Archive for Ocak 2013

ONU HAYVANLAR BİLE YEMEZ

1940’lı yıllarda o zamana kadar hiç köyünden çıkmamış bir adam bir işi için otobüsle seyahate çıkar. Otobüsün penceresinden çevresine bakarken tarlalarda başıboş dolaşan hayvanların yeşil bitkileri yemediğini görünce şaşırır. Yanındaki yaşlı adama sorar:

– Bey amca, bu hayvanlar bu bitkilere neden dokunmuyorlar. Bizim orada olsa tarlanın altını üstüne getirirlerdi. Adam gülerek:

– Evlad, dedi, sen o tarlalardaki bitkilerin ne olduğunu bilmiyorsun, galiba.

– Evet, bilemedim.

– Ona tütün derler, insanların onun yapraklarından sigara yapıp içtiklerine aldanma. Onu hayvanlar bile yemezler…

Kaynak : Fazilet Takvimi 07.05.2013

Reklamlar

Ecel geldiği zaman göz görmez olur.(Süleyman Aleyhisselam ve Hüdhüd Kuşu)

Allah (c.c.) Süleyman Aleyhisselam’a dünya saltanatı vermişti. Bütün dünyaya hükmediyordu. Bu arada bütün hayvanlar, -böcekler, kuşlar- hatta rüzgar da emrindeydi. Bir gün saltanat çadırını kurmuştu. Bütün kuşlar gelmişler, hünerlerini söylüyorlardı. Sıra Hüdhüd (İbibik) kuşuna gelmişti. O da:

– Ey Allah’ın Rasulü, benim hünerim de şudur. Yukardan baktığım zaman toprak altındaki suyu görürüm. Suyun ne kadar derinlikte olduğunu, rengini, toprak veya kaya arasından çıktığını anlarım, dedi. Ve ilave etti:

– Bir sefere çıkarken beni beraberinde götürürsen, benim bu konuda sana faydam olur, dedi.

Süleyman Aleyhisselam da onun bu teklifini kabul etti .

Bu sözleri duyan karga itiraz ederek dedi ki:

– Bu yalan söylüyor. Eğer o kadar hüneri varsa yerdeki tuzağı görsün. Bu, yerdeki tuzağı görmüyor, toprak altındaki suyu gördüğünü söylüyor.

Süleyman Aleyhisselam Hüdhüd’e dönerek:

Buna ne diyorsun? dedi.

Hüdhüd cevaben dedi ki:

– Ey hükümdarımız ve ey Allah’ın Peygamberi! Ben yalan söylemiyorum. Karganın söylediklerine inanmayın. Suyu görüp anladığım doğrudur. Yer üstündeki tuzakları göremeyişime gelince, o başka. Eğer kaza ve kaderimde tuzağa yakalanmak varsa o muhakkak olur. Yer üstündeki tuzağı da görürüm ama, kaderimde olanı göremem. O zaman gözüm görmez olur.

Hüdhüdün dediği doğruydu. Nitekim şöyle denilmiştir:

“Ecel geldiği zaman göz görmez olur.”

***

Ecelden kaçarken, eceline koşmak. tıklayınız….

MEZARLIKTA SEVAP PAYLAŞIMI

MEZAR H.Ş. : “Kabrindeki ölü, suda boğulmakta olup da her şeye sarılan kimse gibidir; evladından, ana ve babasından, kardeşlerinden ve yakınlarından dua bekler.Ölülerin kabirlerine, her gün hayattakilerin dualarından dağlar gibi nurlar iner.”(Deylemi) Salihlerden biri bir akşam, misafir olmak istediği köyün mezarlığına kadar gelmiş; ancak köyde bir tanıdığı bulunmadığından, mezarlığın tenha bir yerinde sabahlamaya karar vermiş. Yatsıyı kılıp duasını yaptıktan sonra otların üzerine yatıp uyumuş. Geceleyin İbretli bir rüya görmüş… Bütün kabir halkı ayakta, sevinçle bir şeyler paylaşıyorlarmış… Merak edip sormuş:

— Ey kabristan sakinleri, ne paylaşıyorsunuz böyle sevinçle? Biri cevap vermiş:

— Sevap paylaşıyoruz, sevap!

— Sevap sizin için çok mu önemli?

