Archive for Şubat 2013

Mahrem Yerler Nasıl Açılır?

Hz. İsa (a.s.), insanlara sorar;

–         Uyuyan bir kimseyi rüzgarla bazı mahrem yerleri açılmış görseniz, onu örter misiniz?

–         Örteriz, dediler.

–         Belki kapalı yerlerini açarsınız?

–         Sübhanallah! Nasıl açarız? Dediler. Hz.İsa(a.s.) buyurdular ki;

–         Yanınızda birisi çekiştirilirken kalan bildiğiniz daha gizli kusurlarını da siz açmıyor musunuz?..

***

 

H.Ş.: “Başkasının ayıplarını söyleyeceğin zaman kendi ayıplarını hatırla.” ( Buhârî, el-Edebü’l-Müfred)

H.Ş.:“Ne mutlu o kimseye ki, ayıpları, kendisini başkasının ayıplarını görmekten alıkoydu.” (Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Şuabu’l-îmân)

İmam-ı Gazali(r.h.), “Gıybetçiye diliyle karşı duramayan, kalbiyle reddetmekle mükelleftir.”Buyurmaktadır.

Reklamlar

KARI KOCA NASIL GEÇİNİR? BİR DELİYE BİR VELİ ROLÜ

Ebu Müslim Havlani bir toplulukta konuşulanları dinler.Hemen hepsi de hanımından şikayette bulunmaktadırlar. Ancak Ebu Müslim’de şikayet filan yoktur. Derler ki: – Veli gibi bir hanıma düştün de sesin sedan çıkmıyor değil mi?

Omuzlarını silkerek cevap verir:

– Bizimki veli filan değil kelimenin tam manasıyla delidir deli!…

– Öyle ise derler nasıl geçiniyorsun böyle deli biriyle?

Cevap verir:

– Ben usulünü biliyorum da öyle geçiniyorum, kavga gürültümüz o yüzden olmuyor!…

Büsbütün meraka düşerler.

– Deli gibi biriyle kavgasız gürültüsüz geçinmenin usulü nedir ki? diye sormaktan kendilerini alamazlar.

Şöyle izah eder Ebu Müslim, geçinmenin sırrını.

Der ki:

– Allahü Azimüşşan, Âdem Aleyhisselam’ı topraktan yarattığında bedenine önce aklı koydu. Akıllı bir adam oldu.

Sonra öfkeyi yarattı. Ona da Âdem’in bedenine girmesini emretti.

Öfke:

– Ben dedi. Âdem’in bedenine giremem. Çünkü orada akıl vardır! Akılla ikimiz bir yerde asla duramayız!…

Rabbimiz buyurdu:

– Ey öfke! Sen Âdem’in bedenine girmeye çalış, oraya yönel. Akıl senin geldiğini görünce hemen çıkıp gider, kendi yerini sana bırakır. Böylece sen de Âdem’in bedeninde hükmünü icra eder, onu deli yaparsın.

Ebu Müslim burada der ki :

– İşte biz hanımla bu konuda anlaştık. Dedik ki; mademki insana öfke gelince akıl gidiyor, insan delinin teki haline geliyor. Öyle ise evde kim öfkelenirse o an sanki o delidir. Deliye karşı ise bir veli lazımdır. Ben öfkelenirsem hemen farkına varacaksın, sabır gösterip ters cevap vermeyeceksin. Çünkü ben o an deli sayıldığımdan deli adamdan her şey beklenir diyerek veli rolüne gireceksin, aklım gelinceye kadar bir deliye bir veli rolü oynayacaksın.

Ebu Müslim burada şunu da ilave eder:

– Tabii der, bu sabır benim için de geçerli bir görevdir. Bazen hanım öfkelenir, bu defa o deli durumuna girer bana veli rolü düşer, ben bir veli gibi sabır gösterir, karşılık vermemeye çalışırım. Aklı gelip de akıllı insana muhatap olduğumu anlayıncaya kadar, bu sabır devam eder.

Ebu Müslim bundan sonrasını şöyle tamamlar:

– İşte der ey dostlar, benim hanımdan şikayetçi olmayışımın sebebi budur. Gül gibi geçinip gitmemizin sırrı da buradadır. Tavsiye ederim, siz de bir deliye bir veli rolü oynayın, öfkelenince karşı taraf veli rolüne girsin, sabır ve tahammülü esas alsın, göreceksiniz ki tartışma kısa zamanda son bulacak, taraflar birbirlerine karşı sevgiyle dolacak. Çünkü öfkeli taraf kendisine karşılık verilmeyişinin takdirini, minnettarlığını duyacak. Bu da mutluluk vesilesi olacak.

