Reklamlar

Mübarek Ramazan Ayı Yaklaşırken

RAMAMZAN

Ramazan- Şerifin gölgesi üzerimize düşüyor. Kalplerimizin yıkılan yerlerini tamir ederek, iç dünyamızın su alan yerlerini “tevbe şuuru” ile tıkayarak, irademizin zayıflayan kısımlarını “salih ameller”le takviye ederek, eksilen “şahsiyet”imizi vakar ve özgüven içinde aşağılık kompleksinden kurtararak yeni bir mevsime giriyoruz. İnancımızdaki zafiyetimizi ancak, iman, ahlak ve fazilet zenginliği ile yenebiliriz. İşte Ramazan-ı Şerif arefesinde bu hazırlıklarımızı bir daha gözden geçirerek o büyük misafirimizi ağırlamanın heyecanı içerisindeyiz.
Her Müslüman “gönül adamı”dır. İbadetin verdiği şuur, bizi diri tutar. Etrafa ışık saçar, bulunduğu topluma bir güzellik katar. Başı dara düşenin arandığı adamdır Müslüman!
İnsanımızın üzüntüsünü, sıkıntısını, sevincini paylaştığı adamdır. Derdi, sancısı, sızısı olan adam. Derdini seven adamdır. “Adam gibi adam”dır.
Bir Batı’lı “Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem boşuna yaşamış olmayacağım. Bir hayattan acıyı hafifletebilirsem, ya da bir kuşu yeniden yuvasına koyabilirsem, boşuna yaşamış olmayacağım.” diyebiliyorsa, ya bizde bulunması gereken incelik? İslam ahlakı ve Müslümanın zarafeti bir karakter haline gelmeli, tavır ve sözlerimize yerleşmeli. “Kabalık ve katılıktan hoşlanmam” diyen, mezarın üzerine atılan toprağı düzelterek bunun ‘ölüye faydası da zararı da yoktur. Ancak dağınıklık dirinin gözüne zarar verir. Allah, kul bir iş yapınca onu güzel yapmasını sever’  buyuran bir Peygamberin Ümmetindeki bu kabalık neyle izah edilebilir? Böyle bir tavrı müminlerde görmek insana hüzün veriyor. Müminin mümeyyiz vasfı nezaket ve zarafettir. Bunu kaybetmeyelim. İyilik, hayata mânâ kazandırır.
İyilik öyle bir dildir ki hem dilsizler konuşabilir onunla hem de sağırlar işitir onu… Hayat bir iyilik yarışıdır ve sevmektir. Sevmek ise boş sözle olmaz. Sevmek ilgilenmektir. Sevmek bedel ödemektir. Zaman ayırmaktır. Paylaşmaktır. Yaşananlardan habersiz, vurdumduymaz olamayız. Derdimiz, sancımız, ızdırabımız, hassasiyetlerimiz, derdimiz olmalı. ‘Bîdert olanın derdine derman olunmaz.’ sözü ne kadar güzel. Üretim-tüketim, alış-veriş, harcama, para, konfor, ihtiyaç, mefruşat, teşrifat vs. İnsan “nerede” insan. Dünyanın her hal ve şartta bir “imtihan dünyası” olduğunu unutmadan. Küçüğü ile büyüğü ile, kazananı ile kaybedeni ile… Hastalığı-sağlığı, varlığı-yokluğu, kanaati-rızası, sabrı-şükrü, sevinci-üzüntüsü ile fânilikler içinde ebedilik arayışımızla devam edecek. Kazanılan “Allah Rızası” Salih amellerle noktalanan iman yürüyüşü, “hayır insanı” olma gayreti belki muhtemel sınavlardan başarıyla çıkmamızın vesilesi olacak. Belki toplayacağız sokaklardan köprüaltı çocuklarını.
Uzatacağız ellerimizi çağın yetimlerine, öksüzlerine, kimsesizlerine, itilmiş-kakılmışlarına. İslam kardeşliğini, fedakârlığı, vefayı, digergâmlığı, cömertliği hayata hâkim kılmamız gerekiyor. Fitne, fesat, dedikodu, gıybet, riya alıp başını gitmişse, Peygamberimizin buyurdukları veçhile: “Evimizin demirbaşı” olmamız icab ediyor. Tabii demirbaş olacak ev bulmakta, o eve kendini atacak insan bulmakta zorlaştı. Kaygan zeminde ayakta durmaya çalışıyoruz. Bu kaygan zeminde ayakta durmak da birbirimize sahip çıkmaktan, ‘safları sıklaştırmak’tan geçiyor. Tabii safları da vücutların, kolların, omuzların temasından ibaret görmeyip; sevinçlerin, hüzünlerin, acıların, dertlerin, sızıların hep beraber hissedilmesi olduğunu unutmamak! Yoksa metrobüslerdeki kalabalıklarda saflar bir hayli sıkışık(!)
Çocuklarımıza sadece paranın (maddi imkanların) temin edeceği lüks ile mutlu olmak yerine, bahşedilen nimetlerin farkına varmayı öğretebilsek, daha büyük bir iyilik yapmış olmaz mıyız? Hatta psikologlar ‘mahrumiyet eğitimi’nden bahsediyorlar. Varlık içinde yaşarken yokluğu bilmek! Sabır/kanaat/şükür istikametinde yürümeyi temin etmek.
Kendimizi aşmamız, nefsimize uymayıp olgunluk göstermemiz, vefalı olmamız, bizi biz yapan değerleri hayata hâkim kılmamız, kaybolan insanlığı bulmamıza vesile olacaktır. Lokman Hekim’in tavsiyesi üzere kendisine yapılan iyilikleri ve ölümü unutmayıp, kendisine yapılan kötülükleri ve kendi yaptığı iyilikleri unutacak seviyeye gelme kıvamını tutturmamız gerekiyor. “Örnek Olma”nın önemini kavrasak! Bizim yüzümüzden sun’î gündemler oluşmasa. Her halükârda dinimizi en iyi temsil etmenin, mukaddeslerimizden mahrum olanlara usül hatası yapmadan en güzel şekilde mesajlarımızı verebilmenin hassasiyeti içinde olsak. Dinimizi sadece ibadetlerden ibaret bir din olarak görmeyip onun ahlâk-muâmelat boyutları olduğunu da hatırımızdan çıkarmasak.
Mevlana’nın dediği gibi: “Sen ölümden korkma, kendinden kork; zira ölüm, dosta dost, düşmana düşmandır.” Bir başka gönül dostunun tavsiyesi: “Sen doğduğunda herkes güldü, sen ağladın; öyle bir hayat yaşa ki, sen öldüğünde herkes ağlasın, sen gül.” …………..  Yaşar DEĞİRMENCİ

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.