gayri bütün günahını mağfiret ederim.”

****

Enes (RA), Rasûlullah (SAV)’den şöyle rivayet etmiştir:
Allahü Teâlâ buyurdu:
“Ey Âdemoğlu! Sen bana ümitli olduğun halde her ne zaman dua etmiş olsan (mağfiret niyazında bulunsan)(şirkten gayri) günahını mağfiret ederim, onlara hiç ehemniyet vermem.
Ey Âdemoğlu! Senin günahların semadaki bulutlara ulaşsa da benden mağfiret dilesen, mağfiret ederim.
Ey Âdemoğlu! (Bana şirk koşmadıkça sen) yeryüzünü dolduracak kadar günahlarla da bana gelmiş olsan, seni yeryüzü dolusu mağfiretlerle karşılarım
.”

****

Ebû Hüreyre (RA), Rasûlullah (SAV)’in şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir:
Rabbiniz Teâlâ buyurdu:
Eğer kullarım Bana hakkıyla itaat etselerdi, onları geceleri yağmurlarla sular, gündüzleri üzerlerine güneş doğdurur ve onlara gök gürültüsü işittirmezdim.”

****

Ebû Saîd-i Hudrî (RA), Rasûlullah (SAV) Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Allahü Teâlâ buyurdu:
“Ben bir kulun bedenine sağlık, maişetine genişlik veririm de üzerinden beş sene geçtiği halde karşılığını vermezse (Kâbe’yi ziyaret etmezse) o kimse hayırdan mahrumdur.”

****

Ebû Hüreyre (RA), Resûlü Ekrem (SAV)’den, Allahü Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Ey Âdemoğlu! Bana ibadet için kalbini mâsivâdan (Allah’tan gayri her şeyden) boşalt ki onu zenginlikle doldurup fakirliğine set çekeyim. Eğer böyle yapmazsan, kalbini endişe ve düşüncelerle doldurur, fakirliğini de gidermem.”

Hadis-i Kudsi : Manası Allahü Teala’dan lafzı Peygamberimizdendir.(S.A.V.)

Fırtına Çıktığında Uyuyabilmek

Yıllar önce bir çiftçi, “fırtınası bol” olan bir tepede bir “çiftlik” satın almıştı…

Çiftliğe yerleştikten sonra, ilk işi bir “yardımcı” aramak oldu.

Ama; ne yakınındaki köylerden, ne de uzaktakilerden hiç kimse onunla çalışmak istemiyordu.

Çalışmak için müracaat edenlerin çoğu da, “çiftliğin yeri”ni görünce, çalışmaktan vazgeçiyor; “Burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur” diyorlardı.

Nihayet; çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam, işi kabul etti.

Çiftlik sahibi; adamın haline bakıp “Çiftlik işlerinden anlar mısın?” diye sormadan edemedi.

“Sayılır” dedi adam;

“Fırtına çıktığında uyuyabilirim!”

Çiftlik sahibi, bu “ilgisiz sözü” biraz düşündü, sonra boşverip, adamı işe aldı.

Zaten, başka çaresi de yoktu.

Haftalar geçtikçe, adamın “çiftlik işlerini düzenli yürüttüğünü” görünce, içi rahatladı.

İşler, tıkır tıkır yürüyordu…

Ta ki;

O “fırtına”ya kadar!..

Gece yarısı, fırtınanın o müthiş “uğultu”suyla uyandı…

Öyle ki;

Bina çatırdıyordu!..

Yatağından fırladı!..

Yardımcısının odasına koştu;

“Kalk!.. Kalk!.. Fırtına çıktı… Bu fırtına her şeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım!”

Adam, yatağından bile doğrulmadan, mırıldandı: “Boşverin efendim; gidin yatın!.. Ben size fırtına çıktığında uyuyabileceğimi söylemiştim ya!..”

