Archive for Eylül 2013

Teslimiyet Nasıl Olmalı?

musibet

Ebu Talha henüz Müslüman olmamış idi. Ümmü Süleyme (Rumeysa) evlenme teklifinde bulundu. Ümmü Süleym ona şu cevabı verdi: 

— Doğrusu ben de sana hevesliyim. Senin gibisi kaçırılmaz. Lakin sen kâfir bir adamsın, bense Müslüman bir kadınım, seninle evlenmem doğru olmaz. Bunun üzerine aralarında şöyle bir konuşma cereyan etti. Ebu Talha:

— Sana ne oldu Rumeysa? 

— Ne olmuş bana?

— Sarı ve kırmızıdan ne haber?

— Ben altın ve gümüş aramıyorum. Sen bir adamsın ki işitmeyen, görmeyen, sana hiç faydası dokunmayan şeylere tapıyorsun. Falanların siyah kölesinin dağdan sürükleyip getirdiği yerden biten odun parçasına tapmaktan hiç sıkılmıyor musun? Eğer sen Müslüman olursan, işte o benim mehrim olsun, evlenelim, başka bir şey talep etmeyeceğim.

— Bana Müslümanlığı kim telkin eder Rumeysa?

— Resulullah (s.a.) telkin eder, ona git.

Ebu Talha, Hz. Peygamberin bulunduğu yere doğru ilerlemeye başladı. Resulullah, ashabı ile oturuyorken: 

“Ebû Talha, İslamın aydınlığı iki gözü arasında parlayarak geliyor.” buyurdu. Ebu Talha, Hz. Peygamberin huzurunda iman etti ve Rumeysanın söylediklerini haber verdi. Hz.Peygamber, Rumeysanın şartı üzerine nikâhlarını kıydı. Resulullah (s.a.) Rumeysa için şöyle buyurmuştur: 

“Gördüm ki cennete girmişim, önümde bir ayak sesi. Bir de baktım ki Rumeysa.” Ümmü Süleym (r.anhâ) ile Ebû Talhâ (r.a) birlikte mesut bir hayat yaşıyorlardı. Evliliklerinin üzerinden bir yıl geçtiğinde bir oğulları dünyaya geldi. Adını Ebû Umeyr koydular. Çocuk evin neşe ve sevinç kaynağı oldu. Gün geçtikçe büyüyordu. İki Cihan Güneşi efendimiz bu âileyi sık sık ziyarete gelirdi. Bir defasında Ebu Umeyr’i neşesiz gördü. Annesine: 

“Ey Ümmü Süleym! Oğlunuzu neşesiz görmemin sebebi nedir?” dedi. O da:

“Ya Rasûlallah! Onun oynamakta olduğu bir kuşu vardı. O öldüğü için üzüntülüdür.” dedi. Bu cevap üzerine Rahmet Peygamberi Efendimiz (s.a) çocuğun yanına vardı. Başını okşayarak onu teselli etmek üzere: 

“Ey Ebû Umeyr! Ne oldu senin nügayr?”diyerek  latîfe yaptı. 

Ebû Talhâ (r.a) da eve her gelişinde ilk defa Ebû Umeyr’i sorardı. Onu kucağına alır, sever ve şakalaşırdı. Bir gün bu hayat dolu çocuk hastalandı. Anne ve babası ne kadar uğraştıysa da derdine şifa bulamadılar. Babasının evde olmadığı bir sırada çocuğun hastalığı tehlikeli bir hal aldı. Şiddetli ateşler içerisinde ruhunu teslim etti. Ümmü Süleym (r.anhâ) metânet sâhibi bir hanımdı. Engin bir sabır içerisinde telâşa kapılmadan, sâkin, mütevekkil ve kadere râzı bir halde, feryad ü figan etmeden çocuğu yıkayıp, kefenledi. Kokular sürerek üstünü örttü. Evdekilere de; Ebû Talhâ’ya ben haber verinceye kadar siz bir şey söylemeyin diye tenbihatta bulundu. Bir müddet sonra Ebû Talhâ eve geldi. Oğlunun durumunu öğrenmek istedi. Ümmü Süleym (r.anhâ): 

