Archive for Ocak 2015

😔İbretlik bir olay, çocuklarımızı dinlemeliyiz;👪

👶Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım.
Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı.
👨Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim.
Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla. Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım.
👨Babam sinirlenir, ‘Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!’ derdi.
👩Annem de ‘Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturmayacaksın babanla?’ diye çıkışır, beni odama gönderirdi.
Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, ‘Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.’ diye bağırmaya devam ederdi.
‘Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık’ derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim.
Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli bir şey varsa beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı.
Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım.
Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; ‘Bak, böyle uslu uslu oyna işte.’ diyordu.
Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu.
‘Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.’ diye komşulara anlatıyordu annem halimi.
Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem ‘Odanı topla!’diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum.
Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum .
Annem odama gelip ‘Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım. ‘ dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden alırsa ben ne yapacaktım?
Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım.
👶Babam eve gelince uygun zamanı kolladım.
Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım, dedi ‘Çok güzel olmuş. Bu adam benim herhalde.’ dedi.
👶Ben ‘Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.’dedim.
O ‘Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.’dedi.
Ben yine ‘Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.’ dedim.
Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: ‘Peki neden bizi küçük çizdin?’ dedi.
😀Heyecanla başladım anlatmaya.
Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım.
Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. 👴👵
Ben işten geldiğimde yorgun olacağım.
Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda iş yerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde ‘Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.’ diyeceğim. Ve bir de bağıracağım ‘Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar’ diye.
😳😳😳😳😳😳😳😳
Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Duyduklarına inanamıyorlardı…😢
Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi.

Farkında’ Olmalı İnsan…
Aynı evde, aynı odada olmalarına rağmen Babasız büyüyen çocuklar var lütfen daha duyarlı ve daha hassas olalım inşallah.!
farkında olmanın Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti
Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,
O Da Bugündür.

Reklamlar

Babama Dua . “Allahım, bana kendi çocuklarımın gözünde, babamın benim gözümde olduğu kadar iyi bir baba olmayı nasip et!

Baba, anneyle beraber anılır hep. Arapçadaki “ebeveyn” ifadesi baba menşelidir. Türkçemizde ise o iki kudsî varlıktan bahsederken “anne-baba” deriz.

Hangisi daha uygundur bilemem ama bildiğim bir şey varsa o da babanın, insan hayatındaki yerinin anneden daha az olmadığıdır.

Baba, anne kadar hislerini açığa vurmaz. Evlatlarına karşı daha dengeli ve mesafelidir. Ağırlığı vardır babanın; olmalıdır da. Hisleriyle hareket etmez; mantığı, iradesi, aklı ve idaresi duygularının önündedir. Anne gibi tez canlı değildir o. Bu yüzdendir “Babanın duasını alın, bedduasından sakının” uyarısı. Babanın duası da bedduası da iradi, bilinçli ve içi doludur. Anlık tepkilerle, coşkun hislerle beddua çıkmaz babanın ağzından.

Babanın varlığı, evlatlarına hangi yaşta olurlarsa olsunlar güven telkin eder. Babanın varlığı bir garanti gibidir evlat için. Başı sıkıştığında, daraldığında, bunaldığında koşacağı bir sığınaktır. Baba, içten içe sever evladını. Başarısıyla övünür, sıkıntısıyla kederlenir. Gözyaşlarını çok göstermez; hep içine akıtır onları. Bazen tebessümünde bile binbir ızdırabın çizgilerini okursunuz. Kızını gelin edip beline kırmızı kuşağı bağlarken iki damla yaş süzülür bütün direnmelere rağmen. Orada artık baba da tutamaz kendini. Yirmi küsur yıl beslediği, büyüttüğü, eğittiği ciğerparesini başka bir hayata uğurlamaktadır çünkü.

Bunları artık orta yaş sınırına gelmiş, dört çocuk babası olarak mı yazıyorum, babasının beş evladından biri olarak mı, onu bilemiyorum. Ama artık genç değilim ve etrafımdaki arkadaşlarımdan bazıları babalarını kaybetti. Babası vefat eden her arkadaşım, babasına hayattayken hissiyatını ifade edememekten muzdarip. Hemen hepsi “Keşke babama onu ne kadar çok sevdiğimi söyleyebilseydim. Keşke onun boynuna sarılıp yüzünü doya doya öpebilseydim.” düşüncesindeler. Babaların fıtri olarak evlatlarına karşı mesefeleri, evlatları da ister istemez mesafeli hale getiriyor.

Benim hala hayatta olan mükemmel bir babam var çok şükür. Onun değerini her geçen gün daha iyi anlıyorum. Fakat görüyorum ki babam değil, ben değişiyorum. Yaşım ilerledikçe, onun ne kadar güzel bir insan, ne kadar iyi bir baba olduğunu daha iyi anlıyorum. Bu sözleri yüzüne söylemek isterdim ama arkadaşlarımın yaşadıklarını ben de yaşıyorum. Söyleyemediklerimi yazmak daha kolay geliyor sanki.

