Archive for Nisan 2014

….ben ağlamıyordum.

guvercin

Reklamlar

Hikâye: İslam’dan Sonra En Büyük Nimet

Hac kafilesinden kopan bir adam, kafileye yetişemediğinden yolunu şaşırdı ve kayboldu. Korku içerisinde yürümeye devam etti. Nihayet çölde bir çadıra vardı. Çadırın yanına geldiğinde, bir kadın ve kapısının girişinde uyuyan bir köpek gördü. Hacı, yaşlı kadına selam verdi ve ondan yemek istedi. Yaşlı kadın:

– Şuradaki vadiye git ve oradaki yılanlardan kendine yeteri kadarını avla, getir pişireyim, dedi. Hacı:

–  Ben yılan avlamaya cesaret edemem dedi. Yaşlı kadın:

– O zaman ben de seninle beraber gelir avlarım, dedi. Hacı, yaşlı kadın ve onları takip eden köpekle beraber avlanmaya gittiler. Yeteri kadar yılan avlayarak geri döndüler. Kadın yılanları kızartıp getirdi. Adam, yemekten başka çare bulamadı; açlık ve halsizlikten dolayı ölmekten korktu ve kızırmış yılanları yedi. Daha sonra susadı ve su istedi. Yaşlı kadın ona:

– İşte çeşme önünde, git iç! dedi.

Adam çeşmeye gitti, sudan içti. Su tuzlu ve acıydı; fakat içmekten başka çaresi yoktu; mecburen içti, sonra kadının yanına döndü ve ona:

– Ey ihtiyar kadın, senin hâline ve böyle bir yerde durmana çok şaşırdım dedi! Kadın:

– Sizin oralar nasıldır? diye sordu. Adam:

– Bizim orada, geniş ve rahat evler, lezzetli ve olgunlaşmış meyveler, tatlı sular, hoş yiyecekler, güzel etler, bol koyunlar, pek çok çeşmeler mevcuttur, dedi. Yaşlı kadın:

–  Ben bunların hepsini işittim. Söylesene, sizler hiç zulmeden bir sultanın idaresi altında yaşadınız mı? Bir kusur işlediğinizde mallarınıza el koyup düzeninizi alt üst ederek sizi sevdiğiniz şeylerden ayırdığı oldu mu? diye sordu. Adam:

– Evet, bunlar bazen oluyor, dedi. Yaşlı kadın:

– Böyle bir zulüm altında sizin o tatlı hayatınız ve lezzetli yiyecekleriniz, öldüren bir zehre dönüşür. Bizim şu acı gördüğün yiyecek ve içeceklerimiz ise bu emniyet ve güven içerisinde, faydalı bir ilaca dönüşür. Hem sen, İslam’dan sonra en büyük nimetin sıhhat ve emniyet içinde yaşamak olduğunu duymadın mı? dedi.

Kaynak : Yöneticilere Altın Öğütler İmam-ı Gazali

Hikâye: Zulmün Dünyadaki Cezası

İsrailoğulları zamanında balık avlayarak çoluk-çocuğunun geçimini sağlayan bir balıkçı vardı. Bir gün avlanırken ağına büyük bir balığın takıldığını gördü; çok sevindi. Hemen ağını çekerek onu yakaladı. Kendi kendine: “Şimdi ben bu balığı götürüp satayım, böylece ailemin nafakasını çıkarayım” dedi. Yolda, zaman zaman kendisine yardımcı olan balıkçılardan birisiyle karşılaştı; adam:

“Balığı bana satar mısın?” dedi. Balıkçı: “Eğer evet dersem, bu balığı benden yarı fiyatına satın alır” diye düşünerek: “Hayır” cevabını verdi. Adam balıkçıyı sopayla feci bir şekilde döverek elindeki balığı zorla aldı. Balıkçı ona bir yandan beddua ediyor bir yandan da: “Ey Rabbim! Sen beni zayıf ve miskin, onu ise güçlü ve kuvvetli olarak yarattın. Ey Allah’ım! Dünyadayken hakkımı ondan al; çünkü ahirete kadar sabredemem!” diyordu.

Balığı gasp eden adam, onu evine götürdü. Karısına vererek kızartmasını istedi. Karısı balığı kızarttı ve getirip masanın üzerine koydu. Adam yemek için elini balığa uzattığı sırada balık ağzını açıp adamın elini iyice ısırdı. Öyle ki adamı dayanılmaz bir acı sardı; sabrı tükendi.