“Biraz rahatlamış olacak, eskisinden daha sâkin…” dedi. Ölüm haberini birden vermek istemedi. Hemen kalkıp daha önce hazırladığı yemeği beyinin önüne getirdi. Ebû Talhâ (r.a.) hanımının telaşsız halinden çocuğun iyileştiğini zannetti. Birlikte yemek yediler, sohbet ettiler.  Ümmü Süleym (r.anhâ) beyine karşı sâkin ve güleryüzlü görünerek onun istirahatini ve gecesinin neşe ile geçmesini sağladı. Sabah namazı mescide gitmek üzere hazırlanan kocasına:

 “Ya Ebâ Talhâ! Şu komşumuzun yaptığına bak! Kullanmak üzere benden emanet aldıkları malı geri almak için gittiğimde vermek istemediler. Ağırlarına gitmiş!…” diyerek dikkat çekti. Ebû Talhâ (r.a) da: 

“Olur mu öyle şey!. Hiç iyi etmemişler.” dedi. Kocasını bu şekilde hazırlayan Ümmü Süleym (r.anhâ): 

“Ya Ebâ Talhâ! Oğlun senin yanında Allah’ın bir emaneti idi. Onu geri aldı.” dedi. Ebû Talhâ (r.a) birden bire şaşırdı. Söyleyecek bir şey bulamadı ve:

“İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn = Biz Allah’dan geldik Allah’a döneceğiz.” âyetini okuyarak teslimiyet gösterdi.

 

Reklamlar

Ölümü nasıl geciktirildi?

Kasabın biri, havarilerden bir cemaatle beraber (olan) İsâ Aleyhisselâm’a uğradı. Isa Aleyhisselâm havarilere:

-“Öğlen vaktinde bu adamın cenazesine hazır olun” dedi.

Öğlen vakti olduğunda adam ölmedi. Cebrail Aleyhisselâm nazil oldu. Isa Aleyhisselâm ona sordu:

-“Sen bu kasabın öleceğini bana haber vermedin mi?”

Cebrail Aleyhisselâm:

-“Evet!” dedi.

-“Ölümü nasıl geciktirildi?” Cebrail aleyhisselâm:

-“Lakin bu kişi. bundan sonra, üç çörek ekmek sadaka verdi ve böylece sadaka verdiği üç çörek sebebiyle ölümden kurtuldu.” buyurdular.  [1]


[1] İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/714-715.

 

Namazda Çuval Tahsil Etmek…

Hikâye olundu. Şeyh Ebûl-Abbâs el-Cevâlikî, hâlinin başlangıcında çuvalcılık yapardı. Bir gün bir müşteriye veresiye bir çuval sattı. Fakat kime sattığını unuttu. Müşteri de malını getirmedi. Namaza kalktı. Namazda satışını düşündü. Namazda aklına geldi. Selâm verince talebesine:

-“Namazda iken çuvalı kime ve hangi şahsa sattığımız aklıma geldi.” Dedi. Talebesi:

-“Ya Ustâdî Sen namaz mı kılıyordun yoksa çuvalı mı tahsil ediyordun?” dedi.

Talebenin bu sözü şeyhe çok tesir etti. Bunun üzerine şeyh, bir çuval giydi. Dükkânı talebeye bıraktı. Dünyayı terketti. Riyazetle meşgul oldu. Bu hâli elde edeceğini elde edinceye kadar yâni manevî makamlara ulaşıncaya kadar devam etti.

İnsanlar, çalışarak yüksek mertebelere çıkarlar. Ey nefsinin esiri! Bu halinle sen nereye vardın? [1]


[1] İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/692.

Efendimiz (S.A.V.)’den Büyük Müjdeler

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: “Üç şey var ki kim onları kıyamet gününde imân ile beraber getirirse,   cennetin   kapılarından   dilediğinden   cennete   girer, hurilerden istediği kadarıyla evlenir. (Bunlar:)

1- Katilini bağışlayan.

2- Her farz namazlardan sonra kulhuvellâhü ehad (ihlâs) sûresini on bir (11) kere okuyan,

3-Kendisinden   borç  isteyene   borç  veren   kişidir.   (Veya Allah’tan başka kimsenin bilmediği gizli borcunu Allah korkusundan ödeyen’dir.”

