Archive for Mart 2013

HAMAL’IN İP VE KÜFE HESABI

Bir şehrin en zengini öldüğünde, tellallar sokaklara dokulup; “Ey ahali”,diye bağırmışlar. “Biliyorsunuz Veli efendi öldü. Bir vasiyeti var.Ahiret hayatına alışabilmek için, kendisine bir günlük yardımcı arıyor. Kim ki, mezardaki ilk gecesini onunla beraber girerse, Veli Efendiye ait servetin yarısı kendisine verilecektir

Ey ahali,duyduk duymadık demeyin…. Tellalların bütün çabasına rağmen kimse bu parlak, fakat korkulu vasiyete kulak vermemis. Ama sonunda, sehrin en fakir sırt hamallarindan birisi çıkmış ortaya. Adamcağız bakmış ki, hayatta zaten sırtındaki kufesinden ve ipinden başka bir şey yok. O halde “hamal olarak yatıp, ertesi sabah zengin olarak kalkarım” diyerek razı olmuş… Genişce bir mezara,iyice kefenlenen zengini ve yanına hamalı yatırmışlar.Az sonra sual melekleri gelmisİkisi de bize emanet diye konuşmuşlar. “Zengin nasıl olsa kalacak, su hamaldan başlayalım.” Sormuşlar “Dünyada malın mülkün var mıydı?” “Alay etmeyin” demiş, hamal. “Sırtımdaki küfeden ve ipten başka hiç bir şeyim olmadığını siz de bilirsiniz.” “Peki diye eklemis melekler, “o ipi ne karşılığında aldın? Sonra küfeyi ne iş gördün de nasıl elde ettin?” Anlatmış hamalcağız. –Beş kişinin malını 10 kuruşa taşıdım. İkisini yedim, sekizini sakladım. Ertesi gün de aynı işleri yaptım. Yemedim içmedim, ucuza taşıdım ve bunları aldım.” Melekler

– *Cık demişler, cık… Olmadı…. Hasan Efendiden aldığın para, hak ettiginden çok düşük. Biz ondan bunun hesabını soracağız. Mehmet Efendiyle de ucuza anlaşmiş ve ucuza taşımışsın….” – İyi ama, diye cevaplamıs hamal, hakettiğim parayi isteseydim, bana taşıttırmazdı. Taşıttırmayınca da aç kalırdım…..” “O bizim işimiz” demiş melekler, “nasıl olsa buraya o da gelecek.Biz senin adına ona sorarız.” Melekler, hamal’ı sıkıştırmaya devam etmiş.

  – “Söyle bakalım, aldığın paranın kaçını yedin, kaçını sakladın?”

– “On kuruşa aldı isem, yarısını sakladım… iki kuruş aldıysam, bir kuruşunu biriktirdim…”   – “Cık” demiş melekler… “Yine olmadı, hem ucuza taşımışsın, hem de gıdandan kesmişsin… Yani sen, kendi nefsine zulmetmişsin…Nefsine zulmetmek de günahtir, bilmez misin?…” Hamalcağız ne cevap verecegini düşünüp ecel terleri dökerken, sabah olmuş. Açılan mezardan yukarıya bir bakmış ki, bütün millet orada… Kadı Efendi ve şehrin mehter takımı da kendisini bekliyor. Bir kıyamet ki sormayın.”Kutlu olsun” demişler… “Bu gece kimsenin yapamayacağı bir işi başardın ama, bak artık zengin oldun.” “Yooo”, diye bağırmış hamal. “İstemem , sizin olsun… Ben ,bir iple küfenin hesabını sabaha kadar veremedim, Ya o kadar servetim olsaydı,ne yapardım?”

KABİR HASEB VE NESEB YERİ DEĞİLDİR TIKLAYINIZ…

Reklamlar

İMANI İSLAH EDEN HALLER

Allahü Teala hazretleri buyurdu:

             -“Ve muhakkak ki kullarımdan bazıları vardır; onun imanını ancak zenginlik ıslah eder. Eğer onu fakir kılarsam; elbette onu bozmuş olurum.

            Ve kullarımdan bazıları vardır. Onun imanını ancak fakr-u zaruret ıslah eder. Eğer onu zengin kılmış olsam; elbette bunu bozmuş olurum.

            Ve kullarımdan bazıları vardır. O kimsenin imanını ancak sıhhat ıslah eder. Eğer onu hasta edersem; hastalık onu bozar.

            Kullarımdan bazıları vardır ki, bunların imanlarını ancak hastalık ıslah eder. Eğer ona sıhhat verirsem; bu sıhhat onu bozar.

            Ben kullarımın işlerini ilmimle tedbir ettim.