Parmaklarının acısına daha fazla dayanamayınca durumunu doktora anlattı. Adamın parmaklarını inceleyen doktor; parmakların kesilmesini, aksi takdirde hastalığın elin tamamına sirayet edeceğini söyledi.

Doktor adamın parmağını kesti; bu defa hastalık ve acı eline intikal etti. Ağrıları arttı, korkusundan bütün vücudu titremeye başladı. Doktor ona, elinin bileğine kadar olan kısmının kesilmesi gerektiğini; aksi takdirde hastalığın koluna sirayet edeceğini anlattı. Elinin bileğine kadar olan kısmı kesildi; fakat hastalık koluna bulaştı. Her kesilen uzuvdaki hastalık bir diğerine sıçrıyordu. Sonunda doktor adamın omuzundan aşağı kolunu kesti.

Adam, kendisine isabet eden bu musibetin kaldırılması için Rabbine yalvarıyordu. Acılar içerisinde doktorun yanından çıktı. Bir ağaç gördü ve ona yaslandı. O esnada bir uykuya daldı. Uykuda birisinin kendisine şöyle dediğini gördü:

“Ey miskin! Kesilecek kaç kolun var ki, hâlâ bekliyorsun? Hasmına git, ondan helallik iste!”

Adam uyandı, hasmının kim olduğunu düşünmeye başladı. Biraz sonra hatırladı ve: “Ben gasp yoluyla birisinin elinden balığını almış ondan sonra da kendisine dayak atmıştım” Ondan aldığım balık da beni ısırmıştı” dedi. Hemen şehrin yolunu tuttu, balıkçıyı aradı ve buldu; önünde durup ondan helallik istedi. Malından ve mülkünden bir kısmını ona verdi. Yaptığı işten tövbe ettiğini söyledi. Balıkçı, ona hakkını helal etti. O anda hastalığının acısı durdu. O gece samimi bir tövbe ile yapmış olduğu bütün  kötülüklerden vazgeçerek uyudu.

Uyandığında, merhametli olan Yüce Allah kudretiyle ellerini ve kollarını kendisine geri vermişti. Bu olaydan sonra Yüce Allah, Hz. Musa’ya (a.s) şöyle vahyetti:

“Ey Musa! İzzetime, celalime ve kudretime yemin olsun ki, şayet o adam hasmını razı etmeseydi, hayatı boyunca ona azap ederdim.”

Kaynak : Yöneticilere Altın Öğütler İmam-ı Gazali

ÜÇ AYLARDAN RECEP AYI(29 Mart 2017 Çarşamba(Hicrî:01 Recep 1438))

“Receb ayının ilk günü oruç tutmak üç senelik günahlara, ikinci gününde oruç iki senelik günahlara; üçüncü gününde oruç bir senelik günahlara keffarettir. Sonraki her gün bir aya keffarettir.” (Hadîs-i Şerîf, Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)

“Beş gece vardır ki, bu gecelerde yapılan duâlar reddolunmaz. Cuma gecesi, Receb ayının ilk gecesi, Şabân ayının on beşinci (yani berât) gecesi ve bayram geceleri.” (Hadîs-i Şerîf, Musannef-i Abdurrezzâk)

RECEB-İ ŞERÎF

29 Mart 2017 Çarşamba(Hicrî:01 Recep 1438) günü idrak edeceğimiz mübârek Receb ayı, kamerî ayların yedincisidir. “Eşhuru hurum”dan olan bu ay, Şehrullah yani Allâhü Teâlâ’nın ayıdır. Bu aya oruçlu girmeli ve bu ayda çok ilticâ etmelidir.

(Misafir geleceği zaman nasıl evimizi temizliyor ve kendimizi çeki düzen veriyorsak, Müslümanlara rahmet ve mağfiret olarak gelen bu ay gelmeden tevbe etmeli, kendimizi madden ve manen temizlemeli ve oruçla karşılamalıyız.)