Ebû Bekrini s-Sıddîk (r.a.) sordular:

-“Yâ Resûlallâh! Ya bunlardan birini yapana (ne var)? Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

-“Veya bunlardan birini yapana da bu mükâfatlar var![1]


[1] Değişik lafızlarla: Kenzul-Ummâl: 43220,

Şükür ve Cömertlik Zenginliğe Vesiledir

Ebû Abdullah el-Hâris er-Razi Hazretlerinden rivayet olundu: 0 buyurdu. Allah bazı peygamberlerine vahyetti.

-“Ben falanca kişinin ömrünün yarısını fakirlikte; diğer yarısını zenginlikte geçirmesine hükmettim. Onu (zenginlik ve fakirlikte hangisini önce yaşama tercihinde) serbest bırak. Hatta onun dilediğini öne alayım,” dedi.

Bu ilâhî vahyi alan peygamber, o adamı çağırdı. Durumu ona bildirdi. Adam:

-“Bana müsâde et. Eşimle istişare edeyim,” dedi. Adam, eşine danıştığında hanımı kendisine:

-“Önce zenginliği seç,” dedi. Adam karısına:

-“Zenginlikten sonra, fakirlik zor ve şiddetlidir. Amma fakirlikten sonra zenginlik ise, güzel ve tatlıdır,” dedi. Kadın çıkış­tı:

-“Hayır! Bu konuda beni dinleyeceksin,“dedi.

Adam, peygamber (a.s.)’e gitti.

-“Cenâb-ı Allah’ın bana tercihini bıraktığı ömrümün yarı zenginliğinin, ömrümün ilk başında bana vermesini dilerim”dedi.

Cenâb-ı Allah, ona dünyada genişlik verdi. Zenginlik kapıları açıldı. Adamın eşi kendisine:

-“Eğer sen bu zenginliğin ömrünün sonuna kadar sende kalmasını istiyorsan, Allah’ın sana verdiğiyle sen de mahluklarına karşı sahi olmada kullan. Cömert davran,” dedi.

Adam cömert oldu. Kendisine bir elbise aldığı zaman, aynı elbiseden bir de fakirlere alırdı. Cenab- ı Allah’ın ona zenginlikte geçireceği ömrünün yarısı tamam olduğu vakit; Allah, o zaman peygamberine vahyetti:

-“Hakikaten ben onun ömrünün yansını fakirlik; diğer yansını zenginlikte geçirmesine hükmetmiştim. Onu nimetlerime şükredici buldum. Şükür, nimetin artmasını gerektirir. Ona müjde ver! Onun ömrünün geri kalanı da zenginlikte geçirmesine hükmettim,” buyurdu. [1]

 

Mevlânâ Celâleddin (k.s.) Şöyle Buyurdu:

 “Ekin eken önce anbarı boşaltır;

ama sonra hasılatı pek çok olur.

Fakat tohumu anbarda tutulursa israf olur.

Fareler yiyip mahveder.” [2]


[1] İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 1/161-162.

[2] İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 1/162.

HAPİSHANEDE KILINAN NAMAZ

Dua-eden-eller

 

Horasan vâlisi Abdullah bin Tâhir, çok âdil biriydi. Jandarmaları birkaç hırsız yakalamış, vâliye bildirmişlerdi. Getirilirken hırsızlardan birisi kaçtı. O sırada Hiratlı bir demirci, Nişapur’a gitmişti. Demirciyi, gece eve giderken, jandarmalar yakaladılar ve diğer zanlılarla beraber vâliye çıkardılar. Vâli dedi ki:
– Hepsini hapsedin!
Bir suçu olmayan demirci, hapishanede hemen abdest alıp, namaz kıldı. Ellerini uzatıp:
”Yâ Rabbi! Bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kurtarırsın!” diye duâ etti. Vâli uyurken rüyâsında dört kuvvetli kimse gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uykudan uyandı. Hemen kalkıp, abdest aldı, iki rek’at namaz kıldı. Tekrar uyudu. Tekrar o dört kimsenin tahtını yıkmak üzere olduğunu gördü ve uyandı. Kendisinde bir mazlumun âhı olduğunu anladı. Vâli hemen hapishane müdürünü çağırtıp sordu:
– Acaba bu gece hapishanede mazlum birisi kalmış mı?
Müdür dedi ki:
– Bunu bilemem efendim. Yalnız biri namaz kılıyor, çok duâ ediyor göz yaşları döküyor.
– Hemen adamı buraya getiriniz. Demirciyi vâlinin yanına getirdiler. Vâli hâlini sorup, durumu anladı, ve dedi ki:
– Sizden özür.diliyorum.Hakkını helâl et ve şu bin gümüş hediyemi kabul et. Herhangi bir arzun olunca bana gel! Demirci de cevabında dedi ki:
-Ben hakkımı helâl ettim. Verdiğiniz hediyeyi kabul ettim. Fakat işimi, dileğimi senden istemeye gelemem.
– Neden gelemezsiniz?
– Çünkü benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çevirten sâhibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına söylemek kulluğa yakışır mı? Namazlardan sonra ettiğim duâlarla beni nice sıkıntılardan kurtardı. Pek çok murâdıma kavuşturdu. Nasıl olur da başkasına sığınırım? Rabbim, nihayeti olmayan rahmet hazinesinin kapısını, ihsân sofrasını herkese açmış iken, başkasına nasıl giderim? Kim istedi de vermedi? Kim geldi de, boş döndü? İstemesini bilmezsen, alamazsın. Huzûruna edeple çıkmazsan rahmetine kavuşamazsın!
Akıl isen nemâzı, çün saâdet tâcıdır.
Sen namazı şöyle bil ki, mü’minin mi’râcıdır.