— Ne diyorsun sen! Ateşe düşen bir adamın, ateşin yakmadığı bir gömleği giymesi ne kadar mühimse, sevap da bizim için öyle önemli. Çünkü bizler de, sizin gibi hayatta iken bazı günahlar işlemişiz. Bu günahlardan dolayı burada ateş gibi sıcakların İçinde yatıyoruz. Ancak bize sevap hediye edilirse, onları sırtımızda sıcaklık geçirmeyen gömlek gibi hissediyoruz. Sıcaklığın te’siri azalıyor. Azabımız hafifliyor. Uyuyan zat tekrar sormuş:

— Söyler misiniz, bu taksim ettiğiniz sevabı kimler hediye etti? Bu sevabı yoldan geçen mü’minler hediye ettiler. Birçok insan mezarlıktan geçerken duygusuz ve anlayışsız şekilde dalgın-dalgın geçip gidiyor. Bir Fatiha üç İhlâs, yahut bildikleri bir duayı okuyup da ölülere hediye etmiyorlar. Ama öyleleri de var ki; yarın biz de öleceğiz, bize de okumazlar sonra, diyerek mezarlıktan geçerken hemen bildikleri duaları okuyup ölmüşlere hediye ediyorlar. İşte böyle bir grup geçti buradan… Akşamdan bu yana onların okuduklarının sevabını paylaşıyoruz. Artık bu sevaplarla bizi sıkan sıcaklığın te’sirinden biraz daha kurtulacağız. Bunun için sevinçli görüyorsun bizi… Misafir yolcu, bundan sonra gördüğü her mezarlıktan okumadan geçmemiş. Mutlaka bildiği dualardan okuyup hediye ederek, mevtaların sevap paylaşmalarına vesile olmaya gayret etmiş… *** H.Ş. : “Kabrindeki ölü, suda boğulmakta olup da her şeye sarılan kimse gibidir; evladından, ana ve babasından, kardeşlerinden ve yakınlarından dua bekler.Ölülerin kabirlerine, her gün hayattakilerin dualarından dağlar gibi nurlar iner.”(Deylemi)

H.Ş. : “Muhakkak cennette kişinin derecesi yükseltilir de ‘Bu derece bana nereden?’ diye sorar. Evladının sana istiğfarı sebebiyle denilir.” (Sünen-i İbn-i Mace)

H.Ş. : “Kul, ana ve babaya duâ etmeyi terk ettiği zaman, rızk ondan kesilir.(Ramuz’ul Ehadis – C.1,S.39/1) (Maddî ve mânevî nasip azalır, mahrûmiyet başlar…) *** Kelime-i Tevhidin Fazileti Şeyh Ebu Rebi der ki; bir sofrada yemek yiyecektik. Benim de okunmuş yetmiş bin Tevhid’im vardı. Hiçbir yere de bağışlamamıştım. Bizim soframızda genç, Salih bir delikanlı da vardı. Keşfi açıktı. Elini yemeğe sundu ve ağlamağa başları. Ne oldu dediler. Dedi ki; İşte Cehennem, anamı da Cehennemde görüyorum. Yemedi ve mütemadiyen ağlıyordu. Şeyh Ebu Rebi der ki: İçimden şöyle niyaz ettim. Allah’ım, biliyorsun ki benim okunmuş yetmiş bin tehlilim var. Bunu bu çocuğun annesinin Cehennemden kurtarılması için Ruhuna bağışladım. Bunları hep gizli ve kalbimle söyledim. Çocuk birden ağlamayı bıraktı. Gülerek El Hamdülillah anamı Cehennemden çıkardılar dedi ve bizimle yemek yemeye başladı. Ebu Rebi der ki; Bu vakıa bana iki şeyi indirdi. Biri, bu yetmiş bin Tehlil’e dair rivayet edilen Hadis-i Şerifin sahih olduğu, diğeri ‘de o gencin keşfinin sahih olduğudur. Tehlil okumanın tarifi: Abdestli kıbleye müteveccih oturup 25 Estagfirullah, l kerre Fatiha-i şerife, 3 aded İhlâs-ı şerif, 3 adet selâvat-ı şerife. Okuyup, Resul-ü Ekrem Sâllâüahu aleyhi vesellem efendimizin Ruh’u şeriflerine hediye etmeli. (LA İLAHE İ L L A L L A H ) ‘ı dürüst okumalı. Kaynak  : Muhyiddini Arabi Hazretlerinin eserinden alıntı yapılmıştır. *** Biz de her daim fırsat kollamaya çalışalım, ölmüşlerimize ve diğer ölmüş bütün mü’minlere hediyeler göndermekten geri kalmayalım… Hatta hayatta olan kardeşlerimizi de dualarımızdan eksik etmeyelim. Ölenin ruhuna hediye olmak üzere yapacağımız hayırlar-hasenatlar, hatimler, dualar için belli günleri beklememeli, her an her zaman onları hatırımızdan çıkartmamalıyız. Ruhlarını; Tevhid, İstiğfar, İhlâs ve Kur’an… hatimleriyle devamlı olarak şâd etmeye gayret etmeliyiz. Nitekim ölen mü’min için İhlâs-ı şerif hatminin önemini belirten Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: Sevdiğiniz ölmüş bir kişinin ardından, eğer 1000 defa Kul huvallhu ahad (İhlâs-ı şerif) suresini okursanız, o kişinin ruhunu azaptan kurtarmış olursunuz“. Onların azaptan kurtulması veya derecelerinin yükselmesi için bir alışkanlığımız var mı? Hafta da bir Yasin, Günde bir Fatiha üç İhlas okuyarak hediye ediyor muyuz veya 70.000 Kelime-i Tevhidi bölerek tamamlamaya gayretimiz var mı? Ayrıca insan yaptığı amelin sevabını başkasına bağışlayabilir. İster namaz olsun, ister oruç olsun, ister sadaka ve benzeri şeyler olsun fark etmez. 