Çiftçi, adamın bu rahat, bu umursamaz tavrı karşısında çılgına dönmüştü…

O öfkeyle, kararını verdi… Ertesi sabah, ilk işi; bu adamı işten kovmak olacaktı.

Ama, şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu… Ki, hasarı ucuz atlatsın!..

Dışarı çıktı,

“Saman balyaları”na koştu…

Aaa, o da ne?..

Saman balyaları birleştirilmiş, sıkıca bağlanmış ve üzerleri de muşamba ile örtülmüştü!..

Ahıra koştu…

İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı da sıkıca kapatılmıştı…

Tekrar evine yöneldi… Baktı ki, evin “kepenk”lerinin tamamı kapatılmış…

Çiftçi, hayli rahatlamış bir halde odasına döndü ve yatağına yattı.

Fırtına, uğuldamaya devam ediyordu.

Gülümsedi ve gözlerini kapatırken şöyle mırıldandı;

“Fırtına çıktığında uyuyabilirim!”
……
“Sıkıntılara; zihnen (bilgi, plân), manen (dua) ve maddeten (tedbir) hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz.

Hem de, hayatınız boyunca.”

 Kaynak : Fırtına Çıktığında Uyuyabilmek / Yaşar DEĞİRMENCİ / Bedir Yayınevi

“Allah” demenin hesabı…

Abdülkadir Geylâni Hazretleri bir mecliste vaaz ediyordu. Bir ara öylesine derin mevzulara girdi, öylesine esrarlı şeyler söyledi ki, cemaat kendinden geçer gibi oldu. İşte bu sırada kubbeyi çınlatan bir ses işitildi: “Allah!” diye feryad ediyordu biri. Abdülkadir Geylânî hazretleri durakladı. Sonra, “Allah!” diye feryad eden adama doğru dönerek şöyle dedi:

— Allah’ın huzuruna vardığında, bu “Allah” demenin hesabını vereceksin! Kimileri anladı bunun mânâsını, kimileri de anlamayıp hayretle sordu:

— Bu nasıl iş? Allah demenin de hesabı olur mu? o izah etti durumu:

— Evet, bu “Allah!” feryadının da hesabı vardır. Bakalım kalbinden mi dedi, yoksa ağzından mı? İrâdesi dışında mı oldu, yoksa bir maksada müteveccih mi?, Yani, bununla itibar kazanıp menfaat elde etmek mi var niyette?.. Yoksa Allah için mi?..

Evet, mesele burada; İhlâsla mı attı nârayı, yoksa gösteriş için mi? Bu bakımdan zikirler ağızda kalma malı, gönüle inmeli; lafta kalmamalı, hayata inkılab etmelidir…

EY ADEMOĞLU..!!!!

Enes bin Mâlik radiyallâhu`anh – der ki :

” Yer, her gün şu on öğüt ile insana seslenir :

Ey Âdemoğlu !

1. Üzerimde gezinip durursun; hâlbuki dönüşün banadır.
2. Üzerimde türlü günah işlersin; hâlbuki içimde azap göreceksin.
3. Üzerimde gülüp eğlenirsin; hâlbuki içimde ağlayacaksın.
4. Üzerimde sevinirsin; hâlbuki içimde üzüleceksin.
5. Üzerimde mal toplayıp durursun; hâlbuki içimde pişman olacaksın.
6. Üzerimde haram yersin; hâlbuki içimde kurtlar seni yiyecek.
7. Üzerimde böbürlenirsin; hâlbuki içimde hor ve hakir olacaksın.
8. Üzeriimde neşe ile yürüyorsun; hâlbuki içimde hüzne boğulacaksın.
9. Üzerimde aydinlikta gezinirsin; hâlbuki içimde karanlıkta kalacaksın.
10. Üzerimde topluluklar içine dolaşırsın; hâlbuki içime tek başına gireceksin ” 

[ Ibnu’l-Hâcar El-Askalânî, Münebbihât, 37 ]