Kurban kesilecek sığır cinsi hayvanın iki yaşını doldurmuş olması şart mıdır? Şart ise, hicri takvime göre mi yoksa miladi takvime göre mi hesap edilecektir?

Sorunun Detayı

Kurban kesilecek sığır cinsi hayvanın iki yaşını doldurmuş olması şart mıdır? Şart ise, hicri takvime göre mi yoksa miladi takvime göre mi hesap edilecektir?

Cevap

Değerli kardeşimiz;

Kurbanlık hayvanların yaşı hicri yılına göre hesaplanır. Örneğin, 2007 yılı kurban bayramının birinci günü doğan bir büyük baş hayvan, 2009 yılında kurban bayaramının ikinci günü iki yaşını dolduracağı için bayramın ikinci günü kurban edilebilir.

Kurban, Koyun-keçi, sığır-manda ve deveden olur. Bunlar dışında kalan hayvanlardan kurban olmaz. Bu üç cins hayvanın hem dişisinden, hem de erkeğinden kurban olur. Koyun ve keçi bir yaşını, sığır iki yaşını, deve ise 5 yaşını doldurmadan kesilmemelidir. Bu yaşlar, yaklaşık olarak bütün mezheplerin ortak görüşüdür. (bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 3/315) Ancak Hanefî ve Hanbelî mezhebine göre, 6-7 aylık kuzu yavrusu, bir yaşındaki gibi cüsseli ve gösterişli ise, kurban olarak kesilebilir. Keçinin ise bir yaşını doldurması şarttır.

Bir koyun ve keçi yalnız bir kişi adına kurban edilebilir. Sığır cinsinden bir hayvanı veya bir deveyi, bir kişi kurban edebileceği gibi, 7`ye kadar (yedi de dahil) kişi de ortaklaşa kurban edebilirler.

“Fetava’l-Ezher’de de Kurban hayvanlarının belirlenen yaşının tevkifî (Hz. Peygamber-a.s.m- tarafından tespit edilmiş) olduğundan bu konuda farklı yorumlara yer olmadığı belirtilmiştir. (bk. Fetava’l-Ezher-Şamile- 1/79)

Çağdaş alimlerin fetvası da şu merkezdedir: Bir hayvanın kurban olabilmesi için, koyun cinsinden en az 6 aylığı bitirmiş, keçilerden en az bir yaşını bitirmiş, sığır türünden en az iki yaşını bitirmiş, develerden de en az beş yaşını bitirmiş olmaları gerekir. (bk. Fetva’l-leceneti’l-muasıra li’l-buhusi’l-ilmiyet ve’l-ifta-Şamile- 13/447)

Selam ve dua ile…
Sorularla İslamiyet

Kaynak : http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/9389/kurban-kesilecek-sigir-cinsi-hayvanin-iki-yasini-doldurmus-olmasi-sart-midir-sart-ise-hicri-takvime-gore-mi-yoksa-miladi-takvime-gore-mi-hesap-edilecektir.html

http://www.youtube.com/watch?v=73tO82D8VLc&noredirect=1