Ecelden kaçarken, eceline koşmak.

 ecell

Tabiin devrinin büyük hadis, fıkıh ve kıraat imamlarından A’meş(rh)’ten rivayet:

-Azrail (AS) insan suretine girerek Süleyman(AS) ve orada bulunan bir adama dikkatlice baktı. Adam da bunu faketti. Azrail(AS) gidince, adam, Süleyman(AS)’a onun kim olduğunu sordu. Azrail olduğunu anlayınca,

“Bu benim canımı alacak gibi bir bakışla bana bakıverdi. Ben bundan korkuyorum.” dedi. Süleyman(AS),

“Ne yapmamı istiyorsun?” deyince, adam.

“Beni rüzgarla Hindistan’ın öbür kenarına attır” dedi. Süleyman(AS)’da adamın dediğini yaptı. Bir müddet sonra Süleyman (AS) yine Azrail(AS) ile karşılaşınca, önceki bakışının sebebini kendisinden sordu. Azrail(AS):

“Hindistan’ın doğusunda pek kısa bir müddet sonra yanındaki o adamın ruhunu kabza memurken, adamı burada senin yanında gördüğüm için ona şaşarak baktım, dedi. Ancak, kendi arzusu üzere ruhunu kabza memur olduğum yere ulaşınca, takdir yerini bulmuş, adamcağız ecelinden kaçarken, bilmeden eceline koşmuştu.” Hz. Süleyman(AS) Azrail’e:

“Hangi insanların canlarını alacağını nasıl bilirsin?” Diye sordu.Azrail (AS)’da:

“Bu hususta senden fazla bir şey bilmem. İsimler sayfa halinde önüme gelir. Bende onların ruhlarını kabzederim” dedi.

***

Ecel geldiği zaman göz görmez olur.(Süleyman Aleyhisselam ve Hüdhüd Kuşu) Tıklayınız…

BESMELE HAKKINDA BİR HİKAYE : YAHUDİ NEDEN BAYILDI?

Ali Efendi adında bir kuyumcu her işini besmeleyle yapardı: Komşusu kuyumcu bir Yahudi bir gün

Bu söylediğin nedir kuzum?” diye sorduğunda

Bu benim bekçimdir, her şeyimi korur! der. Yahudi aklı sıra Müslüman komşusunu yalancı çıkarmak kastıyla bir öğle vakti Ali Efendi’ye gelerek kıymetli bir yüzüğünü saklamasını ister. Ali Efendi

Bismillahirrahmanirrahım der ve yüzüğü besmeleyle kasasına koyup yine besmeleyle kasayı kapatır. Ali Efendi’nin ardından Yahudi, komşunun dükkanına girer ve bir fırsatını bulup yüzüğü kasadan alarak denize atar. Evine varan Ali Efendi’ye hanımı biraz balık almasını söyler. Ali Efendi taze tutulan balıklardan alır. Hanımı ayıklarken balığın içinden yüzük çıkar. Yüzüğü gören Ali Efendi tanır ve

Hanım!  Allah bugün herhalde bir Yahudi’yi Müslüman edecek! der, gidip yüzüğü tekrar besmeleyle kasaya koyar. Az sonra gelen Yahudi yüzüğünü ister. Ali Efendi besmeleyle yüzüğü verince bu durumu gören Yahudi baygınlık geçirir, kendine geldiğinde

Eşhedü ella ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Abduhü ve Resuluhdeyip Müslüman olur.