Bir evlat, her şeyini borçlu olduğu babasına nasıl teşekkür edebilir? Kendisini büyütürken gösterdiği sevgiye, sabra ve onca çabaya? Bebekken iyileşsin diye hastane hastane dolaştırdığı, asabi bir ergeni anladığı, her şeyi bildiğine inanan üniversite öğrencisini hoş gördüğü için şükranlarını nasıl dile getirebilir? Ona en fazla ihtiyaç duyduğu, işlerini kendisine devretmeyi hayal ettiği bir anda, “Evladım, benim senden dünyalık bir beklentim yok. Ahirette beni mahcup etme yeter!” diyerek hizmete gönderen babasına bir evlat borcunu nasıl ödeyebilir? Baba olmuş bir evlat, kendisine hala babalık yapan bir insana nasıl teşekkür edebilir?

Etrafındaki herkes, evlatları, gelinleri ve torunlarıyla beraberken, tek erkek evladından uzakta “Hakkın hatırına” gurbet hasreti çeken bir babaya ayaklarını öpmekten başka ne yapılabilir? Evladının yanlışlarını söylerken bile kelimeleri özenle seçen, uyarırken bağırmayan, “Ben sana dememiş miydim” gibi sözlerle incitmeyen bir baba.. Hep sevgi dolu, düşünceli, sabırlı, affetmeyi ve bağışlamayı bilen bir bilge..

Ona ve rahmetli anneme ancak dua edebiliyorum. Ellerimi her açtığımda Kur’an’ın öğrettiği edeple “Ya Rabbi, onlar beni terbiye edip bugünlere getirdiler. Sen de onlara dünyada ve ahirette hep rahmetinle muamele et! diyor ve ilave ediyorum “Ey Rahmeti Sonsuz! Senin rızana muvafık, ne kadar hayrım, hasenatım, hizmetim varsa sen onların sevabını eksiksiz olarak babama ve anneme yaz”. Çünkü o sevapları en çok onlar hak ediyor. Ve şimdilerde duama yeni bir şey ilave ettim: “Allahım, bana kendi çocuklarımın gözünde, babamın benim gözümde olduğu kadar iyi bir baba olmayı nasip et!

Lâ edrî (Yazan belli değil)

NAMAZDAN SONRA TESBİHİN FAZİLETİ

 

tesbih

Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:

Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) (muhâcirlerin) fakirleri gelip:

(Yâ Rasûlallâh) mal ve mülk sâhipleri en yüksek dereceleri ve dâimî nimet(lere ermek fazîlet ve saâdetin)i alıp gittiler.

Hem bizim kıldığımız gibi onlar da namaz kılıyorlar, bizim tuttuğumuz gibi onlar da oruç tutuyorlar.

Hem de onların fazla malları var, onunla haccediyorlar, umre yapıyorlar, cihâd ediyorlar, sadaka veriyorlar.” dediler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“Size bir şey bildireyim ki siz onu yaptığınız takdirde hem (bu hususta) sizi geçmiş olanlara yetişebilesiniz, hem de sizden sonraya kalanlardan hiçbir kimse size yetişemesin ve içlerinde bulunduğunuz cemâat (topluluk) içinde en hayırlı siz olasınız. Ancak (onlardan size tavsiye ettiğim amelin) aynısını yapan hâriç:

Her farz namazdan sonra otuz üçer kere tesbîh (Sübhânallah), tahmîd (Elhamdülillâh) ve tekbîr (Allâhü Ekber) okursunuz.” buyurmuşlardır.

Fakirler Resûlullâh’ın (s.a.v.) kendilerine öğrettiğini yaptılar. Derken zenginlere de yaptıklarını haber verdiler. Zenginler de tıpkısını yaptılar.

Ashâbın fakirleri, Resûlullâh’a (s.a.v.) gelip bunu haber verdiler ve:

‘Bizim bu kardeşlerimiz bizim yaptığımızı yapıp söylüyorlar’ dediler.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.):

“Bu dediğiniz Allâhü Teâlâ’nın bir fazlı ve ihsanıdır ki, dilediğine verir. Ey fakirler cemâati:

Müslümanların fakirlerinin zenginlerinden âhiret günü ile yarım gün, yâni beş yüz yıl evvel cennete girmeleri sizi sevindirmez mi?” buyurdular.

Tasavvuf Ehli Çobana İmtihan Etmek!

manzara evliyaZâhir ulemâsının muttaki olanları kalp erbâbının ve bâtın ulemâsının üstünlük ve faziletini daima tasdik ederlerdi.

İmam Şâfii -rahmetullahi aleyh- Hazretleri Şeybân Râî -kuddise sırruh- isminde evliyâ-i kiramdan bir zâtın huzurunda, mektebe giden bir çocuk gibi diz çöker ve yapacağı işleri kendisinden sorardı.