Receb ayının 1’inci günü oruç tutanlara 3 senelik, 2’nci günü oruç tutanlara 2 senelik, 3’üncü günü oruç tutanlara ise 1 senelik nâfile oruç sevâbı verilir. Bu, hadîs-i şerîf ile sâbittir. Üç günden sonra her gününe birer ay oruç sevâbı verilir. Bu ay Cenâb-ı Hakk’a mahsus bir ay olduğu için yalnız Zât-ı İlâhi’yi bildiren İhlâs Sûresi’ni çok okumak lâzımdır. Bilhassa bu aya hürmet olarak, ayrıca günde 11 defa İhlâs-ı Şerîf okumalı, tevhid, istiğfâr ve salavât-ı şerifeyi ihmâl etmemelidir. Bu ayda 2 kandil vardır:

1. İlk cuma gecesi “Regâib Kandili”,(30 Mart 2017 Perşembe akşamı)

2. Yirmi yedinci gecesi “Mi’rac Kandili”dir.

Bu ayın birinci gecesi bir tesbih namazı veya Receb-i Şerîf’in ilk onu zarfında bir def’aya mahsus olmak üzere kılınan on rek’at namaz da kılınabilir. Önümüzdeki günlerde bu namazların kılınış şekli anlatılacaktır.

Receb ayında her gün, -başında ve sonunda 7’şer Fâtiha ile- 100 İhlâs-ı Şerif okumak da çok sevâptır. Bu ayda, mümkün olduğu kadar Hatm-i enbiyâ yapılmalı ve oruç tutulmalıdır. Bu orucu 13, 14 ve 15’inci günlerinde tutanlar, Eyyâm-ı Bıyz’da oruç tutma sünnetini de yerine getirdiklerinden, nice hastalıklardan şifâ bulurlar. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

RECEB AYI ALLÂHÜ TEÂLÂ’NIN AYIDIR.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) “Receb ayı Allâh’ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır.” buyurdular.

Receb ayı, günahları terk içindir. Şaban Allâh’ın ahdine vefa ve amel içindir. Ramazan sıdk ve safa içindir.

Receb tevbenin kabûlüne, Şabân şefâate, Ramazan ise sevabların kat kat olmasına vesiledir. Receb tohum ekme, Şaban sulama, Ramazan ise hasad ayı yani ekip suladığını biçip devşirip toplayacak bir aydır.

Receb öyle bir aydır ki, Allâhü Teâlâ onda işlenen hayırlara kat kat sevâb verir.

Bu ayda edilen duâ müstecâb (kabul) olur. Onda işlenen küçük hatalar affolunur. Onda işlenen hayrın sevâbı gibi işlenen günahın cezâsı da kat kat olur.

Peygamber Efendimize (s.a.v.) “Yâ Resûlallâh! ‘Receb Allâh’ın ayıdır’ ne demektir,” diye sorulunca “Receb Allâh’ın ayıdır. Çünkü Receb, Hakk’ın mağfiretine mahsus bir aydır… Bu ayda Allâhü Teâlâ peygamberlerin duâlarını kabûl etmiştir. Bu ayda Allâh, evliyasını düşmanlarından kurtarmıştır.

Bir kimse bu ayda oruç tutsa, Allâh ona üç türlü lütufta bulunur: Onun geçmiş günahlarını mağfiret eder, kalan hayatında (hayır üzere bulundukça) onu korur, mahşerde susuzluktan emin kılar.

Bir yaşlı zât ayağa kalkıp: “Yâ Resûlallâh! Ben Receb ayının hepsini oruç tutamam” deyince “Sen Receb ayının birinci, onbeşinci ve sonuncu günleri oruç tut, hepsini tutmuş gibi olursun. Çünkü hasene on katı ile yazılır, ammâ ilk Cuma gecesinden de gâfil olma” buyurdular. Fazilet Takvimi

***

REGÂİB GECESİ VE BU GECEDE YAPILACAK İBÂDETLER

Receb-i Şerîfin ilk cuma gecesi, yâni

30 Mart 2017 Perşembeyi Cumaya bağlayan gece Regâib Gecesi’dir. Bu geceyi oruçlu olarak karşılamalıdır.

Regâib gecesi, akşamla yatsı arasında 12 rek’at Hâcet namazı kılınır. İki rek’atte bir selâm verilerek kılınan bu namazda, Fâtiha’dan sonra her rek’atte 3 İnnâ enzelnâhü… ile 12 İhlâs-ı şerîf okunur. Namazdan sonra, 7 Salât-ı Ümmiye okunup secdeye varılır. Salât-ı Ümmiye şudur:

“Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedini’n- nebiyyi’l-ümmiyyi ve alâ âlihı ve sahbihı ve sellim.”