BEN ÖDEYECEĞİM.

Osmanlı şeyhülislamlarından olan Molla Fenari şeyhülislam olmadan önce Bursa kadısı idi. Onun kadılığı sırasında bir adam pazardan bir at satın aldı. Fakat alışverişin hemen arkasından atın hasta olduğunu fark etti. Geri vermesi gerekiyordu ama satın aldığı adam zorluk çıkartır, atın hastalığını kabul etmez diye önce kadıya gidip resmi kanaldan işi sağlama bağlamak istedi. Mahkemeye gittiğinde kadı Molla Fenari’yi yerinde bulamadı, işini ertesi güne bıraktı.
Fakat o gece at öldü. Adam ertesi gün olanları Molla Fenari’ye anlattı, mağdur olduğunu, ne yapması gerektiğini sordu. Molla Fenari:
– Senin zararını ben ödeyeceğim, dedi.
Adam hayretle Molla Fenari’ye baktı:
– Niçin siz ödeyeceksiniz, konuyla ilginiz ve suçunuz yok ki, dedi.
Molla Fenari:
Evet öyle görünüyor ama aslında benim de suçum büyük. Eğer sen dün makamıma geldiğinde ben yerimde olsaydım, olaya müdahale eder, atı geri verdirir, paranı iade ettirirdim. Bu imkan şimdi yok olmuştur. Senin zararına benim makamımda bulunmamam sebep olduğu için zararı ben ödeyeceğim, dedi.

HALİS NİYET

Medine-i Münevvere’nin etrafına Mekke müşriklerine karşı hendek kazıldığı günlerde Hz. Câbir bin Abdullah (r.a.) Resûlullâh’ı (s.a.v.) yemeğe davet etti. Hanımı bir oğlak kesip hazırlık yaptı.

Hz. Câbir’in (r.a.) iki erkek çocuğundan biri diğerine

“Annemin oğlağı nasıl kestiğini sana göstereyim mi?”

deyip kardeşini boğazlar. Annesi bir müddet sonra vaziyeti görünce çığlık atar. Diğer çocuk korkudan kaçarken fırının içine düşüp ölür. Kadın ikisinin cesedini de alarak eve götürür ve bir örtünün altına saklayarak Resûlullah (s.a.v) için yemek hazırlamaya devam eder.

Resûlullah (s.a.v) muhacir ve ensardan birçoğunu yanına alarak eve teşrif ederler. Hz. Câbir’in (r.a.) evi pek dardı. Resûlullah’ın (s.a.v)

“Allâh’ın evini genişletmesini ister misin?” buyurması üzerine

“Evet, yâ Resûlullah!” dedi. Resûlullah (s.a.v) dizleri üzerinde duâ etti. Câbir (r.a.)

“Seni gönderen Allâhü Teâlâ’ya yemin olsun ki çatı yükseldi, duvarlar da uzaklaştı.” dedi. Resûlullah (s.a.v) yemeği kendi elleri ile dağıtır ve Câbir’den davetlileri onar onar çağırmasını ister. Hepsi gelip doyuncaya kadar yerler.

Resûlullah (s.a.v) bu kez de

“Ey Câbir! Haydi, yavrularını çağır, gelsinler. Ben onlarla beraber yiyeceğim.” der. Câbir (r.a.) hanımına gider. Hanımı çocukların uyuduklarını söyler. Resûlullah (s.a.v)

“Nefsim kudretinde olan Allâh’a yemin ederim ki onlar olmadan yemeyeceğim.” buyurur. Hanımı çocukların uyuduğunu söylese de Câbir (r.a.) çocukları çağırmak üzere odaya girer üzerlerindeki örtüyü çeker ve onların birbirine sarılıp uyuduklarını görür. Alıp Resûlullah (s.a.v)’in huzuruna getirir. Biri Resûlullah’ın (s.a.v) sağına diğeri soluna oturur ve karınları doyuncaya kadar yerler. Resûlullah (s.a.v) tebessüm eder ve

“Ey Câbir! Cebrail’in bana anlattıklarını sana bildireyim mi?” der. Câbir’in (r.a.)

“Evet, yâ Resûlullah!” diye cevap vermesi üzerine çocukların başına gelenleri Cabir (r.a.)’e bir bir anlatır. Hz. Câbir (r.a.) ve hanımı çok sevinirler.

Kaynak : Fazilet Takivimi 24 Eylül 2012