Onun bu durumunu bazı âlimler hazmedemediler. “Senin gibi bir âlim nasıl olur da bir çobandan bilgi alır?” dediklerinde “Bu zât bizim bilmediklerimizi bilir.”cevabını verdi. (İhyâ-u ulûm’id-dîn)

Bir defasında İmam Ahmed bin Hanbel -rahmetullahi aleyh- Hazretleri ile İmam Şâfii -rahmetullahi aleyh- Hazretleri kazaya kalmış namazların nasıl kılınacağı hususunda konuşurlarken, yanlarına Şeybân Râî -kuddise sırruh-Hazretleri gelmişti. İmam-ı Ahmed, İmam Şâfii’den o çobanı imtihan etmek için izin istemiş. Fakat İmam-ı Şâfii Hazretleri o çobanın kalbine dokunmayı lâyık görmemiş iken İmam-ı Ahmed Hazretleri çobana: “Bir mümin bir vakit namazını kaçırsa, sonra da beş vakitten hangisini kaçırdığını unutsa, hangi vakti kaza etmelidir?” diye sordu. Çoban dikkatle baktı ve: O kimse gaflette kalmıştır, beş vakti de kaza etmelidir.” cevabını verdi.

İmam Ahmed -rahmetullahi aleyh-, çobanın mehâbetinden dolayı kendinden geçip yere düşmüş, ayılınca velilerin çobanı böyle olursa, âlimlerinin ne mertebede oldukları üzerinde düşünmüş ve muhabbet yoluna sülûk etmiştir.

***

TARİKAT ŞiRK DEĞiLDiR! tıklayınız…

Mahçup Olmamak için

guzelsozz

Ebedi bir hayat için ise gayret yok hayret

Yeryüzü dediğin bir koca mabed

Geldik bu mabede maksat ibadet

Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret

Ebedi bir hayat için ise gayret yok hayret

Ezanlar ederken secdeye davet

Hep yarın diyoruz, oysa kimbilir;

O ”YARIN” belki kıyamet?

Belkide GELMEYECEK….

figur

DÜNYA İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER TIKLAYINIZ…

TAKDİR OLUNAN TIKLAYINIZ…

ZARAR AHİRETE YÖNELDİĞİ ZAMAN DÜNYAYA UĞRAMAZ TIKLAYINIZ…

DÜNYA HAKKINDA HİKAYE TIKLAYINIZ…

DÜNYA SEVGİSİNİN AKİBETİ: AZ TAMAH ÇOK ZİYAN HİKAYE TIKLAYINIZ…

🙂 DÜNYANIN DENGESİ TIKLAYINIZ…  🙂

🙂 DÜNYA KAÇ ARŞIN? TIKLAYINIZ…  🙂

Allahü Teala dünyayı yeniden yaratmış olsaydı, nasıl olmasını arzu ederdiniz? tıklayınız…

Beş Nasihat

hadis-i kudsi

Denildi ki:
Allâhü Teâlâ hazretleri, Musa Aleyhisselâm’a vahyetti: –“(Ey Musa!) Sana beş kelime öğreteceğim ki, onlar gerçekten, dinin direğidirler:

Taât ve İbâdeti Terk Etme

(Birincisi:) Sen benim mülkümün zail olduğunu (yok olduğunu) bilmediğin müddetçe; bana taat ve ibâdet etmeyi asla terk etme.
-“Taht (saltanat) ve mülklerin hepsi zevali kabul eder. Ancak, lâ yezâl (asla mülkü ve saltanatı sonra ermeyecek) olan Melikin mülkü sona ermezi

Rızk İçin Üzülme

(İkincisi:) Benim hazinelerimin tükendiğini bilmediğin müddetçe, rızkın için, asla mahzun olup üzülmeî
Bizim kısmet dairemizde, teslim noktası; Lütuf senin vergindir; Hükümde senin emrettiğindir…”

Şeytanı Hep Düşman Bil

(Üçüncüsü:) “Düşmanını, ölmediğini kesin olarak bilmedikçe yani şeytan sağ olduğu müddetçe onun sana aniden saldırmalarından emin olma ve onunla savaşmayı asla terk etme…”
-“Nereye başımızı kaldıralım;
0 şeytanın âr ve utançlarından ki,
Onunla sulhedersem; Hak İle savaşmış olurum!”

Günahkârları Ayıplama

(Dördüncüsü:) “Ve seni bağışlayıp, bağışlamadığımı tam öğrenmedikçe asla günahkârları ayıplama!”
-“Sarhoş ve mest olduğumda benim defterimi kınamayla karalama! Zira bunu takdir buyuran Allah bundan haberdardır; o başıma yazdı!”

Mekr-i İlâhîden Emin Olma

(Beşincisi:) Cennetime girdiğini kesin bilmedikçe, mekrim’den (hilelerimden) asla emin olma!
-“Sağ amel defterine sevap yazdıran zâhid!
Sakın oyuna gayret etme!
Zira mabedin yolu, ateşperestlere çok uzaktır!
Hepsi bir değildir!…”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 9/806.