Secdede 70 defa “Sübbûhun Kuddûsün Rabbünâ ve Rabbü’l- melâiketi ve’r-Rûh” okunur. Secdeden kalkıp bir defa “Rabbiğfir verham ve tecâvez ammâ ta’lem. İnneke ente’l-e’azzü’l-ekrem.” okunur. Tekrar secdeye varılıp yine 70 defa “Sübbûhun Kuddûsün Rabbünâ ve Rabbü’l-melâiketi ve’r-Rûh” okunur. Secdeden sonra duâ edilir. Duâda Allâh’a şu şekilde ilticâ etmelidir: “Allâhümme bârik lenâ Recebe ve Şa’bâne ve belliğnâ Ramazân.” Regâib Gecesi’nden sonraki gündüzde, yani cuma günü öğle ile ikindi arasında 2 rek’atte bir selâm verilerek 4 rek’at teşekkür namazı kılınır. Her rek’atte 1 Fâtiha, 7 Âyetü’l-Kürsî, 5 İhlâs-ı şerîf, 5 Kul eûzü birabbi’l-felak, 5 Kul eûzü birabbi’n-nâs sûreleri okunur. Namazdan sonra 25 defa “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l- aliyyi’l-azîmi’l-kebîri’l-müteâl”, 25 defa “Estağfirullâhe’l-azîm ve etûbü ileyk” diyerek istiğfâr ve sonra da duâ edilir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

***

RECEB AYINDA ORUÇ TUTMANIN FAZİLETİ

Rasülüllah S.A.V. ile beraber yürüyorduk. Bir kavmin kabristanına uğradık. Aleyhisselâm Efendimiz durdu. Şiddetli bir şekilde ağladı ve dua etti. Sonra şöyle buyurdu: -“Ey Sevbân, buradakiler kabirlerinde azab görüyorlar. Onlara dua ettim, azabları hafifletildi.” Daha sonra buyurdu ki: -“Eğer onlar Receb ayında bir gün oruç tutsalardı, yahut bir geceyi olsun ibadetle geçirselerdi kabirlerinde azab görmezlerdi.”  Enes bin Malik’in naklettiği bir Hadis-i Şerif ise şöyledir: -Kim Receb ayında bir defa ihlas suresini okursa Hazreti Allah onun elli senelik günahını af eder. Receb ayında oruç tutmanın faziletine dair bir çok Hadis-i Şerif rivayet edilmiştir.  Hadis-i Şerif: Ebu Katâde Enes Radıyallâhü Anh’dan rivayet ediyor: -Cennette bir nehir vardır. Ona Receb denir. Sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Receb ayında bir gün oruç tutanı Hazreti Allah o nehirden sular.   Hadis-i Şerif: -Receb ayının sair ayları üzerine fazileti, Kuran’ın diğer kitaplar üzerine fazileti gibidir. Kim onda üç gün oruç tutarsa Allâh’ü Teâlâ o kişi ile Cehennem arasında bir hendek ve perde kılar.  Said İbni Cübeyr babasından, o da Rasülüllah Aleyhisselâm’dan rivayet etti. Efendimiz buyurdular ki: -Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder, seyyiâtı da siler. Kim Receb’den bir gün oruç tutarsa, sanki bir sene oruç tutmuş gibi olur. Kim ondan yedi gün oruç tutarsa ona cehennemin yedi kapısık apanır. Kim ondan sekiz gün oruç tutarsa, ona cennetin sekiz kapısı açılır. Kim ondan on gün oruç tutarsa, Allah ona istediğini verir. Kim ondan on beş gün oruç tutarsa kendisine şöyle seslenilir: “Gerçekten af olundu.” Kim artırırsa Allah da ona (ecrini) artırır. (Ramuz 288/13)

***

RECEB’E TAZİM EDEN KABRİNDE YALNIZ DEĞİLDİR

Beyt-i Makdis’de ibadetine düşkün bir kadın vardı. Receb ayı geldiği zaman bu aya tazim kastı ile her gün 11 defa İhlası Şerifi okurdu. Kıymetli ve pahalı elbiselerini çıkarır, eski ve değersiz elbiseler giyerdi. Yine bir Receb ayında hastalandı. Eski elbiseleri ile defnedilmesini vasiyet etti. Oğlu, insanlara gösteriş için değerli kumaşlar ile kefenledi. Rüyada oğluna dedi ki:

-“Oğlum! Niye vasiyetimi tutmadın.” Kabrini kazdı, fakat mezarında bulamadı. Hayret ve üzüntü ile ağlamaya başladı. O esnada şöyle bir ses duydu:

-“Bilmez misin ki, bizim ayımız Receb’e tazim eden kabrinde yalnız başına bırakılmaz.” (Zübdet-ül Vaiz”in’den)

Bozuldu Nesil

Birileri kadın/erkek eşittir mîras’da dedi

Böylece nîce kız kardeşler kul hakkı yedi

Íhânette daha nâmuslu çıktı bizlerden kedi

Haram lokmalar ile maalesef bozuldu nesil.

 

Besmelesiz et’ler vitrinlerimizi süsler oldu

Hele tavuk’u murdar edip,makina ile yoldu

Oburlaşan şu midelerimiz haramlarla doldu

Haram lokmalar ile maalesef bozuldu nesil.

 

Asitli meşrûbatlara bile artık alkol karıştı

Haramla beslenen vücutlar şeytanla barıştı

Cehennem tapusu icin nâs birbiriyle yarıştı

Haram lokmalar ile maalesef bozuldu nesil.

 

Haramla beslenmiyen kişilerde asâlet vardı

Helal lokmayı aramak/bulmak onlarda âr’dı

Şimdi ise cinsi / nesli bozuklar cihânı sardı

Haram lokmalar ile maalesef bozuldu nesil.

 

Kırcavî’nin işte budur. Üzüntüsü ve gammı

Haramla kirlenen bedende sanki iman tam’mı ?

Haramdan ictinâb edenler ise hâs’mı / ham’mı ?

Haram lokmalar ile maalesef bozuldu nesil.

 

Hangi asırda yaşıyoruz n’olacak sanki demeyin

Aç durun amma ! aslâ ve kat’â haram yemeyin

Sonra boşuna gider amellerin ve bütün emeğin

Haram lokmalar ile maalesef bozuldu neslimiz.

Kaynak : http://www.zehirliok.net/siir/bozuldu-nesil.html

Cennete Önce Kim Varır?

Mezarlıktan geçerken bir zenginin oğluna rastladım. Babasının mezarı başına oturmuş, bir fakire kibirlenip duruyordu: “Babamın türbesi eşsiz İran çinileriyle kaplı, tabanı mermer döşeli, sandukası sedef işlemeli, kitabesi filanca hattatın eseridir.” Fakir genç, zengin arkadaşını tebessümle dinliyordu. Zenginin oğlu devam etti:

“Bir de senin babanın mezarına bakalım! Gelişigüzel sıralanmış üç beş kerpiç, mezara yığılan birkaç kürek toprak!” Fakir gülümseyerek cevap verdi:

“Senin baban bu süslü sandukanın ve bu ağır mermerlerin altından kalkıncaya kadar, benimki Cennete çoktan varmış olur.” Sadi-i Şirazi – Bostan ve Gülistan

Kaynak : İnsan ve Hayat Dergisi

“AMELLER NİYETLERE GÖREDİR”

Selmân-ı Fârisî Hazretleri (r.a.): “Bir sinekten dolayı bir kişi cennete, bir kişi de cehenneme girmiştir.” buyurdular. “Bu nasıl olur?” diye sordular.

Selmân-ı Fârisî (r.a.), “Sizden önceki zamanlarda yaşayan iki kişi yanlarında putları bulunan bir topluluğa rastladılar. Putlarına kurban vermeyen hiç kimsenin oradan geçmesine izin vermiyorlardı. Birisine, putlarımız için kurban ver, dediler. O da yanımda hiçbir şeyim yok, dedi. Bir sinek de olsa kurban ver, dediler. O da, bir sineği putlar için kurban etti ve oradan geçti. İşte bu kişi cehenneme girer. Diğerine de kurban vermesini söylediler. O da, ben Allâhü Teâlâ’dan başka hiç kimse için kurban kesemem dedi. Böyle dediği için onu öldürdüler. Bu kişi de cennete girer.” buyurdular.