Sakın “bir deliye bir veli rolü basit bir şey” deyip de geçmeyin. Sadece bir deneyin yeter. İşte size güzel geçinmenin sırrı.

Kaynak: Yeni Aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları

http://kitap.mollacami.com/dini-hikayeler/bir-deliye-bir-veli-rolu.html

KABİR HASEB VE NESEB YERİ DEĞİLDİR.

  kabirrNebi Aleyhisselamın mübarek kerimeleri(kızı) Hz. Fatıma vefat ettiği zaman, cenazesini dört kimse alıp götürdüler. Götürenler: Hz.Ali Efendimiz ile iki oğlu: İmam Hasan ve Hüseyin ve Ebu Zerril Ğıfari(radıyallahü anhüm ecmeıyn) Hazeratı idi. Tam kabre götürdüklerinde  Ebu Zer ayağa kalkıp:

 “Ey kabir! Sen bilir misin ki, bu getirdiğimiz kimdir? Bu Nebi Aleyhisselamın mübarek kızı Fatıma(Radıyallahü anha) ve Hz. Ali’nin mübarek hanımı Fatımatüzzehra’dır. Hasan ve Hüseyin’in anneleridir.” Dediğinde kabirden bir nida işitildi: 

“Kabirler haseb ve neseb yeri değildir. Ancak ameli salih yeridir. Ben de ancak hayrı çok olan kalbi selim ve ameli halis olan necat(kurtuluşa erer) bulur.”(Mişkatül Envar)

          Fakıh Ebulleysi Semerkandi : 

         “Kabir azabından kurtulmak için, dört şeyden kaçınmak ve dört şeyi yapmak lazımdır.” Buyurdular. Yapılması lazım gelen dört şeyden biri, beş vakit namazı muhafaza(ifa etmek-kılmak) ve devam.    İkincisi, Fakirlere sadaka vermek. Üçüncüsü, Kur’an-ı Kerimi okumak. Dördüncüsü, çokça tesbih etmektir. Çünkü bunlar kabri ısıtır ve genişletir. Kaçınılması lazım gelen şeyler: Yalan söylemek, hıyanetlik etmek, koğuculuk yapmak, ayak üzeri olduğu halde bevil(idrar) etmektir. Çünkü Nebi Aleyhisselan Efendimiz: 

         “Bevilden kaçınınız. Zira kabir azabının çoğu bevildendendir.” Buyurdu.(Mişkatül Envar)

Kaynak : Mekasidu’t-Talibiyn Sahife 317      

***

HAMAL’IN İP VE KÜFE HESABI TIKLAYINIZ…

Kusur aramak

Adamın yolu, günün birinde bir dergâha düşer. Bir Mevlevi ile bir Bektaşi’nin sohbet ettiklerini görünce yanlarına yaklaşır. Mevlevi’nin giydiği kıyafetin kolunun geniş ve uzun olduğunu, hatta ellerini bile örttüğünü fark eder. Bektaşi’nin kıyafetinde ise tam tersi bir durum vardır; kolları kısa ve daracıktır; bilekleri dahi açıktadır. Sebebini öğrenmek ister.

Önce Mevlevi’ye sorar:

– Neden kıyafetinizin kolları bu kadar uzun?

– Özel bir sebebi var elbette. Biz, insanların günahlarını, ayıp ve kusurlarını örteriz.Giyim kuşamımıza da bu anlayışımızı yansıtıyoruz.

Adam Bektaşi’ye döner ve merakını gidermesini ister:

– Peki sizin elbisenizin kolları neden bu kadar dar ve kısa? Siz insanların günahlarını ve ayıplarını örtmez misiniz?

– Biz mi… Biz insanların günahlarını ve kusurlarını görmeyiz.