            Ve ben kullarımın kalblerini de biliyor ve haberdarım…”

Bu Hadis-i Kudsi’yi Enes(r.a) hazretleri rivayet etti. “Bahru’l Ulum” da olduğu gibi.                                                        

Kaynak: Ruhu’l Beyan Tefsiri Cilt 15 Sh.267

HERKESİN DÖNÜP GELECEĞİ YER

Bir edepsiz Behlül Dana’nın yüzüne bir avuç kül saçar ve başından külahını alıp kaçar.

Behlül de gözlerini silip kabristana doğru koşar “Ey Behlül, külahını kapan şu tarafa gitti. Sen kabristana varıp ne yapacaksın?” derler. Behlül: 

“Ne tarafa giderse gitsin, sonunda geleceği yer burasıdır.” der. 

Kaynak : Fazilet Takvimi 07 Temmuz 2011

DERS

İbrahim Ethem Hazretlerine hizmetçinin verdiği ders

Büyük veli İbrahim bin Ethem bir hizmetçi alır ve sorar:

“Senin ismin nedir? Seni nasıl çağırayım?”

“Siz hangi isimle hitap etmek ister, nasıl çağırırsanız adım odur.”

“Sen ne yersin?”

“Ne yedirirseniz onu yerim efendim.”

“Peki ne giyersin?”

“Ne giydirirseniz onu giyerim.”

“Ne iş yapmak istersin?”

“Ne iş emir ederseniz, onu yaparım.”

“Peki senin hiçbir isteğin, hiçbir arzun yok mu?”

“Hizmetçi sahibinin isteğini ve emirlerini yapar. O’nun sahibi varken kendi isteği ve arzusu olmaz.”  Bu sözler üzerine İbrahim Ethem hazretleri kendi kendine şöyle dedi:

“Ey İbrahim! Şu hizmetçinin itaat ettiği gibi sen hiç Rabbine böyle itaat ettin mi? Düşünmez misin Ey İbrahim! Bu ne haldir?”

Burası Han Değil mi?

Belh sultanı İbrahim b. Ethem, sarayında yaka divanını toplar. Vezirleri, âlimler, kumandanları, tebaası hazırdır. Dinin iç yüzünü savunurken, dışını berbat eden dervişler hakkında konuşulmakta. Sultan, o kum yığınları arasında altın parçalarının da bulunduğuna inanmaktadır. Bir ara kalabalıktan birisi konuşmaya başlar. Her sözü ile sultanın yüreğini deşmektedir. Yaklaşır. İbrahim Ethem:

“Sen kimsin? İşin gücün ne? Gözüm pek tutmadı seni?” der.

“Ben işsiz, güçsüz, evsiz, barksız biriyim, der adam. Rast geldiğim yere konarım, şimdi sana konuk olmaya geldim.” İbrahim Ethem sinirlenir, han işletmediğini, orasının konak olmadığını söyler. Adam:

“Burası han değil mi?” diye sorar.

“Burası İbrahim Ethem’in sarayı”

“Senden önce kim vardı burada?”

“Babam”

“Ya ondan önce, ondan önce?”

“Babam, babalarım”

“Birinin konup gittiği, öbürünün gelip konduğu yer han değil de nedir?”

İbrahim Ethem donar kalır.

Allah’ı (c.c.) Aramak

İbrahim Ethem (ks.) hazretleri,

Bir gece devlet tahtında mışıl mışıl uyuyordu. Sarayın tavanında bir ayak sesi işitti. Yerinden kalktı. Dağınık bir halde… Kendi kendine söylendi: -”O kim ola? Damda olan acaba kimdir? Bu vakitte sarayımızın damına çıkan kimdir?”

Cevâb geldi: -”Ey cihâh şâhı! Devemi kaybettim. Ben fakir ve müflis yaşlı bir kişiyim!”

Şah olduğu yerinde güldü. -”Sarayın damında deve ne gezer?”dedi.

İkinci cevâb geldi: -”İyi bahtlı genç! Hiç aranır mı Allah, tahtta yatmakla? Eğer sen yiyerek, uyuyarak ve rahatına bakarak Allah’ı ararsan; ben de damın köşesinde deve ararım!”

İbrahim Edhem gizliden bu sesleri ve öğütleri işitti. Hiç şüphesiz dünyadan feragat etti. Menzil, makam ve mevkilerinden tecrid eden bir yola girdi. Sonra bütün âlemlerde makbul bir kişi oldu….

Rûhu’l Beyan Tefsiri

Bir Karga Hikayesi..

80″ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen 45 yaşında ve saygın bir işi olan oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti.  O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Yaşlı baba kargaya gülümseyerek biraz baktıktan sonra oğluna sordu:

– Bu ne oğlum?

Oğlu şaşkın, cevapladı:

– O bir karga baba.

Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu:

– Bu ne oğlum?

Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı:

– Baba, o bir karga

Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu:

– Bu ne?

Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü:

– O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun ?!

Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti:

– Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun.  Sabrımı mı deniyorsun ?!

Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi:

“Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu.Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu…”

                                                                                                        ***

“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti.Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf” bile deme;  onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.” (İsra, 23)