***

H.Ş.: “Başkasının ayıplarını söyleyeceğin zaman kendi ayıplarını hatırla.”(Hadîs-i Şerîf, Buhârî, el-Edebü’l-Müfred)

H.Ş.:“Ne mutlu o kimseye ki, ayıpları, kendisini başkasının ayıplarını görmekten alıkoydu.”(Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Şuabu’l-îmân)

Kötülüğü unutmak, İyiliği hatırlamak

Çölde yolculuk eden iki arkadaş, yolculuk sırasında aralarında tartışırlar. Biri diğerine tokat atar. Tokadı yiyenin canı çok sıkılır ama arkadaşına bir şey söylemez. Kum üzerine şu sözleri yazar: “Bugün en iyi arkadaşım bana bir tokat attı.” Yürümeye devam ederler. Tokadı yiyenin ayağı takılır. Düşerken başı kayaya çarpar ve kendini kaybeder. Arkadaşı, hemen yanına koşar, ona bakar ve iyileştirir. Bu defa, kaya parçasının üzerine, aynı kişi şu notu düşer: “Bugün en iyi arkadaşım benim hayatımı kurtardı.” Önce tokadı vuran, sonra da arkadaşının hayatını kurtaran kişi sorar: “Neden tokat attığımı kum üzerine, hayatını kurtardığımı ise kaya üzerine yazdın?” İşte arkadaşından aldığı cevap: “Biri bizi incittiğinde, kum üzerine yazmalıyız ki, rüzgâr estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize iyi bir şey yaparsa, onu kayaya kazımalıyız ki, hiçbir rüzgâr onu yok etmesin.”

Muhammed Bahaüddin Şah Nakşibend(k.s.) Hazretlerinden İnciler

KERAMET

Muhammed Bahaüddin Şah Nakşibend(k.s.) Hazretlerinden bir gün keramet göstermesini istediler; şöyle buyurdu:

-“Bunca günahla yeryüzünde gezebiliyoruz; bundan daha iyi keramet mi olur?”

ŞİKAYET

Buyurdular ki:

“Bir derviş, bir yerine batan dikenden şikayet ederse, önce şunu öğrenmesi lazımdır. Bu işe nereden, nasıl uğradı?”

NAKŞİBENDİYYE YOLU

Buyurdular ki:

-“Yolumuz, ender bulunan yollardandır. Sağlam halkadır. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz Hz.Muhammed Mustafa’nın sünnetlerine tutunmaktan başka bir şey değildir. Ashab-ı Kiramın takip ettiği yolu izlemekten başka bir gaye yoktur.”

BU YOLA NASIL GİRİLİR?

Buyurdular ki:

-“Kul, sizin yolunuza nasıl girebilir, nerden girebilir?”

-“Resulullah(s.av.) Hazret-i Muhammde Mustafa’nın sünnetlerine izlemek yolundan.”

Yakup A.S gözlerinin açılmasına sebep olan Yusuf A.S.’ın gömleği nereden geldi?

Ruhul Beyan(2/305) da beyan edildiğine göre Nemrut İbrahim Aleyhisselam’ı ateşe attığı zaman Allah(c.c) Cebrail(a.s.) ile Cennet’ten bir gömlek ve kilime benzer yaygı gönderdi. Cebrail(a.s.) gömleği Hz.İbrahim’e (a.s.) giydirdi, yaygıyı da serip üzerine oturttu. Sonra kendisi de oturup onunla konuşmaya başladı. İbrahim Aleyhisselam bu gömleği Hz.İshak’a giydirdi. O da Yakup Aleyhisselam’a,  Yakup Aleyhisselam da Yusuf Aleyhisselam’ın boynuna takmıştı. Yusuf Aleyhisselam kuyuya atıldığı zaman bu gömlek boynuna takılı idi. Üzerinde Cennet kokusu bulunan bu gömlek herhangi bir hastaya giydirildiğinde o hasta derhal şifa bulurdu. Nitekim Yakup Aleyhisselam’ın gözlerinin görmediği bir devrede Yusuf Aleyhisselam Mısır’dan müjdeci gönderdiği ve Kur’an-ı Kerim’in de beyanı vechile

“Bu gömleğimi alıp götürün. Onu babamın yüzüne sürün, gözleri görür olur” (Yusuf Suresi, Ayet:93)diyerek gönderdiği gömleğin bu gömlek olduğu edilen rivayetler arasındadır.

Kaynak : Ayetler Işığında Halilürrrahman İbrahim Aleyhisselam ve Urfa Tarihçesi Sahife : 62  Yazar :  Sabri YAZAR